Sully Filmi için hazır mısınız?
“We’re gonna be in the Hudson” sözleriyle hafızalarımıza kazınan Sully Sullenberg’in gerçek hikayesini konu alan Sully Filmi bu Cuma vizyona giriyor.
Warner Bros Türkiye basın gösterimi ile izlediğim film, havacılık tarihinin inanılmaz olaylarından birini beyazperdeye taşıyor.
Sully Filmi
Sully filmi için bir biyografik drama tanımlaması yapılabilir. Aksiyon ve heyecan dolu bir filmden çok, dramatize edilmiş bir belgesel tadı alıyorsunuz. Ancak bu ortaya çıkan işin kalitesini düşürmüyor aksine, gerçekliğini artırıyor.

Sully Filmi Konusu
Sully, 15 Ocak 2009’da kuş sürülerine çarparak her iki motorunu da kaybeden US AirWays havayollarının 1549 numaralı uçuşunun gerçek hikayesini konu alıyor.
Yakındaki havalimanlarına iniş yapamayacağını anlayan Kaptan pilot Chesley Sullenberger, ani bir kararla 155 yolcusu olan uçağı Hudson nehrine indirmeye karar verir. Bugüne kadar suya inişlerde hep ölümlü kazalara tanıklık etmiş havacılık tarihi için yeni bir sayfanın başlangıcı olarak tek bir kişi bile burnu kanamadan kurtulur.
Gerçek olaylardan esinlenmek yerine direkt olayların kendisini anlatan film, sadece Hudson nehrine inişi değil, sonrasında Amerikan halkınca bir kahraman olarak kabul edilen Chesley Sullenberger’ın olay sonrasındaki soruşturmasına da odaklanıyor.

Clint Eastwood yönetmen koltuğuna oturduğundan beri çok ciddi, temiz işler çıkarmaya devam ediyor.
Bu filmi de yolcuların acıklı hikayeleri, ikinci üçüncü şahıslar üzerinden anlatılan gereksiz hikayeler yerine Kaptan Sully ve onun yaşadıkları üzerine odaklanarak izleyenlerin kafa karışıklığını önlemiş.
Filmde, hem havacılık tarihinin en inanılmaz olaylardan birine tanık olurken hem de herkesi kurtarıp sağ kalsanız bile böyle bir kaza sonrasında başınıza açılabilecek işlerin nerelere gidebileceğini görebiliyorsunuz.
Sully Filmi Oyuncu Kadrosu
Filmin başrollerinde Tom Hanks, Chesley “Sully” Sullenberger rolüyle, Aaron Eckhart Jeff Skiles rolüyle ve Laura Linney, Lorraine Sullenberger rolüyle yer alıyor.

Oyuncu performansları gayet yerinde olan filmde, elbette Tom Hanks için yine bir parantez açmak lazım. Gerçekten Hanks tam bu rollerin adamı, bu tip karakter oyunculuklarının altından kalkmasını çok iyi biliyor.
Client Eastwood ise filmde baş danışman olarak gerçek hayatta Kaptan Chesley “Sully” Sullenberger ile çalışmış, bunun da hikaye anlatımına büyük katkısı olmuş…

Filmin görsel efektleri de kazayı son derece başarılı yansıtmış ve gerçekçilik katmış. Bu tip biyografik dramları sevenler ve özellikle havacılık konusuyla ilgili olanlar için nefis bir film ortaya çıkmış.
Filme giderseniz credits kısmında salondan ayrılmayın, böylece kazanın gerçek yolcuları, Kaptan Sully ve yardımcısı ile siz de tanışabilirsiniz 🙂
Sully Filmi Fragmanı
[youtube id=”KrRT2-3mxQE” align=”center” mode=”normal” autoplay=”no” maxwidth=”720″]
Şimdiden hepinize iyi seyirler.
Sully Filmi Yapım Notları
“Tutunun, tutunun, tutunun —öne eğilin ve öyle kalın!”
New York LaGuardia Havaalanı’ndan kalktıktan saniyeler sonra, bir kuş sürüsü 1549 sefer sayılı Amerikan yolcu uçağını vurur ve yalnızca 2800 fitte her iki motoru da bozarak uçağı suya acil iniş yapmaya zorunlu bırakır. Daha sonrasında öğreneceğizdir ki bu daha önce benzeri görülmemiş bir manevradır. Clint Eastwood’un yönetmen-yapımcısı olduğu “Sully”de Kaptan Pilot Chesley Sullenberger’ı canlandıran Tom Hanks, canlandırdığı karakterin ağzından, “Şimdiye dek kimse böyle bir durum için eğitim almadı” diyor.
Ocak 2009’un o soğuk gecesinde yaşanan gerçek olayları anlatan film, aynı zamanda olayın sonrasında yaşananlara da ışık tutuyor. Uçakta 150 yolcu ve beş mürettebat bulunuyordu. Buna rağmen tek bir can kaybı yaşanmadı —ne havada, ne de suda. Fakat “Sully”nin aktardığına göre, takip eden günlerde olayın kamuoyunda hızla Hudson mucizesi olarak anılmaya başlamasına, kendisinin mükemmel siciline ve potansiyel bir felaketle karşı karşıyayken gösterdiği sükunete rağmen, kendisi Ulusal Taşımacılık Güvenlik Kurulu (UTGK) tarafından tekrar tekrar yaptıklarını savunmak üzere çağırıldı.
Eastwood’u projeye çeken şey, hikayenin dünya tarafından bilinmeyen bu kısmıydı. “İşler kötü giderken telaşa kapılmayan, panik yapmadan ve yaratmadan sorunları konuşabilen biri üstün karakterlidir ve sinemada izlemesi ilginç biridir. Ama benim için, esas çatışma, olayın sonrasında, çok sayıda insanın canını kurtarmış olmasına rağmen bu pilotun kararlarını sorgulayan kurulda yatıyor” diyor yönetmen.
