Gelin, 2025’in sinema ve dizi dünyasında öne çıkan yapımlarına birlikte bakalım. Yılın en iddialı filmlerini ve dizilerini, kısa ama yön gösterici notlar eşliğinde derledim.
Her yıl olduğu gibi hazırladığım “2025’in En İyi Filmleri – En İyi Dizileri” derlemesini bu kez eşim Hasan Yalçın’ın YouTube kanalında paylaştım.
Yayında konuşulan yapımların tamamını, genişletilmiş notlarıyla birlikte aşağıda bulabilirsiniz.
2025, büyük franchise’ların belirgin biçimde güç kaybettiği; buna karşılık karakter odaklı anlatıların, travmaların, sistem eleştirisinin ve ahlaki gri alanların öne çıktığı bir yıl oldu. Süper kahraman anlatıları yeni bir söz üretmekte zorlandı. Hikâyeler daha karanlık, daha kişisel ve daha sessiz bir hatta ilerledi. İzleyici olarak gösteriden çok anlam aradık.
2025’in En İyi Filmleri

2025 filmleri, yüksek sesle anlatılan büyük hikâyelerden çok karakterlerin iç dünyasına, bastırılmış duygulara ve sistemle kurulan sorunlu ilişkilere odaklandı. Gösterişli anlatılar geri çekilirken, suç, travma, yas, korku ve aidiyet gibi temalar daha sessiz ama daha kalıcı bir etkiyle işlendi. Tür sineması bu yıl özellikle dikkat çekiciydi; korku, gerilim ve bilim kurgu filmleri metaforlarla konuşmayı, izleyiciyi yönlendirmek yerine rahatsız etmeyi tercih etti. 2025, izleyicinin “ne oldu?”dan çok “bunun bedeli ne?” sorusuyla baş başa bırakıldığı bir yıl olarak öne çıktı.
Together
“Together, aşkı romantik bir bağ olarak değil, birlikte susmanın yarattığı ahlaki yük olarak anlatıyor.”
Bir çiftin ortak bir suç etrafında kenetlenmesini anlatan film, ilerledikçe ilişkilerde suç ortaklığının sevgiyle nasıl iç içe geçtiğini katmanlı biçimde sorguluyor. Hikâye, romantik yakınlıktan çok birlikte susmanın, gerçeği bastırmanın ve “biz olma” hâlinin bedeline odaklanıyor. Kamera dili bilinçli olarak mesafeli; karakterlere empati kurdurmak yerine izleyiciyi rahatsız eden bir gözlem alanı yaratıyor. Film, birlikte kalmanın her zaman bir kurtuluş olmadığını, bazen ahlaki bir yük hâline dönüştüğünü hissettiriyor.
One Battle After Another
“Bu filmde savaş hiç bitmiyor, sadece cephe değiştiriyor.”
Başlığı fiziksel çatışmayı çağrıştırsa da film esasen bitmeyen psikolojik savaşlar üzerine kurulu. Karakterlerin kazandığı her mücadele, yeni bir travmayı ve yeni bir iç hesaplaşmayı beraberinde getiriyor. Yapım, savaşın yalnızca cephede değil, insan zihninde ve gündelik kararların içinde sürdüğünü vurguluyor. Final, seyirciyi bilinçli olarak rahatlatmayan bir noktada bırakıyor; çünkü film için asıl mesele kazanmak değil, savaşın kişide bıraktığı izler.
Bugonia
“Bugonia, izleyiciyi memnun etmeye çalışmayan ama uzun süre akıldan çıkmayan bir film.”
Toplum, beden ve güç ilişkilerini grotesk bir dille ele alan film, rahatsız ediciliği bilinçli bir anlatım tercihi olarak kullanıyor. Estetik açıdan soğuk ve mesafeli; fikir düzeyinde ise oldukça saldırgan. Film boyunca “normal” kabul edilen her şey sistematik biçimde parçalanıyor. Seyirciye tutunacak güvenli bir alan sunmaması, Bugonia’yı yılın en zorlayıcı ama en kalıcı deneyimlerinden biri hâline getiriyor.
A House of Dynamite
“A House of Dynamite, patlamayı bir metafor olarak kullanmıyor; patlama ihtimaliyle insan psikolojisini sıkıştıran bir kriz filmi.”
Hikâye, patlama ihtimali etrafında şekillenen belirsizlik duygusunu merkeze alıyor. Karakterlerin psikolojisi mekândan çok zaman baskısı, kontrol kaybı ve yanlış karar ihtimali üzerinden inşa ediliyor. Fiziksel tehdidin kendisinden ziyade, o tehdidin sürekli yaklaşması ve ertelenmesi gerilimi besliyor. Film, panik anlarında ortaya çıkan insan doğasını serinkanlı bir gözle izliyor.
