Tatile çıkıyorsunuz ve kıskançlıkla uğraşmayacağınız – kafanızın rahat olduğu günler geçirmek mi istiyorsunuz? Eşiyle, sevgilisiyle denizi bol tatil düşünenlere işlevsel tüyolarım var.
Malum sıcaklar iyice bastırdı, insanın canı denize girmek – yan gelip, yatarak dinlenmek istiyor. Tatil bu hepimizin hakkı, yıl boyu çalıştık – didindik ama ya sahildeki tahlikeler ne olacak?
Tehlikeden, keyfinizi kaçırmaktan ne kast ettiğimi siz iyi bilirsiniz. Türkiye’yi tatil cenneti sanıp, bikini altlarını çekiştiren, bazen üstsüz güneşlenen, selülitten ve yağdan bihaber iğrenç turist kızlardan bahsediyorum.
Tüm yıl yediğimi ve içtiğimi inkar edecek değilim, belimdeki simit ortada… Bikini giymeme 1 hafta kala yediğim ekmek dilimlerinden ikişer eksiltip, günde 4-5 mekik hareketi yaptığım da doğru. Tatil için zihinsel ön hazırlığım ise iki hafta sürdü, bu yüzden emeğime saygı duyun ve okuyun.
Gideceğiniz şehri seçmeden önce iyi düşünün. Bazı şehirler, ülkeler ölümcül olabilir ve önlem alsanız bile tehlike saçabilir. Arkadaşlarınızla bol bol konuşun, araştırın – endişelerinizi bir arkadaşınızın endişesi gibi anlatabilir veya laf arasında çevre nasıldı diye de sorabilirsiniz.
Şehri seçtiyseniz, otel kısmına geçebilirsiniz. Özellikle araştırmanız gerekenler aile otelleri. Yıldızı kaç tane olursa olsun, avantajları saymakla bitmez.
Şehri, oteli seçtikten sonra gelelim yanınıza almanız gerekenlere;
- İyi bir gözlük bezi (eşinizin güneş gözlüğünü zırt pırt silmeniz için bahane)
- Palet ve şnorkel (plajda önlenemeyen tehlikelere karşı yanınızda bulunsun)
- Meseğiyle ilgili eğlenceli bir kitap (okumaya doymasın, çevresine bakmaya fırsatı olmasın)
- Göstermelik güneş kremleri ve yağlar (erkekler fazla kullanmaz ama cildi hassas bir eşiniz varsa kullanmak konusunda diretebilir. Sürüyormuş gibi yapıp, hafifçe haşlanmasına izin verin. Tatilin bir kısmını otel odasında, klima – televizyon karşısında geçirtmek için birebir.)
- Oyunlarla dolu iPad (boş duran eşi kimse sevmez)
- Kaliteli bir kulaklık (dış sesleri kesip, tatili sevimli kılar)
Gelelim oda keşfine. Odanıza yerleştiniz ama balkon tehlikeleri var. İlk odaya girişte balkon kontolü yapın, sağdan – soldan tehlike var mı? Balkon pervazlarına asılan mayolar sahibini ele verir. Yok gibi görünen bikinili balkonlar tehlike, sofra bezi kıvamında olan mayolar dosttur. Tehlike görürseniz hemen odayı beğenmediğinizi söyleyip değiştirin.
Eşiniz odada dinlene dursun, siz havuz ve plaj denetimine başlayabilirsiniz ama yanınıza para alın, lazım olacak 🙂
Havuzlar büyük tehlike, alan dar – şezlonglar tıkışık, bakıp göz kayması yaşanacak küçük ve tehlikeli bir alan… kaçış zor. Baktınız çevrede tehlike sinyalleri var, odaya döner dönmez havuzun çocuk kaynadığını ve bir çocuğun havuza çişini yaptığını gözlerinizle gördüğünüzü söyleyin. Yalan bile olsa, söylerken ayağınızı kaldırırsınız olur biter 😉 Çok fazla ses olduğunu, dinlenmeye geldiğinizi, havuzu bu yüzden tercih etmemenizin daha iyi olacağını ekleyin.
Geliyoruz plaja, burada size asistan desteği şart. Şezlong ve şemsiye sorumlusu ile tanışın, para cebinizde olsun. Her sabah plajın tam ortalarında (denize yakın ilk sıra korkunç tehlikelidir, duş bölgeleri de keza öyle) ailelerin arasında bir yer istediğinizi belirtin. İlk bahşişiniz şişkin olsun, bunun geldiği yerde daha çok var rahatlığını da takınmayı ihmal etmeyin. Bundan sonra rahatsınız, eşiniz sağa döndüğünde çatlak ve sarkmış bir göbek, sola döndüğünde 1-2 kilo fazlası olan sizi görecek. Bu konuda başarılı olursanız, gerisi kolay… eşinizin görebileceği tek üstsüz muhtemelen ön şezlongda çocuğunu emziren anne olacak. Ailelerin ortasına düştüğünüz için öne baksa ne olur, arkaya baksa ne olur 😉 Sesten yakınıyorsa süper kaliteli kulaklığınız ne güne duruyor.
B planı olarak snorkel ve paletleriniz var. Bazen denizin içi, dışından daha tehlikesizdir. Aşkım şuradaki balığı gördün mü, h”aydi biraz açılıp form tutalım”… gibi geliştirilebilir bahaneler üretin.
Yemeklere gelince, eşinize bol bol tatlı yedirin ki, onun için aldığınız kitabı şezlongunda okuduktan sonra kestirmeye başlasın.
Baktınız sahil umduğunuz gibi değil, haydi havuza gidelim deyin. Havuz sahilden beterse, ağrıyan karnınız ne güne duruyor? Sizi o ağrıyan karınla başbaşa bırakacak değil ya! Doğru odaya. Ağrıyan karın bahanesini kullandıysanız alışveriş kriziniz tutsun, üstelik hediyelik eşya bakmak bahanesi birkaç defa kullanılabilir. Kağıt oyunları, tavla ve diğer oyunlar ise bonus fikir olarak bir köşede bulunsun.
Tüm bu önerilere rağmen biz kadınlar biliriz ki erkeklerin çoğunun öğrenmek için can attığı dil Rusça’dır. O kadar önemsemeyin, zamanında öğrenememiş olmalarının pişmanlığı ile onları başbaşa bırakın 😉 azıcık yakınmak hakları ama değil mi ya ^^
Benim tavsiyelerim şimdilik bu kadar, sizin ek tavsiyeniz varsa okumak isterim ☺ Kıskançlık fasikülüne ek yapmak bulunmaz bir hazinedir.











