Vertiv Türkiye ve Orta Asya Satış Direktörü Atilla Görmüş’ ün ev sahipliğinde, Yigit Emre Güney’in katılımıyla düzenlenen özel buluşmada, 2030 vizyonunu ve Türkiye’nin dijital altyapı yol haritasını konuştuk.
Pandemiyle Hızlanan Dönüşüm, Yapay Zekâyla Boyut Değiştirdi
Yapay zekanın hızla artan işlem gücü ihtiyacı, veri merkezlerini klasik altyapı anlayışının çok ötesine taşıyor. Vertiv Türkiye ve Orta Asya Satış Direktörü Atilla Görmüş’ün ev sahipliğinde, Yiğit Emre Güney’in katılımıyla düzenlenen özel buluşmada, yapay zekâ odaklı veri merkezlerinin 2030’a uzanan dönüşüm yolculuğu ve Türkiye’nin dijital altyapı perspektifi ele alındı. Bu değerli davet ve ufuk açıcı sohbet için başta Atilla Görmüş olmak üzere tüm Vertiv ekibine, Sevgili Selin Oran ve Piar İletişim ‘e teşekkürler. Toplantıda aldığım kısa notları sizlerle paylaşıyorum.
Bir Kabinette 5 kW’tan 150 kW’a
Toplantıda konuşan Atilla Görmüş, pandemi döneminde hız kazanan veri merkezi yatırımlarının bugün yapay zekâ ile birlikte bambaşka bir ölçeğe ulaştığını vurguladı. Görmüş’e göre geçmişte kabin başına 5–10 kilovatlık güçlerle planlanan veri merkezleri, bugün tek bir kabinde 150 kilovata ulaşan yoğunluklara evriliyor. Önümüzdeki yıllarda bu rakamın 400 kilovata kadar çıkması bekleniyor. Bu dönüşüm, enerji altyapısından soğutma teknolojilerine kadar tüm mimarinin yeniden tasarlanmasını zorunlu kılıyor.
GPU’lar Oyunu Değiştirirken, Isı ve Enerji Yeni Sorun Alanları Yaratıyor
Yapay zeka iş yüklerinin GPU tabanlı paralel işlem mimarileriyle çalıştığını belirten Görmüş, CPU’ların saatler süren işlemlerinin GPU’larla saniyelere indiğini, bunun da veri merkezlerinde hem ısı üretimini hem de güç ihtiyacını dramatik biçimde artırdığını ifade etti. Bu noktada klasik hava soğutmanın yetersiz kaldığını vurgulayan Görmüş, sıvı soğutma teknolojilerinin artık bir tercih değil zorunluluk haline geldiğini söyledi.
Enerji Tarafında Yeni Dönem Gelişmelerinde DC Besleme, Batarya Sistemleri ve Alternatif Kaynaklar Öne Çıkıyor
Enerji tarafında ise veri merkezlerinin alternatif ve bağımsız üretim modellerine yöneldiğine dikkat çekildi. DC besleme, yüksek voltajlı altyapılar, büyük ölçekli batarya sistemleri ve uzun vadede nükleer ile hidrojen gibi alternatif kaynaklar, yapay zekâ veri merkezlerinin gündeminde öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. Görmüş, şebekeden bağımsız çalışabilen, kesintisiz enerji ve soğutma sağlayan yapıların, veri güvenliği ve süreklilik açısından kritik öneme sahip olduğunu vurguladı.
Tek Ürün Değil, Uçtan Uca Entegre Altyapı Dönemi
Vertiv’in bu dönüşüme yanıt olarak geliştirdiği bütünleşik çözümler de toplantının öne çıkan başlıkları arasındaydı. Enerji, soğutma ve veri iletimini tek bir yapı altında birleştiren “Smart Run” yaklaşımı ile modüler, ölçeklenebilir ve “AI-ready” olarak tanımlanan veri merkezi tasarımları, yüksek yoğunluklu yapay zekâ iş yükleri için sahada hız ve güvenilirlik sağlıyor.
Teknolojinin Yönünü Artık Talep Belirliyor
Toplantıda ayrıca küresel makro oyuncuların taleplerinin, veri merkezi teknolojilerinin yönünü doğrudan belirlediği vurgulandı. NVIDIA, Amazon, Google ve Microsoft gibi şirketlerin ihtiyaçları doğrultusunda şekillenen bu yeni dönemde, altyapı çözümleri artık tekil ürünler yerine uçtan uca entegre sistemler olarak konumlanıyor.
Veri Merkezleri Artık Stratejik Bir Altyapı Başlığı
Buluşmada, yapay zekâ çağında veri merkezlerinin artık yalnızca sunucu barındıran teknik yapılar olarak ele alınamayacağının altı çizildi. Atilla Görmüş’ün ifadesiyle, “data yoksa hiçbir şeyin anlamı kalmıyor” ve bu gerçek, veri merkezlerini enerji sürekliliğinden soğutma mimarisine, yedeklilikten bağımsız güç üretimine kadar uzanan çok katmanlı bir altyapı başlığına dönüştürüyor. Kabin başına 150 kilovata ulaşan yoğunluklar, klasik hava soğutma yaklaşımlarını işlevsiz bırakırken; sıvı soğutma, DC besleme, büyük ölçekli batarya sistemleri ve alternatif enerji kaynakları artık tercih edilen çözümler değil, zorunlu yapı taşları haline geliyor. Görmüş’ün altını çizdiği gibi, “şebeke gittiği anda her şey duruyor” ve bu nedenle veri merkezleri, kesintisiz çalışabilmek için kendi enerjisini üretebilen, depolayabilen ve yönetebilen yapılara evriliyor. Bu dönüşüm, veri merkezlerini yalnızca teknoloji yatırımı olmaktan çıkararak; sürdürülebilirlik, ulusal dijital kapasite ve stratejik bağımsızlık açısından kritik bir altyapı başlığına taşıyor.