Sinners
“Sinners, blues’un kalbinde geçen, dönem atmosferini korkuyla birleştiren karanlık bir Southern Gothic masalı.”
1930’ların Mississippi Delta’sında geçen film, Southern Gothic atmosferi blues kültürü ve doğaüstü korku öğeleriyle harmanlıyor. Geçmişlerinden kaçmaya çalışan ikiz kardeşlerin kasabalarına dönüşü, kısa sürede müzik, inanç ve bastırılmış kötülüğün iç içe geçtiği karanlık bir anlatıya evriliyor. Korku, ani şoklardan çok dönemin ruhu, mekân hissi ve müziğin yarattığı tedirginlik üzerinden kuruluyor. Film, atmosferiyle olduğu kadar kültürel arka planıyla da güçlü bir dünya inşa ediyor.
Weapons
“Weapons, gerçek tehdidin ne olduğunu bilmemekle başlayan bir korku hikâyesi anlatıyor.”
Film, bir gecede kaybolan çocuklar üzerinden kolektif korku, güvensizlik ve kontrol kaybı duygusunu merkeze alıyor. Fiziksel şiddeti göstermek yerine, belirsizliğin küçük bir kasabada nasıl hızla paniğe dönüştüğünü izletiyor. “Silah” fikri somut bir nesneden çok, yetişkinlerin kendilerini güvende hissetme ihtiyacını temsil eden kırılgan bir kavrama dönüşüyor. Açılıştaki 02.17 detayı, hikâyenin ritmini daha ilk sahnede belirleyen güçlü bir zaman imzası olarak öne çıkıyor.
Korku Seansı 4: Son Ayin
“Son Ayin, korkutmak için bağırmıyor; fısıldıyor.”
Serinin bu halkası, ani korkular yerine ritüel, inanç ve sessizlik üzerine kurulu. Korku daha yavaş ama daha kalıcı ilerliyor. Film, serinin önceki yapımlarına kıyasla tonunu bilinçli biçimde ağırlaştırıyor ve atmosferi merkeze alıyor.
Ballerina
“Ballerina, intikamı kaba kuvvetle değil, ritimle anlatan bir aksiyon filmi.”
John Wick evrenini estetik bir intikam hikâyesine dönüştüren film, aksiyonu bir koreografi gibi ele alıyor. Dövüş sahneleri sert ama ölçülü; kamera, şiddeti sergilemekten çok hareketin ritmini ve akışını ön plana çıkarıyor. Film, aksiyon türüne zarif ama karanlık bir yorum getiriyor.
Companion
“Companion, sevgi ihtiyacının teknolojiyle nasıl karanlıklaştığını gösteriyor.”
Yalnızlık ve yapay zekâ ilişkisini romantize etmeyen film, bağlanma ihtiyacının tehlikeli tarafına odaklanıyor. Hikâye ilerledikçe izleyici, sevgi arzusunun nasıl manipülasyona açık bir zemine dönüşebildiğine tanıklık ediyor. Final, etik açıdan rahatsız edici sorular bırakmayı özellikle tercih ediyor.
Bring Her Back
“Bu filmde korku, gelen şeyden değil geri gelmeyenden doğuyor.”
Yas temasını korku türüyle harmanlayan yapım, kaybın geri döndürülemez doğasını merkezine alıyor. Korku unsurları fiziksel tehditten çok duygusal boşluklardan ve yokluk hissinden besleniyor. Film, yasın sessiz ve içten gelen tarafına odaklanıyor.
Hayal Kırıklığı Yaratan Filmler
Mission: Impossible – The Final Reckoning
“Büyük bir final vaadi vardı, orta karar bir kapanış geldi.”
Teknik açıdan son derece güçlü, aksiyon anlamında hâlâ yüksek standartlar sunan bir yapım olsa da anlatı düzeyinde tekrar hissi yarattı. “Final” olarak konumlanan hikâye, karakterler açısından beklenen duygusal karşılığı üretmekte zorlandı. Serinin geçmişine yaslanan yapı, yeni bir söz söylemek yerine güvenli bir kapanış tercih etti.
Superman
“Superman bu filmde bir sembol olmaktan çok bir marka gibi duruyor ve çok geri planda kalıyor.”
Karakterin ahlaki ağırlığı ve iç çatışması derinleştirilemedi. Film, Superman’i bir fikir ya da değerler bütünü olarak ele almak yerine, evrenin yeniden konumlandırılmasına hizmet eden bir figür olarak kullandı. Sonuç olarak ortaya, etkisi sınırlı ve temkinli bir anlatı çıktı.