Hanks ise şunları söylüyor: “Ben havacı değilim ama havacıların böyle bir iniş gerçekleştirmek zorunda olmadıklarını biliyorum. Bu pilot yaptığı şeyin gerçeklerini, ne anlama geldiğini anlamış, pragmatik bir adam. Asla bir kahraman olduğunu söylememiş ama o inişi yapabileceğini bilmek nasıl bir özgüvendir? Yaptığı şey kahramanca olduğu halde bir bedel ödemiş.”
Sully bunun bedelini hem gündüzleri o ve yardımcı pilotu Jeff Skiles güvenlik kurulu tarafından sorguya çekilirken, hem de geceleri uçağı daha az sulak bir iniş alanı aramak için geri döndürmüş olsa neler olabileceğine —ki pekala olabilirdi— dair kabuslarla ödemiştir. Sullenberger ile yazar Jeffrey Zaslow’un Highest Duty adlı kitabına dayanan film, büyük ölçüde, anlatılmamış hikayeye, sayfalara dökülmemiş ayrıntılara odaklanıyor.
Yapımcı Allyn Stewart, Sullenberger’le ilk sohbetlerini şöyle aktarıyor: “Sully bize olaydan sonra olup bitenlerin ayrıntılarını vermeye başlar başlamaz, filmin mimarisinin bu olduğunu hemen anladım. Kitabı adapte etmesi için harika bir senarist bulduk: Todd Komarnicki. Normal bir insanın derinliklerine inme konusunda çok başarılı ve işte Sully’nin özü de bu; onun işini çok iyi yapmış biri olduğunu ilk söyleyen de Todd’dı.”
Komarnicki ise şunları söylüyor: “Sully ona hazırlandığını fark etmeden bütün hayatı boyunca bu imkansız görevi yerine getirmeye hazırlanmış bir adam. Ama onunla tanışıp beraber on dakika geçirdikten sonra şunu anlıyor, şunu düşünüyorsunuz: ‘Bu işin üstesinden gelmesi çok doğal, başka kimse bunu yapamazdı.’ Ancak, filmin güzelliği nihayet hikayenin tamamını anlatıyor olmamız. Herkesin bildiğini sandığı ama kimsenin bilmediği, gerçek bir hikaye. Beyaz perdede aydınlatılması ne kadar güzel bir gizem.”
Yapımcı Frank Marshall’a göre ise, “Dünyanın Sully ve iniş hakkında öğrendiği her şeyin ardından, bir anda üne kavuşmasından sonra olup bitenler çok etkileyiciydi. Todd’ın senaryoya yaklaşımı duyduğunuz bir hikayeyi, örneğin o günün kilit öğelerini alıp onları duymadığınız bir şeye dönüştürmek, izleyiciye sahiden orada olmanın nasıl bir his olacağına dair gerçek bir his yaratmaktı.”
Pek az kişinin bildiği bir diğer hikaye ise “Sully” üzerinde çalışırken ortaya çıktı —yönetmenin bile çoktan unutmuş olabileceği ama onu ana konuyla ve konunun öznesiyle benzersiz şekilde ilişkilendiren bir şeydi bu. Yirmi bir yaşında, orduda genç bir adamken, Eastwood, “Seattle’dan Alameda’ya bedava uçmak için” bir deniz kuvvetleri uçağına binmişti. Bu olayı şöyle aktarıyor: “Fırtına vardı ve Point Reyes-California’da Pasifik Okyanusu’na iniş yapmak zorunda kaldık. Kendimi suda bulunca dört-beş kilometre uzaktaki kıyıya yüzmeye başladım çünkü ’insan 21 senecik yaşamak istemez’ diye düşünmüştüm.”
Eastwood’un uzun zamandır yapım ortağı olan Tim Moore ise şunları söylüyor: “İlginç olan şu ki Clint inişin nasıl gerçekleştiğini tam olarak hatırlıyor —uçağın önce arkasının indiğini, uçağın çok hızlı batacağını düşündükleri için oradan çabucak çıkmaya çalıştıklarını ve hemen yüzmeye başladıklarını. Yaşadığı o olayın bu filmi seçmede bir unsur olduğunu düşünmüyorsam da, durumlar arasındaki benzerlik pek çok anıyı geri getirmiştir; bu projenin bir şekilde onun karşısına çıkmış olması gerçekten ilginç.”
Eastwood kendi deneyimini 1549 sefer sayılı uçağın yolcu ve mürettebatınınkiyle bir tutmamakla birlikte, yaşadığı şeyin Sully’nin hikayesini anlatmaya hazırlanırken belli bir bakış açısı sunduğunu aktarıyor: “Benzer bir durumla karşılaşmış bir pilot olarak sanırım pist olmayan bir yere gitmektense suya inme riskini göze alırdım.”
Eastwood sözlerini şöyle sürdürüyor: “Sully o bölgeye aşinaydı. Helikopter pistlerinin ve feribotların nerede olduğunu biliyordu. Bu sayede herkesin kendilerine çabucak ulaşabileceği doğru noktayı seçti. Bu, okyanusun ortasına inmek gibi olmayacaktı; birilerinin onları göreceğini biliyordu.”
Kaptan pilotun kendisi Sullenberger da, “En az kötü seçenek oydu” diyor. A320’nin her iki motorunu da kaybetmiş olduğu için, Sullenberger, New Jersey ile Manhattan’ın Batı Yakası arasında akan Hudson nehrinin en iyi ihtimal olduğunu hızla tespit etti. “New York metropolünün hiçbir bölgesinde bir uçak indirecek kadar uzun, geniş ve yumuşak bir alan yoktu.”
