Logo Yazılım, benim de katıldığım basın toplantısında yeni Logo Cloud ve Logo Edge çözüm aileleri ile Logo Base platformunu tanıttı. Toplantıda aldığım notları yazımda bulabilirsiniz.
Logo Yazılım, yeni Logo Cloud ve Logo Edge çözüm aileleri ile Logo Base platformunu tanıttı. Ancak şirketin ortaya koyduğu yeni dönem yalnızca ürünlerin yenilenmesinden ibaret değil. Logo, servisleşmeden yapay zekâ destekli iş uygulamalarına, hibrit mimariden gömülü finansal hizmetlere uzanan daha kapsamlı bir dönüşüme hazırlanıyor.
Logo Yazılım, Logo Cloud, Logo Edge ve Logo Base ile kurumsal yazılımlarda yeni dönemini başlatıyor
Bugün Logo Yazılım’ın iş dünyasının dönüşen ihtiyaçlarına yönelik geliştirdiği yeni nesil çözümlerini yakından tanımak üzere düzenlediği basın buluşmasındaydık.

Logo Grup CEO’su Mehmet Buğra Koyuncu, Logo Grup CTO’su İsmail Duran ve Logo Grup CMO’su Begüm Arş Türk’ün katılımıyla gerçekleşen toplantıda Logo Base platformu ile Logo Cloud ve Logo Edge çözüm ailelerini; yenilenen arayüzleri, yapay zekâ yetenekleri, yeni fonksiyonları ve şirketin önümüzdeki döneme ilişkin teknoloji yaklaşımıyla birlikte dinleme fırsatı bulduk.
İlk bakışta bir ürün lansmanı olarak görülebilecek toplantı, aslında Logo’nun kurumsal yazılımın geleceğini nasıl okuduğunu anlatan çok daha geniş bir çerçeve sundu. Servisleşme, bulut, hibrit mimariler, yapay zekâ ajanları, doğal dille veri erişimi, veri güvenliği, yeni lisanslama modelleri ve finansal servislerin iş uygulamalarının içine taşınması bu çerçevenin önemli parçalarını oluşturdu.
Logo artık ürün değil platform konuşuyor

Logo Grup CEO’su Mehmet Buğra Koyuncu’nun sunumundaki en önemli mesajlardan biri, şirketin yeni dönemi yalnızca üç yeni çözümün tanıtımı olarak görmemesiydi.
Koyuncu, Logo’nun 42 yıllık tarihinde farklı teknoloji paradigmalarından geçtiğine dikkat çekti. Mainframe sistemlerden kişisel bilgisayarlara, tek seferlik yazılım lisanslarından bulut ve abonelik modellerine uzanan değişimin ardından sektörün bugün yeni bir kırılma noktasına geldiğini söyledi.
Bu yeni kırılmanın merkezinde ise yapay zekâ, servisleşme ve sistemlerin giderek daha fazla aksiyon alabilir hale gelmesi bulunuyor.
Logo’nun geleneksel kurumsal yazılım yaklaşımını üç aşamalı bir gelişim çizgisiyle değerlendirmesi dikkat çekiciydi. İlk dönemde kurumsal yazılımlar esas olarak birer System of Record, yani verilerin kayıt altına alındığı sistemlerdi. Ardından System of Intelligence dönemi geldi ve kayıtlı verilerin analiz edilmesi, yorumlanması ve tahminlerde kullanılması öne çıktı.
Şimdi ise şirketin yöneldiği alan System of Action.
Burada kurumsal yazılım yalnızca veriyi saklayan ya da analiz eden bir yapı olmaktan çıkıyor. Sistem, belirli görevleri tetikleyebiliyor, kullanıcıya öneriler sunabiliyor ve bazı süreçlerde belirlenen kurallar çerçevesinde aksiyon alabiliyor. İnsan ise sistemin dışında bırakılmıyor; kritik karar ve onay noktalarında kontrolü elinde tutmaya devam ediyor. Koyuncu, Logo’nun yapay zekâ yolculuğunu da akıllı asistanlardan otonom görevlere doğru ilerleyen bu yapı üzerinden tarif etti.
Bu nedenle Logo Base, Logo Cloud ve Logo Edge’i ayrı ayrı ürün isimlerinden çok, Logo’nun önümüzdeki yıllardaki ürün geliştirme anlayışının üç temel bileşeni olarak okumak gerekiyor.
