Dün akşam Oyun Atölyesi’nde Testosteron adlı oyunu izledim. “Erkekçe” bir kapışma, “Erkekçe” bir hesaplaşma tanıtımıyla sunulan bu psikolojik komedi, 1998 yılından beri gösterimde. Bunca yıl ne güzel ki seyirciler oyunu izlemeye doyamamış ve de oyuncular rollerine bürünmekten bıkmamış.

Gelelim oyunun konusuna; Quentin Tarantino’nun kült filmi “Rezervuar Köpekleri” duvarda çift ekranda birden dönerken, ilk sahne başlıyor. Garson, görevi gereği masaları düzenlerken yere düşürdüğü çatala sinirleniyor ve başlıyor öfke nöbeti… Derken, mekanın bir düğün kutlaması için düzenlendiğini öğreniyoruz. Meğer nikahta rahibin, “bu adamı kocalığa kabul ediyor musun?” sorusuna “hayır!” yanıtını veren gelin, bununla yetinmeyip toplanan erkeklerin arasından birisini öpünce, kutlama tam bir savaş alanına dönüyor. Bu duruma sinirlenen erkeklerin arasında yaşanan kıyasıya kavga oyun boyunca devam ediyor. 7 ayrı mesleğe sahip ve farklı yaş gruplarından oluşan bu erkekler, içlerinde sakladıkları kadınların geneline ait düşüncelerini ve duygularını ortaya koyuyor. Kadınlar üzerinde hakimiyet kurduklarını söyleyen erkeklerin bir bir maskesi düşüyor ve hepsinin yaşamının kadınlar tarafından şekillendirildiği ortaya çıkıyor.
Oyun boyunca felsefeden psikolojiye, kara mizahtan drama uzanan yelpazede kadını seks aracı olarak gören erkeklerin, aslında hayatlarının gidişatını kadınların biçimlendirdiğini fark edip suçu hormonlarına yani testosteron’a atmalarına gülerek şahit oluyoruz. Dinamik oyuncu kadrosu, akıp giden konusu ile sahneden 140 dakika boyunca gözlerinizi alamıyorsunuz. Oyuncuların tümü erkek, oyun boyunca sürekli yiyip – içiyor, tükürük saçmaktan, bol bol küfür etmekten geri kalmıyorlar. Andrzej Saramonowicz’in yazdığı, Kemal Aydoğan’ın yönettiği oyunun oyuncuları; Metin Coşkun, Emre Karayel, İnan Ulaş Torun, Mert Fırat, Timur Acar ve Tuna Kırlı sahnede inanılmaz bir iş çıkarıyor. Bu değerli oyun gösterimden kalkmadan mutlaka bir yerlerde yakalayıp izleyin.


