Brand Week 2017 2. Gün Notlarım

Gelin sizi, yılın en ilham verici haftası Brand Week 2017’ye götüreyim.

Brand Week 2017 2. Gün notlarım yazımda size bekliyor.

Brand Week 2017 2. Gün Notlarım

Brand week bu yıl Zorlu PSM’e taşındı. “Efsaneler” temalı etkinlik ikinci gününde Legends of Creativity başlığı ilealanında birbirinden değerli konuşmacıyı ağırladı. Türkiye’nin en sevilen markaları da ödüllerine kavuştu.

“Hoş geldiniz” konuşması için Yekta Kopan sahnede bizi karşıladı ve günün programını özetledi.

 

Tıpkı dün olduğu gibi görsel yerine twitter üzerinden paylaşımlarımı kullanacağım. Görselleri hazırlamak çok vakit aldığı için bu yöntemle bir çözüm oluştumaya çalıştım.

 

Zenith USA, İnovasyondan Sorumlu Başkan Yardımcısı TOM GOODWIN, “Trendler ve Dönüşüm: 25 Dakikada Devri Alem” sunumuyla Brand Week sahnesindeydi;

Tom Goodwin; “Şu anda herkes iOT den bahsediyor. Şu anda dünya hayal kırıklığına uğramış daha fazlasını bekleyen gençlerle dolu. Gelecekte eşit olmayan İnternet gerginlik yaratıyor, kaotik bir durum var. Dünya değişiyor ve bir gün, aslında hayatın ne kadar kolay ve basit olduğundan bahsedeceğiz.

Hiç bir dönemde bu kadar bağlantı içinde olmamıştık. Bazı insanlar ünlü olmak için bir gruba giriyor veya YouTube’da öne çıkmak istiyor. Bu tür keşifler için yayınlar izliyorum. Geçmiş gelecek bir dönemdeyiz. Gelecekte öyle bir zaman yaşanacak ki orta dijital çağda yaşıyoruz ve insanlar aptalca şeyler yapıyor ve kafalar karışmış durumda.

Artık sabahları arkadaşlarınızla direkt iletişime geçmek yerine hangi aplication üzerinden iletişime geçmeliyim diye kendinize diyorsunuz. Dikkat süreleri değişti. Hayal kırıklığı yaşamış olmamızın sebebi, geçmişte olan şeyleri alıp az bir değişiklikle hayata geçirmeye çalışmamızdan kaynaklanıyor. Yeni ve inovatif bir şey yapmıyoruz. Daha iddialı olmamız lazım, hangi yeni davranışlar var bunlara bakmamız ve gözlemlemeye zaman ayırmamız lazım.

Geleceği görebileceğimiz 8 ana tema var.

İlki “Bolluk”. Hayatımızda ortalama 75 saatlik medya var.

Tüm değişiklikleri anlamaya, uyum sağlamaya çalışıyoruz ve bunun

Hayatımızda ortalama 75 saatlik medya var. Şu andaki en büyük sorunumuz bolluk. Çok fazla emek ve içerik var.

Oysa anı yaşamamız lazım, buna vaktimiz yok ve dikkat aralığımız gittikçe düşüyor. İnsanların karar almalarını nasıl kolaylaştırabiliriz? Bunu düşünmeliyiz.

İnternetin yaygınlaşması

İnternetin bir davranış olduğunu düşünüyoruz. Gerçekte yaş gruplarına bağlı olarak İnterneti farklı kullanıyor. Kullanım alanlarına ve neye odaklandıklarına bakmalıyız.

Gerçekliğin kayboluşu

Sanal gerçekliği ve gerçekliği birleştiriyorlar. Bu olumsuz bir durum değil.

Artırılmış gerçeklik uygulamalarını yakın dönemde her yerde görebileceğiz. Artırılmış gerçeklikte ses kontrolünü yoğun şekilde göreceğiz. Ses arayüzlerinin gelişmiş modellerini göreceğiz.

Dünyayı farklı şekilde düşünmemiz gerekiyor. Online ve offline arasındaki sınırlar artık olmayacak.

Kişisel ekranlar

İlk ekran sinemaydı. Telefona kadar sinemanın yolculuğu sürdü. Telefon en kişisel ve erişilebilir ekran. Verileri kullanarak alabileceğimiz kararları baştan gözden geçirmemiz gerekiyor. Kavramsal bilgi değerlenecek ve buna yönelik yenilikçi uygulamalar artacak. Reklamcılığı bu bağlamda düşünmemiz gerekiyor artık.

Güvenlik ile ilgili konular

Güvenliğin ticareti de önemli. Şirketlerin bu yönde yatırım ve çalışmaları olacak.

ChatBotlar

İnsanlarla konuşmak yerine hızlıca mesaj atıyoruz. Hızlı mesajlaşmayı olumlu buluyorum ve robotların bunu başaramadığını düşünüyorum. Robotları pek çok amaçla kullanabilirsiniz ama en nihayetinde kötü bir deneyim sağlayacaklardır.

Dijital olarak doğan işler

En hızlı büyüyen ve değerli şirketler teknoloji şirketleri. Bence bu şirketler teknoloji şirketleri değil, dijital yerli şirketler. Modern davranışa bağlı gelişen şirketler bunlar.

Bugün en önemli zorluk, müşterilerimize daha iyi bir deneyim sunmaktan geçiyor.

Yapay zeka

Yapay Zeka olarak tanımladığımız her şey çok da iyi kullanılmıyor. Mevcut her şirketin yapay zeka konusunda neler yapabileceğine, nasıl kullanabileceğine bir bakması gerekiyor. Sadece teknolojiye değil, nelerin değişip dönüştüğüne odaklanmamız gerekiyor. İş yapış biçimimizi değiştirmeliyiz.

