13. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, yılın en çok konuşulan filmlerini Türkiye’ye getiriyor.
Festival filmlerine bilet bulmak oldukça zor, bu yüzden bu harika filmleri festivalde izleme şansı bulamayacaklar için arşivlik bir dosya hazırladım 🙂
Siz yine de bilet bulmaya çalışın 😉 Festivalde takvimi aşağıdaki gibi.

Film konularını !f İstanbul web sitesinden aldım, filmlerle ve !f İstanbul ile ilgili daha da fazla bilgiye buradan ulaşabilirsiniz 🙂
Digiturk Galaları
Digiturk Galaları, Toronto’dan Venedik’e, Cannes’dan Sundance’e, dünyanın önemli festivallerinde büyük ilgi görmüş, yılın en çok beklenen filmlerini Türkiye’de ilk kez seyirciyle buluşturuyor.
Dallas Buyers Club / Sınırsızlar Kulübü
ABD – 2013 – 117′ – Renkli – DCP – İngilizce
Bir adamı ne ‘iyi’ yapar?
Amerikalı tipik bir kovboy: beyaz, taşralı, ırkçı ve homofobik. Çok yakında bu ‘sempatik’ kişiliğine yeni bir özellik ekleyecek: ilaç kaçakçılığı. AIDS’li olduğunu ve 30 günlük ömrü kaldığını öğrenip büyük bir öfke nöbeti geçirdikten sonra, bize bir adamı neyin ‘iyi’ yaptığını göstermek üzere harekete geçiyor. FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) onaylı ilaçların hastalıkla savaşta etkisiz kaldıklarını anlayınca, internette duyduğu etkili ama yasak ilaçları edinmek üzere Meksika’ya yola çıkıyor. 80’lerden bahsediyoruz. AIDS sendromunun en yüksek olduğu, AIDS’li insanları dışlamanın meşru olduğu dönemler… Doktorların ve ilaç şirketlerinin hastaların yaşamı pahasına korkunç paralar kazandıkları dönemler… Fondaki gerçeklik buyken, bizim adamımız Dallas’ta bir satış noktası kuruyor: Sınırsızlar Kulübü. Kendisiyle aynı durumdaki yüzlerce insana ilaç temin ediyor. Drama ve sosyal eleştiriyi maharetle birleştiren etkileyici bir gerçek hayat hikâyesi… Merkezinde de sevgiyle nefret edilesi, nefretle sevilesi bir anti-kahraman.
Dom Hemingway
İngiltere – 2013 – 93′ – Renkli – DCP – İngilizce
12 yılın acısı 3 günde çıkar mı? Adınız Hemingway’se çıkar!
Hapishanede 12 yıl boyunca dilini tutup sabrettikten sonra, epeydir beklediği şaşaalı hayatına kavuşmak üzere her şeye saldırır Hemingway. Kerameti kendinden menkul bir efsane olarak, iş arkadaşlarına ona olan borçlarını ödetmek ve hayattan ona ait olanı geri almak için… Mahrum kaldıklarına yumulurken gördüğümüz, öfkesini ve fermuarını kontrol edemeyen, aşırı edepsiz monologlarıyla herkesi dumura uğratan küfürbaz bir manyaktır Hemingway. Eski ortağıyla bir araya gelir, kızını bulur, bonus olarak bir de torunu olduğunu öğrenir. Büyük bir hırsla eski işini canlandırmaya calışır, katıldığı her partinin kanı canı olmak ister. Bu sonuncusu en iyi yaptığı şeydir ama filmin esas ilginç tarafı, Hemingway’in öteki alanlarda tökezleyip durmasında yatar. Jude Law’un mükemmel canlandırdığı ‘muhteşem sevimsiz’ Dom Hemingway’in hayatına sıradışı bir mizahla bakıyoruz.
Filth / Pislik
İngiltere – 2013 – 97′ – Renkli – DCP – İngilizce
Saçtığı pislik boyunu aşınca…
Büyük Britanya’nın suç dünyasında ‘pislik’ polisler için kullanılan argo bir kelime. Burada ayrıca İskoç Dedektif Bruce Robertson’ın iğrenç davranışlarını tanımlamak için kullanılıyor. Pislik, Irvine Welsh’in aynı adlı polisiye romanının şiddet yüklü bir sinema versiyonu. Polis baskısı nedeniyle teşkilata girdiğini söyleyen adamımız -bunu teşkilatı yola getirmek için değil, onun parçası olabilmek için yapıyor elbet- içerde ve dışarıda bu baskıyı katmerlemeyi kendine görev ediniyor. O bir terfinin pesinde ve bu uğurda arkadan vurma, ikili oynama, ihanet, her yol mübah. Ama bu uyuşturucu bağımlısı, yozlaşmış, boşanmış adam gerçekte neyi elde etmeye çalışıyor? Çok yakında kendi pisliği içinde nefessiz kalacak ve gerçeklik ile kurmaca arasındaki farkı algılayamaz olacak. Filmin enerjisi, vahşeti ve dili bizi doğrudan dedektifin zihnine naklediyor. Her şeyi oradan izliyoruz.
Is the Man Who Is Tall Happy?: An Animated Conversation with Noam Chomsky / Uzun Boylu Adam Mutlu Mu?: Noam Chomsky ile Canlandırma Bir Sohbet
Fransa – 2013 – 88′ – Renkli – DCP – İngilizce
Michel Gondry’den ev yapımı görselliğiyle büyüleyen bir Noam Chomsky güzellemesi.
Michel Gondry ünlü dilbilimci Noam Chomsky’yle birkaç yıla yayılacak bir zaman diliminde söyleşiler yapmak için bir araya gelir. Konuşmanın ve dinlemenin kaypak doğasından olacak, Gondry bu buluşmaları Bolex kamerası ve bir ses cihazıyla kaydeder. Yaratmaya çalıştığı samimiyet ve mesafe için böyle bir söyleşi formu çok uygundur. Ortaya çıkan sonuç sıradan olmayan, görsel ve biçimsel olarak alışılagelmiş kalıpları zorlayan; en yaratıcı biçimiyle belgeselle animasyonun harmanlandığı benzeri olmayan bir film. Evet, Gondry hiç üşenmeden Chomsky’nin düşüncelerini animasyona, çizgilere dönüştürüyor ve kenarlarına düştüğü notlarla bunları anlamlandırmaya çalışıyor. Chomsky’yi sıkıştırmayı, onu zaman zaman yanlış anlamayı, bazen de bütün çocuksuluğunu koruyan sorular sormayı ihmal etmiyor. Chomsky, hem felsefi düşüncelerin arasında dans ederken hem de en mahrem ve kişisel anları hakkında konuşurken, kısacası en insani ve en kırılgan haliyle karşımızda!
Je m’appelle Hmmm… / Benim Adım Hmmm…
Fransa – 2013 – 121′ – Renkli – DCP – Fransızca, İngilizce
Travmadan sonsuzluğa…
Sinemaya olan tutkusuyla da bilinen ünlü Fransız modacının bu ilk filmi, bir çocukluk travmasının çetin ve sinemasal olarak çok yönlü hikâyesini anlatıyor. 11 yaşındaki küçük Fransız kız, babasının tacizinden kaçmak için evi terk ediyor ve kendisini ailesini kaybeden orta yaşlı bir İskoç adamın yol arkadaşı olarak buluyor. Birbirlerinin acısını sessiz bir kabullenişle kucaklayan bu ikilinin arasında nev-i şahsına münhasır bir bağ oluşuyor.
Birlikte dünyanın güzelliklerine ve anlaşılmaz yanlarına tanıklık ediyorlar. Her şey basitçe gözlemleniyor ve hissediliyor. Kimse, cinsel tacizci baba bile, ne canavarlaştırılıyor ne de yargılanıyor. Sinematografinin pürüzsüz çekimlerden titrek kameraya, parlak renklerden siyah-beyaza varan çeşitliliği, sanki duygularımızın yönünü çevirmek için kullanılıyor.
Kaze Tachinu / Rüzgar Yükseliyor
Japonya – 2013 – 126′ – Renkli – DCP – Japonca
Miyazaki kariyerini yaratıma ve yıkıma hürmetle bitiriyor.
Büyük ustanın son çalışmasında olması gereken her şey var. Onun uçaklarla ilgili saplantısı, iki dünya savaşı arasında ülkesinin maruz kaldığı ve sebep olduğu trajediler, bütün engellere direnen sonsuz aşk teması ve şaşırtmaktan asla vazgeçmeyen Miyazaki’ye has bir animasyon üslubu…
Rüzgar Yükseliyor, Japonya’nın en çok övülen ve aynı zamanda en çok yerilen uçak mühendisi Jiro Horikoshi’nin kurmaca bir biyografisi. Jiro Horikoshi, Pearl Harbor’ı bombalamak için üretilen ve sonrasında kamikaze pilotlarının kullandığı tasarımların yaratıcısı. Ama bizim izlediğimiz daha ziyade, hayalgücü geniş, akıllı bir çocuğun düşlerini gerçekleştirme öyküsü. Yani aslında bütün güzel hayallerin ardındaki o gözleri yaşartan romantizm. Apolitik duruşuna rağmen, belki de tam bu yüzden, film birçok siyasi tartışmayı beraberinde getirdi. Miyazaki, kahramanı Jiro’yu alıntılayarak, “tek istediğim, güzel bir şey üretmekti,” diyor.
Mademoiselle C / Matmazel C
Fransa – 2013 – 93′ – Renkli – DCP – Fransızca, İngilizce
Büyük bir performans sanatçısı her zaman bir sahneye ihtiyaç duyar.
“Dansta gururlu bir yan var ve benim hoşuma giden tam da bu: Acı çektiğini hiçbir zaman belli etme,” diyor Matmazel C ve farkında olmadan bize izlemekte olduğumuz moda dünyasını tanımlıyor. Elbette göz kamaştırıcı bir dünya bu. O kadar çok ünlü var ki, isimlerini sıralamak yazıya ayırdığımız yeri fazlasıyla doldurabilir. Ama dikkat çekici olan, burada onların, biz sıradan fanilerin bir veli toplantısında olabileceği kadar önemsiz görünmesi.
Bu belgesel, ikonların ardındaki ikonla ilgili. Yani Matmazel C. Vogue’daki editörlük kariyerini, moda dünyasında kendi hayallerini gerçekleştirmek için terk eden ve büyük bir maceraya atılan, hayal etmekten hiç vazgeçmeyen, işin ucunu asla bırakmayan ve yaşarken bir efsaneye dönüşen Matmazel C.
