Bu Dünya’dan Ayrılık Vakti: Interstellar

Belki de bu yılın filmi olmaya aday, Christopher Nolan’ın yeni filmi Interstellar, yarın gösterime giriyor. Gerek konusu, gerekse 170 dakikalık süresi ile iddialı olan film, bakalım bir başyapıt olarak rekor mu kıracak, yoksa sıradan bir video film kadar basit bulunup kısa sürede unutulacak mı?

Warner Bros basın özel gösteriminde IMAX versiyonunu izlediğim filmin konusuna kısaca değinmek gerekirse;

Dünya artık sona gelmiştir… Açlık ve kıtlık bir yana buna sebep olan ve tarımcılığı öldüren küf ve kuraklık, buna ek olarak iklimlerin bozulması ve devasa kum fırtınaları, gezegenimizde mısırdan başka hiç bir şeyin verimli şekilde yetişmemesine sebep olmaktadır. Bu neden tüm tarımcılar dev mısır tarlaları ekip biçmektedir.

2

Dünyanın sosyal yapısı da eskisinden farklıdır. Ordular, hükümetler gitmiş, NASA stratosfer üzerinden açlıkla savaşan insanları yok etmek için bomba atmayı reddedince kapatılmıştır. Kahramanımız Cooper (Matthew McConaughey) eski bir uzay pilotu ve mühendistir. Ancak yapacak bir şey olmadığından ailesi ile birlikte o da mısır ekip biçer.

Ancak olaylar zinciri, Cooper’ı ailesini geride bırakarak dünyayı kurtarmak üzere uzaya açılmasına neden olur. Film hakkında daha fazla detay vermek filmin içindeki çoğu sürprize ve filmin geneline haksızlık olur.

4

Nolan, Nolan!!

Spoiler vermek yerine Nolan sineması ve gelecek vizyonundan söz etmek daha mantıklı belki de…

Öncelikle filmdeki gelecek tasviri her türlü detayı ile oldukça başarılı. İnsanoğlunun çaresizliği, bu çaresizlikten kendi inandığı masallar türetip yeni çareler üretmeye çalışması fikri ilginç. Daha önce ön görülmedik şekilde günümüzde yaşadığımız teknolojik doyum ve doyumsuzluk, yumurta kapıya dayandığında nasıl da sadece yaşama ve neslini sürdürme güdüsüne dönüşebilir, bunun yanıtını bu filmde görmek mümkün…

5

Senaryosunu 2008’de Chris Nolan’ın kardeşi Jonathan Nolan’ın yazdığı Interstellar, 2014’de Christopher Nolan’nın yeniden dokunuşları ile hayat bulmuş. Uzun süresi başta sıkıcı gelebilir, ancak özellikle IMAX edisyonunu tercih ederseniz kadrajın dışında kalan bir çok detaya da odaklanabilirsiniz.

3

Bilim İnsanlık İçin Var!

Film bir çok Nolan filminde olduğu gibi aklınızı kamçılayacak ögeler içeriyor. Sinemadan çıktıktan sonra kendinizi rastladığınız ilk kitapçıda uzay-zaman bilimleri ile ilgili yayınları araştırırken bulabilirsiniz. Film yaşanabilir başka gezegenler bulmak konusu ekseninde yol alırken, günümüzün yaşayan en büyük astrofizikçisi Kip Thorne’un katkılarını da yadsımamak lazım.

Eserin içerisinde sıradan bir insanın anlamasının zor olduğu bir çok bilimsel unsuru, Thorn ve Nolan son derece yalın biçimde anlatmayı başarmış. Ama bu yalın anlatım merakınızı daha da körüklemeye sebep oluyor.

Yıldızlar arası Seyahat!

Bırakın başka gezegenleri, başka galaksilere seyahat gerçek olsa nasıl olurdu? Nasıl görünürdü? İşte tüm bu sorulara yanıt, bilimsel bir dehanın ön görüleri ile filme nakşedilmiş. Bazen gördüklerinize siz de inanamıyor hayranlıkla beyazperdeye takılıp kalıyorsunuz. Aynı zamanda çevresel faktörler, kostümler, lokasyonlar da hayli gerçekçi tasarlanmış. Bunlar filme ve içerğine daha fazla inanmanızı sağlıyor. Bu konuda titiz olan Nolan neredeyse tüm sahneleri gerçek mekanlarda ve gerçek aletlerle çekmeyi tercih etmiş ki, bu çok iyi bir seçim olmuş.

7

Yeni Bir Sinema Efsanesi mi Geliyor?

Filmin finali hatta finalleri son derece ilginç. Bana göre filmin üç finali var, her şey bitti dediğiniz anda devreye giren sahneler filmin akıcılığını tamamlıyor ve akıllar da çok da fazla soru işaretine yer bırakmıyor. Filmin içerisine eklenen son dönem Amerikan kültürünün temel taşı haline dönüşen; aile, inanç, sevgi, bağlılık gibi konuları fena harmanlamamış Nolan. Ama bazı sahneler buna rağmen sıkıcı olabiliyor. Ancak fotoğrafa uzaktan baktığınızda Nolan yine sanatını konuşturmuş, filmin bilimsel – duygusal olay örgüsünü son derece iyi bir kurgu ile ortaya koymuş.