Geçmişe daha az odaklanmalıyız, rakiplerimize daha az odaklanmalıyız. Müşteri deneyimine odaklanmalıyız. Başarı böyle gelecek.”

 

 

UCLA Öğretim Üyesi , Digital Cultures Lab Kurucusu DR. RAMESH SRINIVASAN, “Dijital geleceklerimiz” sunumuyla sahnedeydi.

Ramesh Srinivasan; ” Devasa bir dönüşüm çağındayız. Nereye gittiğimize yönelik sıkıntılarımız var. Bugün üzerinde düşünmemiz gereken konular üzerine odaklanacağım.

Genç kuşak, perakendenin dönüşümü.

Online olan kişilerin %51’i artık batıdan değil, Orta Doğu ve Afrika’dan geliyor. Artık gelişen ülkelere bakmamız lazım, batıya değil. Burada ne tür deneyimler söz konusu bunlar odaklanmamız lazım.

Kentsel alanlarda daha fazla online kişi var. İnternet kentleştiren bir güç olduğunu düşünmememiz lazım. Bu durum eşitsizliğinin büyümesine ebep olacaktır.

Facebook ve Google İnternet bağlantısı konusunda bu bölgelerde çalışmalar yapıyor. Bizim çok dikkatli ve düşünceli olmamız gerekiyor. Yakın zamanda Facebook, Hindistanbölgesinden çıkarıldı. Çünkü Facebooki artık insanların iletişimi için değil marka ve işletmelere hizmet etmeye başlamıştı.

Farklı bir ekosistemde olduğunuzu düşünün. Zincirin ötesinde desteklendiğinizi düşünün. Microsoft, Google ve Facebook belli değerleri temsil ediyor. Aralarında gerilimler oluşabiliyor. Bu şirketlerle ilişki içinde olduğunuzu düşünün.

Artan bir biçimde şirketler yapay zeka ile çalışıyor. Teknolojiyi dünyayı görş biçimimize göre kullanıyoruz. Robotların değerleri neler olacak?

Yapay zeka algortiması insanların cv dosyalarını tarıyor ve kim işe girmeli ve kim işe alınmamalı bunları tarıyor. Sistemler daha çok erkekler tarafından yaratılıyor ve bu genel değerlerimizi yansıtmıyor, empatiden yoksun.

Silikon vadisinde çok fazla para var ve böylelikle evrensel bir gelir sağlanabilir. Bu daha fazla eşitlik mi yaratacak, tam tersine mi sebep olacak bunu göreceğiz.

Gelişmekte olan ülkelere dikkatli bakın, bunlar geleceği temsil ediyor ve farklı kültürlerden geliyorlar. Bu insanları piramitin altında değil – piramitin güçlü bir parçası olarak görmek lazım.

Sistemler gerçekten küresel mi düşünmemiz gerekiyor.

Küresel teknoloji ve küresel davranışları bir marka olarak düşünebilir miyiz bugün bunları size düşündürmek istedim.” 

 

 

myGini, Inc., Kurucu ve CEO’su MEHMET SEZGİN “İcra ve İnovasyon: Bir Çelişki Mi?” sunumuyla sahnedeydi.

Mehmet Sezgin; “İnovasyon dendiğinde bu terimi en çok kullananlar bankalar ve eski sektörler. Elon Musk’tan bu kelimeyi duyamazsınız. Bunu çok fazla konuşan bir şirketiniz varsa bilin ki eski bir sektördesiniz.

İnovasyon adımları; 

İlk nokta odaklanma.

Tüm alanlarda inovasyon yaratamazsınız. Birden fazla alanı olan şirketlerin hangi alanlarda inovasyon yapacağına odaklanması lazım. Bu şirketi niçin kurdum dan başlayıp nereye gitiğiniz konusunda stratejinizi yenilemeniz lazım. Nasıl bir organizasyon şemanızın olacağına bakmanız lazım. Yatırımlar paradan çok öncelik konusudur. Bunu bilip ona göre zaman ve personel ayırmalısınız.

Bu yıl hangi inovasyonu yapsak derseniz ondan bir sonuç çıkmaz. Bu tür şirketlerden uzak durun.

Doğru işin peşinde koşmanız lazım. Mum ışığını nasıl daha aydınlık geliştiririm diye düşünürseniz elektriği bulamazsınız.

İkincisi vizyon.

Büyük organizasyonlarda para ve imkan var gibi görünür. İş inovasyona geldiğinde durum değişir. Mastercard Visa gibi büyük şirketlerin 5 yıllık dilimdeki karı geliri bellidir. Buralarda kaç lira zam alacağınızı, bir sonraki yıl ne ile karşılaşacağınızı bilirsiniz. Mucize yaratmanıza gerek yoktur. Üst yönetimin yaratması gereken his, elimizde büyük araştırma var haydi inovasyıon yapalımla olmuyor. Yapmazsak bir şirket bizi alabilir, yarış dışı kalabiliriz, yaklaşımında bulunmalısınız.

Üçüncüsü küçük ekipler.

Büyük şirketlerde çok fazla sayıda takım ve çalışan var. Bu bir sorun, adı üstünde takımın başarılı olabilmesi için ortak bir amacının olması ve bunun paylaşılabilmesi lazım. Birbirine güvenen, eksiklerini tamamlayan ve birbirlerini tamamlayan ekipler ancak fark yaratabilir.

Sonuç olarak;

Gerkesiz paralar saçmayın

Herkese ne yaptığınızı anlatın

Yaygınlaşın

Zamanlamayı iyi yapın

Ortak amaç yoksa takım yoktur.” 

 

 

Apple’ın Efsanevi Kreatif Direktörü, Bestseller Yazarı KEN SEGALL “Sadeliğin Gücü” sunumuyla sahnedeydi.