Nymphomaniac 1 / İtiraf 1 – 2
Danımarka, Almanya, Fransa, Belçika, İngiltere – 2013 – Renkli – DCP – İngilizce
Seks onun hem kaçışı hem de esareti.
Lars von Trier her zamanki gibi provokatif! Son filmi biraz uzun olabilir, ama izlemeyi takip edecek düşünme ve tartışma sürecinin daha uzun olacağı muhakkak. Başrolünü Charlotte Gainsburg’un oynadığı İtiraf bir seks bağımlısı hakkında. Ancak pek çok eleştirmenin de yazdığı gibi, grafik seks sahnelerine rağmen film aslında erotik değil. Bilakis, kasıtlı biçimde seksi olmayan bir film. Yaratacağı tartışmalar daha ziyade insan doğası, sekse bakışımız ve tabii ki her filmiyle, yaptığı her açıklamayla gündem yaratan yönetmenin kendisi üzerine olabilir. Bu kez ne yapmaya çalıştı?
Ürkünç ve büyüleyici dört saatlik bu epik filmde ne demek istiyor? Kafa yorulacak fazlasıyla malzeme var, ona şüphe yok. Lars von Trier’in en karanlık malzemeleri bile gözlerimizi alamadığımız izlencelere çevirmedeki ustalığı tartışılmaz. Kendine has mizah anlayışı da…
Short Term 12 / Kısa Dönem 12
ABD – 2013 – 96′ – Renkli – DCP – İngilizce
Normal bir hayatın ne demek olduğunu bilmeden normal bir hayat yaşamak.
Tek katlı bahçeli bir evden yarı çıplak koşarak kaçan bir yeniyetmeyle açılıyor film. Gözetim altında tutulması gereken, risk sınırındaki gençlerin bakıldığı bir merkezdeyiz. Duygusal ve fiziksel yaralarla yaşayan bu çocuklarla ilgilenen Grace ve Mason, aynı merkezde çalışan ve birlikte yaşayan iki sevgilidir. İşlerine ve birbirlerine tutkuyla bağlı olmalarının yanında, özel hayatlarında belli belirsiz bir gerginlik yaşıyorlar. Grace, bakımevine yeni gelen bir kız çocuğuyla bağ kurar. Onun hayatını normalleştirme çabasının kendi hayatına da dokunuyor olduğunu zamanla fark eder. Sıkıntılı geçmişi, onu öngöremediği bir geleceğe taşıyacaktır. Kısa Dönem 12, Amerika’nın en büyük bağımsız film festivallerinden birini bünyesinde barındıran SXSW’de, hem Jüri Büyük Ödülü’nü hem de İzleyici Ödülü’nü aldı.
The Double / Öteki
İngiltere – 2013 – 93′ – Renkli – DCP – İngilizce
Submarine’in yönetmeninden özel ve görülmemiş bir yönetmenlik resitali!
Simon her şeyden önce utangaç bir adamdır. İşyerinde herkesin unuttuğu, annesi tarafından küçümsenen ve rüyalarının kadını tarafından bir türlü fark edilmeyen bir adamdır. Dışlanmışlığını ve dünyanın ona kayıtsızlığını değiştirmek içinse elinden pek bir şey gelmemektedir. Ta ki, işyerine ona tıpatıp benzeyen James gelene kadar. James onun fiziksel olarak ikizidir ama karakter olarak tam zıttıdır. Kendine güveni, karizmatikliği ve kadınlarla çok iyi geçinebilmesiyle bir anda herkesin gözdesi oluverir. Simon’ın tam da korktuğu gibi, James yavaş yavaş onun bütün yaşamını ele geçirmeye başlar. Dostoyevski’nin ‘Öteki’sinin oldukça yaratıcı bir uyarlaması olan film, kurduğu karanlık ve Kafkaesk atmosferle dikkat çekiyor. Richard Ayoade bu ikinci filminde, nev-i şahsına münhasır mizah anlayışıyla tedirgin edici ama oldukça da komik, daha önce pek görmediğimiz tuhaf bir dünya yaratıyor.
The Spectacular Now / Şu An Muhteşem
ABD – 2013 – 95′ – Renkli – DCP – İngilizce
Amerikalıları gerçekten de tebrik etmek lazım. Senelerdir kullandıkları formüllere sürekli yeni şekiller bularak, seyirciyi tekrar tekrar şaşırtmayı başarıyorlar. Şu An Muhteşem, örneklerini çok gördüğümüz, Amerikan taşrasında geçen bir büyüme hikâyesi gibi başlıyor: Lise sondaki sempatik oğlan, havuzlu partiler, plastik bardaklar, arabayla mahallede gezmeler, popüler kız, yardımsever matematik öğretmeni vs. Bütün film boyunca bir sonraki karede ne olacağını tahmin edebileceğimizi düşünüyoruz, ama yanılıyoruz. Kendimizi ya hiç beklemediğimiz bir yerde buluyoruz ya da ‘bir sonraki kare’ diye bir şey olmuyor. Yönetmen James Ponsoldt kamerasını oyuncuları üzerinde gezdirirken, başka bir filmde karikatürize gelebilecek karakterler yeni birer hayat kazanıyorlar. Aşkın (500) Günü’nün senaristlerinin elinden çıkan öykü, Ponsoldt’un gözünden henüz masumiyetini yitirmemiş cool bir filme dönüşüyor.
