Kahveye aşkla bağlı olduğumu bilirsiniz. İlk öğünüm kahvaltımın eşliği bol sütlü kahve ile başlar, bir süre sonra yudumladığım Türk kahvesiyle keyifli bir şölene dönüşür.
Belki hatırlarsınız yakın zamanda günlük kahve tüketimimi 4 Türk kahvesi, 2 fincan sütlü filtre kahve olarak açıklamıştım. Bu benim rutinim, denedim tüketimim azalmıyor… Kahve içmediğim zaman kendimi mutsuz ve eksik hissediyorum. Belki uzaktan bağımlılık gibi görünebilir ama sağlığıma bir zarar getirmediği sürece elimden kahve fincanını bırakmam mümkün görünmüyor.
Kahve tüketimimi hesaplamaya beni bir kitap zorladı. Bir süredir elimden bırakamadığım kitap, Hamdi Akan’ın kaleminden Kahve ve Sağlık.

Hematoloji uzmanı Prof. Dr. Hamdi Akan‘ın tutkusu ve hobisi kahve. Kendisi 15 senedir yayında olan kahve sitesindeki çalışmalarını derlemiş ve dünyada kahve ve sağlık üzerine yapılan çalışmaları taradıktan sonra, bilimsel ve toplumda yanlış bildiklerimizi “Kahve ve Sağlık” kitabında bir araya getirmiş.
İçtiğimiz kahvenin özü, kahve ağacının meyvesi olan ve çekirdeğin işlenmesinden sonra ortaya çıkan kafein. Kahvenin içerisinde kafeinin dışında çeşitli yağlar, karbonhidrat ve protein de bulunuyor. Kafeinin etkisi ağzımıza aldıktan 5-10 dakika sonra etkili olmaya başlıyor ve sindirim sistemindeki emilimi yaklaşık 45 dakikada tamamlanıyor. Ağızdan alınan kafein beyne ulaştıktan sonra, burada bulunan reseptörlere yapışarak kapatıyor ve başka kimyasal maddelerin etkisini önlüyor.

Akan’ın araştırmalarına göre kahve tek başına bir hastalığın nedeni ya da çaresi olamaz. Önemli olan aşırıya kaçmadan, sağlık durumuna gore kahve miktarını ayarlamak.
Sağlıklı bir insanın tüketmesi gereken kafein miktarı kilo başına 4-5 miligram yani 60 kilo gelen bir insanın 300 miligram kafeini aşmaması gerekiyor bu da ortalama 3 fincan kahveye denk geliyor.
Kitaptan derlediğim “Kahve hakkında yanlış bilinen gerçeklere” gelince;
Kahvenin uykuyu kaçırdığı söylenir ancak araştırma sonuçları bunu doğrulamıyor. Genelde kabul edilen, aldığımız kafeinin uykuyu geciktirdiği ve uyku süresini kısalttığı yönünde. Düzenli kahve tüketenlerde ise bu etki nadiren görünüyor ve günlük kullanım dozu aşılmadığında kafeinin dikkat gerektiren işlerde dikkatimizi toparlamamıza yardımcı olduğu söyleniyor.
Kahve tek başına şişmanlatan bir içecek değil. Kahve çekirdeklerinden yapılan 225 gramlık bir fincan kahvenin kalorisi “iki”. Espresso ve Türk Kahvesinde ise bu miktar daha da düşük. Ancak kahvenize süt, şeker, krema ve şurup eklendiğinde hesap bozuluyor.

Kahvenin metabolizmayı hızlandırarak yağ yakımını hızlandırdığı söyleniyor ancak bazı diyetisyenler kahveyi beslenme listesinden çıkarırken, bazıları ise bu konuda bir sınırlama getirmiyor.
Kahvenin içerdiği yağ nedeniyle kadınlarda selüliti arttırdığı doğrulansa bile selülit engelleyici ürünlerin içeriğinde kafein bulunuyor.
Finlandiya’da yapılan bir çalışmaya gore kahve, tip 2 diyabeti önlüyor. Akan, günde beş fincan veya daha fazla kahve tüketenlerin, tip 2 konusunda avantajının daha fazla olduğunu söylüyor. Kahvenin antioksidan özelliğinin, diyabet oluşumuna katkıda bulunan oksidan travmayı azaltarak – kan şekerini düşürdüğünü belirtiyor.

