Her kış yeni bir grip salgını haberi ile karşılaşıyoruz. Grip, ani olarak 39°C üzerinde ateş, şiddetli kas ve eklem ağrıları, halsizlik, bitkinlik, titreme, baş ağrısı ve kuru öksürük gibi belirtilerle başlayan bir enfeksiyon hastalığı.
Bu amansız hastalık, kendimizi iyi hissettiğimiz anda bile, aniden belirip yataklara düşmemize sebep oluyor.
Gribe yol açan virüs çok kolay ve hızlı bulaşıyor. Özellikle okullarda, plazalarda, toplu taşıma araçlarında dikkatli olmak lazım. Öksürük ve hapşırık ile etrafa saçılan damlacıkların solunması, hasta kişiler ile direkt temas edilmesi ve hasta kişilerin ağız-burun akıntıları ile temas etmiş eşyalar bu tehlikeli hastalığın kolayca yayılmasına sebep oluyor.
Grip virüsü vücudumuza girdikten kısa süre sonra yayılıyor ve her öksürdüğümüzde veya hapşırdığımızda yaklaşık 2.000 virüs yüklü parçacık dışarıya çıkıyor. Eğer grip aşısı olduysak vücudumuzda mikroplara karşı savaşmak için bulunan antikor sayımız daha fazla oluyor ve mikroba karşı direncimizi artıyor.
Gribe yakalandıktan iki gün sonra çevremize mikropları daha yoğun bir şekilde saçmaya başlıyoruz. İlaç veya vitamin desteği almıyorsak bağışıklık sistemimiz bu tehlikeli mikroba karşı savaşacak güçte olmuyor. Baş – kas ağrılarımız ve vücut ısımız artarak alarm veriyor ve uyumak istiyoruz. Dinlendikten bir süre sonra kendimizi iyi hissedip, tekrar kötüleşmemizin sebebi bağışıklığımızın iyice düşmesi.
Öksürük ise bu mikropların ciğerimize iyice yerleşmemesi için verdiği fiziksel tepki olarak ortaya çıkıyor ve boğazımızı tahriş ediyor. Bu aşamadan sonra tedavi edilmeyen grip, ne yazık ki zatüree riskini ortaya çıkarıyor. Zatüree hastalığında bağışıklık sistemimiz tamamen çökmüş oluyor ve hastalığa diğer organlarımız da katılıyor. Tam bir iyileşme için en az bir haftaya ihityacımız var.
Bu kadar yaygın ve çabuk bulaşan bir hastalığı başta önemsemiyoruz ve bağışıklık sistemimiz direndiği için biz de direniyor görünüyoruz. Çevrenizde mutlaka şahit olmuşsunuzdur tek bir hasta kişi, beraberinde yüzlerce insanı hasta edecek kadar sağlam bir virus deposu haline gelebiliyor.
Yazımın başında mikrobun solunum yoluyla bulaştığından bahsetmiştim. Havalandırması iyi çalışmayan bir iş yerinde tek bir hasta kişinin yüzlerce insanı yataklara düşürmesi sürpriz değil. Alışveriş merkezleri ve toplu taşıma araçları da gribin yaygınlaşmasında önemli bir rol oynuyor. Eline hapşırdıktan sonra yıkamadan çevremizde dolaşan onlarca insan var.
Gripten korunmanın başlıca yolu vücut direncinin düşmesini engellemekten geçiyor. Bu nedenle mevsim özelliklerine uygun giyinmeli, bol sıvı gıda almalı, taze meyve ve sebze tüketmelisiniz.

Lütfen grip mikrobunu ve bu mikrobu çevrenize yaymama konusunu önemseyin. Kendinizi hasta hissediyorsanız evinizde dinlenip, direnciniz düştüğünde bol sıvı gıda ve vitamin almayı ihmal etmeyin. Ben size bu yıl tanıştığım ve beni gripten koruyan Sambucol ürünlerini tavsiye ediyorum.
Sambucol; kızılcıktan 8 kat, yaban mersininden 5 kat daha fazla antioksidan kapasitesi olan Kara Mürver (Black Elderberry) ile üretilmiş bir bağışıklık sistemi desteği. Harika bir tadı var ve içeriği sayesinde bağışıklık sisteminizi mikropların vereceği zarardan koruyarak sağlığınızı korumanıza yardımcı oluyor.

Sambucol’ün içeriğinde; yapay tatlandırıcı, glüten ve hayvansal kaynaklı bir madde bulunmuyor. Çocuklarınızda da güvenle kullanabileceğiniz bu ürünlerin grip süresini 3-4 gün azalttığı ve düzenli kullanıldığı takdirde bağışıklık sistemini güçlendirdiği klinik deneylerle de ispatlanmış.
Eczanelerde bulabileceğiniz Sambucol ürünleri bu soğuk kış günlerinde hastalanmamanız için önemli bir destek. Ben bir süredir kış paketi’ni kullanıyorum. Paketin içerisinde C Vitamini ve Çinko içeren efervesan tablet, sulandırarak kullandığım sıvı gıda takviyesi ve pastil bulunuyor. Boğazım yanmaya başladığı zamanlarda hemen takviyeye başlıyorum, bu yıl grip veya soğuk algınlığına maruz kalmadıysam bunda Sambucol’ün büyük katkısı var.
Sambucol ürünlerini, sosyal medya üzerinden takip ederek daha da yakınlaşabilirsiniz 🙂
Kendinize dikkat edin, aman hasta olmayın…


