Platin Yaka ile Sektör Buluşmaları serisinin ilk etkinliği olan “Platin Yaka ile Finansal Teknolojiler Buluşması”, 15 Ocak Perşembe günü Ataşehir Har Institute’ta gerçekleşti.
Etkinliğe gidemeyenler için aldığım notları sizin için derledim.

Etkinlik kapsamında, Gülçin Aytemizel Telatar moderatörlüğünde düzenlenen oturumlarda finansal teknolojiler ekosistemini hem girişim hem de yatırım perspektifinden dinleme fırsatı bulduk. Günün açılış konuşmasını Platin Yaka Kurucusu Mehtap Yıldız yaptı.
Güçlü yolculuk tek başına yürümüyor

Mehtap Yıldız, iş dünyasında birikimiyle değer üreten profesyonellerin yanı sıra daha az görünür kalan “yaka”ların da bulunduğunu, söz konusu isimleri yakından tanımanın ve aynı masada buluşmanın önemli olduğunu vurguladı. Platin Yaka’yı, iş dünyasının üst düzey deneyimini bir araya getiren; koçluk ve danışmanlık desteğini ihtiyaca göre parçalı şekilde almayı mümkün kılan bir platform olarak tanımladı. Türkiye’de parçalı liderlik modeline tek tıkla erişim sağlayan bir yapı kurduklarını söyledi.
Yıldız, Platin Yaka’nın fikir aşamasından bugüne bir yılda geldiğini aktarırken ilham kaynaklarını da paylaştı. Brezilya’da exit yapmış girişimcilerin, alan uzmanlarının ve deneyimli iş insanlarının dinamik biçimde bir araya geldiği modellerden yola çıktıklarını, temel inançlarının “güçlü yolculuğun tek başına yürümediği” fikri olduğunu ifade etti. Platin Yaka’nın hedefinin yalnızca uzmanları buluşturmakla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda bir “yol arkadaşı” olmayı amaçladığını belirtti.
Bir yıl içinde yapılan çalışmalara da değinen Yıldız, girişimlere büyüme ve hızlanma yolculuklarında destek verdiklerini, C-seviye yöneticilere ve ikinci nesil liderlere mentorluk sunduklarını, aile şirketlerine kurumsallaşma ve sürdürülebilir büyüme rehberliği sağladıklarını anlattı. İnsan kaynakları ekipleri ve kurumlar için liderlik ve mentorluk programları tasarladıklarını, danışmanlık şirketlerine ise sahada uygulama gücü yüksek bir iş ortaklığı modeli sunduklarını ekledi.
Platin Yaka’da bugün 110 liderin yer aldığını söyleyen Yıldız, aralarında hâlen kurumlarda aktif görev alan CEO’lar ve C-seviye liderlerin bulunduğunu; 42 sektör ve 200’ün üzerinde uzmanlık alanıyla geniş bir yetkinlik havuzu oluşturduklarını ifade etti. Bu birikimi “on binlerce yıllık deneyimin alet çantasına dönüşmesi” şeklinde tarif ederek, hızlanmak, büyümek ve yön bulmak isteyenler için kullanılabilir bir platform kurduklarını vurguladı.
Telefonu açtığında hiç düşünmedim
Gülçin Aytemizel Telatar, Mehtap Yıldız’ın geçen yıl seriden bahsettiğinde “hiç düşünmeden yapalım” dediğini, kısa sürede konseptin şekillendiğini ve ulaşılan konuşmacıların tamamının kırmadan destek verdiğini anlattı. Böyle bir oluşumun devamlılığının ciddi emek gerektirdiğini vurgulayarak emeği geçenlere teşekkür etti. Platin Yaka’nın farklı sektörlerden profesyonelleri bir araya getirdiğini, her buluşmada kendisinin de yeni şeyler öğrendiğini söyledi.
Ardından, sahneye davet edilecek konuşmacılardan önce global fintek gündemine dair kısa bir çerçeve çizmek istediğini belirtti.