Sullenberger yedi buçuk sene önceki bu deneyimine dönüp baktığında, bir takım şeyleri artık bir perspektife oturtmuş olarak şunları söylüyor: “Bu hikayenin duygusal bağlamlarından biri, tarihimizde birçok cephede dünya çapında kaygılar yaşadığımız bir dönem olması: 11 Eylül olayları sonrasıydı, Ortadoğu’da birliklerimiz vardı, 2008 ekonomik krizi patlamıştı… insanlar endişeliydi. Bu olayın Manhattan’da olması ve hayatta kalmamız sanırım insanlara ümit verdi; uçuşla doğrudan bağlantısı olmayan insanlara bile.”
Yapımcılar çekimlerin büyük çoğunluğunu olayın gerçekleştiği yer olan New York şehrinde gerçekleştirmekle kalmayıp, o gün haber kameralarında görülen kişilerin birçoğunu da yapıma dahil etmeye çalıştılar. Yalnızca araştırma yapmak, neler hatırladıklarını konuşmak için değil, kurtarma çalışmalarında yer alan bu kişilerin o günkü kahramanca davranışlarını kamera önünde bir kez daha sergilemelerini istemek üzere o kişilere ulaştılar. Hem hava hem su kurtarma ekibindekiler, birkaç Kızıl Haç görevlisi ve gönüllüler o günkü kahramanlığı yeniden yaratmak üzere “olay mahalline” geri döndüler. Böylece Sullenberger’ın çeşitli kereler gözlemlediği şeyi de pekiştirdiler: O günkü olumlu sonuç bir kişinin hızlı ve tutarlı eylemlerinin değil pek çok kişinin dayanışmasının bir ürünüydü.
SULLY
Ya yanlış düşünmüşsem? Ya tüm
o yolcuların hayatını tehlikeye atmışsam?
Yakın geçmişte dünyanın tanıdığı kaptan pilot Chesley “Sully” Sullenberger uçmaya 14 yaşında, Tom Hanks’in esprili ifadesiyle, “boyu kokpitten dışarıyı görebilecek kadar uzadığında” başladı. Genç pilot daha sonra ABD Hava Kuvvetleri Akademisi’nde eğitim gördü ve beş yıl boyunca savaş jetleri uçurarak yüzbaşılığa kadar yükseldi. Sullenberger bunun sonrasında ticari uçaklar uçurmaya başladı. Tom Hanks, “Profesyonel bir havacının tipik hayatı” dedikten sonra, şöyle devam ediyor: “Eğer hesaplamış olsa, sanırım 20.000 saat kadar bir süre uçağın birinci kaptanı olarak görev yapmıştır. Bu da çok fazla iniş ve kalkış yapmak, herhangi bir aksaklık var mı diye göstergelere sayısız kez bakmış olmak ve meslek hayatı boyunca birkaç badire atlatmış olmak demektir.”
Ancak, bunların hiçbiri, mesleki deneyimlerinin bütününü temsil edecek olan, yaşadığı o 208 saniyeye benzemiyordu. Pilotlar havada karşılaşabilecekleri herhangi bir duruma hazırlanmak için çok çalışırlar; Sully de bir anda kariyerinin en büyük meydan okumasıyla karşı karşıya kaldı. Hanks bu konuda şunu söylüyor: “Bir kaz sürüsü motorlara girmiş ve buuum! Sully bir anda 155 canı —ve kendi canını— taşıyan güçsüz bir planör pilotu olmuş. İyi ki geçmişinde 20.000 saatlik deneyimi varmış.”
Her daim talep gören bir aktör olan Hanks, fazlasıyla hak ettiği molayı ertelemek pahasına da olsa, Sully rolünü geri çeviremediğini belirtiyor: “Bazen çok sarsıcı ama bir o kadar da basit bir şey okuyorsunuz ve o şey davranış ile yöntemin mükemmel bir bileşimi oluyor. Ben de her oyuncu kadar rekabetçiyim, dolayısıyla son altı yıldır neredeyse aralıksız çalıştığım halde, bu rolü de en azından denemek istedim. Elbette çok yorgundum; ama bir adrenalin patlamasından farksız olan Sully rolü ve Sayın Clint Eastwood… dört dörtlük bir paketti bu. Adeta uzun bir maç sezonundan sonra yapılan bir şampiyonluk maçı gibi olan bu fırsatı es geçemeyeceğimi hissettim.”
İkili daha önce birlikte hiç çalışmamış olsa da, Eastwood, “Tom rol için düşündüğümüz ilk kişilerden biriydi. Ama o sırada bir film bitirmek üzere olduğu için onu ikna edemeyeceğimizi düşündük. Neyse ki senaryoyu okudu, beğendi ve programında bize yer açtı. Ve muhteşemdi. Tam bir profesyonel. Onunla çalışmak çok zahmetsizdi” diyor.
Stewart ise şunun ekliyor: “Sully’de Clint’e Jimmy Stewart’ı hatırlattığına inandığım, ‘sıradan bir adam’ havası var. Bunu aklımızda tutunca, ‘Role Tom Hanks kadar uyan kimse yok’ diye düşündük.”
Yapımcılar Hanks’in kameralar kapalıyken de filme katkı sağlamasını takdir ettiler. Eastwood’un aktardığına göre, “Harika bir mizah anlayışı var, bu da seti eğlenceli kıldı. Bazen yağmur altında bekliyor olmasına rağmen, yine de çekim ekibini güldürüyordu.”
Hanks setteki rahat tavrına rağmen, gerçek bir kişi canlandırmak “her zaman göz korkutucudur” diyor ve ekliyor: “Kendinize, artık o kişi her kimse, ‘Hiç onun gibi konuşamayacağım, hiç ona benzemeyeceğim. Umarım bazı yanlarını yakalayabilir, karakterini, kişilik özelliklerini, ağırlığını, cazibesini kısmen de olsa yansıtabilirim’ diyorsunuz. Ve sonra işe gidiyorsunuz.”
