Geçtiğimiz hafta Dubrovnik’te rüya gibi bir tatil geçirdik. Hırvatistan’ın Adriyatik Denizi sahilinde bulunan bu masum ve güzel bu şehre doyamadık. Orta Çağdan kalma tarihi eserleri iç savaş zamanında Sırp saldırılarından zarar görmüş olmasına rağmen eşsiz nitelikte. Bernard Shaw, Unesco koruması altındaki bu tarihi şehir için boşuna “Dünyada cenneti görmeyi hayal edenler, mutlaka Dubrovnik’e gelmeli” dememiş.

Gelelim sizler için hazırladığım notlara;
Gitmeden önce,
Tur ile gidecekseniz şirketinizi iyi seçin. Otel seçenekleri sunulduğunda bütçenize göre 3 Yıldızlı oteller bile ülkemize göre 4 Yıldızlı sayılabilir.
Otel düşünmüyorsanız Old Town çevresine yayılmış daireleri geceliği 80 – 120 Euro’ya kiralayıp 3-4 kişi kalabilirsiniz. Hemen hepsinin mutfağı mevcut, çok şık ve şehir merkezinde denize girilebiliyor.
Kredi kartı kullanımı yaygın değil. Yanınıza mutlaka Euro alın.
Vize derdiniz yok, 140 Euro alan vergisi ödüyorsunuz.
Kalın kitaplar, topuklu ayakkabılar çok gereksiz. Yürüyerek keşfetmeye hazır olun.
Kahve bağımlısıysanız yanınıza minik bir pişirici götürmenizde fayda var. Starbucks türü mekanlar olmadığı için lezzetli kahve bulmanız neredeyse imkansız.
Uzun yürüyüşler için mutlaka şapka, tülbent veya şemsiye getirmenizde fayda var.
Denizi hareketli ve bize oranla daha az tuzlu. Dalış yapabileceğiniz yerler bol. Sahili ve denizi taşlı olduğu için sağlam bir ayakkabıya – çok faktörlü koruyuculara ihtiyacınız var.
Bavulunuzu mümkün olduğu kadar hafif tutun ki, dönüşte t-shirtlere sarıp sarmalayacağınız şaraplara yer kalsın.
Çekeceğiniz fotoğraf ve videolar için bol bol boş ek hafıza kartlarına ihtiyacınız olacak 🙂
Şehre vardıysanız devam ediyorum. Aşağıdakileri okumanızda fayda var;
Zor aşamayı geçtiniz güzel yurdumun havaalanında görülmemiş kontrollerden geçtikten sonra bir buçuk saatlik bir uçuş sizi bekliyor. Yemeğinizi bitirip, derginize iki göz atana kadar zaten Dubrovnik’e inmiş oluyorsunuz. Yirmi dakikalık otobüs yolculuğundan sonra şehir merkezine varıyorsunuz. Pasaport kontrolü seri, bir iki güvenlik sorusuna hazırlıklı olun. Otel ismi, neden geldiğiniz, ne kadar kalacağınız… gibi.
Servis araçları bizim halk otobüslerinden hallice.
Para birimi Kune, Kuno diye okunuyor. Bir küçük para birimi ise lipa. 7 Kune 1 Euro yani 2,3 Türk lirası ediyor.
Türkçe konuşurken dikkatli olun, yaygın olarak İngilizce biliyorlar ancak başta Ezel olmak üzere Türk dizilerinin bağımlısı olmuşlar. Konuştuğunuzu anlamaya çalışıp, dizi karakterlerinin isimlerini söyleyerek dilinizi tanıdık, siz Türk olmalısınız diyorlar.
Su; kola, bira ve meyve suyuna oranla pahalı ancak çevredeki tarihi çeşmelerden akan su temiz. Şişenizi rahatlıkla doldurabilirsiniz üstelik kapalı sulardan daha lezzetli.

1 LT’lik su yaklaşık 6 Kune iken bir şişe enfes bira 5 Kune, 1 Kutu kolayı 8 Kune’ya alabilirsiniz.
Pizzaları çok çeşitli ve leziz. Salçası bol olduğu için genel olarak bana biraz tuzlu geldi. Bir dilim pizza 15 Kune, bütün bir pizza ise malzemesine göre 40-70 Kune arasında değişiyor. Çok aç değilseniz bütün bir pizza rahatlıkla iki kişiyi doyurur.

Balık türleri ve ürünleri bolca ve ucuz. Alerjim yüzünden yiyemedim ancak uygun fiyata koca bir kase midyeyi sosuyla birlikte iştahla yiyen turistler gördüm.
Salata ve yeşillik fazla yok, makarnaları ise eh denebilecek kıvamda.
Yeme – içme mekanlarının tümünde kredi kartı geçiyor ancak çoğu limitli. Örneğin 40 Kune altı hesaplar için kredi kartı kabul etmiyorlar.
Yerel biraları şahane. Özellikle limonlu buğday birasını öneririm. Yanında müthiş keşfimiz kıvrık patatesle enfes gidiyor. Şişe biraların çoğu depozitolu, faturanıza 2 Kune ekleniyor.

Dubrovnik kendi yerel şaraplarıyla olduğu kadar, bölge zenginliği açısından farklı türde şarap tadabileceğiniz bir cennet. Yemeğinize eşlik bir kadeh şarap (0,10 L) 22 – 40 Kune arasında. En fazla Plavac Mali tüketiliyor ama ben içimini sert buldum. Cabernet Sauvignon, Shiraz ve Roze şarapları çok başarılı. Merlot ise ortalama lezzette.
Her taraf yeşillik, güvercin ve serçe dolu. O kadar akıllılar ki yemek yediğinizi gördüğünüzde yanınızda bitiyorlar. Cesur olanları elinizde besleyebilir, kedi gibi sevebilirsiniz. Doğal olarak yürüyüş esnasında ensenize, kafanıza şans toplarını bırakıveriyorlar. Şapka şart demiştim!

Hediyelik eşya fiyatları dükkanına göre değişiyor ve çeşitlilik açısından kısıtlı. Büyük keşiflerimizden harikalar dükkanı Maskeron’u gezmenizi tavsiye ederim. Bu tür dükkanlarda kredi kartı geçmiyor ve pazarlığa yanaşmıyorlar.

Tatlı ve pasta çeşitleri kısıtlı ancak dondurmasını denemenizde fayda var.

Kalabalık değilseniz otobüs tam size göre. Şehir merkezine giden otobüs fiyatları 12 Kune, otobüs duraklarından bilet alırsanız 10 Kune. Taksi ise şehir merkezine 60 Kune istiyor.
Şehirde hırsızlık olmadığı için ne güvenlik görevlisi var ne polis.
FreeShop’un küçücük ve kısıtlı olduğunu belirtmekte fayda var. Bu sebeple 3 Numaralı otobüse atlayıp şehirde gördüğümüz tek market olan Tommy’den alışveriş yapmanızı tavsiye ederim. Özellikle peynir, et ve şarap için alternatifiniz bol.
Düğünleri hem eğlenceli hem de hüzünlü. Umarım görme şansına sahip olursunuz. Katedrale Hırvat bayrağı ile gelen davetliler hem ağlıyor hem de hep bir ağızdan şarkı söylüyor.

Rehber kitap ve poster bulabileceğiniz tek Book Store kalenin içinde.
Bu eşsiz tatil olanağını bize sunan Prontotour’a sonsuz teşekkürler. Dubrovnik turu kesinlikle enlerimin başında geliyor, bu cennet köşesini görmezseniz çok üzülürsünüz.