Ken Segall; “Dünyanın en kolay işine sahibim. Basitlik iyidir diyorum herkes buna inansa da çok azı bunu yapıyor. Öyküme bakacak olarsak Steve Jobs ile 4 yıl birlikte çalıştık. Ardından reklamcılık alanına geçtim. Apple’da çok fazla şey yaşadık. Apple ile hayatım.toplam 12 yıl yapıyor.

Çalıştığım markalar karmaşıklığın tehlikesini bana gösterdi. Bu şirketler pek çok açıdan bana ilham kaynağı oluşturdu.

Her insan aslında basitlik arar. İş hayatında akışı öğrenirken basitlik ilgimi çekti. Basitliği 8 adımda açıklayacağım.

Özgünlük

Özgünlük daha da basittir. Basit düşünmeye başladık. Steve Jobs, Apple’ın özel ve özgü olduğunu insanlara anlatmaya çalışıyordu. Steve, belki o metinleri yazmadı ama reklamlarımız dahil bunun savunucusu ve sesi oldu. Bu işi ele alırken yeni logomuza uymayan her çalışmayı ortadan kaldırdık.

Her şirket müşterilerine seçenek sunmak isteyebilir. Bu durum müşterilerin bazen donup kalmasına sebep olabilir. Bizim sadece 3 modelimiz var ve diğer şirketlerden daha iyi bir pazarlama gücüne sahibiz. Bir sunu bile hazırlasanız fazlalıklardan ayıklamalısınız.

Steve, işimizi insanlara sevdirmek istediğini söylerdi. O hep müşterilerimizle bağ kurmak isterdi.

Her şirketin öngörülme sıkıntıları oluyor – duygusal bağ bu sıkıntılı anlarda kullanıcılarınızın sizinle olmasını sağlar.

Diliniz basit olmalı. Yazarlar tüm fikirlerini iletmeye çalışır, ben de öyle.

Apple çok fazla “i” yarattı. Çünkü “i” nin bir amacı var.

Bir zamanlar bilgisayarlar sıkıcıydı. Steve, iMac’e ilk önce MacMan demek istedi. Hepimiz donup kaldık. Burada özgünlük ve farklı düşünme gücünü kullandık. Farklı düşünmeliyiz diye kendimizi zorladık. iMac dünyanın en hızlı satılan bilgisayarı haline geldi .

Ürün adlandırma çok önemli. Neden bu kadar çok ürün sunuyor şirketler anlamıyorum. (Sunumun bu kısmında HP ve ürünlerini örnek olarak gösterdi.) Şirketler neden ürünlerine karmaşık isimler veriyor hiç anlamıyorum.

Daha az şey yapmak zorunda olmak önemli.

Hepimiz değişime uğruyoruz. İnovasyon bin tane şeye hayır demektir. Ürün dışında kalan şeyler, ürün kadar değerlidir.

Sadece dört şey yaparak büyük başarı yakaladık. Daha maliyetli olan ama müşteriye daha fazlasını katan ürünler yarattık.

 

Minimizasyon.

AppleU’yu Steve yıllar önce başlattı. Kurum kimliğinin tüm çalışanlarca benimsenmesi her zaman önemliydi. Steve belli şeyleri ortadan kaldırarak daha başarılı olabileceğimize inanıyordu.

Simplicisty of the air

Ürünlere kültür katmak büyük bir işti ve Microsoft da bu konuda büyük yol kat etti. Steve bu konuda onları eleştirmişti. Ürününüze kültür katmak çok önemli. Bu birden doğmadı ama Apple’de yıllar içinde doyuma ulaştı. İnsanlar daha iyi tasarlanmış bir hayatı tercih ediyorlar.

Bu bir savaş

Tüm eforunuzu bir şeye odaklayın. Bu yolda ezip geçmeye hazır olun. Basit olmak basit demek değildir.

“Being simple isnt simple” Basitlik bir lenstir, bir ürün, bir fikir, bir tasarım değil. Bu beceri herkesin öğrenebileceği ve edinebileceği bir özellik.”

 

 

Yekta Kopan’ın moderatörlüğünde “Fikirden Ürüne” paneli ile Brand Week devam etti.

Koz Susani Design, Tasarımcı DEFNE KOZ ve Tasarımcı EMRE SENAN panelistler olarak süreçleri bize örnekler eşliğinde aktardı.

 

 

Fütürist, Yaratıcılık & İnovasyon Danışmanı DANIEL GRANATTA, “Çocuklar ve Teknoloji” sunumuyla sahnedeydi.

Daniel Granatta; “Baba olacağım zaman bir kitapçıya gidip bir literatür oluşturmak istedim. Bu kitaplar çocuklarımızın teknoloji ile temas etmesinin ne kadar sakıncalı olduğunu söylüyorlardı. Yazarlar ebeveynleri tehlikeler konusunda uyarıyorlardı.

Annem Fizikçi ve öğretmen, babam da yazılımcı. Bilgisayarla 7 yaşında tanıştım ve engellenmedim. Çocukları teknolojiden uzak tutmak, gelecekten uzak tutmak demektir.

Kızım 5 yaşında şu anda. Önümüzdeki yıllarda medyayı birlikte nasıl tüketeceğiz buna odaklanacağım. Bugünkü çocuklara dair bazı önyargılar var. Çok fazla enerjileri var ve kızım hafta sonu iPad’ini kullanabiliyor. Bir saatten fazla yerinde duramıyor, bu sebeple oyun oynamaya da zaman ayırıyor. iPad birşeylerin yerini almıyor, diğer bir aktivite olarak kalıyor.

İnternet reklamlarında çocukların izlediklerini hedefliyorsak çok yanlış yapıyoruz. Buna duyarlı olmamız lazım. Ebeveynler olarak anılarımızı canlı tutmak ve çocuklarımıza aktarmak gerekiyor.