Hanks’in canlandırdığı kişi aktörün onun kimliğine bürünmesi konusunda hiç çekincelerinin olmadığını söylüyor: “Clint Eastwood gibi yetenekli bir hikaye anlatıcının yönettiği bir film yapıyor olmalarının yanı sıra, Tom Hanks’in de beni oynaması… bir rüya ekip bu” diyen Sullenberger, şöyle devam ediyor: “Tom’ın kendini dönüştürebilen biri olduğunu biliyorum ama onu ilk kez kostümüyle ve boyanmış saçlarıyla uzaktan gördüğümde… Vay canına. İnanılmazdı.”
Aslında, çekimlerden önce Sullenberger’ın eşi Lorrie iki adamı birlikte görmek için en sabırsızlanan kişiydi. Lorrie o günü, “Tom’ı ilk kez görmek çok tuhaftı. Sonra kendimi kocama bakıp, ‘Saçları tıpkı Tom’ınkine benziyor… dur bir dakika… Tom’ınki tıpkı Sully’ninkine benziyor!’ diye düşünürken buldum” diye aktarıyor gülerek.
Pilotun doğru bir fiziksel temsiline ek olarak, Hanks onun hayatındaki en zorlu anları da sadece dışarıdan göründüğü şekliyle değil, içsel olarak da yeniden hayata geçirmekle yükümlüydü. Aktör, pilotun, karşı karşıya olduğu —oysa pilotun teorik ders tartışmaları dışında tıpatıp böyle bir durum için eğitimi ya da hazırlığı yoktu— görünürde kontrol edilemez bir durumu kontrol edebilmesine olanak tanıyan şimşek hızında düşünce sürecini de yansıtmak zorundaydı.
Hanks’e pilot kabininde yardımcı pilot Jeff Skiles’ı canlandıran Aaron Eckhart eşlik etti. Eckhart, “Sully”nin senaryosunun kendisini çok etkilediğini belirtiyor: “Çok güzel yapılandırılmıştı. Bu önemliydi çünkü kalkışları ile kuşların motorları vuruşu arasında geçen süre sadece üç buçuk dakikaydı. Bunun hakkında nasıl bir film yaparsınız? Ama duygusaldı ve hikaye boyunca gerilimi sürdürmeyi, dış dünyada kahraman olarak selamlanan bu iki adam için o sürede neler olup bitiğini izleyiciye aktarmayı başarıyordu. Bence bu, içinde güzel dersler olan bir kahramanlık hikayesi.”
Sullenberger iki aktöre o kritik anları resmedecek sahnelere hazırlanmaları için havadaki kendi düşünce sürecini açıkladı. İlk üç düşüncesi —hepsi saniyeler içinde olmak üzere— inanamama, inkar ve idrak edişi içeriyordu. Bu düşüncelerin üç net eylemi beraberinde getirdiğini anlattı: Kendini sakin olmaya zorlama, net öncelikler belirleme ve iş yükünü idare etme, yani gereğinden fazlasını yapmaya çalışmak yerine sahip oldukları kısa süre içinde sorunları birer birer çözmek için yapabileceklerini yapma. Hanks ve Eckhart o ilerlemenin zihinsel öğelerini içselleştirmeleri ve Sully ile Skiles’ın karşı karşıya oldukları durumu kabullenip uçağı nasıl indirdiklerini tam olarak göstermeleri gerekiyordu.
Çoğu insanın farkında olmayabileceği şey, tıpkı projeden önce iki aktörün olmadığı gibi, iyi yağlanmış bir makine gibi çalışan Sully ile Skiles’ın uçuştan sadece birkaç gün önce tanışmış olmalarıydı —herhangi bir zamanda gökyüzünde binlerce pilotun olduğu düşünülünce, bu sık rastlanan bir durumdu. Neyse ki eğitimleri onlara zahmetsizce iletişim içinde olma ve her şeyi konuşacak vakit olmadığında bile birbirlerine yardım edebilme olanağı sunuyordu.
Eckhart çekimlerden önce Skiles’la irtibat kurdu. Konuşmalarını Skiles’ın başkalarına şöyle aktardığını hatırlıyor: “Birkaç saat boyunca konuştuk. Bana pek çok soru sordu. Bunlar sırf pilotlukla ilgili sorular değil, neden pilot olmak istediğimle ve o olaydan sonra neden pilotluk yapmaya devam ettiğimle de ilgili sorulardı.”
Aktör sözlerini şöyle sürdürüyor: “Jeff bana en önemli şeyin, uçuşun kontrolünü her zaman ellerinde tutmaları olduğunu söyledi; Hudson’a iyi ve kontrollü bir iniş yapabileceklerini hissetmişlerdi. Sonrasında o travmanın kendisinde yarattığı etkilerden de söz etti: Stres, uykusuzluk, iştahsızlık, sinir bozukluğu gibi şeyler. Bu iki üç ay sürmüştü ve sonra bununla ilgili danışmanlık almıştı. Bugün hâlâ uçuyor, hem de artık bir kaptan pilot olarak.”
Hanks gibi, Eckhart da canlandırdığı kişiye hem fiziksel hem de hâl ve tavır olarak ciddi biçimde benzemeyi başardı. Marshall yapımcıların çok şanslı olduğunu söylüyor: “Bu olay olduğunda kokpitte gerçekten ilginç iki karakter vardı. Sully daha içine dönük ve sessiz biri; Jeff Skiles ise oldukça komik. Aaron filmde çok ağır bir durum olarak gördüğümüz olaya bir tür hafifleme getiriyor. Tom ve Aaron’ın çok başarıyla hayata geçirdikleri bu iki adam arasındaki dinamiği izlemek çok keyifli.”