Ürünün arkasındaki zeka katmanı öne çıkıyor

Telatar’a göre finansal teknolojiler dendiğinde çoğu zaman yeni ürün veya yeni özellikler akla geliyor. Ancak resme geniş açıdan bakınca altyapı, karar mekanizmaları ve veriyle çalışan zeka katmanının giderek daha belirleyici hâle geldiği bir dönem yaşanıyor. Önümüzdeki süreçte akıllı sistemlerle desteklenen bütünleşik platformların daha sık görüleceğini vurguladı.
Yapay zekânın gündemin ilk sıralarında yer aldığını söyleyen Telatar, yapay zekâyı yalnızca sohbet asistanı gibi dar bir alana sıkıştırmanın eksik bir okuma olacağını belirtti. Agent tabanlı e-ticaret gibi başlıklarda alışveriş deneyiminin uçtan uca yeniden şekillendiğini, finansal servislerle yapay zekânın kesişiminin en canlı alanlardan biri olduğunu aktardı.
Akıllı karar mekanizmalarının da yükseldiğini; risk ve büyüme stratejilerinde “decision maker” sistemlerin daha görünür hâle geldiğini ifade etti. Gömülü finans başlığında, finansal servislerin ana deneyimin içine akışkan biçimde yerleştiği bir dünyadan söz etti. Kimlik ve tokenizasyon tarafında kimlik bilgilerinin tokenize edilmesi ve güvenlik katmanlarının güçlenmesiyle birlikte daha fazla örnek görüleceğini söyledi.
Cross-border ödemeler gündeme geldiğinde stabilcoin ekosisteminin de doğal biçimde konuşulduğunu vurgulayan Telatar, eskiden günler süren süreçlerin yerini daha hızlı ve maliyet açısından verimli senaryolara bıraktığını anlattı. Güvenli işlem katmanı ve anlık deneyimin finansal servislerde temel beklentilerden biri hâline geldiğini ekledi.
Fonlama tarafında ise global ölçekte seçiciliğin arttığını; bazı pazarlarda yatırım iştahının aşağı yönlü seyrederken dijital varlıklar tarafında yukarı yönlü bir ivme görülebildiğini söyledi. Birleşme ve satın almaların hem dünyada hem Türkiye’de gündemde olduğunu belirterek regtech, ödeme sistemleri ve gerçek zamanlı altyapıların önemini koruduğunu ifade etti.
Türkiye’ye ilişkin olarak, yaklaşık bin fintekten söz edildiğini, bunların 826’sının aktif olduğunu aktardı. Dağılımda ödeme sistemlerinin güçlü bir paya sahip olduğunu, kripto, bankacılık teknolojileri, kurumsal finansman ve sigorta gibi dikeylerin takip ettiğini söyledi. 2024-2025 döneminde yatırım tarafında devamlılık varken exit tarafında önceki yıla kıyasla daha yavaş bir tempo gördüğünü belirtti. 2026’ya yatırım haberleriyle girmenin iyi bir başlangıç hissi yarattığını, ödeme sistemleri odağı güçlü kalsa da KOBİ’ler ve kurumsal segmentte potansiyelin yüksek olduğunu düşündüğünü ekledi.
Dost meclisi gibi harika bir panel
Bu çerçeveden sonra ilk oturum başladı. Girişimler Gözünden Fintech Dünyası paneli için Aktif Ventures Genel Müdürü Yasemin Evsahibioğlu, Defy Kurucu Ortağı Suat Özkan ve Fingate Kurucu Ortağı ve CEO’su Ergi Şener sahneye davet edildi.
Gülçin Aytemizel Telatar, paneli “dost meclisi sohbeti” tadında kurguladığını belirterek sözü Suat Özkan’a verdi ve Defy’ın hikâyesini, Web3 dünyasında regtech odağında fraud tespiti ve önleme tarafında nasıl bir alan inşa ettiklerini sordu.