Artırılmış gerçeklik ve yapay zeka muhteşem bir şey. Çocuklar bunu harika buluyor. Bu yaşta bu dünyayı anlamanız zor oluyor, bu sebeple çocuğunuzu da bu dünyaya sokmaya çalışmak kolay olmuyor. Bu çocuklar için keyif dolu bir alan. Çocuğum Artırılmış gerçeklik uygulamaları ile çok eğleniyor.

Kızım bizden çok fazla oyuncak istiyor. Kendi YouTube kanalının olmasını ve oyuncaklarını burada anlatmayı istiyor. Bunun dışında Netflix’te kendi kullanıcı adı ve özel içeriği var. Netflix uygulaması gibi uygulamaların artması lazım.

Ben çocukken sadece ailemin bana öğrettiği kelimeleri biliyordum. Kızım duyduğum zaman inanamadığım kelimeler kullanıyor. Bu çok ilginç çünk okuma ve yazma sürecinde bu çok destekleyici bir durum. Onlar binlerce sözüğe maruz kalıyor, bizim dağarcığımız o zamanlar yüzlerdeydi.

Aileler her anın fotoğrafını çekmek istiyor. Öyle çok fotoğrafımız oluyor ve paylaşıyoruz ki çocuklarımız 10 yıl sonra belki kendi fotoğraflarını çekmek isteyecek bunu düşünmüyoruz. Anları yakalamanın daha kolay bir yolu olmalı. Bunun için snapchat spectacles kullanmaya başladık. Kızı bu gözlüklerin video çektiğini öğrenince sahiplendi ve kullanmaya başladı. Artık anılarını bununla çekiyor – kendi anılarını oluşturuyor.

Fotoğraf makinesi veya mobil cihaz dışında bir cihazla fotoğraf çekmeyi eğlenceli buluyor.

Siri ile konuşmaya alıştı ve mouse’u görünce konuşmak için ağzına götürüyor. Gelecek onlar üzerine şekilleniyorsa küçükler bu konuda yaklaşımları ile teknolojiyi yönlendirmeye devam ediyor.

Kızım nasıl öğrenecek, seyahat edecek ve finansı nasıl yönetecek çok merak ediyorum. Aynı şeyler markalar içinde geçerli. Artık bazı şeylerin işlememesi markaları şaşırtıyor.

Değişim kaçınılmaz ve pek çok insan bu konuda kuşkucucu. Eleştirellik farklı, teknolojiye eleştirel yaklaşmak doğru.”

 

 

 

20Something Kurucu Ortağı ve Kreatif Direktörü BENOIT VANCAUWENBERGHE, “Z Kuşağı: Milenyum Kuşağı Hakkında Öğrendiklerinizi Unutun” sunumuyla sahnedeydi.

Benoit Vancauwenberghe;” Güçlü marka olma yolunda bir markayı güçlü kılan şeyler; USP bir değer sunar, ESP’de bir hikayeye ihtiyaç duyarsınız. Bu markanızın arkasındaki hikayedir. Markanız gücünü bundan alır. 

Çok fazla kuşak var ve markalar Z kuşağını kışkırtmak için elinden geleni yapıyor. Çünkü Z kuşağı diğer kuşakları da etkiliyor. Bunlar aslında Y kuşağının da etkileri. Gerçek bir kuşak farkı var önceki nesille yeni nesiller arasında.

Son 16 yılda çok fazla değişiklik yaşandı. Teknoloji bu çocuklar için online dünya ofline dünyayı bir araya getirdi. Bu çocuklar Amerikan başkanın siyahi olduğunu gördü. Bugün eğer bir kuşağın iki yaş grubu arasında ortaya çıktığı konusunda hemfikir olursak, bence Z kuşağı o kadar çok değişiklik gördü. Öte yandan iki yılda bir kuşakları değiştiremezsiniz.

İki yılda bir hangi marka bu denli yenilik yapıyor? Büyük maraların ortak bir yönü var. Bu markalar kuşakları takip etmiyor duruma bakıyor. Gelecekte neler yapabileceklerine odaklanıyorlar.

Durumu gözlemleyin ters mentörlük yapın, en doğru yönlendirme onlardan gelecektir

Nesillerin peşinden koşmayın, yarının bağlamını – durumunu oluşturun. Onlar değişiyorlarsa siz neden değişemeyesiniz?

 

 

Dünyanın en genç CEO’sundan iş tavsiyeleri aldık. iCoolKid Ltd., Kurucu ve CEO’su JENK OZ sahnedeydi.

Yaşına rağmen konu hakimiyeti etkileyiciydi. Kendi yaş grubundaki Türk çocukları – gençleri ile empati kurup, onlar için neler yapabileceğimizi de bizlere anlattı. Jenk Oz’u izleme şansı bulduğum için çok mutlu oldum.

Jenk Oz;” İlk olarak önerim kağıdın başında çalışmaya başlayın. Fikrinizle ilgili bir hikaye oluşturun. 30 gün boyunca bunu yapın. Kendinize nir çalışma alanı belirleyin.

İkinci olarak sizi yönlendirebilecek insanlar bulun. Yönetici ve direktörler bu grupta yer alır. Fikrinizi bu kişişlerle paylaşın. Az konuşun ama çok dinleyin.

Kişilerden planlamaya geçin. Nasıl neden ve ne sorusunu kendinize sorun. Bunu yapabilmek için daha derine inmelisiniz.

Uygulamaya geçin. Bu noktada derinleşmeniz gerekiyor. Somut adınların ilk aşaması bu. Gerçek yer, gerçek kişiler, gerçek zaman ve elbette gerçek paraya ihtiyacınız var. Bu noktada planlama yapın.

