Tüm oyuncularının Oscar adayı olmasıyla birlikte daha da çok konuşulan Silver Linings Playbook’u nihayet izledim. Bu ayı gözden geçirdiğimde, kaçırdığım veya izlemeye vakit bulamadığım bir dolu film listemin başlarındaki bu film; iki saat süresince sıkmayan, güzel vakit geçirten ancak en nihayetinde iyi yönetilmiş – iyi oynanmış bir romantik komedi. Zeki ve eğlenceli diyalogların görüntülere cuk oturduğu filmin gelelim konusuna.

Bipolar davranış bozukluğundan muzdarip Pat (Bradley Cooper), tedavi için tutulduğu rehabilitasyon merkezinden annesinin (Jackie Weaver) refakatinde çıkar. Eve dönüş yolunda dengesiz davranışlarına devam edince annesi panikler, üstüne arabadaki davetsiz misafir Danny’de ( Chris Tucker) eklenince işlerin karışacağını anlarız. Eve gelişi babası (Robert De Niro) için sürprizdir. Tüm gün evde olan ve bahis oynayan şiddete yatkın babasına göre Pat hala bir tehlikedir. Gün geceye bağlanınca babasının haksız olmadığı ortaya çıkar. Kullanması gereken ilaçları kendisini sersemlettiği için içmemekte ısrar eden Pat akşam bir öfke nöbeti geçirir. Ertesi gün itiraz etmesine rağmen terapi için psikologunun ofisine uğrayan Pat, çalan müziğe tepki göstererek yine kontrolünü kaybeder.

Terapi esnasında olumsuz davranışlarına kaynaklık eden acı deneyimi öğreniriz. Tedavi merkezinde yatırılmadan önce Edebiyat Öğretmeni olarak çalışan Pat, bir gün işinden erken çıkarak eve gider. Düğün şarkılarının yankılandığı evde karısını duşta başka bir erkekle yakalayan Pat, kontrolünü kaybeder ve adamı öldüresiye döver. Cezası ise öfke kontrolünü öğreneceği ve ilaçla tedavi edileceği bir merkezde tutulmasıdır. Karısını bir takıntı haline getiren Pat, yaşamının odağına da yaşadığı tüm acılara rağmen yine onu oturtmuştur.

Karısı ile tekrar görüşebilme umuduyla kendisine iyi bakması gerektiğini düşünen Pat, düzenli olarak koşmaya başlar ve bir gün yolda gördüğü arkadaşı Ronnie tarafından yemeğe davet edilir. Yemekte Ronnie’nin baldızı Tiffany ( Jennifer Lawrance) ile tanıştırılan Pat paniklemeye başlar. Tiffany’de yakın zamanda kocasını kaybetmiş bipolar davranış bozukluğu yaşayan ve en az kendisi kadar sıra dışı biridir. Başlarda Tiffany’in ilgisinden ve garipliklerinden bıkan Pat, zamanla buna alışır ve (eşine bir şekilde ulaşabileceği umudunu da taşıyarak) birlikte bir dans yarışmasına katılırlar. Filmin bundan sonrası müziğin ve dansın etkisiyle ikilinin normalleşme sürecini anlatıyor. Elbette öyküye heyecan ve eğlence katarak 🙂

Umut Işığım, Pat ve Tiffany’nin sıra dışı ilişkisini sıkmadan ve ritmi bozmadan başarıyla bizlere aktarıyor. Oyunculuklar daha önce de belirttiğim gibi çok iyi. Sadece başrol, yardımcı oyuncular açısından da değil, yan roller de etkili. Bradley Cooper’ı filmin başlarında biraz eğrelti bulmama rağmen sonrasında sevdim. Jennifer Lawrance ise star ışığı dediğimiz ışıltısını bulunduğu her sahnede sergiliyor. İkilinin uyumu etkileyici. Yönetmen koltuğunda oturan David Russel’ın öyküyü, Matthew Quick’in romanından senaryolaştırdığını da belirtmekte fayda var.
Özgün ve iyi bir romantik komedi filmi olarak belleklerimizde yer edecek filmi özellikle oyunculuklar açısından izlemenizde fayda var.