Ancak özellikle filmin son çeyreği, belki de Nolan’dan beklenmeyecek kadar cesur, farklı, tahmin edilmez bir öngörüyü kapsıyor. Ancak bunun ifade ediliş şekli emin olun çok tartışalacak hatta anlaşılmayacaktır. Film yeni bir 2001 Space Oddysey olmakla, ikinci salon bir bilim kurgu filmi olmanın sınırını da tam bu noktada zorluyor. Belki de bundan on yıl sonra Nolan’ın eşsiz eseri olarak adlandırılacak ve Amerikan Kültür Mirası’nın bir parçası sayılıp Library of Congress’de yerini alacaktır! Bunu bugünden bilmek zor doğrusu. Çünkü Nolan hazır olmadığımız bir gelecek vizyonu ile aklımızı oynatmayı başarıyor. Bu noktada Hans Zimmer’in enfes müziklerinide atlamamak lazım.

6

Oyunculuklar da Fena Değil Hani!

Tek tek yazmaya gerek yok Matthew McConaughey’in Teksas/Avusturalya ağızlı şivesi haricinde filmdeki herkes rolünün hakkını vermiş. Nolan sinemasının önemli özelliklerinden biri de yönetmenin, çalıştığı oyuncuları çektiği filmlere çok iyi adapte edebilmesi. Br bilim insanı rolünü oynayan orta sınıf bir oyuncuyu bile izlerken onun gerçekten bir Profesör olduğunu sanmanız mümkün. Anne Hathaway, Jessica Chastain, Michale Caine hatta bir ara inanmazsınız Matt Damon da rolünün hakkını verenlerden.

33

Yarın Herkes Bu filmi tartışacak!

Öncelikle filmden önce sorulması gereken tek bir soru var, bu filmde göreceklerinize hazır mısınız? Filmin efsanevi finali sonrası kendi yanıtınızı bulmanız mümkün tabii…

Ancak film konusu ve olay örgüsü ile belli bir yere kadar gelip daha sonra farklı yollara saparak kimine göre cesur ve eşsiz, kimine göre manasız hatta komik hale dönüşmesi, sıradan sinema severleri de, profesyonel eleştirmenleri de ikiye bölecektir şüphesiz. Bakalım sizin yorumlarınız nasıl olacak.

Öyle veya böyle 3 saatliğine de olsa aklınızı bambaşka “boyut”lara taşımak istiyorsanız Interstellar’ı kaçırmayın!

Bakalım siz de bugüne kadar izlediğiniz en güzel ve en kötü uzay operası yorumunu yapacak mısınız?

 

Filmi benim yerime izleyerek, yorumlayan sevimli eşim Hasan Yalçın’a çok teşekkürler 🙂

 

 

  9Yorum

  1. Avatar mavrokoti   •  

    Cok guzel bir yazi olmus fakat Matthew McConaughey’in hakkini yemissiniz. Filmi neredeyse tek basina sirtladi, aldi goturdu. Duygulari bu derece ekrana yansitabilen nadir aktorlerden, umarim bu basarisini da gozden kacirmazsiniz 🙂

    • fundalina fundalina   •     Yazar

      Affedin Matthew McConaughey’in şiveli konuşması benim çok dikkatimi dağıtıyor. Belki bu yüzden kendisini sevemiyorum…

    • fundalina fundalina   •     Yazar

      Matthew McConaughey’iyi neden sevemedim. Şiveli konuşması beni ekrandan uzaklaştırıyor, mesela ben o rolde Matt Damon’ı görmek isterdim.

  2. Avatar Emrah   •  

    Çok iyi niyetli bir inceleme yazısı olmuş 🙂 bilime, tekniğe ve bunlardan kurgulanacak türlü senaryoya merakım beni tanımlarken kullanılabilecek kadar yoğun birisi olduğum için rahatlıkla söyleye bilirim ki, filmi izledim ve hiç beğenmedim. Bilimsel kısımları değil, senaryodaki kopukluk, anlatımdaki sıkıntılar ve havada kalan türlü saçmalıklar, bu yapım bu fikirle daha iyi olabilirdi dedirtti. Nolan çektiği için de beklentilerimi düşük tutup gitmiştim 🙂 iyi ki de öyle yapmışım, zira film 2006’dan bu yana evrimleşirken bayağı şey kaybetmiş sanıyorum, keşke en başta spielberg bu filmi bırakmasaydı dedim.
    ha burada da benim bol spolier dolu geniş yorumum bulunmakta: http://www.emrahserdaroglu.com/blog/2014/11/15/interstellar

    • fundalina fundalina   •     Yazar

      Film çok keskin, ya seversin ya da sevmezsin. Ben sevdim ama hatalarıda gördüm elbette. Duygusallığın dorukta olduğu sahnelerde çok darlandım ama onun dışında bana göre iyi bir filmdi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir