Sevgili arkadaşım Kerizella,
Seninle tanışmamızın üzerinden nice zaman geçmiş. Tanıştığımız ilk gün (Ortaköy’de hatırlarsın) sırayla sigara içebilmek için dama taşı misali yer değiştirmiştik. Bıyıkların o günde dikkatimi çekmişti, sonradan aldırman iyi oldu.
Sahilde altılı oynayıp, pilates topunu birbirimize attığımız – üzüm salkımlarını midemize indirdiğimiz günleri sakın unutma. O gün kuponlar yattı gerçi ama Veli Efendi’de kese kağıdı ile şapka yapıp “Hadi oğlum, yürü be” diyeceğimiz günler çok da uzakta değil. Güneşe karşı, doğru radyo frekansını aramaya çalıştığımız günler takriben sen 40 ben 55 kiloydum (hiç 55 kilo olmadım biliyorum, bozma) biraz kilo mu aldık ne! Gözümüzün – ağzımızın kenarındaki çizgiler pek yakışmaya başladı, ben hala bu tür konularda kendimi kandırmaya devam ediyorum sen hala mor rengi seviyorsun. Hiç değişmedik…
Makarna sosunu mantar çorbasından yapabilen birilerini keşfetmiş olman daha dün gibi aklımda kerizellam… Ne günlerdi ama 🙂
Kerizella demişken bloğunda yazdıkların çok içimi acıtıyor, hep biraz hüzün… ama sana yakışıyor.
Doğum fotosunda nice bebeler gösterdin bize, gerçi biraz doğumdan korkar oldum ama olur o kadar. Yine yeniden o fotoğrafları bekliyoruz, umut hep var.
Unicef, Lösev sayende ne satışlar gördü bence sana plaket yollamalılar. Hediyeler aldım, hediyeler verdim, güzel insanlar tanıdım sayende.
Bu vesile ile geçmiş doğum günü kutlu olsun ki “sen sevmediğini söylemiştin kutlamaları” en coşkulusunu yaşadık hep birlikte. Güzel günler göreceğiz diyorum, seni seviyorum vay inek…