Biz zaten içeride çözmüştük

Suat Özkan, davet için teşekkür ederek tarihle ilgili kısa bir karışıklık yaşadığını paylaştı. Ardından kendi yolculuğunu anlattı. Elektronik mühendisliği ve MBA sonrasında kurumsal tarafta yaklaşık on yıllık deneyimi olduğunu, paralelde girişimcilik denemeleri yaptığını söyledi. Yurt dışında yaşadığı dönemde blockchain tarafında geçmişe dayanan bir deneyimi bulunduğunu, merkeziyetsiz copy trading gibi bir ürün üzerinde çalıştığını aktardı.
Barcelona’dayken katıldığı etkinliklerde sürekli AML gündemiyle karşılaştığını; o dönem AML tarafına uzak olsa da platformda fraud ve dolandırıcılığı engellemek için geliştirdikleri risk analiz aracının aslında güçlü bir çözüm sunduğunu fark ettiklerini söyledi. Bir AML sağlayıcısının ürününü inceleyip kıyas yaptıklarında kendi geliştirdikleri yaklaşımın da güçlü kaldığını gördüklerini aktardı. MiCA’nın Avrupa’da yayımlanmasıyla regülasyon başlığının netleştiğini; bu sinyallerle pivot edip Türkiye’de TİFA’yı kurma kararı aldıklarını anlattı. Kuruluştan kısa süre sonra tohum öncesi yatırım aldıklarını, regülasyon haberleriyle erken aşama müşterilerin gelmeye başladığını belirtti.
Özkan’a göre regülasyonun en kritik katkısı farkındalık yaratması oldu. “Burada ne oluyor” sorusunun yaygınlaşmasıyla birlikte işlerin daha görünür hâle geldiğini söyledi.
Gülçin Aytemizel Telatar da regülasyon etkisiyle doğru zamanda yakalanmış bir dönemin yaşandığını vurguladı.
Apilion artık bir komünite

Telatar, rahatsızlığına rağmen katıldığı için Yasemin Evsahibioğlu’na teşekkür ederek Aktif Ventures’ın API ekosistemini Türkiye’de güçlü biçimde yönettiğini söyledi. Apilion’un tek çatı altında toplanması ve Fuse tarafındaki gelişmeler üzerinden, geriye dönüp bakınca en çok gurur duyduğu adımı ve büyüme hikâyesinde radarlarındaki alanları sordu.
Yasemin Evsahibioğlu, Aktif Ventures’ın Aktif Bank iştiraki olarak 2022’de kurulduğunu, başlangıçta servis bankacılığı motivasyonuyla bir API portalı ve gateway hedefiyle yola çıktıklarını anlattı. Ancak süreç içinde stratejiyi değiştirdiklerini; tek başına gateway yerine bütünleşik bir API ekosistemi kurmayı hedeflediklerini söyledi. Amaçlarının sadece entegrasyon yapmak olmadığını, tarafları sistematik biçimde bir araya getiren bir yapı kurduklarını vurguladı.
Apilion’un bugün bir komünite hâline geldiğini, Türkiye’de “API” denildiğinde ilk akla gelen markalardan biri olduğunu ifade etti. Bin üzerinde aktif API bulunduğunu; yaklaşık 200’ünün banka API’si olduğunu, geri kalanların da entegre edilebilir ve çalışır durumda yer aldığını aktardı. Interoperability yaklaşımıyla herkesin aynı dili konuşabildiği bir yapı kurduklarını, bu nedenle Apilion’u bir marketplace olarak tanımladıklarını söyledi.
UPT, Pay N Kolay, PASO gibi Aktif Bank ekosistemindeki markaların yanı sıra Fuse, Dario, Fraud.com ve Linktera gibi teknoloji firmalarının da ekosisteme dahil edildiğini anlattı. Bankalarla fintekleri, finteklerle reel sektörü yakınlaştıran bir platform kurduklarını; bankaların fintek’e mesafeli durduğu dönemlerden daha farklı bir noktaya gelindiğini ifade etti.
Reel sektör olmazsa olmaz
Telatar’ın büyüme radarına ilişkin sorusuna Evsahibioğlu, reel sektörün kritik olduğunu söyleyerek ticaret, turizm ve perakende gibi dikeylere işaret etti. Ödeme sistemleri tarafında ciddi bir konsolidasyon yaşandığını, elektronik para ve ödeme kuruluşlarında aktif ve iş yapabilen oyuncu sayısının sınırlı kaldığını belirtti. Bu tabloyu 2001 bankacılık krizini hatırlatan bir dönem olarak yorumladı ve reel sektöre dokunmadan büyümenin sürdürülebilir olamayacağını söyledi.
