BrandWeek 2014, birbirinden değerli konuşmacının ve markaların katılımıyla başladı.
Türkiye’nin sevilen 19 markasına verilen Lovemark Ödüllerinin de sahiplerini bulduğu etkinlik, uzun süre hafızalarımızdan çıkmayacak hap bilgilerin zenginliği açısından da önemliydi.
BrandWeek2014’e gidemeyenler veya takip etme şansı olmayanlar için derlediğim toplantı notlarımı ve ilk gün izlenimlerimi aşağıda bulabilirsiniz.

Etkinlik Yekta Kopan‘ın hoş geldiniz konuşması ile başladı ve Advertising Age Genel Yayın Yönetmeni Matt Quinn’in anlatımıyla ilgili yaratıcı reklam filmlerine bolca yer verdiği sunumuyla sürdü.
Quinn, markaların tüketicileri ile girdikleri iletişimde üstlendikleri “mutluluk verme” rolünden ve bunu yaparken teknolojiye ve yaratıcılığa yaptıkları vurgudan bahsetti.

“Eğer bir marka, kendisini tüketicilerin hayatına dahil edebiliyorsa o zaman başarılıdır. Burada önemli olan doğru mesajı bulmak ve bunu ulaştırmaktır” diyen Quinn, beyin okuma teknolojisi MindRDR’a da değindi.
“Teknoloji alanında o kadar hızlı bir gelişme oluyor ki, günümüzde asla düşünemeyeceğimiz şeyler görüyor ve yaşıyoruz” diyerek, hayat ve teknolojinin iç içe geçtiği örneklere yer verdi.

Ardından Martha Stewart OmniMedia Kurucusu ve TV Yapımcısı Martha Stewart sahneye geldi.
Bloomberg HT Ekonomi Müdürü Özlem Dalga’nın sorduğu sorular etrafında şekillenen anlatımda Stewart, güçlü bir marka inşasının adımlarını, kariyer sırlarını ve Türkiye’ye ilişkin görüşlerini paylaştı.
“Lovemark olmak için uzun bir süre yol almak lazım, bir gecede güçlü bir marka yaratamazsınız” diyen Stewart, mark yaratmada çok çalışmanın gerekliliğini, samimiyetin ve özgünlüğün, bilginin – fikrin sunumunun önemine de değindi.
Kitaplarında, programlarında yalnızca bilgi vermek yerine aynı zamanda okuyucuların – izleyicilerin hayatlarına dokunduğunu ve bu konuda özgün olmanın önemli olduğunu da ekledi.
Sevilen, konuşulan, benimsenen bir marka olmak zor. Bunun için iyi üretim, iyi fiyatlandırma yapmak lazım. Sevilen marka farklı yaş gruplarına da hitap edebilmeli. Internet geleneksel medyayı çok güçlü bir şekilde bozdu. İleride hala basılı dergiler olacak.
Türk kadınlarını güçlü buluyorum. Bu bağlamda Türkiye, Amerika’ya benziyor. Girişimci olmak için çalışıyorlar ve girişimci kadın yapısını destekliyorum. Lifestyle ürünler mutlaka teşvik edilmeli dedi.
Etkileyici konuşmasında ise kullandığı telefonu Samsung Galaxy olarak açıklayıp, iPhone’a ise methiyeler düzmesi ise gözden kaçmadı. Ortadan gitti ve bu konuda hepimizi gülümsetti.
Son olarak, başarı yolunda;
- Meraklı olun,
- Tutkulu olun,
- Bilgiye dayanan fikirleriniz olsun
- Fikirlerinizi takip edin
diyerek konuşmasını tamamladı.

Çay arasının ardından sahne alan Habertürk Genel Yayın Yönetmeni Selçuk Tepeli ise “Gazetecilik Bir Stil Objesidir” sunumuna eleştirel bir dille başladı.
Bugünün kuşağı başka yerde kuşağı. Ne A noktasında ne de B noktasında değil, bulunması gerektiği noktada olduğunu düşünüyor. Her şeye yetişmemiz, her şeyi bilmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Tabii ki bugünün şartlarında her şeye yetişme şansımız yok. Bu nedenle hız artık bizim için her şey.
Çok şeyi konuşup tartışmıyoruz. Bir gazetenin yayınlanabilmesi için binlerce insan çalışıyor. Dijitalden bahsederken neden konuştuğumuzu bilmemiz lazım. Haber istenmiyorsa, habercilik yapılmasına gerek yok.
Tepeli, internet sitelerinde ve televizyon haberlerinde, gazete haberlerinin çalınarak kullanılmasına sitem etti ve gazetenin asıl içerik üreticisi olduğunu da ekledi.

Bu konuda kişisel fikrim; haberden çok yorumların okunduğu ve ilgi gördüğü, yurttaş gazeteciliğinin bu kadar önemsendiği bir çağda gazetelerin samimiyetini güvenilirliğini kaybettiğini düşünüyorum. 5 N 1 K’yı gazete haberlerinde arıyoruz (anlamını – önemini biliyoruz), bulamıyoruz. Üniversitelerde bile bu konuyla ilgili sertifka programları var… Dijitalin bile gazetelerin çoğunu kurtaracağına inanmıyorum. Köşe yazarları hala okunuyor ve ilgi görüyor ama gazetelerin geneli için bunu söylemek mümkün değil. Günümüz şartlarının gerekliliklerine sırt dönmek, bu konuda vizyoner olamamak yaşanması olası kayıpları da beraberinde getirecektir.
Ardından sahne alan Genel Müdür ve Yönetim Kurulu Başkanı İmdat Sütlüoğlu “Türkiye’de Çayın Hikayesi” ile anlatımına başladı.
Anlatımında “Çaykur, 90′ıncı yılında, yeni ürünlerle gamını geliştiriyor, büyümeye devam ediyor. Türkiye’deki kadar çay içen bir başka ülke daha yok. Her şeyi çaya bağlamış durumdayız…
Hızlı yaşam kültürünün Türkiye’de de öne çıkmaya başlamasına rağmen, poşet çayların demleme çaylarına nazaran her zaman ikinci tercih oluyor.
Türkiye’ye has çay kültürünü yaşatmanın Çaykur’un öncelikli hedeflerinden biri” dedi.