Servisleşmenin payı yüzde 86’ya ulaştı
Toplantıda paylaşılan rakamlar, Logo’nun iş modelindeki dönüşümün önemli ölçüde gerçekleştiğini de gösteriyor.
Koyuncu’nun verdiği bilgiye göre bulut, SaaS ve kullanım bazlı servisleri kapsayan tekrarlayan gelirlerin Logo’nun toplam gelirleri içindeki payı yüzde 86 seviyesine ulaştı. SaaS gelirlerinin toplam gelirler içindeki payı ise yüzde 54’ten yüzde 59’a yükseldi.
Bu dönüşüm yalnızca son döneme ait değil. Koyuncu, 2011 sonunda tekrarlayan gelirlerin Logo’nun toplam gelirleri içerisindeki payının yalnızca yüzde 7 olduğunu hatırlattı. Şirket bu nedenle bugün geldiği noktayı yıllara yayılan servisleşme stratejisinin sonucu olarak değerlendiriyor.
Bu model kullanıcı tarafında da önemli bir değişim yaratıyor.
Tek seferde yüksek lisans bedeli ödemek yerine aylık, yıllık veya kullanım bazlı modeller devreye giriyor. Böylece işletmeler yazılıma daha düşük başlangıç maliyetiyle erişebilirken ihtiyaçları büyüdükçe kullandıkları servisleri genişletebiliyor.
Koyuncu’ya göre bu dönüşüm yazılım şirketleri açısından da daha sert bir değer testini beraberinde getirecek. Çünkü müşterinin sisteme giriş maliyeti azaldıkça sağlayıcı değiştirmek de kolaylaşacak. Dolayısıyla müşteriye gerçek verimlilik ve değer üreten yazılım şirketlerinin ayrışacağı bir dönem ortaya çıkacak.
KOBİ’lerde hâlâ büyük dijitalleşme alanı var

Logo’nun yeni platform stratejisinin arkasındaki önemli gerekçelerden biri de Türkiye’de işletmelerin dijitalleşmesinde hâlâ önemli bir büyüme alanının bulunması.
Koyuncu’nun sunumda aktardığı verilere göre Türkiye’de işletmelerin ERP kullanım oranı yüzde 32,3 seviyesinde bulunuyor. CRM kullanım oranı yüzde 13,6, iş zekâsı ve benzeri çözümlerin kullanım oranı ise yüzde 7,8 seviyesinde.
Büyük işletmelerde tablo önemli ölçüde değişiyor. 250 ve üzeri çalışanı bulunan işletmelerde ERP kullanım oranı yaklaşık yüzde 80 seviyesine çıkarken, daha küçük işletmelerde penetrasyon belirgin biçimde geriliyor.
Söz konusu tablo, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler tarafında kurumsal yazılımların önünde hâlâ geniş bir büyüme alanı bulunduğuna işaret ediyor.
Logo’nun bulut tabanlı ürünlerde farklı işletme büyüklüklerine göre daha erişilebilir paketler oluşturması da bu açıdan önemli. İşletme bugün temel bir çözümle başlayıp ihtiyacı arttığında daha gelişmiş pakete geçebiliyor; bu sırada verisini ya da oluşturduğu iş süreçlerini kaybetmeden yoluna devam edebiliyor.
Logo Base tek giriş kapısı oluyor

Yeni mimarinin merkezinde Logo Base bulunuyor.
Logo Base, kullanıcının Logo dünyasındaki farklı uygulamalara tek bir Logo Kimliği üzerinden ulaşmasını sağlayan ortak platform olarak konumlanıyor.
ERP, CRM ve WMS dahil olmak üzere lisans sahibi olunan farklı Logo çözümleri arasında tek noktadan geçiş yapılabiliyor. Böylece her uygulama için ayrı kullanıcı adı ve parola oluşturma zorunluluğu ortadan kalkarken kurulumlar, güncellemeler ve uygulamalar arasındaki geçişler de merkezi hale geliyor.
Firma adına tanımlanan hesap yöneticisi, şirkete ait Logo lisanslarını tek noktadan görüntüleyebiliyor ve uygulamaların kurulumlarını yönetebiliyor. Kullanıcı ise kendisine tanımlanan uygulamalara Logo Kimliği üzerinden erişebiliyor.