İkinci odak alanı olarak global iş birliklerini öne çıkardı. Balkanlar’da ciddi potansiyel gördüklerini, regülasyon uyumunu sağlayarak ürünleri o pazarlara taşımayı hedeflediklerini anlattı. 2026’nın zorlayıcı bir yıl olacağını, bu nedenle gerçekçi bir bakışa ihtiyaç bulunduğunu ekledi.
Kurallar içinde inovasyon mümkün
Telatar bu kez sözü Ergi Şener’e verdi ve bankacılık deneyimini girişimcilikle birleştiren yolculuğun nasıl şekillendiğini sordu.
Ergi Şener, kurumsal hayat, girişimcilik ve akademik çalışmaların birbirini beslediğini; yaklaşımını karmaşık problemleri basitleştirip ölçeklenebilir hâle getirerek değer yaratmak olarak tanımladı. Bankaların regülasyon ve risk baskısı altında büyük yapılar olduğunu, finteklerin ise hızlı hareket etmek istediğini söyledi. Regülasyonun sınır koyan bir unsur gibi okunması yerine tasarımın parçası olarak ele alınmasıyla daha anlamlı çözümler üretilebildiğini vurguladı.
Fintek’in artık hayatın her alanına yayıldığını, gömülü finansla finansal servislerin ihtiyaç doğduğu anda kullanıcı deneyimine yerleştiğini anlattı. Yapay zekâ ile birlikte süreçlerin daha öngörüsel ve otonom hâle geldiğini ifade etti.
Günler süren iş dakikalara indi
Telatar’ın yapay zekâ odağındaki sorusunu Suat Özkan yanıtladı. Özkan, yapay zekânın aksiyon alma biçimlerini kökten değiştirdiğini söyledi. Regtech tarafında daha önce uyum ve fraud ekiplerine araçlar sunarken, artık manuel işleri otomatikleştiren çözümler geliştirdiklerini aktardı. Vera adlı AI orkestratörüyle bir bankada POS sürecine girebildiklerini; günler sürebilen manuel süreçlerin dakikalar içinde tamamlanabildiğini söyledi. Blockchain ve geleneksel finans verilerini birlikte ele alabilen, aksiyon alabilen bir yapı kurduklarını ekledi.
Trade değil altyapı odağı
Telatar’ın kripto ve dijital varlıklar tarafındaki soru başlığını Yasemin Evsahibioğlu yanıtladı. Trade tarafında konumlanmadıklarını, altyapı tarafında ilerlediklerini söyledi. 2026’da regtech’in daha da yükselen bir değer olacağını düşündüğünü; Türkiye’de bu alanda teknoloji boşluğu bulunduğunu belirtti. Tokenizasyon, dijital kimlik ve merkeziyetsiz veri gibi başlıklarda global iş birliklerine odaklandıklarını; yerel oyuncuların refleksinin hızlı olduğunu vurguladı.
Ekosistem hazır olunca ölçek geliyor
Telatar’ın regülasyon fintek banka üçgeninde en zorlayıcı başlığa ilişkin sorusuna Ergi Şener “hız” yanıtını verdi. Kurallar içinde inovasyonun mümkün olduğunu, ancak teknoloji kadar ekosistemin hazırlığının da kritik olduğunu söyledi. Tesla örneği üzerinden, altyapı kurulmadan ölçeklenmenin zorlaştığını ifade etti. Earned Wage Access yaklaşımının da bankanın, işverenin ve payroll sağlayıcının birlikte çalışmasını gerektirdiğini; bu tür modellerin regülasyonla birlikte şekillendiğinde gerçek değer ürettiğini belirtti.
