Bir önceki yazımda Dubrovnik’e gitmeden yapmanız gerekenleri ve hatırlatma notlarımı okudunuz. Gelelim bu cennet köşesinin detaylı kıvrımlarına…
Dubrovnik’te neler yapabilirsiniz?
İlk gün yorgunluğu sonrası Old Town’da kalenin ana giriş kapısından içeri girip bambaşka bir dünyaya adımınızı atabilirsiniz. İçerisi savaşa rağmen o kadar korunmuş ve yeniden yapılandırılmış ki şaşırmamak elde değil. Sağlı sollu daracık ara sokaklar başlangıcından bitimine şaşırtıcı ve minik dükkanları ile sürprizlerle dolu. Her metrekaresini gezmenizi öneririm, sonra çok pişman olursunuz.
Havanın sıcak olmadığı bir günde, hava kararmadan kalenin içerisinden şehir duvarlarına yürüyüş yapabilirsiniz. Yaklaşık doksan dakika sürüyor ve eşsiz bir manzara bu zahmetinize değiyor.

Şehir surlarında hızınızı alamadıysanız teleferik ile şehri daha da tepeden görme imkanınız var, özellikle tavsiye ederim.
Kalenin bitiminde yer alan katedral ve hemen arkasında bulunan kilise ve iç sokaklarda yer alan sinagog mutlaka görmeniz gereken yerlerden.
Burası yemyeşil bir şehir, bahçeleri ve parkları ile meşhur. Vaktiniz var ise güneye inmekte fayda var.
Kaleye girmeden tam solda kalan korkutucu derecede dik basamak dolu merdivenlerden çıkınca Bernard Shaw’ın evine ulaşıyorsunuz. Eşsiz manzarası ve pembe çiçeklerle çevrili duvarını görün – burası için söylediklerini hissedin isterim. Yorgunluğunuza değiyor, cesaretinizi ödüllendiriyor.

Kalenin bitiminde sol taraftan marinaya ulaşıyorsunuz. Glassboat’larla tüm gün tura katılabilirsiniz. Sol tarafta yer alan Poklisar restoranda mutlaka bir mola verin. Ne yer içerseniz bayılacaksınız, akşam canlı caz dinleyebileceğiniz bu mekanın bende çok önemli bir yeri var. Bir numaralı masaya oturursanız kulaklarım kesin çınlar.
Hazır marinaya ulaşmışken akvaryumu gezin, oldukça şaşırtıcı.
Arkeoloji müzesi ve sanat galerisi de görmeye değer yerlerden.
Tarihe meraklıysanız kalenin içerisinde hemen sağda 5D Multimedia gösterisi var.
Bitmedi 🙂

Şehir merkezinde ve çok yıldızlı otellerde Casino’lar var. Biz gitme fırsatı bulamadık ancak gidenler memnun kalmış.
Burada gece hayatı canlı sayılmaz. Wine bar bol ancak chill out mekanlar kısıtlı. Caz dinleyip, şarap yudumlamak sanırım en güzeli.
Kıyı şeridi bir dantel gibi ama sürücülüğünüze güveniyorsanız araba veya motor kiralayarak Dubrovnik – Split arasındaki yolun keyfini içinize sindire sindire çıkarabilirsiniz.

Mostar turuna katılarak Bosna Hersek’te bulunan Türk Köyü Poçitel’i ziyaret ederek, 16.yy.’da Osmanlı tarafından yapılan binaları görebilirsiniz. Bosna’nın ilk tekkesi olan Blagaj Derviş Tekkesi’ni gezebilir, Avrupa’nın en büyük ve en temiz doğal su kaynağı olan ve bir mağarada su yüzüne çıkan Buna’yı görüp, 2004 Yılında ülkemizin katkılarıyla yeniden hizmete açılan Mostar Köprüsü ve Koski Mehmet Paşa Camii’ni ziyaret edebilirsiniz.
Koloçep, Şipan ve Lopud Adalarını görebileceğiniz 3 Adalar Turu ile hem turkuaz ve berrak denize doyup, muhteşem doğası ve inci gibi kumsalların tadını çıkarabilirsiniz. Skocibuh ailesine ait 16.yy.’dan kalma kale, şehir kalesi ve surlarıyla, Dubrovnik Başpiskoposu’na ait yazlık sarayın kalıntıları yine bu bölgede bulunuyor.
Karadağ turu ile Avrupa Jet Sosyetesinin uğrak yeri olan Kotor Körfezinin nefes kesen manzarası eşliğinde, Balkanlar’ın en ünlü tatil merkezlerinden Budva’yı görebilir, yürüyüş turu ile Stari Grad (eski şehir merkezi) ve kaleyi gezebilirsiniz. Önemli tarih ve doğa cenneti olan bilinen Kotor bu tur sayesinde görebileceğiniz yerlerden biri.

Trsteno-Korçula-Ston turu ile, botanik bahçelerini, üzüm bağlarını, asırlık çınarları görebilirsiniz. Korçula hem Marco Polo’nun doğum yeri ve yaşadığı yer hem de en iyi korunmuş ortaçağ kasabalarından birisi. 12. Yüzyıldan kalma eski şehir meydanı, surlar, St Mark Katedrali, kıyı kapısı Revelin, Abbott Hazineleri, şehir müzesi ve Marco Polo’nun doğduğu yer turda göreceğiniz yerler arasında.
Araba – motor kiralamadıysanız Split-Krka turunu kaçırmayın. Zagrep’ten sonra Hırvatistan’ın en büyük 2. şehri olan Split’te, UNESCO Dünya Misasları Listesinde bulunan Diocletian Sarayı, St Domnius Katedrali, Diocletian Mozelesi, Diocletean Mahzenleri, dar taş sokakları, liman bölgesindeki cafe, bar ve restaurantları görmeden gelmeyin. Krka, yeşillikler içerisinde şelale ve göletlerle çevrili Hırvatistan’ın 8 milli parkından biri. Tam fotoğraflık…

Bilmem yazdıklarımla bu cennet köşesini tanıtmakta size yardımcı oldum mu? Belki gitmiş kadar oldunuz ama yazdıklarım yazamadıklarımın onda biri. Daha fazla uzatmadan en kısa zamanda tekrar görüşmek üzere Dubrovnik 🙂 hvala.
Bu eşsiz tatil olanağını bize sunan Prontotour’a sonsuz teşekkürler. Dubrovnik turu kesinlikle enlerimin başında geliyor, bu cennet köşesini görmezseniz çok üzülürsünüz.