Kafein, bazı maddelerin bağırsaklardan emilimini yavaşlatıyor. Sağlıklı beslenen ve kalsiyumu yeteri miktarda alanlarda bir sorun gözlemlenmezken, özellikle menopoz öncesinde ve sonrasında kadınların üç fincandan fazla kahve tüketmemesi öneriliyor.
Kahve karaciğer hastalıklarında olumlu bir etki yapıyor, karaciğer eksikliği yaşanması durumunda hastalığın hızını yavaşlatıyor.
Demir eksikliğine bağlı kansızlık çekenlerin kahve tüketimini mutlaka dengelemeleri öneriliyor. Çünkü günde 150 – 250 ml. kahve içenlerde bağırsakların demir emilimi % 24 – 73 oranında azalıyor.
Düzenli kahve içmek diş renginde sararmaya yol açıyor ancak dişlere zarar vermiyor. Hatta bir araştırmaya gore kahve içenlerde diş çürüklerinde daha az rastlanıyor. Kahve diş çürümesine yol açan bakterilerin dişlerimize yapışmasını önlüyor.
Reflü hastalığınız varsa kahveyi bırakmanız en doğrusu. Kahve reflü şikayetlerini arttırabiliyor.

Kahve idrar yollarını fazla çalıştırıyor ve böbrek taşı olanlar için faydalı ancak diyaliz hastalarının kahveyi bırakması veya çok çok azaltması öneriliyor.
Kahve bağırsak hareketlerini arttırıyor. Kolon kanserinin kahve tüketenlerde daha az görüldüğü araştırmalar sonunca ortaya çıkarılmış. Kahve ayrıca, pişimiş ette bulunan ve kalın bağırsak kanserine yol açan maddeleri de baskılıyor.
Kahve tüketimi, meme kanseri, böbrek kanseri oluşumunu veya riskini de hafifletiyor. Ancak kanserin oluşum nedeni bir çok faktöre bağlı olduğu için sadece kahve içerek kanserden korunmak mümkün değil.

Erkeklerin sperm kalitesine kahvenin olumlu veya olumsuz bir etkisi yok. Çocuk sahibi olmaya çalışan erkeklerin kahve tüketimini azaltması öneriliyor aynı durum kadınlar için hamilelik ve emzirme dönemlerinde de geçerli.
Omega Araştırma Organizasyon Eğitim Danışmanlığı, Mikado Yayınları ve Kahve.gen.tr sitesi tarafından araştırmaya göre;
Türk halkının %78.7’si düzenli kahve içiyor.
Günün en çok kahve içilen vakitleri;
- %36.9 ile akşam yemeğinden,
- %24.6 ile öğle yemeğinden,
- %19.8 ile kahvaltıdan sonra olarak belirlenmiş.
Katılımcılar;
- %68.2’si kahvesini evde,
- %27.7’si işte,
- %6.7 ise dışarıdaki mekanlarda içiyor.
Kahvenin tadını ve kokusunu seven, rahatlattığını ve sağlıklı olduğunu düşünen katılımcıların;
- %68.6’sı sade,
- %37.7’si sütlü,
- %13.9’u kremalı kahveyi tercih ediyor.
Türk halkının %29.2’si yorgunluk hissettiğinde kahve içmeyi seviyor.
Yazımı yazarken bana bir fincan kahve de eşlik etti, bu yüzden her satırından çok keyif aldım. Kitabı okumak da bir o kadar zevkliydi.
“Kahve ve Sağlık“, kahve sevenleri ve meraklılarını bekliyor, hatta buradan kitabın içerisindekilere göz atmanız ve Prof. Dr. Hamdi Akan’ın önsözü’nü okumanız da mümkün 🙂
Aşağıdaki videoda, güzel filtre kahve yapmanın incelikleri anlatılmış. En güzel kahve sade Türk kahvesidir diyor, hepinize sağlıklı – keyifli, kahve muhabbetiyle dolu günler diliyorum 🙂