AI karar destekten tasarıma
Panelin son bölümünde Ergi Şener, Fingate’te yapay zekâyı karar destek, strateji doğrulama ve ürün tasarımı tarafında aktif kullandıklarını anlattı. İş planından müşteri simülasyonlarına, finansal danışmanlığa kadar farklı alanlarda yapay zekâyı “yol arkadaşı” gibi konumlandırdıklarını belirtti. En iyi fikirlerin çoğu zaman gözden kaçan ihtiyaçlardan çıktığını, gömülü finansın da tam bu noktada değer ürettiğini vurguladı.
Gülçin Aytemizel Telatar, günün sonunda finansal teknolojilerin çok daha geniş bir dönüşüm alanını temsil ettiğini hatırlatarak konuşmacılara teşekkür etti.
Yatırımcılar Gözünden Fintek Dünyası

İkinci oturumda bu kez girişimlerin hikâyesinden yatırımın hikâyesine geçtik. Leap Investment CEO’su İmran Gürakan, Paribu Ventures Müdürü Erman Taylan ve Finberg Strateji ve Yatırım Direktörü Gaye Or’u dinlediğimiz panelde, 2026’ya girerken yatırımcıların hangi sinyallere baktığını, hangi iş modellerine daha fazla yaklaştığını ve “zor yıl” söyleminin arkasındaki gerçek gerekçeleri konuştuk.
Gülçin Aytemizel Telatar, konuşmaya salondaki ortak dili vurgulayarak başladı. Start-up ve fintek dünyasında uzun zamandır içinde olmanın, aynı masada aynı kavramları konuşmayı kolaylaştırdığını; ekosistemin birbirini tanıyan yapısının sahnede güçlü bir sinerji oluşturduğunu söyledi. Ardından ilk soruyu Gaye Or’a yöneltti.
Ödeme kuruluşlarıyla ekosistem hareketlendi
Gaye Or, fintek ekosisteminin büyümesine neredeyse “içeriden tanıklık eden” kuşaktan olduklarını hatırlatarak söze girdi. Mobilin gelişmesi ve internetin yayılmasıyla birlikte bankaların tek başına domine edemediği alanların oluştuğunu, ödeme kuruluşlarının ortaya çıkışıyla birlikte girişim dünyasının da hızlandığını anlattı. O dönemlerde bankaların mesafeli durduğu alanların zamanla ana akım hâle geldiğini, dönüşümün hem kurumları hem yatırım yaklaşımını etkilediğini söyledi.
Bankanın kasıyla büyüyebilen girişimler

Finberg’in yatırım yaklaşımını anlatırken Gaye Or, 2018’de daha dijital ve geleceğe dönük bir vizyonla hareket edildiğini, ilk dönemde fintek odaklı yatırımların öne çıktığını belirtti. United Payments’ın bu hikâyede önemli bir yerde durduğunu; bunun yanında “pure fintech” olmayan fakat bankanın stratejisi, ürünleri ve iş birliği kapasitesiyle fintekleşebilecek girişimlere de yatırım yapıldığını aktardı.
2018-2020 arasını ilk fon dönemi gibi değerlendirdiklerini, 2020 sonrasında ise stratejinin daha geniş bir çerçeveye taşındığını söyledi. Sadece bankanın değil, grup gücünü de kullanabilecek girişimleri bulup onlarla birlikte çalışma modeline geçtiklerini, dolayısıyla “yatırım” kadar “birlikte büyüme” yaklaşımını önemsediklerini vurguladı.
En rahat iş birliği fintechlerde kuruluyor
Gaye Or’a göre bugüne kadar en başarılı sonuçlar yine fintech yatırımlarında geldi. Bankayla hızlı iş birliği kurulabilen girişimlerin hem daha hızlı ölçeklenebildiğini hem de yatırımcı tarafında daha fazla katma değer üretilebildiğini belirtti. Bu nedenle Finberg’in uzmanlığının ve iş birliği refleksinin fintechlerde daha güçlü çalıştığını, yatırım kararlarının da çoğu zaman bu pratikten etkilendiğini söyledi.