“Tom olağanüstü bir aktör” diyor Eckhart ve ekliyor: “Rolüne çok hakim, adeta zahmetsizce oynuyor. Onunla çalışmanın benim üzerimde bir etki yarattığını düşünüyorum; onun numaralarından bazılarını öğrenmek istiyorum.”
Her iki aktör de kameralar çalışmaya başladığında rollerine uygun hareket edebilmek için çekimlerden önce uçuş simülasyonları yaptılar. “Orada hem kaptan pilot Sullenberger’la hem de Sayın Eastwood’la pratik yaptık” diyen Eckhart, nihayetinde pilotluğa sahneler için yeterli olacak kadar hakim olduklarını aktarıyor. “Pilotlar çok rahat görünüyorlar, orası onların adeta evi gibi. Bu yüzden, bizde bu işi doğru yapabilmek için bir sorumluluk hissettik. İşin özünü gerçekten kaptık.”
Eastwood ise şunları ekliyor: “Müsait olduğu her zamanda Sully’den katkı rica ettik. “Tom ile Aaron’a işi öğretmek için simülatörleri ve pilotları ayarlama inceliğini de gösterdi. Hızlandırılmış bir kurs gördüler ama çok başarılı oldular.”
Medya tarafından bu kadar iyi tanınan birini canlandırmak Hanks’in önündeki zorluklardan biriydi ama onu asıl endişelendiren şey, “kokpitte Sully’nin deneyim ve uzmanlık seviyesiydi.” Sullenberger’ın anlattıkları Hanks’in simülatörün kumandasını aldığında hissettikleriyle karşılaştırılamazdı. Hanks bunu şöyle aktarıyor: “Sürekli olarak, ‘Simülatöre girdiğinde uçmak nasıl bir şey göreceksin’ diyordu. Ve inanın bana, inanılmaz canlı bir deneyimdi. Hakikaten kendinizi uçaktaymış gibi hissediyorsunuz, fiziği gereği hiç hayal gücü gerektirmiyor —sarsılma, hareket— inanılmazdı.”
Her iki aktör de eğitim sırasında olay günü kalkışı Skiles’ın yaptığını öğrendiler çünkü yardımcı pilotların kaptan pilotluk adaylığı için, programlanmış belli sayıda kalkış yapmaları gerekiyordu. Filmde olduğu gibi, Sullenberger kuşların çarpmasından sonra, daha deneyimli olduğu için, kumandayı aldı.
Eastwood simülasyonları gözlemlemekle kalmadı, aktörlerin bu deneyimlerini izleyip bir şeyler öğrenebilmeleri için onları kayıt da etti. Hanks şunları söylüyor: “Neyse ki, uçuş planımız vardı, ne yapmamız gerektiğini, ne zaman hangi düğmeye basmamız gerektiğini biliyorduk ve bunun üzerinde çok çalıştık. Gün geçirmek için eğlenceli bir faaliyetti. Ayrıca, o atmosferin gerçeğini yaşamak anlamında da deneyim kazanıyor, o kısacık süre içinde tüm bu olayların nasıl geliştiğine, Sully ve Skiles’ın ne kadar çok karar vermek zorunda kaldıklarında ve ne kadar farklı duygular yaşadıklarına dair hakiki bir his ediniyorsunuz. Sonuçta, hem Aaron hem ben onlara haklarını teslim etmek için ne yaptığımızı biliyor gibi göründüğümüzden emin olmaya istekliydik.”
SULLY
Elimden gelenin en iyisini yaptığımı bilmeni istiyorum.
LORRİE
Elbette yaptın. Herkesin hayatını kurtardın.
Yolcularının her birinin güvende olduklarını teyit ettikten neredeyse hemen sonra, Sully’yi cep telefonunu çıkarıp California’daki eşi Lorrie’yi ararken görüyoruz. Kendisi henüz olayı duymamıştır ve eşinin iyi olduğunu söylemesine anlam veremez. Ardından televizyonu açar ve sonraki günlerde kocasının adının sıkça geçeceği haberlerden ilkini izler.
2009’daki iniş olayının gerçekleştiği gün New York şehrinde olan Laura Linney daha senaryoyu bile okumadan Lorrie Sullenberger rolünü kabul etti. Linney, Eastwood’la daha önce “Absolute Power”da birlikte çalışmıştı. Eastwood’un yönettiği ve başrolünü oynadığı filmde, Linney onun kızını canlandırmıştı ve kendisiyle bir kez daha çalışacak olmaktan mutluluk duydu.
“Clint Eastwood gibi muhteşem biri sizden bir şeyin parçası olmanızı istediğinde, ona balıklama atlarsınız” diyen aktris şöyle devam ediyor: “Harika zaman geçireceğinizi, malzemenin ilginç olacağını, harika insanlarla çalışacağınızı ve daha önce çok güzel bir şekilde çalıştığınız ve size çok iyi davranan bir çekim ekibiyle yeniden bir araya geleceğinizi bilirsiniz. Clint çalışılması çok keyifli, cennet gibi bir ortamı sessiz sedasız ve zarif bir şekilde yaratıyor. Hayatımın kalan kısmında onun yanında figüranlık yapsam bile çok mutlu olurdum!”
Lorrie Sullenberger oyuncu seçimine hayran kaldığını dile getiriyor: “Laura son derece yetenekli bir aktris. Beni onun canlandıracağını söylediklerinde çok mutlu oldum. Öğrenmeden önce, Sully ile tahmin oyunu oynuyorduk. Şimdi ise, bu rolü ondan başkasını canlandırırken düşünemiyorum.”
Linney ise Lorrie’nin bir yandan 5.000 kilometre uzaktaki kocasının başına gelenlerle, bir yandan da ön bahçesine kamp kurmuş habercilerle duygusal olarak başa çıkmasına hayranlık duyduğunu belirtiyor.
