“Aşkta niyet mi önemlidir, kısmet mi?”
Masumiyet Müzesi’nden sonra yazdığı bu romanında Orhan Pamuk, Konya’lı bozacı Mevlut’un yoksul ama sevgi ve hoşgörü dolu dünyası ile bizleri tanıştırıyor.
Üstelik kusursuz bir samimiyetle ve geri planda koskoca bir İstanbul yakın tarihi ile birlikte…
Elinizden bırakmadan bir solukta okuyacağınız ve her sayfasını içinizde büyüyen bir sevgiyle çevireceğiniz roman, hem romantik hem de realist bir anlatımla sunuluyor. Mevlut gibi olumlu ve etkili bir karakterin samimi duyguları ve İstanbul’un yakın tarihini hatırlamak, insanı derinden etkiliyor. Yapı Kredi Yayınları tarafından yayına hazırlanan ve 466 sayfadan oluşan “Kafamda Bir Tuhaflık“; karakter dizini, kronoloji ve soyağacı ile birlikte sunuluyor.

Kitabın özelliklerinden biri de anlatımda diyalog tekniği yerine, ana karakterimiz Mevlut’ün anlattıkları üzerinden hikayeyi canlandırmamız üzerine. Anlatım sürerken araya giren karakterlerin bakış açıları ve iç sesleri ise (Benim Adım Kırmızı da olduğu gibi) Mevlut’a daha çok bağlanmamıza ve yaşananları gözümüzde canlandırmamıza sebep oluyor.
Ne yazık ki bir şehrin şekli şemali
Bir insanın kalbinden çok daha hızlı değişir.
Bauderlaire, “Kuğu”
Mevlut çocukluğundan beri İstanbul sokaklarında dönemsel olarak yoğurtçuluk, pilavcılık, dondurmacılık, otopark bekçiliği, dernek müdürlüğü, büfe müdürlüğü… gibi pek çok iş yapar. Bir yandan sokakların çeşit çeşit insanla dolmasını, şehrin büyük bölümünün yıkılıp yeniden inşa edilmesini ve Anadolu’dan gelip zengin olanları izler. Diğer yandan ise ülkenin içinden geçtiği dönüşümlere, siyasi çatışmalara ve darbelere tanık olur. Onu başkalarından farklı kılan şey ise, kafasında hissettiği tuhaflığın kaynağıdır ve bunu hep merak eder. Hangi işle meşgul olursa olsun, kış akşamları boza satmaktan ve insanlarla iletişim kurmaktan vazgeçmez.
Mevlut’un ilk görüşte gözlerine vurulduğu ve üç yıl mektup yazarak uzaktan aşk yaşadığı Rayiha ve hayatları, bize de şu soruları sordurur…

Aşkta insanın niyeti mi daha önemlidir, kısmeti mi?
Mutluluk veya mutsuzluğumuz bizim seçimlerimize mi bağlıdır, yoksa bizim dışımızda mı gelişip başımıza gelirler?
Orhan Pamuk’un detaycılığı, klasik anlatımının üzerine farklı teknikler uygulaması ve İstanbul aşkı, kitabın her sayfasında kendini hissettiriyor. Mevlut’ü ve hayatını anlamaya çalışırken, yakın tarihimize ve İstanbul’un Mevlut’le birlikte yaşlanışına şahit oluyoruz. Ben kitabı hatırlattığı yakın tarih anıları, hüzün ve sevgiyle iç içe bir şekilde – gözlerim dolu dolu olarak okudum. Öylesi dokunaklı, samimi ve duygusal bir kitap “Kafamda Bir Tuhaflık”.
Kitabın kapağını da çok sevdim. Bir zamanlar Boooozaaaa diye bağıran semtimizin bozacısı geldi aklıma. Kitap kapağı okuduğumuz karakterleri gerçek kılıyor, Mevlut’ün ağzından yaşayan ve gelişen İstanbul’u bize anlatıyor.

Kitapta neler yok ki!
Derin ama üzmeyen bir yoksullukla şekillenmiş, kanaatkat bir yaşam. İslami hakimiyetin başladığı 93 yerel seçimleri, gecekondu hayatları, üst sınıf – alt sınıf farklılıkları, gazi mahallesi yerleşimleri, sağ – sol çatışması, askerlik, yakın tarihte yaşadığımız deprem, 90’lı yıllarda doğuda köylerin yakılmasıyla İstanbul’a başlayan yoğun göç, tarikatların – derneklerin yapılanması, kentsel dönüşüm gibi… İstanbul’un yakın tarihini anlatan ve yaşatan bir roman.
Romanı okurken kendimizi, 1969’dan 2012 yılına dek uzanan bir tarihi, başarılı ve etkileyici bir olay örgüsü içerisinde buluyoruz.

Türk edebiyatının en iyi yazarlarından biri olan Orhan Pamuk, bu kitabı üzerinde tam 6 yıl çalışmış. Bize de aşkın sıcaklığını, toplumsal başkalaşımımızı ve yaşadığımız şehrin hüzünlü geçmişini okumak düşüyor. Orhan Pamuk’un tüm kitaplarını okumuş biri olarak, “Kafamda Bir Tuhaflık”ın sayfalarını sevgiyle çevirerek okumanızı öneririm…
Yazımı kitaptan bir alıntıyla bitiriyorum…
Her biri Süleymaniye Camii gibi ışıklarla aydınlatılan bu yüksek binaların çevrelerine yaydığı ışık geceleri şehrin üzerinde bazen bal rengi, bazen küf sarısı bir hale oluşturuyordu. Alçak bulutların şehrin üzerinde toplandığı bazı gecelerde, aşağıdan gelen limon rengi bir ışık altlarına vurunca, bulutlar şehri yukarıdan aydınlatan tuhaf lambalar gibi gözüküyordu. Bütün bu ışık yumağının arasında Boğaz ancak çok uzaklardaki bir geminin projektörleri bir an belirip kaybolunca fark edilebiliyordu. Mevlut kafasının içerisindeki ışık ile karanlığın şehrin gece manzarasına benzediğini hissetti…