Web3 dersini masaya koyduk
Panelin bu bölümünde Gaye Or, bir parantez açarak Web3 tarafında yaşananları paylaştı. Türkiye’de yatırımcı ilgisinin bir dönem yüksek seyrettiğini, kendi taraflarında da Web3 yatırımları bulunduğunu; ancak beklenen ölçekte başarılı sonuçlar alınamadığını söyledi. Bu deneyimin en önemli çıktısının “uzmanı olmadığın alanda sırf trend diye ilerlememek” olduğunu, artık bu konuda daha temkinli davrandıklarını anlattı.
2026 zor bir yıl ama fırsat da taşıyor
Gaye Or, 2026 için “zor bir yıl” vurgusunu açık biçimde yaptı. Bu söylemin bir karamsarlık üretmek için değil, gerçekçi bir zemine basmak için önemli olduğunu söyledi. Ekonominin iyi olduğu dönemlerde yatırım iştahının hızlı yükseldiğini, bol para dönemlerinde kısa vadeli reflekslerle yatırım kararlarının arttığını; uzun vadeli perspektif eksik kaldığında ise aynı hızla hayal kırıklıklarının ortaya çıktığını anlattı.
Bu noktada asıl sorunun, pazar koşullarını ve insanların psikolojisini yeterince okuyamamak olduğunu vurguladı. “Üç yıl sonra, beş yıl sonra ne olacak” bakışının hem girişimci hem yatırımcı tarafında güçlenmesi gerektiğini söyledi.
Elimizde ne var ne yok dönemi
Gaye Or’a göre yapay zekâ ile birlikte dünyada paradigma değişiyor. Tam da bu nedenle, kurumların ve yatırımcıların oturup envanter çıkarması gereken bir dönemden geçiliyor. Beş yıl sonra, on yıl sonra satın alınabilecek şirketi nasıl buluruz, yetenek nerede, para nereden gelecek gibi soruların daha ciddiye alınması gerektiğini belirtti. Döngülerin global ölçekte hareket ettiğini, fonlamanın ve risk iştahının da buna göre şekillendiğini hatırlattı.
Portföyle daha yakın çalışacağız
2026 planına gelirken Gaye Or, Finberg’in portföy şirketleriyle daha yakından çalışacağını söyledi. Mevcut yatırımların devam turlarında yer almayı, doğru fırsatlarda yeni yatırımlara girmeyi ve özellikle bankayla birlikte iş üretebilecek kaslara sahip girişimlere odaklanmayı sürdüreceklerini aktardı. Uzmanlık alanı dışında, “bir ara trend oldu” diye yatırım yapma refleksini ise daha kontrollü yöneteceklerini vurguladı.
Bin gerçek kişi meselesi

Gülçin Aytemizel Telatar, ardından sözü Erman Taylan’a çevirirken onu uzun süredir takip ettiğini, podcast’leri ve yapay zekâ üzerine yaptığı çalışmalarıyla ekosistemde görünür bir yerde durduğunu söyledi. Soru tarafında ise girişimcilere “keşke daha önce fark etseydim” dedirten zihniyet ve çalışma biçimi başlıklarını açmasını istedi.
Erman Taylan, mühendislik kökeninden geldiğini, yazının hayatında planlı bir yerde durmadığını fakat zamanla içerik üretmenin bir “komünite kurma” aracına dönüştüğünü anlattı. Soft Commitment’ın bu şekilde doğduğunu, düzenli bir içgörü paylaşımına dönüştüğünü söyledi.
Taylan’a göre en kritik konu, sizi gerçekten takip eden bir çekirdek kitleyi büyütmek. Bu kitle, sosyal medyada etkileşim veren kalabalıklar değil; ürün çıktığında ilk deneyen, içerik çıktığında ilk okuyan, geri bildirim veren, sizi gerçekten takip eden insanlar. “Bin gerçek kişi” fikrinin bunun özeti olduğunu belirterek, girişimciler için erken aşamada bile bu topluluğu oluşturmaya başlamanın değerini vurguladı.