“Olay bütün haberlerde geçiyordu ve hayatları bir anda değişti ama Laura her şeyin dışında tutuluyordu” diyen Linney, şöyle devam ediyor: “Kocasıyla teması telefon üzerindendi. Bunu hayal etmek bile zor, eşinizin böylesine travmatik bir şey yaşadığını biliyor ama günlerce onu göremiyorsunuz… Laura onun sesini duyuyor ve televizyonda yüzünü görebiliyor ama hepsi bu.”
Filmde, inişten sonra Sully’nin zamanının büyük bir kısmını UTGK alır. Gerçekte, UTGK oturumları 18 ay sonrasında başladı; yapımcılar hikayenin tamamını film süresine sığdırabilmek için inisiyatif kullandılar ve olayların akışını hızlandırdılar.
Hanks bu seçimi takdir ettiğini söylüyor: “Karakter ve film için bunların en muhteşem anlardan bazıları olduğunu düşündüm. Oynaması en keyifli sahnelerdi çünkü süreç boyunca çok fazla risk söz konusuydu.”
Aktöre zaman zaman oldukça düşmanca denebilecek oturumlarla ilgili Sullenberger’ın benzersiz bakış açısı da sunuldu. Kaptan pilot bazı soruşturmaları yapan taraf da olmuştu, dolayısıyla işleyişin her iki cephesinde de yer almıştı. Hanks bunu şöyle açıklıyor: “Sully’nin kendisi bana bizzat, ‘Dinle, masanın diğer tarafındakiler de iyi insanlar’ dedi. Onların ne yaptıklarını biliyordu ve tüm bilgilere sahip olamayabileceklerini. Fakat nehirde pahalı bir hava taşıtı vardı ve masanın diğer tarafındakilerin tam olarak neler olduğunu çözmeleri gerekiyordu.”
Filmin NTSB ekibini canlandıran oyuncular şöyle sıralanabilir: Başmüfettiş Charles Porter rolünde Mike O’Malley; Ben Edwards rolünde Jamey Sheridan; Elizabeth Davis rolünde Anna Gunn. Sully ile Skiles’ın tarafında yer alan oyuncular ise, sendika temsilcisi Mike Cleary rolünde Holt McCallany ve US Airways’den Larry Rooney rolünde Chris Bauer’dı.
O gün uçaktaki üç kabin görevlisi —Shiela Dail, Donna Dent ve Doreen Welsh— filmde sırasıyla Jane Gabbert, Ann Cusack ve Molly Hagan tarafından canlandırıldı. Sully’nin yardım çağrısına yanıt veren ve uçağın en yakın pisti bulmasına yardımcı olmaya çalışan hava kontrolörü Patrick Harten rolünü ise Patch Darragh üstlendi.
“Sully” yalnızca uçaktaki herkesin yaşadığı dehşet verici anları aktarmakla kalmıyor, uçaktan atlayan yolcuları dondurucu sudan hemen çıkarmak için verilen inanılmaz kurtarma mücadelesini de işliyor. Gerçekten de, Eastwood’un ekibi o gün bu mücadeleye destek vermiş kişilerin filmde yer almasına uğraştı. Bunlardan biri de Thomas Jefferson adlı feribotu kullanan kaptan Vincent Peter Lombardi’ydi. Filmde kendini canlandıran Lombardi bir kez daha deniz taşıtının dümenini düşmüş olan uçağa doğru çevirdi.
New York Polis Departmanı SCUBA Hava ve Deniz Kurtarma Birimi’nde görevli polis memuru Michael Delaney ve dedektif Robert Rodriguez filmde yer aldılar. Filmde aktör Jerry Ferrara’nın canlandırdığı Delaney, tıpkı Rodriguez gibi filmde dublörlük yaptı. Çekimler sırasında, bu iki cesur dalgıç, işlerinin gereği olarak helikopterden atlıyor olsalar da, gerçek acil durumun getirdiği adrenalin olmadığında, film için bunu yapmanın kendilerine bile çılgınca bir şey gibi geldiğini kaydettiler! İki dalgıca ek olarak, o gün battaniye ve kalın giysiler (en çok talep gören şey kuru çoraplardı) dağıtan Kızıl Haç personeli ve gönüllülerinden yaklaşık bir düzine kadarı da çabalarını film için bir kez daha tekrarladılar. Kızıl Haç’ın Greater New York Chapter biriminin bölge sorumlusu olan Chris Mercado da bunlardan biriydi.
Randall Pinkston, Bobby Cuza ve Kristine Johnson’ın da aralarında bulunduğu, New York bölgesi haber muhabirlerinden birkaçı da filmde kendilerini canlandırdılar. Gerçek hayatta pilot olan kaptan pilot Larry Guthrie, Lucy Young, Lori Cline ve yardımcı pilot Witten filmde uçuş simülatörü operatörü olarak rol aldılar.
CHARLES PORTER
Bizim işimiz bir uçağın nasıl olup da
Hudson nehrinde son bulduğunu soruşturmak.
JEFF SKILES
Hudson nehrinin üzerinde.
“Sully”nin dış mekan çekimleri büyük ölçüde New York şehrindeki gerçek mekanlarda gerçekleştirildi —o günün olaylarını yeniden canlandırmak için, zamanında o olayı gerçekten yaşamış kişilerin çok işine yaramış olan Hudson nehri ve üzerindeki iskelelerden daha elverişli bir yer olabilir miydi?
Senaryoyu beyaz perdeye taşırken, Eastwood bilindik kamera arkası yaratıcı ortaklarıyla çalıştı: Görüntü yönetmen Tom Stern, yapım tasarımcısı James J. Murakami, kostüm tasarımcısı Deborah Hopper ve kurgucu Blu Murray. Mümkün olan her yerde IMAX’in özel tasarım ARRI ALEXA 65 kameralarının, ikinci birim ve hava çekimleri için de RED kameraların kullanıldığı çekimler 2015 sonbaharının ilk günlerinde, New Jersey’deki Kearny’de bulunan bir hangarda başladı. Burası filmin New York Polis Departmanı dalgıçlarının acil yardım çağrısı aldıktan sonra, hazır beklemekte olan bir helikoptere hızla bindikleri yerdi.