Logo Base’in bir diğer önemli bileşeni de yapay zekâ destekli dijital danışman. Kullanıcılar ürünlerle ilgili dokümanlara ve videolu anlatımlara bu yapı üzerinden erişebiliyor.
Buradaki asıl değişiklik ise kimlik sisteminin yalnızca giriş işlemi için kullanılmaması.
İsmail Duran’ın anlattığı modele göre kullanıcının kimliğinin bilinmesi, deneyimin zaman içerisinde kişiselleştirilmesine de imkân sağlayacak. Kullanıcının hangi raporlarla daha fazla ilgilendiği, hangi servisleri kullandığı veya belirli iş süreçlerinde hangi verilere öncelik verdiği gibi davranışlar üzerinden daha kişiselleştirilmiş bir yazılım deneyimi oluşturulması hedefleniyor.
Logo Cloud doğal dili merkeze alıyor
Logo Cloud, şirketin tamamen bulut tabanlı çözüm ailesini bir araya getiriyor.
Yeni altyapı ve kullanıcı deneyimi ön muhasebeden ERP’ye kadar farklı işletme ihtiyaçlarını kapsarken, sade ekranlar ve daha bütünleşik bilgi mimarisiyle kullanıcıların sisteme adapte olma süresinin azaltılması hedefleniyor.
Burada öne çıkan özelliklerden biri yapay zekâ destekli dijital danışman.
Kullanıcı artık karmaşık rapor ekranları veya sorgular hazırlamak yerine sisteme doğal dilde soru yöneltebiliyor. Örneğin “Son üç ayda en çok satış yaptığım ürün hangisi?” sorusu doğrudan sisteme sorulabiliyor ve ilgili veriler rapor olarak kullanıcıya sunulabiliyor.
Toplantıda verilen örnekler bunun yalnızca raporlama ile sınırlı kalmayacağını gösteriyor.
Bugün sistem verileri analiz ederek özet çıkarabilir veya öneriler sunabilirken sonraki aşama, belirli işlerin uçtan uca yapay zekâ tarafından yürütülmesi.
Örneğin ay başında personel puantajlarının hazırlanması, bordro süreçlerinin oluşturulması veya banka gönderimleri için gerekli ön hazırlığın gerçekleştirilmesi gibi görevlerin sistem tarafından yürütülmesi; yalnızca karar gerektiren noktada insan onayına başvurulması gelecekteki kullanım senaryoları arasında bulunuyor.
Logo Edge hibrit yapıyı güçlendiriyor
Her işletmenin tüm sistemlerini kısa sürede tamamen buluta taşımasının mümkün olmadığı gerçeğinden hareket eden Logo Edge ise on-premise sistemlerle bulut servislerini bir araya getiriyor.
ERP’den depo yönetimine, CRM’den saha satış yönetimine, veri analitiğinden insan kaynaklarına uzanan farklı uygulamalar yeni mimari altında bulut servisleriyle zenginleştirilebiliyor.
Logo’nun Tiger ve Netsis ERP ürün grupları ile j-Platform ürünü de Logo Edge çatısı altında yeniden konumlandırılıyor. Çözümler Logo Edge T-Series, N-Series ve J-Series olarak farklı işletme ihtiyaçlarına göre sunuluyor.
Burada şirketin yaklaşımı mevcut kullanıcı alışkanlıklarını tamamen ortadan kaldırmak değil.
Uzun yıllardır Tiger veya Netsis kullanan işletmeler tanıdıkları iş akışlarını korurken yeni kimlik, bulut, yapay zekâ ve servis katmanlarından yararlanabilecek.
Logo Edge’in dikkat çeken fonksiyonlarından biri de satın alma sürecindeki online teklif toplama yapısı. İşletme tedarikçilere teklif taleplerini sistem üzerinden iletebiliyor, gelen teklifleri tek ekranda karşılaştırabiliyor ve seçtiği teklifi siparişe dönüştürebiliyor.
Yapay zekâda güvenlik katmanı kritik
Basın mensuplarından gelen sorular toplantının en önemli tartışma alanlarından birini de ortaya çıkardı.