Türkiye’de refleksler daha sert
Taylan, Türkiye’de gündem ve ruh hâlinin zaman zaman umursamazlık ve erteleme refleksini güçlendirdiğini, buna rağmen dünyada start-up’ların giderek birer medya şirketi gibi davrandığını söyledi. Kurucuların hikâyeyi anlatmasının, ürünle ilişki kurdurmasının ve güven inşa etmesinin yatırım sürecini de kolaylaştırdığını; bunun herkese bire bir uymasa da güçlü örnekleri bulunduğunu aktardı.
Kural bozuldu, tek yol kalmadı
Erman Taylan, girişimciliğin uzun süre belli bir patikadan okunduğunu, tohum yatırım, seri A, seri B gibi aşamaların “tek yol” gibi anlatıldığını söyledi. Oysa son yıllarda bu patikanın hem zorlaştığını hem de tek seçenek olmaktan çıktığını belirtti. Bu nedenle girişimcilerin daha esnek, daha farklı düşünen, daha “anortodoks” kararlar alabilen bir yapıya ihtiyaç duyduğunu vurguladı.
Para yakma dönemi kapandı
Panelin bu bölümünde sözü İmran Gürakan aldı. Gürakan, 2025’in kolay bir yıl olmadığını, bunun Türkiye’ye özgü bir tablo sayılmayacağını söyledi. Regülasyon, jeopolitik riskler ve exit penceresinin daralması gibi başlıkların global ölçekte yatırım iklimini sıkılaştırdığını anlattı.
Gürakan’a göre en büyük kırılım, “ne olursa olsun hızlı büyüsün, para yaksın” dönemi. Bu yaklaşımın pandemi sonrası para bolluğu döneminde daha görünür hâle geldiğini; ancak bugünün ikliminde nakit yönetimi, operasyonel sağlamlık ve gelir-maliyet dengesi gibi başlıkların çok daha belirleyici olduğunu söyledi. Artık yatırımcıların ürün, takım ve iş modeline daha sert sorularla yaklaştığını vurguladı.
Yapay zekâ pitchte kalınca yetmiyor
İmran Gürakan, yapay zekânın da benzer bir sınavdan geçtiğini söyledi. Yapay zekânın yalnızca sunumlarda “çekici bir başlık” olarak kalmasının yetmediğini, gerçek bir değer önerisi ve somut kullanım alanı sunması gerektiğini belirtti. Geçmişte blockchain tarafında yaşanan yüzeyselliğin yapay zekâ başlığında da görülebildiğini, yatırımcıların artık daha derin teknolojiye ve gerçekten işe yarayan uygulamalara bakmaya başladığını anlattı.
Portföy odaklı bir yıl
Gürakan’a göre 2026’da pek çok yatırımcı mevcut portföyüne odaklanacak. Follow-up turların ve portföyü ayakta tutacak operasyonel desteğin öneminin arttığını söyledi. Venture debt gibi alternatif finansman araçlarının daha çok konuşulacağını, yatırımcıların şirketlerin nakit yönetimine ve dayanıklılığına daha fazla odaklandığını vurguladı.
Kurucu ekibin esnekliği ve şeffaflığının da bu dönemde belirleyici olduğunu belirterek, kurucu-yatırımcı ilişkisinde iletişimin kalitesinin yatırım kararlarını doğrudan etkileyebildiğini söyledi.
Ölçeklenebilir işlere daha seçici para
Panelin son kısmında Türkiye ekosistemine dönüldü. Yatırım verilerinde seçiciliğin arttığı, büyük turların daha dikkatli şekillendiği ve ölçeklenebilir işlere daha kontrollü para aktığı vurgulandı. Growth aşamasını taşıyan fonların sınırlı olması, iyi işlerin daha uzun vadeli planla ölçeklenmesini zorlaştıran bir başlık olarak öne çıktı.
Gülçin Aytemizel Telatar, paneli kapatırken konuşmaların ortak mesajını netleştirdi. 2026’nın kolay bir yıl olmayacağı, fakat doğru iş modeli, doğru nakit yönetimi, güçlü ekip ve şeffaf iletişimle fırsatların hâlâ masada olduğu bir döneme girildiği fikri, oturumun bütününe yayılan ana çerçeve oldu.