Düşünün. Eğer fikrinize bir hayal olarak yaklaşırsanız hayal olur, bir şirket olarak yaklaşırsanız şirket olurPlanı olmayan bir fikir sadece hayaldir.

Z kuşağının %70’i kendi işini kurmak istiyor. Türkiyede genç kuşak çok kalabalık. Burada gençler ne yapacak? Eğer çocuklarınızın fikir ve hayallerini duyabilirseniz bu bir aile için en güzel şey olacaktır. Gençlerin fikirlerini sergileyebilecek alanlara gitmesine olank sağlayın. Okul çıkışında yapabilecekleri etkinliklere destek olun.

 

 

Lombard Odier, CBO ve Genel Müdür Yardımcısı FABIO MANCONE “Her Şeyi Yeniden Düşünün” sunumuyla sahnedeydi.

Fabio Mancone; “Lombard Odier 221 yıllık bir banka. Varlık ve servet yönetimi konusunda çalışıyoruz. Bankacılık teknolojisine dair ürünlerimiz var. Bugün size 1,5 yıl içinde neyi inşaa ettik onu anlatacağım.

İlk önemli şey müşteri odaklıyız. Bu markayı gerçekten etkiliyor. 2020’ye kadar bir markanın imajı ve markalama, imaj yönetiminde birinci sırada olacak.

Müşterinizi kendisinden bile daha iyi tanımanız gerekiyor. Bu ilişkilerinizi daha güçlü kurmanıza yardımcı oluıyor. Artan bir müşteri segmenti var ve bunlar genç popülasyondan oluşuyor. Bunlar arasında ilginç bir gerilim var.

Etki çok önemli. Yeni nesiller nasıl farklı yapabilirim ve nasıl etkileyici olurum buna bakıyorlar. Benim paramla risk alan bir bankaya ihtiyacım yok, hayatım zate riskli diyorlar.

Müşterinize bir perspektif sağlamak ve fayda sunmak merkezinizde olmalı. Hangi nesil olursa olsun nerede yaşadıklarına bakılmaksızın onlar 4 ortak değeri paylaşıyorlar.

Hayal gücü

İnovasyon

Farklılık

Farkındalık – Ne olup bitiğinin farkında olmak

Bu değerler bizim sahip olduğumuz değerler ve eşleştirmek bizim için kolay oluyor.

Her şeyi yeniden düşünün. Bankacılık 2008 den beri pek çok değişiklik yaşadı. Eğer bakış açınızı değiştirirseniz her şey mümkün. Yenilikçi ve gençlere yer verilen kampanyalarımızın örnekleri bunun birer temsilcisi.

Serbest ticarette farklı bir bakış açısı var. Şu anda Avrupa ve Asya’da olan biten borsayla da doğrudan ilgili. Pasif yatırım araçları ile pek çok yatırım yapıldı. Ancak buralarda olan bitenden haberinizin olması gerekiyor. Yatırımlar açısından aktif platformlara ihtiyacınız var.

Kontrolsüz olan büyük bir kirlilik zinciri var. Kampanyalarımızla bunu örtüştürüp ortak bilinç yaratmaya çalışıyoruz. Başarı, ilgi ve motivasyonu böylelikle bir arada sunmaya çalışıyoruz.

Sadece şirketler hacklenmez, beynimizde hackleniyor. Platformlar ve uygulamalar yapay zeka uygulamalar üzerinden finansal durumunuzu öğrenmeye çalışıyor bu korkutucu.

Yapay zekaya her iki taraftan baktık. Klostrofobik taraf, işlerin elimizden alacağını düşünüyor. Biz bunun 4. Sanayi devrimi olduğunu düşünüyoruz.

Kampanyalarımızla kabuğumuzdan çıktık, daha iyi bir müşteri deneyimi sunmaya odaklandık. Bunu pozitif hale getirmek için müşterilerin sadece satışa odaklanması fikrinden uzaklaştık. Onlara fikir, bilinç katmaya çalışıyoruz. Duygulara odaklandık. Ürününüzün iyi olması artık yeterli değil. Müşterinizle nasıl iletişim ve ilişki kurabilirsiniz noktasında kararlar almalısınız. Bu ancak onların tutkularını harekete geçirdiğinizde gerçekleşiyor.

Sadece markanızın hikayesini anlatmak yerine, müşterilerinizin hikayelerini oluşturmalarına olanak sağlayın ve bu hikayelere yaklaşın. Üzerinde çalıştığımız şey müşteri ve veri odaklı olmak. Bunun için içgörüye dayalı veriye ihtiyacınız var. Bu içgörüler sayesinde deneyimleri kişileştirebilirsiniz.

Hizmet sektöründen bahsediliyor ve kişiselleştirme pek çok alanda konuşuluyor. Hepimiz yaşarken çok fazla seçenekle karşılaşıyoruz. Acaba seçmem gereken ne diye çok düşünüyoruz. Oysa bunun için çok az zamanımız var.

Geleneksel şirketler size her şeyi sunacağım ve mükemmel bir deneyim yaşayacaksınız diyor.

Oysa kişiselleştirme bundan çok önce başlıyor. Kişiselleştirmenin genel amacı müşteri verileri üzerinden istediği konuda ve zamanda çözüm sunmaktır.

Yaptığımız araştırmalarda temel olarak 45 yaş üzeri olan kişiler, verilerinin paylaşılmasını istemiyor. Bundan fayda sağlansa bile istemiyor.

45 yaş altı ise çok daha alışkın buna ve faydalı olduğunu düşünüyorlar ve önemsemiyorlar. Bu önemli çünkü önümüzdeki yıllarda X ve Y kuşakları mevcut mirasları sürdürecek ve finansal verilerini paylaşmak konusunda istekli olacak. Çünkü bu kişiler hizmet isteyecek ve verilerini paylaşmak konusunda cömert davranacaklar. Bu bizlere fırsat sunuyor.

