Teknoloji ve tasarım dünyasının dahilerini ağırlayan alldesign 2015’in ilk günü katılımcılar açısından sakin ama fayda doluydu.
Birbirinden değerli konuşmacı ve markayı ağırlayan alldesign 2015’ ait ilk gün notlarımı sizler için derledim.
Karlı bir İstanbul sabahında başlayan alldesign, bu yıl dördüncü defa gerçekleştiriliyor. İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda yapılan organizasyona hava muhalefeti yüzünden ulaşmam (şehrin merkezinde olmasına rağmen) çok kolay olmadı. Fuar alanına vardığımda bazı stantlar henüz boştu.
İlk gün kayıt sonrası, “Uluslararası Tasarım Konferansları” açılış konuşmaları ile başladı.

All Fuarcılık Yönetim Kurulu Üyesi Can Gürcan, ülke gündemine dair yaptığı konuşma ile sözlerine başladı. Tasarım kavramının ticari bir platforma ihtiyacı olduğundan hareketle oluşan alldesign’ı bize kısaca özetledi. Elimizi attığımız, gözümüzün gördüğü, duyduğumuz, dokunduğumuz her alanda üretilen işlerin ilk basamağının tasarım olduğunu belirtti.

Ardından sahneye gelen YEKON (Yaratıcı Endüstriler Konseyi) Başkanı Fırat Kasapoğlu, yaratıcı endüstriler birbirlerini destekler ve birbirlerinden ilham alır dedi. Nisan 2012 yılında başladıkları faaliyetlerinin toplumda bilinirliğini arttırarak, katma değerini arttırma çabasında olduklarını belirtti.
YEKON, yaratıcı endüstrilerde faaliyet gösteren işletme, üniversite, yerel yönetim ve işverenleri müşterek bir platformda buluşturarak, kamuoyunda yaratıcı endüstrilerin ulusal ekonomiye sağladığı katma değere ilişkin bilinirlik yaratılmasına katkıda bulunmayı amaçlıyor.

Ford Otosan Kurumsal İletişim Müdürü Değer Yaycıoğlu Öztürk ise Otomotivde tasarım ve teknoloji ortaklığını anlattı. Dünyada 4.3 Milyar akıllı telefonun kullanıldığını ve kullanıcıların bu doğrultuda ihtiyaçlarını öngörerek Ford Sync sistemini geliştirdiklerini belirtti.
Ford SYNC sistemi sesli komutlarla çalan müziği yönetebileceğiniz, telefonla arama yapıp – gelen çağrıları yanıtlayacağınız, acil durumu yardımı alabileceğiniz etkileşimli bir sistem.

Ardından sahneye gelen NURUS yönetim kurulu üyesi Renan Gökyay, tasarıma bakış açısını anlattı ve ülkemizin bu alanda şartlarını değerlendirdi. Tasarım teknoloji ilişkisini örneklerle birlikte anlatırken, üniversite öğrencilerine yönelik verdiği tasarım yönetimi derslerinde edindiği tecrübelerini de aktardı.
Hayatı boyunca ileride neler olup bitecek duygusuyla yaşadığını, “ne olabilir” ile ilgili fikir yürütmek üzerine çalıştığını ekledi. Bundan sonrası için matematiksel bir model öngörünün mümkün olmadığını belirten Gökyay, teknolojinin gücünü perakendeye yansıtarak çok başarılı işler yapabiliriz dedi. Bu konuda TED konferans videolarının mutlaka izlenmesi gerektiğini, teknolojik ürünler ve yeni yazılımlar sayesinde çok başarılı işler yapıldığını da söyledi. 3D printer konusunun üzerinde de duran Gökyay, bu konuda yapılabileceklerin sınırının olmadığını, aslında 35 yıldır bu tekniğin kullanılıyor olmasına rağmen, her geçen gün geliştiğini ve 3-5 sene içerisinde daha da yaygınlaşacağını ifade etti. Tıpkı açık kaynak kodlu yazılımlar gibi, tasarımların da bulunduğunu ve bu konuda mülkiyet haklarının çok önemsenmesi gerektiğini söyleyerek konuşmasını bitirdi.

Açılış konuşmalarının ardından sahneye, Müze Tasarımcısı, Mimar Boris Micka geldi ve “Sahne Olarak Müze” sunumuna başladı.
İstanbul Arkeoloji Müzesi’ni yeniden tasarlayan Boris Micka, müze ve teknolojinin harmanlanması konusunda son on yılda inanılmaz bir gelişme yaşandığını, Multimedya cihazlar ve interaktif üniteler sayesinde çok sayıda insanın müzelere yönlendiğini belirtti.
Yaptığı çalışmaları örnekleriyle birlikte anlatan Micka’nın ortaya koyduğu projeler ve klasik sergileme konusuna getirdiği yenilikler büyüleyici. Sunumunda gördüklerimize iç çekerek baktık demem sanırım abartı olmaz.
Aşağıda iki örneği paylaşıyorum.


Öğle arası sonrası Moda Blogger’ı Buse Terim ve Victoria’s Secret Tasarımcısı Todd Thomas sahnedeydi. Türkiye’nin ilk moda uygulaması Buse On the Go’yu ilk defa burada duydum.

Terim bir süre sorduğu sorular üzerinden Todd Thomas ile sohbet etti. Sosyal medyanın ve blogger’ların gücüne inanan Thomas, sosyal medyanın her tür iletişimin önüne geçtiğini, iletişim kurmamızı çok hızlandırdığını söyledi. Birlikte çalıştığı sanatçıların onun için büyük fırsatlar doğurduğunu da ekledi.

Yaptığı işlerde hep öğretici yanını ortaya koyduğunu ve çizdiği tasarım haritası üzerinden nihai ürünler çıkarma konusunda detaylı bir şekilde çıkardığını örnekleriyle birlikte anlattı. Gördüğüm eskizler inanılmazdı – hızlıca ekran değişmesine rağmen yakalayabildiklerimizi aşağıda paylaşıyorum.


Güzel sanatlar ve müziğin, kendisini bu işte çalışma konusunda cesaretlendirdiğini, çalışmalarında sonradan sözcüğünü çok kullandığını, bunun sebebinin ise köklere gitmek – derine inmek, deneyimlere açık olmak ve ilişkilendirmekle alakalı olduğunu belirtti.

Parsons’da tasarım iletişimi dersleri veren Thomas’ın ilham kaynağı yaşadığı şehir olan New York imiş. Namesake ismini verdiği kendi markasına ait yaptığı tasarımlar ise detaycılığını ortaya koyuyordu ve tasarım modellemesini adım adım nasıl uyguladığını anlatıyordu. Kendisine bolca mention atmama rağmen bir yanıt alamadım ne yazık ki… Çok hoş bir beyefendi ama iletişime kapalı.

Ardından sahnede bomba gibi bir sunum izledik. Tasarım ve inovasyon danışmanlığı şirketi GEDS’in Kurucusu Gülay Özkan “Tasarım Teknolojiye bir Kalp Kazandırıyor” dedi ve hem sayılarla hem canlı örnekleriyle tasarımı bize çok akıcı bir şekilde anlattı. Her slaytı bir ders niteliğindeydi ve anlatımına Burning Man festivali ile başladı. Tasarım ve inovasyon ilişkisi, tasarımda insan odaklı olmanın gerekliliği, tasarım metodolojisi, doğru tasarımın kazançlı geri dönüşümünü örnekleriyle birlikte görmek ufuk açıcıydı. Günümüzde 4-5 ekrana baktığımızı, bu yüzden UX’in tasarım konusunda çok önemli olduğunu ve tasarımın altın çağını yaşadığını da belirtti. Sosyal medyanın herkese açık bir ortam olduğunu unuttuğumuzu, paylaşımlarımızı yaparken dikkatli olmamaız gerektiğini ve üretilen her şeyini insanlara nasıl bir faydası – etkisi olacağının mutlaka düşünülerek üretilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.
Bu sunumla ilgili anlatılacak çok şey var, belki ayrıca yazarım o yüzden ekran görüntülerini aşağıda sizlerle paylaşıyorum.




Gülay Özkan, ülkemizde ilk tasarım odaklı girişimcilik derslerini veren çok değerli biri. Dahil olduğu ve ödül kazandığı çok önemli projeler var ve alanıyla ilgili danışmanlık yapıyor.

Inovent Genel Müdürü Ömer Hızıroğlu’nun sunumunun konusu ise “Teknoloji tabanlı girişimcilikte tasarımın rolü ve genel olarak fikri mülkiyet portföyüne kattığı değer.” idi.


Inovent, Türkiye’nin ilk teknoloji ticarileştirme ve çekirdek fon şirketi. Fikri mülkiyet portföyünün uygun şekilde yönetimi olan ülke genelinde yenilikçi teknolojiye dayalı girişimcilik, risk sermayesi ve melek yatırımcı altyapılarını destekleyecek dinamik bir ekosistem oluşturulmasını amaç ediniyorlar ve bu konuda çalışıyorlar. Burada pazaryeri ve laboratuvar bir araya getiriliyor ve startup projeler incelenerek test ediliyor.
Bu sunumun ardından çok istememe rağmen Mimar Daniel Libeskind’i dinleyemedim ve erken ayrılmak zorunda kaldım.
Alldesign’ın ikinci gününde görüşmek üzere 🙂 Konuya dair anlık paylaşımları takip etmek için twitter üzerinden #alldesign2015 etiketini kullanabilirsiniz.



