Yaz dönemi bana bol bol kitap okumak için harika zamanlar yarattı. Ahmet Ümit’in polisiye türündeki romanı Bab-ı Esrar okuduklarımdan biri idi.
Cep boy olarak satışa sunulan roman 646 sayfadan oluşuyor. Daha önce İstanbul Hatırası isimli eserini, içimi baya baya okuduğum yazara bir şans daha vermek istedim ve Dnr’dan siparişimi verdim… Gelelim kitabın konusuna.

Karen Kimya Greenwood bir sigortacı. Türkiye’de de şubesi bulunan sigorta firması, şaibeli bir yangın olayını araştırması için kendisini Konya’ya gönderiyor. İngiliz annesi ve kendisini daha çocuk yaştayken terk eden babası da Konya’lı olan Karen, hem çocukluk anılarını tazeliyor hem de şaibeli görünen yangın soruşturmasının gizemlerini çözmeye çalışıyor. Tüm bunlar yaşanırken, doğurup doğurmayacağına emin olamadığı karnındaki bebeği ile hayatın anlamını arıyor. Rüyalar, kan damlayan yüzük, Şems-i Tebrizi, dolandırıcı kötü adamlar, anlayışlı Türk polisi… hepsi ve daha fazlası kitabın sayfalarına sıkışmış.

Konya şehrinin gizemleri, Şems-i Tebrizi ve Mevlana Celaleddin-i Rumi günümüzden yedi yüz küsur yıl öncesine uzanan sevdasının da kurgulandığı roman zorlanmadan okunuyor. Sonu daha en başından belli olan, gereksiz metinlerle ve detaylarla süslenmiş bu kitabı Ahmet Ümit’in sürekli okurlarının dışında kimsenin beğeneceğini sanmıyorum. Yazar belli ki Elif Şafak’ın Aşk isimli romanından ve Lost dizisinden çok etkilenmiş 🙂 polisiye-gerilim türünde yazayım derken iç içe geçmiş bir sürü gereksiz öyküyü kurgulayarak, sonu aceleye gelmiş – ne gereği vardı şimdi bu detaya dediğimiz sayfaları kararak bir roman haline getirmiş.

İçinde ne ararsam bulunan ama bir tat alamadığım çorba gibi olan bu kitap, okuduğum ve okuyacağım son Ahmet Ümit romanıdır diyor, hala en çok satanlar listesinin tepesinde olan yazara ve okuyucularına mutlu bir hayat diliyorum.