Teknolojinin bankacılıkla birleşmesi ve bize fayda sunması gerekiyor. Bu yapay zeka ve robotları beslemekle mümkün olacak. Biz teknoloji ile çevrelenmiş bir dünyada yaşıyoruz. Teknoloji insanları daha zeki kılabilir ve korkularımızı bitirebilir.

 

 

Facebook, Küresel Pazarlamadan Sorumlu Başkan Yardımcısı SARAH PERSONETTE sahnedeydi.

Sarah Personette; “2020 itibariyle Y kuşağının çoğu pazarda olacak. Dolayısıyla buna hazır mıyız? Bunu sorgulamalıyız.

En hızlı teknolojik dönüşümün yaşandığı bir dönemdeyiz. Dönüşümler genellikle çağlarla ifade edilir. Şimdiki değişiklik ışık hızında ilerliyor. Bunun adı mobil dönüşüm.

38 yıl sürdü radyonun 50 milyon kişiye ulaşması. Televizyon ise 44 yılda 50 Milyon kişiye ulaştı. İnternetin bu sayıya ulaşması ise sadece 4 yıl aldı. Cep telefonlarında ise bu durum sadece 2 yıldı.

Dünya mobil hale geldi ve bu da oyunu tamamen değiştirdi. İnsanlar cep telefonu dönüşümü yaşadı.

2020 de bizi etkileyecek değişiklikler“kültür – ticaret – iletişim ve bağlı olmakla” ilgili.

Dillere pelesenk olmuş “Sex satar” düşüncesinin yıkılması lazım. Çünkü cinsiyet ayrımı, sınırlar ortadan kalkıyor. Kültürel zenginlikler bunu bize mecbur bırakıyor.

İnsanlar öz kimliklerini farklı plartformlarda paylaşıyor.

Müşterilimizin kimler olduğunu yeniden keşfetmemiz gerekiyor.

2020 yılı itibariyle niche’den norma dönüşüm olacak.

Sonsuza kadar genç fikrinden yaşsıza geçmek gerekiyor.

Burada biten şey sadece yaşlanma kavramı. İnsanlar daha uzun ve sağlık yaşıyor. Daha fazla doyuma ulaşıyorlar ve bunda teknolojinin büyük payı var. Markalar ve pazarlamcılar tarafından bu durum gözardı ediliyor.

45-70 yaş arası kişiler en iyi çalışmalarına hazırlanıyorlar. Onlarla nasıl iletişime geçeceğinize bakmanız lazım.

Alışveriş hem yakın hem uzak. Tüketiciler yerel alışverişe önem veriyorlar. Cep telefonunun bağlantı gücü ile artık küresel yaklaşıyorlar.

Biz işletmelerimizi mobil ticari dünyaya nasıl taşıyacağız? Küresel düşündğünüzde rekabet dışarıdan gelecek ve pazarı yıkacak. Pazarlama malzemeleri konusunda neler yapıyorsunuz? Bunu kendinize sık sık sorun.

İnsanlar ürünleri değil, ürünler kişileri buluyor. Bu çok önemli 2020 yılı itibariyle bağlantıllı insanların xx kişi cep telefonu ile satınalma yapacak. Satın alıma giden yola çok dikkatli bakmak lazım.

Keşif, bir markaya yaklaşmaya ve satın almaya yol açıyor.

Sadece yoğunlaşma da değil üzerimize geliyor.

İnsanlar hız ihtiyacındalar. Göz önünde bulundurmanız gereken ilk şey, web sitenizi mobil mağaza arayüzüne nasıl denüştüreceğinizdir.

Finale giden yolda 5 click varsa bunu 4’e nasıl düşüreceksiniz? Minimum bölünmeyi nasıl sağlayacaksınız?

Satınalma butonlarını nerede kullandığınıza dikkatlice ve tekrar bakın.

Fiyat etkisi gücünü kaybediyor. Bu dünyada insanlar gittikçe daha fazla seçenek istiyor ve doyuma daha geç ulaşıyor.

Rahatlık ve daha az clickli kolaylık kullanıcıların genel tercihi.

İnsanlar ileride daha az clikcliyecek, araştırmalarımızda bu sonuca ulaştık.

Bu noktada eylemleri nasıl ölçümleyebilir doğru modelleri nasıl sunabiliriz? Tüm nesiller gittikçe daha fazla mesajlaşma uygulamaları kullanmaya başlıyor. 2020 yılında toplam nüfusun %80’den fazlası mesajlaşma uygulaması kullanıyor olacak.

İnsanlar giderek artan biçimde mesajlaşma uygulamaları kullanacak. Mesajlaşma yoluyla işletmeleri ararken, geri bildirimde de bulunmak isteyecekler.

Yapay zeka ve chatbotu kullanarak etkileşim ve tepki açısından neler yapabilirsiniz buna odaklanın.

Onlara sürekli anlatın ve “TL;DR” kavramını (okumak için çok uzun kavramının kısaltılması)  unutmayın.

Bugün insanların, “ekranlarının çok hızlı hareket ettiği dünyada” bizim farklı davranmamız gerekiyor. İnsanlar aslında bir balık gibi dikkat konusunda. Hızlı hızlı hareket etmek istiyorlar. Pazarlamacılar olarak “bit boyutunda içerik nasıl oluşturabilir ve bu hıza nasıl ayak uydurabiliriz” buna bakmaya odaklanmalıyız.

Rakamları inkar etmek çok zor. Mobil veri trafiği 2020 yılında tüm veri trafiğinin %75’ini kapsayacak. Önümüzdeki yıllarda 3 milyardan fazla insan online hale gelecek ve bunun büyük kısmı mobil cihazlarla olacak.