Under The Skin / Derinin Altında
İngiltere – 2013 – 107′ – Renkli – DCP – İngilizce
Jonathan Glazer’ın Birth’ün devamı niteliğindeki bu nefis filminde, ‘dünyaya düşen kadın’ Scarlett Johansson’ın ta kendisi.
Scarlett Johansson dünyaya erkek otostopçuları yakalamak için gönderilmiş bir uzaylıyı oynuyor. Ne kadar donuk ve buz gibi görünse de, dolgun kırmızı rujlu dudaklardan kürk mantosuna noir filmlerinden çıkma bir femme fatale’den çok farkı yok aslında. İskoçya’nın ıssız mahallelerinde araba süren bu seksi kadının neyin peşinde olduğu ya da kim olduğu hakkında bir fikrimiz yok. Kült filmleri ve videolarıyla tanıdığımız Jonathan Glazer uzun yıllar sonra gene tuhaf ve görselliğiyle zihin açıcı bir filmle karşımızda. Halüsinatif ve rüya gibi sıfatlarını sonuna kadar hak eden film, sosyal gerçekçi bir arkaplanda oldukça tensel ve duyusal bir biçimde sizi yavaş yavaş içine çekiyor. Michel Faber’in aynı adlı kült romanından uyarlanan film, insan olmaya ve hissetmeye dair bir meditasyon adeta. Yarattığı etkiyle uzun bir süre derinizin altında kalacağı kesin.
Yi Dai Zong Shi / Büyük Usta
Hong Kong, Çin – 2013 – 130′ – Renkli – DCP – Mandarince, Kantonca, Japonca
Dünyevi olanla olmayanı dövüş sanatlarından daha iyi kim buluşturabilir?
Azılı hayranları bile bu filmin Wong Kar Wai’nin filmografisinde farklı bir yeri olduğunu göreceklerdir. Hikâye pek de önemli değil. Uzakdoğu sinemasının tipik aşırı melodramatik konularının, filmin izleyicide uyandırdığı toplam hisse çok da özel bir katkısı olmuyor. Hikâye yerine, filmin yapımının on yıl sürdüğü ve bir yılın kurgu odasında geçtiği bilgisi daha anlamlı. Sinematografi ve dövüş koreografisi tam bir seyir ziyafeti sunuyor.
Sadece göz için değil ruh için de. Çünkü yalnızca uçan bedenlerin zarafetinin yarattığı stil değil, arkasındaki felsefe de insanı hipnotize ediyor. Dövüş sanatları filmlerinin sevdalıları her saniyeyi kana kana içlerine çekeceklerdir zaten, ama bu filmi belli bir türe sabitlemek haksızlık olur. Sadece şunusöylemekle yetinelim: Wong Kar Wai’nin son filmi, ustanın beş yıllık sessizliğini affettirecek cinsten.
Yazı çok uzuyor biliyorum ama filmler müthiş ☺
Oyun
Oyuncaklı filmlerden hoşlananlara “Oyun”
!f İstanbul’un sinemada oyun alanı yaratan ve seyirciyi oynamaya davet eden filmleri bir araya getiren bölümü “Oyun” ise, bu yıl Turkcell Profesyoneller Kulübü’nün sponsorluğunda gerçekleşecek. Oyuncul belgeseller, kaçık bilimkurgular, kült adayı ilk filmler, Japonya’dan gerçeküstücü fanteziler ve animasyon dünyasının en son hitleri seyirciyi yeryüzünün ve insanlık tarihinin belki de en eski eylemiyle, ‘oyun’la baş başa bırakacak.
A Story of Children and Film / Sinema ve Çocukların Hikayesi
İngiltere – 2013 – 101′ – Renkli – DCP – İngilizce, Japonca, Rusça, İsveççe, Lehçe, Çekçe, Farsça
Mark Cousins güzel gözleriyle sinemaya ve çocuklara bakıyor.
15 saatlik dev filmi Sinemanın Hikayesi’nde Mark Cousins çaktırmadan çok önemli bir şey yapıyordu. Koca sinema tarihine otoriter ve akademik bir yerden bakmak yerine, işin içine kendi tutkusunu, duygularını ve deneyimlerini de katarak sinema tarihini hayli kişisel bir yolculuğa dönüştürüyordu. Tokyo’da tren istasyonunda beklerken, orada Ozu’dan bir şeyler buluyor ve dünyaya bu neredeyse yarım asırdır ölü olan adamın gözünden bakmanın bize hâlâ bir şeyler gösterebileceğini sezdiriyordu. Sinema ve Çocukların Hikayesi’nde ise Cousins, salonunda oynayan yeğenlerine bakıyor ve bu ânın içinden farklı filmlerdeki çocuklara doğru uzanıyor. E.T. ve Tarkovski’yi, Ken Loach ve Chen Kaige’yi, Tom&Jerry ve Panahi’yi, Arnavutluk ve Senegal’i aynı cümle içerisinde kullanan bu film hem gözlerinizi hem de nefesinizi açacak.
Cheatin’ / Aldatma
A.B.D. – 2013 – 76′ – Renkli – Blu Ray – English
‘Indie animasyonun kralı’ olarak bilinen Bill Plympton tutkulu, eğlenceli ve çılgın bir aşk filmiyle geri dönüyor.
