Skyline “Yukarıdaki Tehlike” Dikkat spoiler içerir ama filmle ilgili yararlı bilgi içermez…

Yılın filmi Skyline, güzel yurdumda Amerika ile birlikte aynı anda vizyona girdi. Belli ki yapımcılar bilim kurgudan anladığımızı ve gerekli değeri vereceğimizi sezmiş. Gelelim bu sanat eserinin genel değerlendirmesine. Film kısaca çok yeni bir konuyu ele alıyor. Uzaylılar geliyor, korku ve ölüm saçıyorlar ama destansı bir şekilde.
Kafama takılanlar;
  • Erkekler merakla ışığa ilk bakan oluyor, kadınlar çok mu korkak – çok mu ilgisiz!
  • Gemilerinin arkasındaki uçuşan krapon kağıtları ne işe yarıyor?
  • Uzay gemileri elektrikli süpürge gibi ama neden sizi içine çekerken romantik bir öpüşme yaşayabileceğiniz kadar yavaş bir çekim gücüne sahip?
  • Hamilelerin ilk tepkisi sigara dumanına tepki göstermek midir?
  • İnsan beynini löp diye omurilikle birlikte sökmek mümkün müdür?
  • Hamile olmak uzaylılar gözünde saygınlık kazandırır mı?
  • Gazı açıp uzaylı öldürecekseniz ağzınızda mutlaka bir sigara izmariti olmalı mıdır?
  • Evcil köpeğimiz (her filmde klişe olduğu üzere) neden havlayarak ölümümüze sebep olur?

Okumaya devam…

P*ç Güveysinden Hallice

Küfürü bile sevdiren, hemcinslerimin börek tepsili beyaz prensi Sami Hazinses’in atar döktürdüğü ilk kitabı “Piç Güveysinden Hallice”yi yüzümde buruk bir gülümseme ile az önce bitirdim. Kapağını açtıktan 24 Saat sonra okumayı tamamladığım kitabı; ilk satırından son satırına kadar, bana kendisi başından geçenleri kafası güzelken anlatıyormuş gibi bir hisse kapılarak okudum.

Tanıyanlar bilir, Sami’nin sohbetine doyum olmaz. Gözünüzü başka masalara kaydırmadan onu saatlerce dinleyebilirsiniz. Yurdum insanına özgü el kol hareketlerini kullanırken, gözlüklerini burnuna indirerek, sık sık bıyığını burup – ayakkabılarının en uç kısmına dalarak, derin derin anlatmasını büyük bir ilgiyle takip edersiniz. Akıcı ve kendine has üslubunu, içinde iyice harmanlayıp bir çırpıda okunan bir kitap haline getirmiş. Ben kitabı okurken, her satırı Sami bir tiyatro oyunu sergiliyormuş gibi gözümde canlandırdım. Belki ileride bu kitabı çağdaş bir tiyatro oyunu olarak sahnede izleyebiliriz.

İki dil bilen, belgesel uzmanı babasıyla atışmalarını, patron rolü oynadığı satırları, en büyük korkusu duş başlığının yarattığı endişeyi,  kadına dair yazdığı methiyeleri, gözünüzde canlandıracaksınız. Ancak bir benzerinin can evinden vurabileceğini, bile bile av olmasını, hüzünle karışık ve her satırda onun yanında olup – avutmaya çalışacağınız bir ruh haliyle okuyacaksınız.

120 Harfi bir araya getirip onlarca sayfa düşündüren Sami, atarlarını ince ince yerleştirdiği satır aralarında, edebi doluluğunun sinyallerini de veriyor. İçimizden çıkan, biz gibi kitapların bu ikincisini; kitap evlerinin yazar kasa önlerinde, çok satan bölümlerinde bulabilirsiniz. Seninle gurur duyuyorum Sami.

PuCCa Mektup yazdım sana

Sevgili PuCCa,

Kitabını henüz bitirdim. Parça parça takip ettiğim yazılarını, kitap halinde elime alıp okumak bambaşka bir duygu. Hayatından kesitler okumaya nasıl başladım – ne zaman bitti anlamadan. Kendine özgü üslubun ve sana özel kelimelerin, okumalarım boyunca beni hep gülümsetti. Hepimizin acılarını, kayıplarını, mutluluklarını ve şaşkınlıklarını “kendin olarak” cesurca ifade etmişsin.

Bakışlarındaki hüznün anlamını biliyorum… Kitabından konuşurken ürkek ve heyecanlı bazen endişeli oluşunun sebeplerini de.

PuCCam; hiçbir şeyi olmayanlar her şeyi olanlara hep saldırır ve zarar vermek ister. Senin her şeyin var; Harika bir yazarsın, gençsin, güzelsin, dostların var, seviliyorsun. Şimdiye dek kimse anlamadı belki de Marilyn Monroe ile neden kendini özdeşleştirdiğini. Ve hiç kimse senin kadar mutluluk ve neşe çıkaramadı yaşadığı acılardan.

Seni seviyorum, çok başarılısın daha da başarılı olacaksın. Okudukça daha da fazlası istenen, merakla beklenen yazarlardan birisin. Sen hep yıldızdın, şimdi ışıldıyorsun.

Okurların / takipçilerin mutlaka edinmiştir kitabını ama henüz almayanlar vakit kaybetmesin. Gözlerinizi doldururken, kahkahalar atabileceğiniz yılın en güzel kitabı bu. Üstelik bir arkadaşımız yazmış – üstelik bizim içimizden, ışıl ışıl parlayan biri…

Okumaya devam…

“Alevli Günler” yeni meşaleler yaktı!

Türk Eğitim Derneği’nin, iyi eğitim görmüş nesiller yetiştirme hedefini sürdürmek ve başarılı ancak maddi imkânları yetersiz öğrencilere üniversite eğitimlerinin sonuna kadar burs sağlamak amacıyla başlattığı “10.000 Genç Meşale Daha Aydınlık Türkiye” kampanyası kapsamında; Marjinal Reklam‘dan Başar Çankaya‘nın davetlisi olarak “Alevli Günler” adlı komedi oyununu hep birlikte izledik.

elde edilen gelirin Türk Eğitim Derneği’ne aktarıldığı oyun, 30 Mayıs 2010 günü İş Sanat’ta sahnelendi.
Oyunun öncesinde ise 2009 yılında en çok meşale yakan bireysel ve kurumsal destekçilere Türk Eğitim Derneği Genel Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu tarafından teşekkür plaketleri verildi.
Siz de bir meşale yakıp, daha aydınlık bir Türkiye için katkıda bulunabilirsiniz. http://www.turkegitimdernegi.org.tr/