Yapay zekâ kullanılırken şirketlerin finansal, ticari ve operasyonel verilerinin üçüncü taraf modellere aktarılması önemli bir güvenlik sorunu oluşturuyor. Gelen soru üzerine Logo Grup CTO’su İsmail Duran, özellikle Logo Edge tarafında şirketlerin kritik verilerinin kontrolsüz biçimde dışarı çıkarılmadığını anlattı.
Duran’ın verdiği bilgiye göre sorgu gerekli bağlama dönüştürülüyor ancak kritik veri yerelde tutuluyor ve sonuç yine yerel veri üzerinden üretiliyor. Logo’nun yapay zekâ yönetimi konusunda ISO 42001 standardı çerçevesinde de çalıştığını belirtti.
Mehmet Buğra Koyuncu ise konuyu daha geniş bir perspektiften değerlendirdi.
Koyuncu’ya göre kurumsal yazılım şirketlerinin yapay zekâ dönemindeki en önemli rollerinden biri tam olarak burada ortaya çıkacak. Büyük dil modelleri çok güçlü olabilir ancak şirket verisinin hangi modele, hangi koşullarda açılacağı kritik önem taşıyor.
Logo bu nedenle müşterilerine ait verileri doğrudan genel amaçlı büyük dil modellerinin kullanımına açmak yerine, modelleri servis olarak kullanıp müşteri verisinin kontrollü sistem içerisinde kalacağı bir yapı kurmayı hedefliyor.
Koyuncu, önümüzdeki dönemde güvenin kurumsal yazılım şirketlerinin en önemli rekabet alanlarından biri olacağını düşünüyor.
Klavye ve ekran merkezden çekilebilir
Toplantıda gelen bir başka soru ise yapay zekânın kurumsal yazılım kullanım biçimini ne kadar değiştireceğiydi.
Burada Koyuncu oldukça dikkat çekici bir gelecek perspektifi çizdi.
Bugünkü kurumsal yazılım deneyimi büyük ölçüde monitör, klavye, ekranlar, formlar ve veri giriş alanları üzerinden ilerliyor. Ancak doğal dil ve farklı insan-makine etkileşim yöntemleri geliştikçe bu arayüzlerin öneminin azalması mümkün.
Koyuncu’ya göre gelecekte kullanıcılar bazı işlemleri konuşarak gerçekleştirebilir, farklı yöntemlerle onaylayabilir ve geleneksel form tabanlı yazılım kullanımının önemli bir bölümü ortadan kalkabilir.
Asıl değer ise arayüzün kendisinden çok; güvenilir veri, doğru yetkilendirme, kural setleri ve regülasyonlarla uyumlu işlem altyapısında olacak.
Yapay zekânın maliyeti tartışılacak
Koyuncu’nun toplantıda dikkat çektiği bir başka konu, bugün yapay zekâ servislerinin gerçek ekonomik maliyetinin kullanıcı tarafından henüz tam olarak hissedilmemesi oldu.
Koyuncu, yapay zekâ sektöründe büyük teknoloji şirketlerinin çok yüksek altyapı yatırımları gerçekleştirdiğini ve mevcut fiyatların önemli ölçüde büyüme odaklı stratejilerin etkisi altında olduğunu söyledi.
Kurumsal kullanım büyüdükçe yapay zekâ maliyetlerinin şirketlerin önemli gider kalemlerinden birine dönüşebileceğini belirten Koyuncu, bu nedenle model seçimi ve kullanım optimizasyonunun profesyonel şekilde yönetilmesi gerektiğini savundu.
Logo açısından bu yaklaşım, her işlemde aynı modeli kullanmak yerine ihtiyaca göre farklı yapay zekâ modellerinin devreye alınması, bağlamın doğru kurulması ve özellikle finans, muhasebe ve vergi gibi hata toleransının düşük olduğu alanlarda yapay zekânın belirlenmiş kurallar içerisinde çalıştırılması anlamına geliyor.
Bu nokta önemli. Çünkü Logo, yapay zekâ çağında kurumsal yazılım şirketlerinin rolünün ortadan kalkacağını değil, değişeceğini düşünüyor.
Yeni rol; genel amaçlı yapay zekâ modelleri ile işletme arasında güvenli, alan uzmanlığına sahip, maliyeti kontrol eden ve regülasyonları gözeten bir katman oluşturmak.