İki kez En İyi Kısa Animasyon dalında Oscar’a aday olan Bill Plympton, aynı zamanda ‘indie animasyonun kralı’ olarak da biliniyor. Tutkulu bir aşk hikâyesi anlatan yeni filmi Aldatma tamamen elle çizilmiş. Hiç diyalog barındırmayan filmde, bütün sorumluluk da bu çizgilerin üzerinde. Filmin kahramanları Ella ve Jake gibi, filmin çizgileri de heyecanlı ve sabırsız. Bu karalamalarla dolu, empresyonist diyebileceğimiz biçim, filme bir yandan naif bir hava katarken, diğer yandan da kendine has bir ritim oluşturmuş. Filmin dünyası romantik ve çocuksu; ama Aldatma kesinlikle bir çocuk filmi değil. Ella ve Jake’in yaşadığı aşk, tutkuları, kıskançlıkları, özlemleri ve intikam istekleri yoğun ve etkileyici bir şekilde ele alınmış. Zaman zaman müzikale dönen, zaman zaman soyutlaşan bölümleriyle Aldatma basit gibi görünse de çaktırmadan seyirciyi avcunun içine alan, hem nostaljik, hem de taptaze bir animasyon.
Escape From Tomorrow / Yarından Kaçış
A.B.D. – 2013 – 90′ – Siyah Beyaz – Blu Ray – English
Kötü şeyler her yerde olabilir.
Dünyanın en mutlu yerine hoşgeldiniz. Jim çocukları ve karısını Disneyland’e götürmek için evden çıkar. Kafası karışıktır çünkü işinden çıkartıldığını yeni öğrenmiştir. Dönme dolaplar, korku tünelleri ve güneşin hiç eksik olmadığı bu kurmaca dünya onları etraflarındaki gerçeklikten uzaklaştırabilmiştir hemen. Jim çok geçmeden ziyaretçi kadınlardan birisini takip etmeye başlar, sonra başka tuhaf anlar ve kişiler de peşi sıra karşısına çıkıverir. Yavaş yavaş rüyanın karabasana dönüştüğü, halüsinatif bir dünya etraflarını çevrelemeye başlar. Bildiğimiz Disneyland’de gerilla stili çekilen film sırf bu yüzden büyük tartışmalara neden olmuş, hatta Sundance sonrası Disney’in filmin olası varlığından rahatsız olabileceği dillendirilmişti. Bütün bunlar bir yana, film nefis siyah-beyaz görüntüleriyle ve kendine özgü mizah anlayışla karanlık, gerçeküstü bir masal.
Dünyanın en mutlu yerini, karanlık ve distopik bir evrene dönüştüren Randy Moore, kesinlikle takip edilesi bir yönetmen.
R100
Japonya – 2013 – 100′ – Renkli – DCP – Japonca, İngilizce
Japonya’nın Cem Yılmaz’ından hayalgücünüzün sınırlarını zorlayacak komik, saçma ve hüzünlü bir film.
Karısı bitkisel hayatta olan bir adamın, tek oğlu ve monoton bir hayatı vardır. Bir gün, yalnızlığını gidermek için bir sado-mazo kulübüne üye olmaya karar verir. Japon popüler kültürünü çok yakından takip edemiyoruz ama galiba oradaki kurallar biraz farklı: Anladığımız kadarıyla, R100’ün yönetmeni Hitoshi Matsumoto ülkesinin Cem Yılmaz’ı ya da Şahan Gökbakar’ı gibi bir şey. 1980’lerden bu yana Downtown adlı stand-up ikilisiyle kapalı gişe gösteriler yapmış, televizyon dizileri reyting, sinema filmleri de gişe rekorları kırmış. Ülkemizdeki seyirci R100’den şöyle bir şey bekleyebilir: Bir torbaya G.O.R.A.’nın absürdlüğünü, Recep İvedik’in kültürel göndermeli kaba mizahını ve Yılmaz Erdoğan’ın gözü yaşlı komikliğini; başka bir torbaya da David Fincher sinematografisini ve bilinçdışınızdaki en karanlık, en saçma şeyleri koyun. Şimdi torbaları balıketli bir dominatrikse verin ve ona kafanıza kafanıza vurmasını söyleyin.
Karanlık ve Köşeli
Koltuğunda zıplamak isteyenlere “Karanlık & Köşeli”!
Yaratıcılığa ve deneyimlere açık sinemaseverlerin !f alanı “Karanlık & Köşeli” bölümünde bu sene de, karanlık ve rahatsız edici yapımlardan senenin en çok konuşulan fantastik ve avangard filmlerine, seyircinin ‘görme biçimleri’ni altüst eden, algının kapılarını sonuna kadar açmayı hedefleyen filmler toplanıyor.
A Spell To Ward Off The Darkness / Karanlığı Savuşturmak İçin Bir Büyü
Estonya, Fransa – 2013 – 98′ – Renkli – DCP – İngilizce
Kuzey topraklarında aşkınlığı bulmak üzere çıkılmış ruhani bir yolculuk.
Karanlığı Savuşturmak İçin Bir Büyü, pagan temsillerinden komün denemelerine, black metal festivallerinden kutuplardaki münzevilere, Kuzey Işıkları’ndan her daim mucizevi anlara uzanan ruhsal bir yolculuk. Giderek sekülerleşen Batı yaşam biçimindeki spiritüelliğin, ütopyanın olanaklılığına dair de bir soruşturma aynı zamanda. Sanatçı/yönetmenler Ben Russell ve Ben Rivers bu ilk birlikteliklerinde seyircinin deneyimiyle tamamlanacak, kendilerinin “katılımcı etnografi” olarak adlandırdığı, kalıplara sokulamayacak bir iş ortaya çıkarıyorlar. Karanlığı Savuşturmak İçin Bir Büyü profesyonel olmayan aktörlerin performanslarının İskandinav manzarası eşliğinde bir koreografi gibi kaydedildiği; geçmiş, gelecek ve şimdinin iç içe geçtiği anları yakalamaya çalışan bir ritüel gibi. Karanlıktan aydınlığa geçişteki deneyimimiz, yaklaşmakta olan ütopyanın genel provası değil midir?
Blue Ruin / İntikam
ABD – 2013 – 92′ – Renkli – DCP – İngilizce
İntikam soğuk yenen bir yemektir.
Dwight sessiz, kendi halinde biridir; varoluşun basit ritimlerine hapsolmuş gibidir. Çöplerin arasında plastik şişeler toplayarak, döküntü mavi bir Pontiac’ı kendine ev belleyerek yaşamını sürdürür. Yalnızlık ve kaybetmişliğin arasında sıkışmış olmasına rağmen huzurlu gibidir. Dwight’ın bu “sakin” yaşamı, birkaç yıl önce acımasızca ailesini öldüren adamın hapisten salıverildiğini duymasıyla birlikte bir anda tepetaklak olacaktır. Önündeki tek çıkar yolun intikam olduğu karanlık bir yolculuğa doğru sürüklenecektir. Klasik intikam hikâyesine yenilikçi ve atmosferik yaklaşımıyla dikkat çeken Jeremy Saulnier, bu ikinci filminde varoluşun tekinsiz sınırlarında kara mizahla gezindiriyor izleyiciyi. Aynı zamanda, Amerika’daki silahlanma saplantısının kinayeli ve akıllıca bir eleştirisini ortaya koyuyor.
Cheap Thrills / Ucuz Heyecanlar
ABD – 2013 – 98′ – Renkli – DCP – İngilizce
İşte buna ironi derler.
Tarantino filmlerine göz kırpan Ucuz Heyecanlar’da, borç batağına saplanmış olan ve bakması gereken bir ailesi bulunan Craig’in, sadece paranın konuştuğu bir dünyada, umutsuzluğunu umuda dönüştürme çabasını izliyoruz. Craig, işinden kovulduğu gün, eski okul arkadaşı serseri Vince’le takılmak için bir bara girer. Tanıştıkları gizemli bir çift, onlara ihtiyaçları olan tek şeyi sunar: para. Ama bu paranın da bir bedeli vardır. Gece boyu yerine getirecekleri görevler vahşileştikçe, ikili kendilerini ucuz hesapların içinde bulur. Arkadaşlıklarını, hayatlarını, hayallerini yarıştıracakları bir maratondadırlar artık. Ucuz Heyecanlar, E. L. Katz’ın kan, para ve kadın ekseninde kurduğu, insanın para için ne kadar ileri gidebileceğini çarpıcı bir oyunla anlatan bir ilk film.
L’étrange Couleur Des Larmes De Ton Corps / Bedenindeki Gözyaşlarının Garip Rengi
Belçika, Fransa, Lüksemburg – 2013 – 102′ – Renkli – DCP – Fransızca, Felemenkçe
Labirentlerin, Avrupa korku sinemasının ve duyuların sonuna yolculuk.
Bir kadın ortadan kaybolur. Kocası onun kaybolmasına neden olan gizemli olayları araştırmaya koyulur. Kadın onu terk edip gitmiş midir? Yoksa öl(dürül)müş müdür? Adam, araştırmaya devam ettikçe, karabasanların ve şiddetin cirit attığı bir dünyaya doğru çekilecektir. Giallo türüne getirdikleri yeni nefesle tanınan kült Amer’in yönetmenleri, bu ikinci uzun metrajlı filmlerinde bizi gene düşlerin, kâbusların ve algının değişik biçimlerinin karşımıza çıktığı bir dünyaya götürüyorlar! Alamet-i farikaları olan stilize set tasarımları, korku sinemasının müziklerini ustaca filme nakşetmeleri ve kalp atışlarımızı hızlandıran görkemli görsellikleriyle gene karşımızdalar. Hélène Cattet & Bruno Forzani bir kez daha ustalıklı biçimde giallo’nun bildiğimiz numaralarıyla işe başlıyorlar, sonra seslerin ve görüntülerin hükmettiği kanla ve sürprizlerle dolu bu dünyaya seyirciyi tüm duyularıyla katılmaya davet ediyorlar. Tartışmasız, senenin en tuhaf sinema deneyimlerinden birisi!
Mogura No Uta – Sennyû Sôsakan: Reiji / Köstebek Şarkısı: Gizli Ajan Reiji
Japonya – 2013 – 130′ – Renkli – DCP – Japonca
Takashi Miike’den hayli eğlenceli bir aksiyon-komedi.