Takip eden günlerde, kalabalığın hayali uçak inişine tepkileri Upper West Side’daki George Washington Köprüsü’nde, Time Warner Center’da ve Columbus Circle’da çekildi. Intrepid yakınlarındaki 81 no’lu iskele feribot çalışmalarının merkeziydi. Yapımcılar olay günü uçağa yardıma giden, NY Waterway firmasının feribotlarını kullandılar.
Sully’nin havaalanında talihsiz uçuşa gidişini gösteren sekans LaGuardia Havaalanı’ndaki US Airways terminalinde, Sully ile Skiles’ın şehirde “yürüyüp konuştukları” sahne ise Fifth Avenue’da 55 ile 57. sokaklar arasında çekildi. New York’taki çekimlerin son gününde yapım ekibi şehrin her yanını gezdi çünkü Sully dertlerinden kaçmak için sabahın ikisinde East River’dan başlayıp Times Square’de son bulan bir koşuya çıkmıştı.
“New York şehri aslında bir küçük kasabalar koleksiyonu, birinden çıkıp öbürüne giriyorsunuz” diyen Hanks, şöyle devam ediyor: “Sanki herkes bu filmi yaptığımızı biliyor gibiydi ki bu pek çok açıdan tipik bir New York hikayesidir. Kesinlikle bir iyi niyet ve saçlarım beyaz olduğu için bir şok havası var mıydı? İnanamazsınız, birçok kişi bana, ‘Hey, Sully!’, ‘Helal sana!’ ve ‘Hudson nehri mucizesini yapan adam!’ diye seslendi. Herkes kendini bunun bir parçası hissetti ve bu gerçekten çok ödüllendiriciydi.”
New Yorker sakinleri bir yana, bazı yetkililerden gerekli işbirliğini sağlamak o kadar kolay olmadı. Tim Moore bunu şöyle açıklıyor: “NY Waterways bizim için kilit öneme sahipti çünkü 2009’da uçağın etrafında dokuz feribotları falan vardı. Fakat işleri gereği ve biz filmi yılın en yoğun döneminde yaptığımız için, ve Papa şehirde olduğu için, ve Birleşmiş Milletler dünyadaki neredeyse bütün ülkelerin delegeleriyle bir toplantı yaptığı için… lojistik açıdan zorlandık ama neyse ki geldiler ve bize çok yardımcı oldular.”
Yapımcıların şehirde oldukları dönemde hava ise o kadar işbirlikçi değildi; öte yandan, olumlu yanından bakıldığında, “Bize Clint’in istediği görüntüyü sağladı” diyor Moore gülümseyerek.
Yapımcılar New York’tan sonra, çeşitli sahneleri Atlanta-Georgia’nın bazı yerlerinde çektiler. Healy Binası ve JW Marriott–Buckhead, Sully ile Skiles’ın kaldığı Alex Oteli’nin iç ve dış mekanlarının yerine geçtiler. Atlanta Tıbbi Araştırma Merkezi filmde St. Luke’s Hastanesi olarak kullanıldı. Meehan’s Halk Evi ise Sully’nin bir içki içmek için uğradığı Landmark Taverna’sına mekan oluşturdu.
Yapımcılar Sully’nin Norcross’ta, Courtyard Atlanta’da kaldığı otelde de çekim yaptılar; Alpharetta’taki özel bir konutu Sully ile Lorrie’nin evi olarak kullandılar; Teksas hava sahası iniş pistindeki sahneleri yeniden canlandırmak için Williamson’daki Peach State adlı küçük havaalanına gittiler; ve Lawrenceville’deki Gwinnett Teknik Üniversitesi’ni çeşitli iç mekanları yaratmak için kullandılar. Hava kontrol odası ve ofisi ile UTSK oturum odası bunlardan yalnızca birkaçıydı.
Yapım ekibi oradan ayrıldıktan sonra güney California’ya geçip, ağırlıklı olarak Warner Bros. ve Universal Stüdyoları’ndan yararlandılar.
A320’nin uçuş kompartımanı Warner Bros.’un 19 no’lu platosuna inşa edildi ve set bir yalpa çemberi üzerine oturtuldu. Öte yandan, Hollywood’da 42 metrelik bir uçağı içine alabilecek boyutta fazla su tankı bulunmadığı için, yapımcılar Falls Lake’teki komşu Universal Stüdyoları’na gitmekten mutluluk duydular. Orada hem Airbus için, hem de New York’ta geniş açıyla görüntülenen feribotlardan birkaçının ön cephesini inşa etmek için yeterli alan vardı. Görsel efektler amiri Michael Owens feribotların cephe görüntüsüne uçağı sonradan ekleyecekti.
Uçak Hudson üzerinde bulunduğu süre içinde arkaya yatmıştı ve arka kısmı yarı yarıya suya gömülmüştü. Yapım ekibi uçağı öne, arkaya ve yanlara yatırabilmek için 350 tonluk bir yalpa çemberi kullandılar. Bu, sadece kokpit için olandan çok daha genişti. Yalpa çemberi, aynı zamanda, uçağın aşağı yukarı hareket ettirilmesini sağlayarak, yolcular kabinden çıktıkça uçağın yavaş yavaş batırılmasına olanak tanıdı. İlk yolcular kanatlara çıktıklarında nispeten kurudurlar; ancak, kurtarma ekiplerinin oraya vardığı an itibariyle ayakları 60 santim kadar suyun içindedir.
