Pazartesi akşamı Fenerbahçe – Trabzonspor maçını izlemek üzere kadınların peşine takılıp stada gittim.
Bildiğiniz üzere bu Fenerbahçe’nin cezası nedeniyle Kadıköy’de sadece kadın ve çocuklara oynadığı yedinci maçtı. Sarı kanaryalar kadın ve çocukların izlediği maçlarda; ligde altı, kupada da bir olmak üzere toplam yedi karşılaşmada yenilgi yüzü görmedi.
Karşılaşmanın başlamasına iki saat kala, cadde Fenerbahçe formaları giyen kadın ve çocuklarla doldu. Takıldım peşlerine…

Bilet bulabildiğim yer pek ümit vermese bile hemen sağı solu incelemeye başladım. Beğendiğim diğer tribünlere geçebilmek için güvenlik görevlilerine ne kadar dil döksem de başarılı olamadım. Evim stada çok yakın, bu yüzden haftalardır duyduğum kadınların seslerini yerinde dinleyebilmek ümidiyle fotoğraf makinem elimde – gözüm fıldır fıldır çevremi süzmeye hazırdım.

Fenerbahçe kadın taraftarı tezahüratlarına bir saat once başladı. Marşlar ve şarkılarla coşan kalabalık Trabzonspor’lu futbolcular sahaya çıkınca “Haydi Haydi Allah aşkına Trabzon’un çipleri dönsün şaşkına” şeklinde değişti. Maçın ilerleyen saatlerinde “İtne hakem, oraya geliriz şeyederiz” e dönüştü.
Kadınların saçları fönlü, tırnakları manikürlüydü, çakmak alışverişi “uzatsana ateşi koçum” tadındaydı.

Maçın başlamasına yakın tribünlerin tıklım tıklım dolu olduğunu söylemek abartılı olmaz. Kadınlar gerçekten de bir dakika susmadı, en büyük sorunları senkronizasyon – her tribün birbirinden ayrı dilde haykırdığı için ortaya cıyırtılı bir kaos çıkıyor. Çoğu futbol kurallarını bilmediği için rakip topu alsa da çığlık atıyor, bizim forvet kale önüne yaslansa da çığlık atıyor. Maçı statta izleyen erkeklerin çıkardığı seslerden gol mü yedik, gol mü attık anlaşılabiliyorken, kadınların her pozisyonda çığlık atması sonucu anlamlandırmayı imkansız kılıyor.

Birbirinden bakımlı ve güzel kadın taraftarları tepeden tırnağa süzmesem olmazdı. Çoğu adrenalin sebebiyle ışıl ışıldı. Saçlardaki yanıp sönen sarı lacivert Mini taçları acayip havalı duruyordu. Benden söylemesi, maça giderken bir tane mutlaka edinin. Hem havalı görünüyorsunuz hem de statta hoş bir görüntü oluşturuyorsunuz. Bu taçlar stat çevresinde 10 TL’ye satılıyor.

Bilet alacaksanız D E F G tribünlerini tercih edin, olmadı kale arkası üst tribün çok hareketli. Vuvuzela sesi rahatsız edici, kulağınızın dibinde ötmeye başlayınca öttürenin elinden alıp narin bir sıkıştırma yapmak istiyorsunuz, acilen yasaklanmalı.
Kulübün atkısı ile yapılan tribün şovu ise gerçekten etkileyici. Oyunculara taptığınızı toplu halde ifade eden şık bir koreografi.

Çaprazımda dikilen gençlerle ilgili bir gözlemimi de paylaşmadan edemeyeceğim. Stadın güvenlik görevlilerinin seyirciye dönük durduğunu hepimiz biliriz. Oysa bir grup genç kız bu görevli delikanlıları maç boyu paylaşamadı. Yok sana bakıyor, sanmam hayır bana bakıyor, gözlerini benden alamadı şeklinde konuşup durdular. Hala durumu anladıklarını sanmıyorum, gençlik işte ^^

Gelelim futbolculara;
O kadar tezahürata Volkan dışında tek bir aldırış eden olmadı. Hani bazen televizyondan izlediğimizde oyuncular adeta ruhsuz geliyor ya gerçekten doğru bu. Takım taraftarından, ekip olma duygusundan ve ruhundan iyice uzaklaşmış. Teknik Direktör Aykut Kocaman’ın tepkisiz ve hissiz havası adeta takımın üzerine çökmüş.

Hep kadınlara bakmadım, maçı da izledim. Safkan bir kadın olduğum için aynı anda onlarca iş yapabiliyorum ^^ İşte maç yorumum;
- Koca maç tek bir gol karesi yakalamak için umutla bekledim, oysa bırakın golü ortada futbol oynandığını söylemek gerçekten güçtü. Hani televizyonda yavaş çekim görüntüleri izleriz ya, aynı bu havada bir maç tamamlandı.
- Geçtiğimiz yıllarda izlerken yorulduğumuz Gökhan Gönül silinmiş gitmiş.
- Olympique Marsilya maçında takımı canlandıran Caner’in yerine arada koşmaya çalışan Stoch var.
- Büyük umutlarla transfer edilen Dirk Kuyt ve Milos Krasiç zaten sakat. Serdar Kesimal hala iyileşmemiş, yetmemiş orduya Bienvenu eklenmiş.
- Raul Meireles umut verir dedim, takıma alışamadığı gibi ileriye dönük hiç oynamadı.
- Topsuz alanda Hasan Ali bana başta iyi gözüktü, sonra o da kendini yerlere atmaya başladı.
- Moussa Sow çok hareketsiz, tek takdir ettiğim hareketi Trabzonspor alanına atılan topu koşturup, kendisinden başka kimse olmadığını görünce, topu rakibe çarptırıp korner kazanmasıydı. Düşünün koca maç – tek mantıklı hareket 🙂
- Alex’e yapılan tezahürat inanılmaz ama o da küsmüş. O kadar kadının “Biz inandık siz de inanın, haydi artık bu maçı alın” serzenişine ses verecek tek bir futbolcu yoktu ne yazık ki.

Trabzonspor için söylenecek pek bir şey yok. Önceden Hami’nin karısıyla uyumlu son saç rengine gülerdik, şimdi kupa fıkralarına ve Sadri Şener’e…
Son söz olarak; futbolcular, duran toplardan gol atabiliyoruz bir de sahada yürüyelim bakalım belki gol olur düşüncesi gerçekleşmedi. Önlerine baka baka geldikleri yere geri döndüler, yazık bu taraftara, çok yazık…




