Kaçan şampiyonluğun ardından…

Oysa her şey coşkulu başlamıştı, hava güneşli ve güzel cadde sokakları marşlar ve mutlu yüzler ile doluydu. Fenerbahçeliler günün erken saatlerinden itibaren formalarıyla tüm çevremizi sarı lacivert’e boyamıştı.

Maç biletleri çok önceden tükendiği ve karaborsada 350 TL ile 1000 $ arasında alıcı bulduğu için, maçı evde değil bildik güzel bir mekanda izlemeye karar verdik.

Okumaya devam…

Dany Brillant konserindeydik.

Pazartesi akşamı Dany Brillant konserindeydik. Konser, Haliç Kongre Merkezi’nde idi. Ulaşımı kolay, enfes manzarası olan bir kongre merkezi burası… Kıyısında saltanat kayıkları var ancak oturacak bank bulamıyorsunuz! Bir sürü şeyi akıl ederken, ek bir kaç bankı nasıl düşünmezler anlamadım. Çimler çamur içinde ve seyrek olduğu için ya ayakta dikilmek ya da merdiven basamaklarına oturmak zorundasınız.

Çocuk istismarı hem vicdanen, hem de hukuken ağır bir suçtur.

Çocuk istismarı hem vicdanen hem de hukuken ağır bir suçtur.

Çocuk istismarının acı tablosu yüreğimizi sızlatıyor… En rezil, en aşağılık örneklerin görüp – okuduğumuz şu günlerde destek gruplarının oluşması sevindirici.

Bireysel ve toplumsal olarak görevlerimiz var. Hepimiz çocuk olduk, o dönemi yaşadık. Biliyoruz ki çocuklar kendilerini koruyamaz, lütfen ailelerinden veya kendilerinden izin almadan onlara dokunmayın ki, onlarda (izinsiz dokunulmanın doğal olmadığını) algılayıp, izinsiz kendisine dokunulmaması gerektiğini bilsinler. Bazen internette bir fotoğrafa tıklamanın, görmenin bile vicdanımızı nasıl huzursuz ettiğini – içimizi yaktığını biliyoruz. Oysa o fotoğrafları ve yazılanları yaşadılar. Günümüzde tecavüzcü “Hiçbirimiz mükemmel bir ülke, mükemmel bir toplum ve mükemmel bir ailede yetişmedik” diyerek kendini savunmaya çalışıyor…

Pedofili ya da sübyancılık yetişkin bir kimsenin ergenlik öncesi çocukları cinsel açıdan çekici bulması ve onlara cinsel eğilim duymasına neden olan psikoseksüel rahatsızlıktır ve tedavi edilemez. Sübyancının cinsel dürtüsü kesilmezse istediğiniz kadar hapis cezası verin, istediğiniz kadar ruhsal terapiye alın, sonuç değişmez. Ceza evinden çıktıktan sonra yine sakat bırakacakları/öldürüp bir köşeye fırlatacakları çocuklar arayıp, bulurlar. Şu anda bütün çocuklar risk altında. Çocuklarımızı nasıl koruyacağız? Eve kapatarak mı, dışarıya çıktıklarında ellerinden sıkı sıkı tutup kimseyle göz teması kurdurmayarak mı? Ne kadar korursak koruyalım bu toplumla bir gün yüzleşecekler… Peki ya koruyamadığımız, ellerinden tutamadığımız o çocuklara ne olacak, şu an neler yaşanıyor başka evlerde!

Bir süre önce cinsel istismara uğrayan çocukların soruşturma ve yargılamada karşılaştıkları güçlükleri rapor haline getirildi.

Raporda şu konular var:
Okumaya devam…

Gennaration gülümsetir :)

Ali Rıza ESİN sayesinde elime Gennaration gazetesi ulaşıyor. Poşetinden çıkardığımda  yüzümde kocaman bir gülümseme oluyor. Sayfalarını karıştırmak görsel açıdan da büyük bir keyif.  Her satırını gazetenin içine gömülerek okuyorum.

Tanıdığım insanların, dolu dolu fikirlerini okumak gurur veriyor. İçimizden birilerinin kendi gündemimize yer verip, alternatif içerik sunması okuduklarımı daha da değerli kılıyor.

Bu ay; Uğur ÖZMEN’in “Müşteriyi dinleyin derlerse… Makalesinden ajandama geçen Henri FORD’un sözünü: “İnsanlara ne istediklerini sorsaydım, daha hızlı giden at üretirdim.” Sizinle paylaşmak istedim.

Reklama, reklamcılığa, pazarlamaya, teknolojiye, markadan sektöre… Zengin bir içerik sunan Gennaration ekibine uzun soluklu bir yayın hayatı diliyorum. Emeği geçenlerin ellerine sağlık, umarım her yeni sayı elime ulaşır ve gülümsemem devam eder.

Teşekkürler…

Gazeteyi http://www.gennaration.com.tr adresinden PDF formatında bilgisayarınıza indirebirsiniz.

Çocuklar Geleceğimiz

Yarının büyükleri haftalardır tören hazırlığında.

Onların adına hepinizin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyorum.

İçimizdeki çocuksu coşku ve telaş hiç kaybolmasın 🙂 hayata onlar kadar ön yargısız ve umutla bakabilmeyi becerelim.

Okumaya devam…

Hatırlanmak

Tüm gün her yanım çocuk ama Maerdy ‘deki çocuk arkadaşlarımı özlüyorum.

O kadar sosyal ve canlılar ki enerjileri hemen sizi sarıyor.  Üstelik prensip sahibi çocuklar bunlar…

Geçen yıl söylediği adını bu yıl hatırlamazsanız “olmadı ama” bakışı atıyorlar.

Onlar için hatırlanmak çok önemli, hepimiz için olduğu kadar.

 

Ah hayat ne yalansın ne de gerçek…

Ah hayat ne yalansın ne de gerçek…

Hayat, gerçekleri sevmeyen ve gerçeklere katlanmakta zorluk çekenler için dayanılması zor bir süreç. Günlük hayatın ağırlığı omuzlarıma çöktüğünde ya içimdeki çocuğa ya da çevremdeki çocuklara kaçarım…. Bu beni gülümsetir.

Geçen gün okul panolarına bakarken bazı resimlere gözüme takıldı, içim burkuldu.

Dokuz yaşındaki Hiran, fetüsten mezara tüm yaşamı bir sayfada çizivermiş. Renkli kalem kullanmayan, sadece kara kalem çalışan öğrencim her şeyin farkında. Çiziminde yüzü gülümsüyor, biliyor ki bir kıza aşık olacak – yaşlanacak, eli baston tutacak ve sakalları uzayacak.

Resmi incelerken Kazım Koyuncu’nun şu dizeleri aklıma geldi ;

Hayat denen sonsuzluğun
Karşısında bir çocuğuz
Düşe kalka büyürken
Kalkamayız çoğumuz…

………

Hayat acayip bir film şeridi gibi arada gözümün önünden geçiyor ama, tatlı tatlı 🙂