Kaptan Amerika: Cesur Yeni Dünya
“Cesur bir dünya anlatıldı ama cesur bir karakter çizilemedi.”
Politik arka plan ve güncel meseleler ilgi çekici biçimde kurgulansa da ana karakterin iç yolculuğu yüzeyde kaldı. Yeni Kaptan Amerika’nın kimlik arayışı, anlatının merkezine tam anlamıyla yerleşemedi. Film, dünya inşasında iddialı, karakter derinliğinde ise temkinli bir çizgide ilerledi.
2025’in En İyi Dizileri

2025 dizileri, uzun soluklu hikâye kurmaktan çok yoğunluk, atmosfer ve karakter derinliği üzerine kurulu sezonlarla öne çıktı. Daha az bölüm, daha net temalar ve daha cesur finaller dikkat çekti. Diziler, izleyiciyi oyalamak yerine yüzleştirmeyi tercih etti; güç, kimlik, tükenmişlik ve kontrol başlıkları neredeyse tüm yapımlarda farklı biçimlerde karşımıza çıktı.
Paradise
“Paradise, mutlu olmanın bedelini sorgulayan bir dizi.”
Ütopya fikrinin kontrollü bir distopyaya nasıl dönüştüğünü sakin ama sert bir dille anlatıyor. Düzen, güvenlik ve mutluluk arasındaki denge, dizinin ana çatışma alanını oluşturuyor.
The Bear
“The Bear, başarının insanı nasıl yavaş yavaş öğüttüğünü gösteriyor.”
Yeni sezonda mutfak arka planda kalırken zihinsel yorgunluk ve tükenmişlik daha görünür hâle geliyor. Dizi, başarıyla gelen baskıyı çıplak bir gerçeklik hissiyle aktarıyor.
Andor – Sezon 2
“Andor, isyanın romantik değil pahalı bir şey olduğunu hatırlatıyor.”
Bürokrasi, fedakârlık ve bedel temaları sertleşiyor. İsyan, bu sezonda bir ideolojiden çok ağır sonuçları olan bir tercih olarak ele alınıyor.
Severance
“Severance bu sezon ‘ayrılmak’ fikrini bir lüks olmaktan çıkarıyor.”
Kimlik meselesi daha karanlık ve geri dönüşsüz bir noktaya taşınıyor. İş ve özel hayat ayrımı, artık bir kurtuluş değil, bir tuzak gibi hissediliyor.
The Pitt
Kurgusal Pittsburgh Travma Tıp Merkezi’nde geçen dizi, tek bir vardiya üzerinden acil servis çalışanlarının fiziksel ve zihinsel sınırlarını güçlü bir gerçekçilikle aktarıyor. Tempo, kaos ve duygusal yük sürekli yüksek tutuluyor.
Adolescence
“Adolescence, büyümenin artık daha erken ve daha sert yaşandığını söylüyor.”
Ergenliği romantize etmeyen yapım, dijital çağın baskılarını ve kimlik karmaşasını merkezine alıyor.
The Diplomat – Sezon 2
“Bu sezon diplomasinin arkasındaki yalnızlığı anlatıyor.”
Kriz anları sertleşirken kişisel bedeller daha görünür hâle geliyor. Güç, yalnızlıkla birlikte düşünülüyor.
Task
“Task, yapılması gerekenle yaşanması gereken arasındaki çatışmayı anlatıyor.”
Görev kavramı, fiziksel bir eylemden çok ahlaki bir yük olarak ele alınıyor.
Stranger Things
“Stranger Things bu yıl hikâyeden çok vedaya oynadı.”
Finale yaklaşırken duygusal kapanışlar ve karakter veda anları öne çıkıyor.
Untamed
“Untamed, vahşetin doğada değil insanda olduğunu söylüyor.”
Doğayı romantize etmeden, insanın sınırlarını ve içgüdülerini merkeze alan bir anlatı sunuyor.
The Four Seasons
“Dizi, insanların da mevsimler gibi değiştiğini hatırlatıyor.”
Zamanın ilişkiler üzerindeki etkisi, mevsimler metaforu üzerinden sakin ama etkili biçimde işleniyor.
Mobland
“Mobland, suçun bireysel değil örgütsel bir mesele olduğunu gösteriyor.”
Suç dünyasını stilize etmek yerine sistematik bir yapı olarak ele alıyor.
Hayal Kırıklığı – Dizi
Pluribus
“Pluribus, anlatacak çok şeyi olup ne söyleyeceğine karar veremeyen bir dizi.”
Fikir güçlü olsa da anlatı dağınık kaldı.