Samsung Kurumsal Pazarlama Direktörü Can Emci ise “Ürün ve İletişimde İnovasyonla Tüketicinin Tutkularının Parçası Olmak” konulu sunumunda tutkulu ve samimiydi.
Bir teknoloji firması olarak yaşamın hızının önüne geçmemiz gerekiyor diyen Emci, Samsung’un 2013 ar-ge yatirimi 11 milyar $ dedi ve ekledi;
Biz popüler kültürün parçası olmak istiyoruz. Zamanın ötesinde ürünler üretmenin sırrı üretimde ve iletişimde inovasyondur…
Ardından sahne alan Unilever Global Başkan Yardımcısı Sandrine Conseiller ise Elidor’un başarısının ardındaki sırları anlattı.

Verilen arada ise, Power 100 Blogger’larıyla öğle yemeği: PR 2.0 Talks için Allianz Turkiye ile bir araya geldik.

Allianz Sigorta Kurumsal İletişim Grup Başkanı Fatmanur Erdoğan’ın ev sahipliğinde gerçekleşen yemekte, Allianz Türkiye’nin yeni dışavurumcu şirket anlayışını konu alan kampanya üzerine görüşlerimiz alındı. Genel olarak samimi ve etkili bulduğumuz çalışmayı aşağıda izleyebilirsiniz.
Bu buluşmayla ilgili detaylı bilgiye ise Digitalage üzerinden ulaşabilirsiniz.

Yemek sonrası en sevilen markalar ödüllerine kavuştu 🙂
LoveMark kategorileri ve ödül alan markalara gelince;
- Genel kategori : Arçelik
- Cep Telefonu: Samsung
- Bilgisayar: Casper
- Beyaz Eşya: Arçelik
- Ev Elektroniği: Arçelik
- Gazlı İçecek: Coca-Cola

- Süpermarket: Migros
- Banka: İş Bankası
- Kredi Kartı: Bonus Card
- Otomotiv: Volkswagen
- Giyim: LC Waikiki
- Akaryakıt: Opet
- Şampuan: Elidor
- Deterjan: Ariel
- Ev Temizlik: Domestos ve Cif
- Hijyenik Ped: Orkid
- Kozmetik-Makyaj: Avon
- Diş Macunu: İpana
- Çay: Çaykur
- Çikolata: Ülker
Ödül töreninin ardından Gazeteci, Akademisyen Ertuğrul Özkök “Benim Lovemark’ım” sunumunda, kendisini bir marka olarak ilan etti ve ekledi.

Kötü markaların da artık bir şansı var! 2014 yılında Hollywood‘un elinden çıkan iki film Sin City 2: A Dame to Kill For ve Maleficent kötü karakterler merkezinde kurgulanan ve bu haliyle seyircilerden büyük ilgi toplayan yapımlar olabilmeyi başardı.
İnsanlar kendi alanlarını markalarla işaretler. 2 şekilde marka olunur ve bunun stratejisi seçeneklerden geçer.
1) Olmak istediğiniz gibi görünün
2) Olduğunuz gibi görünün.
Ben dili iticidir. Farklı biri olmak istiyorsanız cesur olmalısınız. Yeni marka tarifi, onun altını dolduran markaların çizgisi ve fotoğraflarıyla da önem kazanıyor.

Ardından sahneye gelen Eataly Kurucusu Oscar Farinetti, “Eataly’nin çalışma yapısını ve kuruluş öyküsünü” anlattı ve hepimizin gönlünde ayrı bir yer kazandı.
Detaycılığı, sadeliği, betimlemeleri ve samimiyetiyle hepimizi etkileyen Farinetti, günün kuşkusuz en sevilen konuşmacılarından biri oldu…
Anlatımına İtalya haritası çizerek başlayan Farinetti, kültürel ve coğrafi zenginliği vurguladı. Sebze çeşitliliği, yenilebilir hayvan türlerinin fazlalığı, şarap yapımına müsait üzüm ve zeytin çeşitliliği gibi birçok alanda İtalya’nın coğrafi konumu gereği dünyada bir numara olduğunun altını çizen Farinetti, en büyük şansının bu ülkede doğmak olduğunu söyledi ve hepimizi imrendirdi.

Bir projenin oluşum sürecini, şeftali ile özdeşleştiren Farinetti, şeftalinin çekirdeğinde şiirsel hedef ve değerler; çekirdeğin etrafında markaya hayat veren deneyimler; ve kabuğunda ise pazarlama yer alır dedi.
Şiirsel hedef ve değerle konusunda ise amacının;
- İtalya’da %44 oranında gerçekleşen gençler arasındaki işsizliğin önüne geçmek yani istihdam
- Unutulmuş yerlere yeniden hayat kazandırmak
- İtalyan yemeklerinin güzelliğini dünyanın dört bir yanında kutlamak
- Yüksek kalite sunmak
olduğunu söyledi ve “Yaratıcılık herkesin erişimine açık bir ödül olmalı” diyerek konuşmasını alkışlar eşliğinde tamamladı.

Şimdilik benden bu kadar 😉 umarım notlarımın size de bir faydası olur.