Finansal hizmetler ERP’ye gömülebilir mi?
Toplantının sonunda benim yönelttiğim soru ise kurumsal yazılımlar ile finansal hizmetler arasındaki giderek bulanıklaşan sınıra ilişkindi.
Finansal hizmetlerin giderek daha fazla gömülü hale geldiği bir dünyada; yeni Logo mimarisiyle birlikte bir işletmenin bankacılık, ödeme, tahsilat ve hatta nakit yönetimi işlemlerini ERP sisteminden çıkmadan gerçekleştirmesi mümkün olabilir mi?
Logo Grup CEO’su Mehmet Buğra Koyuncu’nun yanıtı, bu dönüşümün önündeki temel engelin teknoloji olmadığını ortaya koydu. Koyuncu, bu işlemlerin önemli bölümünün teknik olarak halihazırda belirli bir noktaya kadar yapılabildiğini belirterek asıl sınırın regülasyonlardan kaynaklandığını söyledi.
Logo Ödeme’nin kurulmasını ve ödeme başlatma hizmetleri alanındaki lisanslama çalışmalarını da bu stratejinin parçası olarak değerlendiren Koyuncu, finansal servislerin gelecekte Logo’nun platform yapısı üzerinde ayrı servisler veya yapay zekâ ajanları şeklinde konumlandırılabileceğine işaret etti.
Ancak para hareketi söz konusu olduğunda hangi uygulamanın hangi işlemi ne ölçüde gerçekleştirebileceği, ne kadar yetkilendirilebileceği ve kullanıcı onayının hangi aşamalarda gerekli olacağı henüz yalnızca teknoloji şirketlerinin cevaplayabileceği sorular değil.
Koyuncu bu alanı, devletlerin ve düzenleyici otoritelerin de yeni deneyim kazandığı bir gri bölge olarak nitelendirdi. Yapay zekâ ajanlarının ve yazılım servislerinin finansal işlemlerde ne kadar yetkili olacağı önümüzdeki dönemde düzenlemelerle birlikte şekillenecek.
Dolayısıyla işletmenin ERP ekranından çıkmadan ödeme, tahsilat, bankacılık ve nakit yönetimi işlemlerini gerçekleştirdiği yapı teknik olarak giderek daha mümkün hale geliyor. Fakat bu geleceğin hızını belirleyecek başlıca unsur teknolojinin kapasitesinden çok regülasyonların hangi sınırlar içerisinde izin vereceği olacak.
ERP artık işlemin başladığı yer
Logo’nun anlattığı dönüşümde benim açımdan en dikkat çekici nokta yeni bir arayüz, yeni bir bulut ürünü ya da tek başına yapay zekâ özelliği değil.
Asıl değişim, ERP’nin rolünün yeniden tanımlanması.
ERP yıllarca işletmenin gerçekleştirdiği işlemlerin kaydedildiği merkezi sistemdi. Sonrasında verilerin analiz edildiği karar destek platformuna dönüştü. Şimdi ise ödeme yapmak, satın alma başlatmak, tedarikçiden teklif toplamak, finansal veriyi analiz etmek, anomaliyi tespit etmek ve belirli süreçleri otonom şekilde yürütmek isteyen bir işlem merkezine doğru ilerliyor.
Logo Base, Cloud ve Edge’i bu nedenle yalnızca yeni ürün isimleri olarak okumak eksik kalabilir.
Şirketin ortaya koyduğu vizyon gerçekleşirse kurumsal yazılım ile bankacılık, ödeme sistemleri, yapay zekâ, veri analitiği ve iş süreçleri otomasyonu arasındaki sınırlar önümüzdeki yıllarda çok daha belirsiz hale gelecek.
Ve tam da bu noktada yeni rekabet alanı yalnızca “hangi yazılım daha fazla fonksiyon sunuyor?” sorusuyla şekillenmeyecek.
Hangi platform işletmenin verisini daha güvenli yönetiyor, hangi süreçleri gerçekten otonomlaştırabiliyor, farklı servisleri ne kadar sorunsuz bir araya getiriyor ve bütün bunları regülasyonların izin verdiği sınırlar içinde ne kadar güvenilir biçimde gerçekleştirebiliyor?
Logo’nun yeni dönem stratejisinin asıl sınavı da burada başlayacak.


