Hüzün Dolu İçsel Bir Yol Hikayesi : Journey

Thatgamecompany’nin, başlangıcından sonuna dek hüzün dolu ve içsel yolculuğa davet eden oyunu Journey ile bambaşka bir dünyaya açılmaya hazır olun.

PS3‘e 25 TL karşılığında indirebileceğiniz bu eşsiz oyun daha önce oynadıklarımıza benzemiyor. Ne yarış var ne de kaybetmek. Puan toplamadığınız gibi kimseyi öldürmek – karşı kaleye gol atarak bir üst lige çıkmak zorunda değilsiniz.

Oyunun başında, ucu bucağı gözükmeyen çölün ortasında duran kırmızı pelerinli cinsiyetini bilemediğimiz ve rolüne bürüneceğimiz kahramanımızla karşılaşıyoruz. Tamamen içgüdülerimizle karşıda gördüğümüz ışığa doğru yönlenirken; yıkık kaleler ve ucunda kumaş parçaları havalanan mezar taşlarına benzettiğim kaidelerin yanına, bazen kumda kayarak bazen “O” tuşuna basıp beste yapıp – dans ederek ilerliyoruz. Boynumuzdaki minik kırmızı bir atkı var ve bu havalanıp uçmamızı sağlıyor. İlk defa kalelerin üzerinde karşılaştığımız sembollerden oluşan ışık ise, atkımızın boyunu, dolayısıyla uçuş süremizi uzatıyor. Çevremizde bizim gibi hareket eden tek şey bir kuş misali uçuşan kırmızı kumaş parçaları…

Bu kumaş parçalarının yanına giderek uçmamız için gerekli gücü atkımıza çekiyoruz. Bazen farklı bir yöne gidip, uçsuz bucaksız çölü görünce yalnızlıktan panikleyerek tek dostunuz kumaş parçalarını arıyorsunuz. (oyun boyunca bazen uçurtma, bazen de uçan halı gibi görünen bu nesnelere ben “kızlar” adını verdim 🙂 ) Yaptığımız tek notalı müzik, kumaş parçaları ile etkileşimi sağlayan yegane şey. Bu uçuşan kumaş parçaları, aynı zamanda oyun boyunca bize rehberlik edip – kaybolması kolay ortamlardan rahatça çıkmamızı sağlıyor. Atkımızı kısaltan düşmanlarımız da var üstelik… Başından sonuna dek çöllerde geçen oyunumuzda, zaman zaman yerçekimsiz ortamlarda yüzüyor, kar fırtınalarında sütunların arkasına gizlenerek ilerlemeye çalışıyoruz.

Kumların pırıltısında kayarak ilerlemek, yürürken karda ve kumda bıraktığımız izler, ahenkle uçuşan kumaş parçaları, oyunun sahnelerine göre değişen (Kederli ve hüzünlü, havada süzülüyormuş gibi coşkulu ve kaybolup gitmenin verdiği endişeyi yansıtan) müzik, oyunu ve aklımıza kazınan sahneleri eşsiz kılıyor. İlerlemeyi bırakıp, çevreyi uzun uzun seyre daldığım anlar çok oldu.

Oyunda kullanılan müzik ve kullanılan sembollerde Uzakdoğu havası var. Bölüm geçişlerinde karşımıza çıkan, bizden büyük ama bize benzeyen beyaz renkli kahraman ise yaptığımız aşama ile ilgili gurur duymamızı sağlayarak, taş sunaklar üzerinde yolculuğumuzu haritalıyor. Sonuç olarak oyun o kadar dokunaklı ki; sanki yaşadığınız zorluklar ve aşamaları kendi hayatınızmış ve o son an gelmişte, hayatımız film şeridi gibi gözünüzün önünden geçiyor duygusu yaşıyorsunuz. Hep yalnızsınız ama enerji verecek – yol gösterecek kumaşlar çevrenizde var.

Ben oyunu yalnız oynadım ancak çoklu oyuncu seçeneği de mevcut. Dilerseniz rastgele bir oyuncu seçip, eşsiz yolculuğunuza dahil edebiliyorsunuz. Arkadaşınızın olması demek onunla konuşacağınız anlamına gelmiyor elbette. İletişimin yolu, yapacağınız tek notalı müzik.

Her karesi ve sahnesi bir tablo güzelliğinde resmedilen Journey, sadece üç tuş kullanarak ve toplam iki saate yakın bir süre dış dünyadan koptuğunuz muhteşem bir oyun. Oyunun başından sonuna, gördükleriniz ve duyduklarınız karşısında derin bir hüzne ve yalnızlık duygusuna kapılıyorsunuz. Gözümü kapattığımda hala yaptığım müziği hatırlıyor ve uçuşan pelerinim ve atkımla havalarda süzülüyorum.

Dünyadan kısa süreliğine kopmak ve bu eşsiz yolculuğa çıkmak için vakit kaybetmeyin. Belki siz oynarken farklı duygular yaşarsınız, kim bilir!

 

  3Yorum

  1. Avatar menesekinci   •  

    Oyun içeriği hakkında, hikayesi hakkında biraz bilgi ararken yazınıza denk geldim. Çok güzel yazmışsın. Oyunda ki nizamı çok güzel aktarmışsınız. Elinize sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir