Bilim kurgu ve korku – gerilim türünde okumayı sevenler, bu aralar ne okusam diye düşünüyorsanız “Ay’da 172 Saat” raflardaki yerini aldı. Ay’a ilgisi olanları heyecanlı ve gerilimli bir roman bekliyor.
“Uzayda kimse senin çığlığını duyamaz.”
İthaki Yayınevi’nden yayınlanan roman, Johan Harstad tarafından yazılmış. Ezgi Dikici’nın çevirisiyle dilimize kazandırılan roman, 300 sayfadan oluşuyor. Kitabın 2008 yılında yazılmış olmasına rağmen, kendi kategorisinde önemli bir eksiği kapattığını söylemek mümkün.
Genç-Yetişkin dalında Bragerprisen ödülüne de sahip olan kitabın yazarı Johan Harstad 1979 Norveç doğumlu.
Ayda 172 Saat kitabını bilim kurgu raflarında bulmak mümkün olsa da, daha çok korku gerilim türüne yakın olarak değerlendirebiliriz.
Ay’da 172 Saat Kitabı Konusu;
NASA yıllar sonra tekrar dönülmeyecek dediği Ay’a yeniden dönmeye karar verir. Deneyimli astronotların yanı sıra dünya çapında bir çekilişle belirlenen Midori, Antoine ve Mia adındaki üç genç de bu yolculuğa katılacaklardır.
Bu üç gencin asıl rolü medyayı oyalamak olarak planlanmıştır. Astronotların asıl işi ise yıllar önce Ay!a gizlice kurulan Darlah 2 istasyonunda 40 yıl önce olan biten gariplikleri araştırmaktır. Bunca yıl boyunca Ay’a gitmememizin sebebi finansal sıkıntılar ve halkın ilgisizliği mi yoksa orada bilinmeyen sırlar mıdır?
Harstad kitabında gayet yalın ve anlaşılır bir dil kullanmış. Ana hikaye örgüsünün desteğini aldığı bilimsel kuramları da fena kurgulamamış. Ancak zaman zaman bilim kurgu adına biraz daha derinlik arıyorsunuz.
Finale doğru hızlanan temposu ve korku-gerilim dozu gayet yerinde. Final bölümü ise gayet keyifli.
Zaman zaman temposu düşmesine rağmen, heyecanla okunan kitaptan minik bir alıntı yapmadan geçemeyeceğim.

…
Birinin havaalanının tuvaletinde uzun süre oturması için yüzlerce sebep vardı. Uçmaktan korkuyor olabilirdiniz, mesela. Veya sadece biraz kendinizle kalmak isteyebilirdiniz. Fakat… hiç ama hiçbir insan evladı, mutlak sessizlik içinde orada o kadar uzun oturamaz.
Ne olabileceğini doğru dürüst düşünmeden, Midori birden bölmenin kapısında hafifçe vurdu. “Boş mu?”
Kimse cevap vermedi.
Yine öyle yumuşak bir şekilde tekrar vurdu.
“Affedersiniz, kimse var mı? Her şey yolunda mı?”
Cevap yoktu.
Midori üçüncü kez, bu sefer biraz daha sertçe, kapıya vurdu.
“Kimse var mı? Hanımefendi?”
Birdenbire aklına düştü: Ya içerideki kişi ölmüşse; ya kapının ardında bir ceset varsa? Retinalarının üzerinde korkunç görüntüler uçuştu: ölü bir kadın, ağzı açık, yüzü bembeyaz, gözünün kenarından kan sızarak ona bakıyor. Bir kırkayak sürüne sürüne burnundan çıkıp bluzundan içeri giriyor, göğsündeki kahverengimsi, siyah, geniş bir deliğin içinde kayboluyor.
…
Sonuç olarak yurtdışında bol bol yayınlanan bilim kurgu romanlarını, eş zamanlı olarak ülkemizde görmemiz ne yazık ki mümkün olmuyor. Ya filme uyarlanması bekleniyor, ya da çok geç elimize ulaşıyor… Hal böyle olunca geç de olsa bu eserleri edinip tadını çıkarmak gerekiyor. Ay’da 172 Saat bu kitaplardan biri.
Geç olsun, güç olmasın diyor; gerilimli, heyecanlı ve konusu ayda geçen romanı, keyifle okuyacağınızı düşünüyorum.