Gerçek olaydan günümüze kadar geçen süre içinde US Airways’i American Airlines satın aldı. Stewart havayolunun yeni sahibi için, “İhtiyacımız olan tüm uçak parçalarını toplamamıza inanılmaz yardımcı oldular. Projeye dahil olmaktan mutluluk duydular çünkü bu olay sektördeki herkes için müthiş bir hatıraydı. Havacılık tarihinde, olağanüstü —ve olumlu— bir olay bu.”
Uçağın ve 15 Ocak 2009’daki eylemlerin filmde gerçeğe uygun olması ne kadar önemli idiyse, oyuncuların ve figüranların rollerine uygun giydirilmesi de o kadar gerekliydi. Kariyeri boyunca Eastwood’la 20’den fazla filmde birlikte çalışmış olan kostüm tasarımcısı Deborah Hopper yönetmenin yapımlarında özgünlük istediğini bildiği için, filmde görülen kostümlerin de aslına sadık olmasına özen gösterdi. Hopper yolcuların ve kurtarma çalışmalarına katılanların neler giydiklerine dair bir fikir edinmek için, böylesi bir projenin gerektirdiği araştırmanın bir parçası olarak bol miktarda haber izledi ve bulabildiği diğer pek çok medya kaynağını inceledi.
“Elbette, Sully ve Skiles’ın üniformaları o dönemde US Airlines şirketinin pilotlarının giydikleriyle tıpatıp aynı” diyen tasarımcı, şöyle devam ediyor: “Ve inişten sonra, her iki pilotun kıyafetleri de ıslak olduğu için, soruşturmayla görevli yetkililer tarafından kendilerine eşofman veriliyor. Filmde biz de aynısını yaptık.”
Hikayenin ilerleyen bölümlerinde, 15 Ocak 2009’un sonrasında gerçekleşen soruşturma için, Hopper yaptığı araştırmalardan esinlenerek Hanks’e takım elbise giydirdiğini belirtiyor: “Sully’nin oturumlar için Washington’da bulunduğu dönemlerin haber kayıtlarında onun lacivert ince çizgili bir takım elbise giydiğini görmüştüm. Bu yüzden, Tom için aynısından hazırladım.”
Oyuncuların suya girmesini gerektiren sahnelerden bazıları Hopper ve ekibi için büyük zorluk oluşurdu. “Değişen su seviyeleri yüzünden ve herkesi olabildiğince rahat ettirebilmek için her kıyafetten en az birkaç tane olması gerekiyordu; bir yandan da bu kıyafetlerin doğru görünmesini sağlamalıydık. Tom için her kıyafetten altı tane —altı üniforma gömleği, altı üniforma pantolonu— vardı. Ayrıca, suda çalışacağı zamanlar için altına giyeceği sualtı kıyafetleri hazırladık.”
SULLY
Havada geçmiş 40 yılım var, ama sonuçta,
208 saniyeyle yargılanacağım.
Umut, cesaret ve direnç gibi temaların iç içe geçtiği bir hikaye olan “Sully”de, Eastwood müziğin 1549 sefer sayılı uçuşun yolcularının ve mürettebatının yaşadıklarını yansıtmasını, izleyicilerin de sinemadan çıktıktan sonra bile bu deneyimi içlerinde hissetmelerini sağlamasını istedi. Christian Jacob ve Tierney Sutton Band filmin ana müziğini yaptı; Eastwood ise Tierney Sutton ve J.B. Eckl’la birlikte “Flying Home’u (‘Sully’nin teması)” yazdı, şarkıyı Tierney Sutton Band çaldı. Bu şarkı gerçek Sully ve Lorrie Sullenberger’ın sıra 50’den fazla kazazedeyle Carolinas Havacılık Müzesi’nde bir araya gelişine duygusal anlamda eşlik etmeye çok uygundu. Bu buluşmada kazanın yaşandığı Airbus da o gün herkesin kahramanca gayretlerinin bir simgesi olarak sergilendi.
“İtfaiyeci, polis ya da havacı iseniz, kahramanlık sizden her zaman beklenen bir şeydir” diyen Hanks, şöyle devam ediyor: “Bana göre, kahraman, başkaları için doğru olanı yapmak adına, kendini gözetmeden düşünen ve hareket eden kişidir. Sully sırf görevini yerine getirmek suretiyle, o inişi yapabileceğini bilerek hiç kuşkusuz bunu yaptı. Korkmaya vakti yoktu. Gerek kitaplardan gerek kendi deneyimlerinden edindiği milyarlarca bilgi parçacığını işlemek için yalnızca saniyeleri vardı; ve her şeye hazırlıklı bir adam olduğunu kanıtladı.”
15 Ocak 2009’un iddiasız pilotu, tek başına öne çıkmaktansa başarının ortak bir gayretin sonucu olarak görülmesinden yana; ve filmin de bu tür bir yaklaşım sergilemesinden mutlu. “İnsanlar kendi inisiyatifleriyle bir araya gelip, işlerini aşırı derecede iyi yaptılar. İşte hepimizin hayatını kurtaran şey buydu” diyor kaptan pilot Sullenberger ve ekliyor: “Sanırım o günü ve o uçuşu her zaman hatırlayacak olmamızın nedeni bu. Minnet duyacak ve kutlayacak çok şeyimiz var.”
Eastwood ise son olarak şunları söylüyor: “Umarım bu film kötü bir durumdan doğmuş iyi bir sonucu hakkıyla yansıtabilir. Bir şeyler yanlış gittiğinde, kaptan pilot Sullenberger gibi başkaları adına her şeyi —zamanlarını, gayretlerini ve hatta hayatlarını— riske atmayı göze alabilecek insanlar olduğunu gösterebilir. Filmin ismi ‘Sully’ ama aslında hepimizin içindeki en iyiyi konu alıyor.”