Daha olgunlaşmış mobil pazarlar oluşuyor, mobil komuta merkezleri oluşuyor. Yeni bir nesil yükseliyor. İnternete erişimi olacak yeni bir grup geliyor. Kontrolü elden bırakmak yerine her şey bağlantılı geliyor.

100 trilyondan fazla cihaz İnternete bağlı olacak ve bu artış yavaş olacak. 2020 yılına geldiğimizde bu en üst noktaya ulaşmış olacak.

Ekosistemin oluşumu ne şekilde ilerleyecek? bu ilerlemeyi hangi davranışlar şekillendirecek? Mobili kurgusal düşünmemiz gerekiyor. Akıllı cihazlar konusunda “akıllı olmak” lazım. Yarattığınız platformları basit tutmanız lazım.

Hayatımızda gördüğümüz en büyük müşteri değişikliğine sadece 24 ay kaldı. Buna şimdiden hazırlık yapın.

 

 

Reklamcı SERDAR ERENER “Reklamın Senkronik Mi, Diakronik Mi Ona Bak!” başlıklı konuşmasıyla sahnedeydi.

Erener, değişimi anlatmak yerine reklam dünyasında hiç değişmeyecek olanın açılımını yapacağını söyledi. Parayı harcayan taraf, daha çok parayı internete vermeye başladı.

Lider 5 kuruluşa 5 ejderha adını verdiğini söyledi. 5 ejderhanın dijitalde iş yapmasına rağmen, reklam bütçesini televizyon harcadığını ekledi. Instagram üzerinden Zorlu PSM ve belirli anahtar kelimeler ile gerçekleştirdiği minik reklam denemesini de bizlerle paylaştı. Son olarak “İki ekranın da kraliçesi olun”diyerek sözlerini tamamladı. Aşağıda Serdar Erener’in konuşmasından minik bir bölüm var.”

 

Tarihçi, Seyahat Yazarı ve Profesyonel Rehber SAFFET EMRE TONGUÇ “Efsane İstanbul” sunumuyla sahnedeydi. İstanbul’un efsane mekanlarını aktaran Tonguç, yakın dönemde kapanan tarihi işletmeleri bizlere hatırlattı.

 

HEC Paris, Pazarlama Programı Öğretim Üyesi ANNE MICHAUT sahnedeydi.

Anne Michaut; “Deneyim aslında sizin müşterilerinizde bırakacağı izlenimdir. Bu sadece hikaye anlatımından ibaret değil. Tüketicinin hayatınıza dokunduğunuz her alanla ilgilidir.

Biz bugün ne tür deneyimler sunmak istiyoruz, buna bakacağız.

Öncelikle net olacağız. Marka olarak tüm farklılıklarımızı sunmamız gerekiyor. Müşterilerin beklentileri nelerdir, deneyim konusunda neler bekliyorlar.

Bu noktada duyularla oynayan – hitap eden marka olmalısınız. Bunun bir örneği Starbucks.

Bilişsel kısım konusunda, merak duygusunu tetiklemek önemli. Land rover bunu başarıyor. Tüketicilerinin zihninde merak uyandıran bir etki bıraktılar.

Nihayetinde başarılı markaların yaptığı şey, duygularınızı tetiklemek. Güvenlik ve emniyet duygularınıza hitap ediyorlar.

Deneyimdeki duygular, deneyim mimarisi ile şekilleniyor.

Markayı en verimli şekilde, bilişsel kısmı duygularla birleştirerek kullanabiliyorsunuz. Giderek insanların tüketmek istemedikleri şeyleri seçeceği bir döneme gidiyoruz. Başkalarının önerileri bizim için daha çok değer kazanacak.

Bir markayı seçerken sadece performansa değil, duygularımızı etkilemesine de bakıyoruz. Duygulara hitap ettiğinizde piramitin her alanına dokunabiliyorsunuz. Tutarlı bir şekilde bununla oynamamız lazım.

Birazda bunu nasıl aktive ettiğimize bakalım. Kilit başarı noktaları; Deneyimin size özgü – özel olması gerekiyor. Segmentasyon yapmak gerekiyor. Kişiler bu işin içinde olmalı. Hatırlanabilir olmalı.

Müşterilerinizin sizinle birlikte oluşturacağı anılar için fırsat sunmanız, duygularına da odaklanmanızı kolaylaştırır ve bağlılık yaratır.

Markalar deneyim yaratmayı düşünmeyi bırakmalı, duygulara odaklanmalı.”

 

Gün Lovemarks Ödül Töreni ile sona erdi. Türkiye’nin Lovemarkları 2017 araştırması, 22 kategoride Türkiye’nin gönülden bağlı olduğu markaları belirledi. Pelin Özkan, törenin anlam ve önemini aktarmak üzere sahnedeydi.

 

 

LoveMarks 2017

Türkiye’nin en sevilen markaları 8 Kasım Çarşamba günü “Lovemarks Ödül Töreni” nde sahnedeydi. Geçtiğimiz yıl metodolojisinde köklü değişilikler yapılarak kapsamı genişleyen araştırmanın sonuçları, beyaz eşyadan otomotive, sivil toplum kuruluşundan tekstile dek uzanan bir yelpazede açıklandı.

 

Türkiye’nin En Sevilen Markaları 

Türkiye’nin en sevdiği beyaz eşya markası “Arçelik”.

Arçelik, bu yıl % 34 ile ilk sırada bulunuyor ve 10 yıl üst üste Lovemark seçildi. İkinci sırada Bosch, üçüncü sırada Beko bulunuyor.

 

Türkiye’nin en sevdiği tüpgaz markası “Aygaz”.