Başak burçlarının çalışkan ve mükemmeliyetçi oldukları bilinir, fakat geçtiğimiz Ağustos ayında 54 yaşına basan Takashi Miike’nin 90’ın üstünde film ve video çekmiş olmasını bir astroloğa özel olarak yorumlatmak lazım. En son filmi Köstebek Şarkısı: Gizli Ajan Reiji’nin 35 kitaplık bir manga serisinin daha ilk bölümünün uyarlaması olduğunu duyduğumuzda da, acaba arkasından 35 filmlik bir seri gelir mi, diye kendimize sormadan edemedik. Abartıysa abartı, geyikse geyik. Zaten Köstebek Şarkısı: Gizli Ajan Reiji’de de Miike’nin aklında başka bir şey yok. Film, Japonya’nın köklü Yakuza çetelerine köstebek olarak sokulan, beceriksiz ama hevesli polis memuru Reiji’nin maceralarını anlatıyor. Miike de burcunun mükemmeliyetçiliğini, 14 yaşındaki bir oğlan çocuğunun sabırsızlığı, başıboşluğu ve azgınlığı ile birleştirince ortaya hayli lezzetli bir aksiyon-komedi çıkmış.
Keş!f
!f İstanbul’un ödüllü yarışması Keş!f bu yıl yedinci yılını kutluyor. Yarışma kapsamında İstanbul’da bir araya gelecek ulusal ve uluslararası sinema dünyasının temsilcileri, sinemanın olanaklarını zorlayan, yeni anlatım biçimleri arayışındaki en ‘İlham Verici Yönetmen’i belirleyecekler. Farklı ülkelerden 9 sıradışı film ve onların yönetmenleri 15.000 dolarlık bu prestijli ödülü almak için yarışacaklar.
Das Merkwürdige Kätzchen / Tuhaf Kedicik
Almanya – 2013 – 72′ – Renkli – DCP – Almanca
“Bu, korkunç olmayan bir korku filmi.”
Berlin’de yumuşak, güneşli bir pazar ve bir apartman dairesi… Bir ailenin üç kuşağının toplanacağı akşam yemeği öncesi mutfakta hazırlık var. Bu yemek için eve dönmüş olan 20’lerindeki 2 kardeş; uzaktan kumandalı helikopteriyle çığlık çığlığa koşturan küçük bir kız; bu orkestranın asıl şefi anne; baba, amca, teyzeler, kuzenler, komşular ve her şeyin ortasında bir sarman kedi. Muazzam gözüyle bu sıradan akşamüstüne bakan Ramon Zürcher her karakterden bir yan öykücük, her detaydan bir başka hikâye yaratıyor; daha ilk filminden Bresson ya da Tati ile karşılaştırılması bundan. Sade, huzurlu bir minimalizmin içinde, hırslı çözümlemeler peşinde koşmadan, son derece rahat; bir yandan da zekice ve bir sürü ayrıntıya dokunarak, insanın tüm sıradanlığıyla zaten absürd bir varlık olduğunun kanıtı Tuhaf Kedicik.
Før Snøen Faller / Kar Yağmadan Önce
Norveç, Almanya, Irak – 2013 – 105′ – Renkli – DCP – Kürtçe
Sıradışı bir yol filmi.
Kar Yağmadan Önce 16 yaşındaki bir çocuğun plastiğe sarılarak petrolle dolu bir varilin içine yavaş yavaş batırılmasıyla başlar. Bu ilk görüntü bir kaçışın, sınırı aşışın habercisidir aslında. Kız kardeşi Nermin kendi düğününün arifesinde ortadan kaybolunca, ailedeki en büyük erkek olarak onu bulmak ve ailenin onurunu temize çekmek Şiyar’a düşmüştür. Şiyar, İstanbul’da sokaklarda ayakkabı boyacılığı yapan, onun gibi büyük şehirde kaybolmuş Evin’le tanışır. Konuşamasalar da hikâyelerinin ortaklığı, ikisinin de aradıklarının uzaklarda oluşu onları sınırları aşacakları tehlikeli bir yolculuğa doğru sürüklemeye yetecektir. Yalnızca sınırların aşılmadığı, yolun sonuna yaklaştıkça Şiyar’a kendisini sorgulatmaya da başlayan ‘mitik’ bir yolculuktur bu aynı zamanda. !f seyircisinin Bawke ve Kış Ülkesi’yle (!f 2010) tanıdığı Hisham Zaman, bu ilk uzun metrajında incelikli hikâye anlatımı, dokunaklı ve yargılamayan yaklaşımı ve profesyonel olmayan oyuncularının muhteşem performanslarıyla kendine hayran bırakıyor.
L’armée Du Salut / Kurtuluş Ordusu
Fransa, Fas, İsviçre – 2013 – 84′ – Renkli – DCP – Fransızca, Arapça
Büyümenin aşkla, acıyla, arzuyla ve şiddetle yoğrulmuş, sessiz ve çıplak bir hikâyesi.
15 yaşındaki Abdellah, anne-babası, beş kızkardeşi ve iki ağabeyiyle Casablanca’nın yoksul bir mahallesinde oturuyor. Abdellah artık çocuk değil, ama erkek de değil; arada kalan o garip dönemi yaşıyor. Ev zor; babasına baktığında şiddetle göz göze geliyor. Ağabeyi Slimane ise ona anlatamayacağı şeyler hissettiriyor. Dışarıdaki sokaklar cinsellikle, kısıtlamalarla ama bir o kadar da arzuyla dolu. Filmin ikinci yarısında, on yıl sonra, Abdellah’ı Batı’da yaşayan Arap bir eşcinsel olarak tanıdığımızda, hayatın onu başka hassas dengelerle değiştirdiğini izliyor olacağız. Abdellah Taïa’nın kendi romanından uyarladığı Kurtuluş Ordusu, şiirselliğiyle ve korkusuzluğuyla hayat dolu yeni bir yönetmeni tanıştırıyor bizlere. Film, her ne kadar sessizliklerle bezeli gibi duruyorsa da, bir an için bile o adı konamayan anların çarpıcı duygusunu kaybettirmiyor.
Mahi va Gorbeh / Balık ve Kedi
İran – 2013 – 134′ – Renkli – DCP – Farsça
Blair Cadısı’yla Kiarostami-Makhmalbaf sinemasının çılgın buluşması.
Bazen ‘sinemada artık yeni bir şey yapılamaz’ diye düşünürken, birdenbire bir film çıkıveriyor ve mahcup oluyoruz. 134 dakikalık tek bir plandan oluşan İran filmi Balık ve Kedi de böyle bir film. Malum, tek planlık filmlerin en muhteşemini Sokurov çekmişti, ama yönetmen Shahram Mokri’nin burada başka estetik dertleri var. Kamp yapmaya giden bir grup üniversite öğrencisinin, yakınlardaki restoranda insan eti servis edildiğini öğrendiği gerçek bir olaydan yola çıkan film, sıradan bir korku filmi gibi başlıyor. Film bir yandan Blair Cadısı atmosferini sürdürürken, bir yandan da bir Kiarostami ya da Makhmalbaf filmiymişçesine yüzünü insana dönüp, sinemayla, gerçeklikle ve zamanla oynuyor. Korkunç olan, dramatik olan ve duygusal olanın yanında arada doğaüstü olana da dokunuyor ve buradan kendine has bir şiirsellik çıkarıyor.
Manakamana
ABD – 2013 – 118′ – Renkli – DCP – Nepalce, İngilizce
Daha önce hiç görmediğiniz bir yolculuk.
Manakamana, Nepal’in cangıllarının tepesinde, muazzam doğanın ve manzaranın içinden teleferik kullanarak ulaşabildiğiniz bir tapınak. Film hem bu yolculuğu yapanların teleferik seferleri etrafında kurulmuş bir nevi yol filmi, hem de gündeliğe yapılan tuhaf bir övgü. Yolculuklar bildiğimiz yolculuklara benzemiyor. Her biri farklı bir yüz ya da yüzler demek. Manakamana, bu yüzlerin deneyimlerinin, tedirginliklerinin hikâyesi; ya da seyircinin bütün bunlarla nasıl bir bağ kurabileceği üzerine bir tefekkür. Gündelik anları ve detayları bir araya getirirken, Pacho Velez ve Stephanie Spray -hareketsiz- kameralarıyla hac yolcularının hareketi arasındaki gerilimin gayet farkındalar ve bunu da izleme deneyiminin bir parçasına dönüştürüyorlar. Hülasa, film hem ses tasarımıyla hem de sadece 11 çekimden mütevellit deneysel yaklaşımıyla, kutsal olanla dünyevi arasında, mitle gündelik arasında nefis bağlantılar kuruyor.
The Selfish Giant / Bencil Dev
İngiltere – 2013 – 91′ – Renkli – DCP – İngilizce
İngiltere’nin bağrından güçlü bir dostluk ve kayıp hikâyesi.
Bencil Dev’i sinemasever bir arkadaşımıza anlatmaya çalışsak şöyle derdik: Andrea Arnold’un alt sınıf İngiltere’sini düşün; faturalarını ödeyemeyen sorumsuz ebeveynler ve kaldırabileceklerinden daha fazla yük sırtlanmış çocuklar var. İngiltere malum, hava hep kapalı, ortam kasvetli. Dikenli tellerle örülmüş bir yerlerde bazı “büyük”ler bazı işler çeviriyorlar. Çocuklar için okula gitmenin bir anlamı yok; onlar bir an önce büyükler gibi para kazanmak, bahis oynamak, gecenin karanlığında birkaç kuruş fazlası için gizli işler çevirmek istiyorlar. Bu büyüme öyküsünü biraz içine doğru çek ve Dardenne’lerdeki masumiyet, vicdan ve adalet meselesini onun üstüne ekle. Düşler Diyarı’nın (2012) masalsı dünyasının en damıtılmış halini hayal et ve filme belli belirsiz yayıldığını düşün. Bir de, şey, en son, çok sevdiğin birisini elinden kaçırdığını fark ettiğin o ânı hatırla. Yatağın altına saklanıp günlerce oradan çıkmamıştın, değil mi?
13. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 13-23 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da Beyoğlu Cinemaximum Fitaş, İstinye Park Cinemaximum, Cinemaximum Budak; 27 Şubat-2 Mart tarihlerinde de Ankara Cinemaximum Armada ve İzmir’de ise Cinemaximum Konak Pier sinemalarında gerçekleşecek.
Festival biletleri Biletix’de satışa sunuldu. ☺ Şimdiden hepimize iyi seyirler
Festivale yakınlaşmak için sosyal hesaplarını takip edebilirsiniz ☺



