Daha önce Parantez yayınlarından Avi Pardo’nun çevirisiyle yayınlanan Nimrod Çıldırışları, Siren Yayınları ile tekrar kitapçılarda yerini aldı.
Yazdıkları kısa filmlere ve animasyonlara ilham veren Etkar Keret, kuşkusuz dünya edebiyatının genç yıldızlarından biri. Gözlem gücü o kadar güçlü ki, satırları okurken bir film izliyormuş gibi okuduğumuz 32 öyküden oluşan Nimrod Çıldırışları; hüzünlü, enerjik, sinir bozucu ve eğlenceli. 1967 Tel-Aviv doğumlu Etgar Keret’in öyküleri şimdiden 29 dili çevrildi.

Askerdeyken en yakın arkadaşının intihar edişi ile “Borular” isimli ilk öyküsünü yazan Keret, kitaba adını veren Nimrod Çıldırışlarında da askerde intihar eden arkadaşlarının ölümünün etkisinden kurtulamayan ve sırayla delirmeye başlayan insanları anlatmış. bir grupla ilgili ve çok etkileyici.

Her öyküde farklı karakterler ve olaylar var, ortak olan tek şey okuduklarınızın içinize işlemesi.
Örneğin “Sürpriz Yumurta” öyküsünün konusu bir intihar saldırısında ölen karısını teşhis etmek zorunda kalan adamla ilgili;
Sürpriz Yumurta’da otobüs durağında işe gitmeyi beklerken, patlayan bir bomba sonrası yaşamını yitiren bir kadının yaşadıkları gibi… Kadının otopsi sonuçları, doktorları çok şaşırtıyor, çünkü kadının bütün iç organlarını tümörler ele geçirmiş durumda. O gün kadını eşi, işine arabayla da bıraksa da kadıncağız kısa bir süre sonra hayatını kaybedecekti, ama kader onun canını patlayan bir bomba sonucu almayı kararlaştırmıştı. Saldırı sonrası, kadının kocasına, bomba patlamamış olsa bile karısının bu sefer kanserden öleceğini söylemeyi bir türlü beceremeyen doktorun yaşadığı derin boşluk gibi: “Yukarıdan gelen bir terörist saldırısından başka neydi ki kanser? Bir şeye karşı olduğu için bize terör uygulamak değilse ne bu Tanrı’nın yaptığı? Neye karşı olduğu için? Çok yüksek ve bizim kavrayamacağımız kadar aşkın bir şeye.”
…
“Ama o karısını ayağından teşhis etmeyi yeğledi çünkü karısının ölü yüzünü görürse o görüntünün onu hayatının sonuna kadar kovalayacağını biliyordu.
…
Hata ettim belki diye düşündü 35 numara ayağa bakarken, ayağı seçmek hataydı belki. Ölü bir insanın yüzü, uyuyan bir insanın yüzünü andırır ama ölü bir insanın ayağına bakınca tırnakların içinde pusuya yatmış ölümü görmek mümkün değildir.”

Güzel bir çift, on sekizliğin memeleri, ailenin gururu ve oben kitapta en sevdiğim öykülerin başında geliyor.
Sıradan saydığımız ama her geçen gün biraz daha karanlığa sürüklenen hayatlarımızın içine sızan öyküler bunlar.
Yazarın “İnsan hakları üzerine hikayeler” konulu kısa filmini aşağıda izleyebilirsiniz.