Aygaz, tüpgaz ile günde 60 bin ev ve iş yerine ulaşıyor. Bu yıl % 41 ile ilk sırada bulunuyor.. İkinci sırada İpragaz, üçüncü sırada Milangaz Likidgaz var.

 

Türkiye’nin en sevdiği çamaşır suyu markası “Domestos” oldu.

Dünyanın 35 ülkesinde satılan Domestos, % 34 ile ilk sırada bulunuyor. İkinci sırada Ace, üçüncü sırada ABC var.

 

Türkiye’nin en sevdiği cips markası “Doritos” oldu.

Dünyanın en büyük mısır cipsi marlası % 17 ile ilk sırada bulunuyor. İkinci sırada Lays, üçüncü sırada Ruffles var.

 

Türkiye’nin en sevdiği mobil banka “Garanti” oldu.

Garanti cep’in aktif kullanıcı sayısı 4.6 Milyon, %20 ile ilk sırada bulunuyor. İkinci sırada İş Bankası, üçüncü sırada Yapı Kredi var.

 

Türkiye’nin en sevdiği hayatı kolaylaştıran mobil uygulama “Hopi” oldu.

5 Milyon üyesi bulunan Hopi, %11 ile ilk sırada bulunuyor. İkinci sırada N11, üçünsü sırada hepsiburada var.

 

Türkiye’nin en sevdiği Sivil Toplum Kuruluşu “Kızılay” oldu.

İlk kez sorgulanan kategorinin birincisi %11 ile Kızılay. İkinci sırada Tema, üçüncü sırada ise Lösev var.

 

Türkiye’nin en sevdiği saç boyası markası “Koleston” oldu.

Dünyadaki ilk kremli saç boyası patentini alan Koleston %10 ile ilk sırada bulunuyor. İkinci sırada Loreal, üçüncü sırada Schwarzkopf var.

 

Türkiye’nin en sevdiği soğuk çay markası “Lipton” oldu.

İlk kez sorgulanan kategorinin birincisi %29 ile Lipton. İkinci sırada Didi, üçünsü sırada Fuse tea var.

 

Türkiye’nin en sevdiği oyuncak markası “Fisher-Price” oldu.

25-44 yaş annelerinin favorisi %20 ile birinci sırada. İkinci sırada Lego, üçüncü sırada Tozz shop var.

 

Türkiye’nin en sevdiği kahve “Nescafe” oldu.

Geçtiğimiz yılında birincisi % 25 ile ilk sırada. İkinci sırada Kurukahveci Mehmet Efendi, üçüncü sırada Jacobs var.

 

Türkiye’nin en sevdiği bebek bezi markası “Prima” oldu.

Türkiye’nin ilk hazır bebek bezi markası, %70 ile ilk sırada bulunuyor. İkinci sırada Huggies, üçüncü sırada Molfix var.

 

Türkiye’nin en sevdiği cep telefonu markası “Samsung” oldu.

Özellikle kadınların favorisi olan marka %43 ile ilk sırada bulunuyor. İkinci sırada iPhone, üçüncü sırada Nokia var.

 

Türkiye’nin en sevdiği ambalajlı peynir markası “Sütaş” oldu.

77 çeşit ürünü bulunan Sütaş, % 16 ile ilk sırada bulunuyor. İkinci sırada Ekici var.

 

Türkiye’nin en sevdiği tekstil markası “Taç” oldu.

1976 yılında perde satışı ile başlayan Taç, % 13 ile ilk sırada bulunuyor. İkinci sırada Özdilek, üçün sırada İstikbal var.

 

Türkiye’nin en sevdiği bisküvi markası “Ülker” oldu.

73 yıl önce kurulan Ülker, % 37 ile ilk sırada bulunuyor. İkinci sırada Eti, üçüncü sırada Torku var.

 

Türkiye’nin en sevdiği otomotiv markası “Volkswagen” oldu.

25-44 yaş grubunun favorisi %12 ile lk sırada bulunuyor. İkinci sırada BMW, üçüncü sırada Mercedes var.

 

Türkiye’nin en sevdiği sıvı yağ markası “Yudum” oldu.

Geçtiğimiz yılında birincisi Yudum, %13 ile ilk sırada bulunuyor. İkinci sırada Biryağ, üçüncü sırada Komili var.

 

Türkiye’nin en sevdiği Banka “Ziraat Bankası” oldu.

Sosyal medyada 2.3 Milyona yakın takipçisi olan Ziraat Bankası, %21 ile ilk sırada bulunuyor. İkinci sırada Garanti, üçüncü sırada İş Bankası var.

 

Türkiye’nin en sevdiği bebek maması markası “Aptamil” oldu.

81 farklı ürünü bulunan Aptamil, %24 ile ilk sırada bulunuyor. İkinci sırada Milupa, üçüncü sırada Bebelac var.

 

Türkiye’nin en sevdiği yumuşatıcı markası “Yumoş” oldu.

1986 yılında Tükiye pazarına giren Yumoş, %32 ile ilk sırada bulunuyor. İkinci sırada Vernel, üçüncü sırada Bingo Soft var.

 

Türkiye’nin en sevdiği GSM operatörü markası “Turkcell” oldu.

Turkcell, %34 ile ilk sırada bulunuyor. İkinci sırada Vodafone, üçüncü sırada Türk Telekom var.

 

Brand Week 2017’nin ikinci günü notlarım sona erdi.

Brand Week 2017’nin birinci gününde neler olmuştu merak ediyorsanız aşağıdaki yazımı da okumanızı öneririm.

 

Brand Week 2017 1. Gün Notlarım

 

 

Yarın üçüncü gün notlarımı paylaşmaya çalışacağım. Gelecek olanlarla görüşmek üzere 🙋🏼

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir