Brand Week Istanbul 2025’in öne çıkan başlıklarını, sahneye taşınan fikirleri ve bu büyük buluşmanın ardında kalanları sizin için derledim.
Yılın en ilham veren haftalarından Brand Week Istanbul, bu yıl “Brand New World” temasıyla 10–14 Kasım tarihleri arasında Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleşti. Yaratıcı endüstrilerden ekonomiye, spordan demografiye, yapay zekâdan kadın hikâyelerine uzanan geniş programı ile festival, sadece iletişim profesyonelleri için değil, markaların geleceğini düşünen herkes için kapsamlı bir düşünme ve yenilenme alanı sundu.
Brand Week Istanbul 2025’in öne çıkan başlıklarını, sahneye taşınan fikirleri ve bu büyük buluşmanın ardında kalanları sizin için derledim.
Brand New World
Brand Week Istanbul bu yıl başarı tanımlarının değiştiği, markalar için oyunun kurallarının yeniden yazıldığı bir döneme odaklandı. “Brand New World” teması, belirsizlik ve hızın hâkim olduğu bir dünyada, yeni ekosistemin hangi trendler üzerinden kurulacağını tartışmaya açtı.
Festival, sadece dönüşüme ayak uyduranları değil, değişimin ritmini belirlemeye çalışanları sahneye taşıdı. Markalar için artık “başarı” kavramının salt büyüme rakamlarıyla sınırlanmadığı; anlam inşa etmek, kültüre katkı sunmak, teknolojiyle yaratıcı cesareti buluşturmak gibi çok katmanlı hedeflere dönüştüğü güçlü biçimde hissedildi.
Yaratıcılığın nörolojik yüzü ve “sapak” düşünmenin gücü
Festivalin dikkat çeken konuşmalarından biri, reklamcı Andrey Tyukavkin’in “Kronik Yaratıcı Bozukluk: Nörolojik Bir Durum Olarak Hayal Gücü” başlıklı oturumuydu.
Tyukavkin, beynin kısa yolları tercih eden tembel yapısına rağmen büyük fikirlerin “sapak”larda doğduğunu anlattı. Kendi çocukluk deneyimlerinden yola çıkarak, “tuhaf” olarak etiketlenen bakış açılarının aslında yaratıcı zekânın doğal çıktısı olduğunu vurguladı. Yaratıcılığı, beynin kolay yolu seçmesine izin vermeyen ısrarcı bir disiplin olarak tarif etti. Bu yaklaşım, özellikle kampanya geliştirme süreçlerinde “alışıldık olandan sapma cesareti”nin önemini hatırlatan değerli bir çerçeve sundu.
Spor, şehir vizyonu ve 2,6 trilyon dolarlık ekonomi
“İstanbul ve Olimpiyatlar: Bir Şehrin Vizyonu ve Bir Şampiyonun Hikâyesi” oturumunda Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Başkanı Ahmet Gülüm, milli sporcular Buse Naz Çakıroğlu ve Ferhat Arıcan, Yekta Kopan moderasyonunda sahnedeydi.
Gülüm, sporun 2,6 trilyon dolarlık küresel bir endüstriye dönüştüğünü; moda, medya, turizm ve markalaşma ile iç içe ilerleyen bu yapının şehirler için stratejik bir kaldıraç oluşturduğunu anlattı. İstanbul’un 2027 Avrupa Oyunları ve 2036 Olimpiyat adaylığı bağlamında spor iletişimi ve marka yatırımları açısından kritik bir eşiğe geldiği vurgulandı. Sporcular ise olimpiyat hazırlık süreçlerinden zihinsel dayanıklılığa, gençlere rol model olmanın sorumluluğuna uzanan hikâyeleriyle sahnenin duygusal tonunu güçlendirdi.
Ekonomi sahnesinde küresel dalgalar ve yerel gerçekler
Prof. Dr. Hakan Kara, “Türkiye Gündemi: Ekonomide Küresel Dalgalar ve Yerel Gerçekler” oturumunda 2026’ya doğru ilerlerken Türkiye ekonomisinin fotoğrafını çizdi.
Yönetilen kur politikasıyla geçici bir denge elde edildiğini, enerji fiyatlarındaki geri çekilmenin adeta “piyango etkisi” yarattığını anlattı. Ancak bu dengenin uzun vadede sürdürülebilmesi için rasyonel politikalara ısrarlı biçimde bağlı kalmanın kritik olduğunun altını çizdi. 2025 sonunda enflasyonun yüzde 30–33 bandında seyretmesini öngören Kara, Türkiye’nin küresel dalgalanmalar arasında ortalamanın gerisinde kalmamak için yapısal adımlara ihtiyaç duyduğunu vurguladı.
Brain Rot: Dijital çağın görünmez salgını
Dr. Pınar Balcı’nın “Yeni Dünyanın Yeni Pandemisi: Brain Rot” başlıklı sunumu, dijital çağ yorgunluğunu çarpıcı bir dille tarif etti.
Sürekli bildirim, sonsuz içerik akışı ve ekran maruziyetinin beynin odaklanma, derinleşme ve dinlenme kapasitesini aşındırdığını anlattı. Sosyal medyanın kalabalıklar içinde yalnızlaşma hissini artırdığını; dopamin dengesinin bozulmasının motivasyon kaybı, uyku problemleri ve kilo artışıyla bağlantılı olduğunu aktardı. Balcı, dijital detoks, yüz yüze iletişim ve kaliteli uyku rutinlerini, zihinsel iyi oluşun artık lüks değil zorunlu unsurları olarak konumlandırdı.
“Hiçbir dijital uyarı gerçek bir kahkahanın yerini tutamaz” cümlesi, günün en güçlü cümlelerinden biri olarak not edildi.
Yaşam sanatı ve doyum arayışı
Filozof Wilhelm Schmid, “Yaşam Sanatı: Modern Zamanlarda Nasıl Yaşanır” konuşmasında modern bireyin özgürleşme ile yalnızlaşma arasına sıkışan dünyasını ele aldı.
Schmid, anlamlı bir yaşam için ilişkileri güçlendirmek, deneyimi kabullenmek, amaç belirlemek, değerleri yaşatmak, alışkanlıkları yönetmek, acıyı hayatın parçası olarak görmek ve güzelliği aramak gibi yedi temel ilke sundu. Mutluluk peşinde koşan yüzeysel anlayış yerine, hayatın çelişkileriyle barışık, daha derin bir “doyum” haline odaklanmayı önerdi.
Bu çerçeve, özellikle markaların “iyi yaşam” söylemlerinde nasıl daha sahici bir ton yakalayabileceğine dair önemli ipuçları içeriyor.
Sağlıkta yapay zekâ, süper sağlık zekâsı ve new born yaklaşımı
“Sağlıkta Yapay Zekânın Dönüştürücü Etkisi: New Born” oturumunda Zehra Öney ve Çiçek Çizmeci, kişiselleştirilmiş sağlık çağını anlattı.
Artık “herkese tek beden” döneminin sona erdiğini; DNA temelli, veri odaklı, bireyin kendi sağlığının aktif oyuncusu olduğu bir çağa geçildiğini paylaştılar. “Süper Sağlık Zekâsı” yaklaşımıyla yapay zekânın insanı merkez alan bir sağlık ekosistemi kurma potansiyelini vurguladılar. Sağlık teknolojilerinin, sigortacılıktan perakendeye kadar birçok sektörde yeni iş modelleri için ilham kaynağı olacağı da net biçimde sahneye taşındı.
Stratejide tutarlılık, yaratıcı platformlar ve gizli tekrar
David Tiltman, “Kaosa Karşı Tutarlılık: Strateji, Eylem, Etki” konuşmasında, içerik bombardımanı altında markaların nasıl ayakta kalabileceğini anlattı.
Kısa ömürlü kampanyalar yerine uzun vadeli “yaratıcı platformlara” dayalı iletişimin önemini vurguladı. Desperados ve Duolingo örnekleriyle, “gizli tekrar” kavramını açarak, markanın temel hikâyesini farklı formatlar ve mecralar üzerinden tutarlı biçimde yeniden üreten işlerin hafızada daha kalıcı yer edindiğini gösterdi.
Bu bakış açısı, özellikle sürekli kampanya baskısı altında çalışan pazarlama ekipleri için önemli bir hatırlatma niteliğinde.
Yapay zekâ çağında insan odaklı büyüme
Institute for Growth İçerik Direktörü Mariana Peneva, “Yapay Zekâ Çağında İnsan Odaklı Büyüme” oturumunda, yapay zekâyı esasen büyüme motoru olarak gören yeni marka yaklaşımlarını aktardı.
L’Oréal, Audible ve Suncorp örnekleriyle, şirketlerin sadece müşteriye değil, çalışanlara, topluluklara ve yatırımcılara eş zamanlı değer yaratmasının uzun vadeli başarıyı getirdiğini anlattı. İnsan merkezli bakış açısının, teknolojinin hızına rağmen ilişkisel sermayeyi güçlendiren en önemli unsur olduğunun altını çizdi.
AI agent teknolojisiyle “yaşayan Türkiye”yi modellemek
Deeper Kurucu Ortakları İhsan Özçıtak ve Viktor Kuzu’nun “AI Agent Teknolojisiyle Yaşayan Türkiye’yi Modellemek” oturumu, veri bilimi ile ağ biliminin pazarlama dünyasına sunduğu yeni alanı gösterdi.
130 bini aşkın kişiyle yürütülen çalışmalarla 160 davranışsal segment tanımladıklarını, bu segmentlerin “Deeper Alive” platformunda yaşayan personalara dönüştürüldüğünü anlattılar. Beş temel kişilik özelliği üzerinden (sorumluluk, dışa dönüklük, uyumluluk, duygusal denge ve açıklık) ilgi alanları ve davranış biçimleriyle ilişki kuran bu yapı, Türkiye’nin sosyal dinamiklerini gerçek zamanlı modellemeye imkân veriyor.
Markalar açısından bakıldığında, hedef kitle ile kurulacak iletişimin tonu, içerik stratejisi ve temas noktaları için oldukça rafine bir içgörü altyapısı sunuyor. 44 farklı ilgi kategorisinin gerçek zamanlı izlenebilmesi, kampanya planlamasında veri temelli, dinamik ve ölçümlenebilir bir dönem açıyor.
Kapsayıcı pazarlama ve somut finansal etkisi
Oxford Üniversitesi’nden Prof. Andrew Stephen, “Vicdan mı Cüzdan mı? Kapsayıcı Pazarlamanın Finansal Etkisi Kanıtlandı” başlıklı sunumunda dört yıl süren küresel araştırmanın bulgularını paylaştı.
58 ülke ve 392 markayı kapsayan çalışma, kapsayıcı reklamcılığın markalara yüzde 16’nın üzerinde satış artışı, yüzde 54 oranında fiyatlama gücü ve yüzde 15’e varan müşteri sadakati kazandırdığını gösteriyor. Stephen, kapsayıcı iletişimi ek maliyet değil, stratejik bir tercih olarak konumlandırmayı önererek, “Pazarınızdaki çeşitliliği görün ve bunu reklamda görünür kılın” mesajını öne çıkardı.
Müziğin diliyle özgürlük: Sonita Alizadeh’in hikâyesi
“Benim Adım Mücadele: Pes Etmeyen Bir Kadının Özgürlük Şarkısı” oturumunda Sonita Alizadeh, moderatör Afşin Yurdakul eşliğinde sahnedeydi.
Taliban yönetimi altında çocuk yaşta evliliğe zorlanışını, hayallerinin nasıl boğulduğunu ve müziğin ona nasıl bir kaçış değil, mücadele alanı sunduğunu anlattı. Rap müziğiyle tanışmasının dönüm noktası olduğunu, kelimelerinin ve sesinin özgürlüğe giden yol hâline geldiğini söyledi. Bugün çocuk yaşta evliliklere karşı yürüttüğü aktivizmi, müziği “çağrı”ya dönüştüren bir yaklaşım olarak tanımladı.
Bu anlatı, festivalin hem insan hakları hem de kültürel dönüşüm boyutunu güçlendiren sahnelerden biri olarak akılda kaldı.
Kadın liderliği, görünmeyen emek ve yerelden zirveye uzanan hikâyeler
“Bu Toprakların Gücü Kadın Liderliğiyle Yerelden Zirveye” oturumunda Özgü Namal ve Hayat Kimya Strateji & Pazarlamadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Aysel Aydın, kadınların görünmeyen emeğini ve liderlik hikâyelerini anlattı.
Aysel Aydın, Bingo markasının 26 milyon hanenin 20 milyonuna dokunan güçlü konumunun ardında sahadaki kadın deneyimlerini dinleyen, empatiyi stratejinin merkezine alan bir yaklaşım bulunduğunu paylaştı. Cezayir’den Vietnam’a uzanan coğrafyalarda kadınların gündelik hayatını gözlemleyerek marka dilini buna göre şekillendirdiklerini anlattı.
Özgü Namal ise yaşadığı kazaya rağmen sahneye çıkarak büyük alkış aldı. Anadolu kadınının direncini, görünmeyen emeğini ve sevgi merkezli yaşam hikâyelerini aktardı. Kendini “bu topraklarda mücadele eden kadınların mirasını geleceğe taşıyan köprü” olarak tanımlaması, salonda güçlü bir duygusal bağ yarattı.
Sporda sessiz devrim ve kültürün kazandıran etkisi
“Kazandıran Kültür Sporda Sessiz Devrim” oturumunda Aysu Türkoğlu, Hande Baladın, İlkin Aydın ve adidas Kıdemli Pazarlama Direktörü Onurcan Demircan sahnedeydi.
Sporcular bireysel hikâyeleri üzerinden aile desteği, takım kültürü, dayanıklılık ve zihinsel gücün kariyerlerindeki rolünü anlattılar. Aysu Türkoğlu’nun Kuzey Kanalı’nı yüzerek geçen ilk Türk kadın ve en genç Türk sporcu oluşu, bireysel sporlarda zihinsel dayanıklılığı öne çıkaran çarpıcı bir örneğe dönüştü. Panel boyunca spor başarısının yalnızca skor tabelasında değil, görünmeyen ancak çok güçlü kültürel bağlarda inşa edildiği vurgulandı.
Kent kadınları, yeni anlatılar ve klişelerin ötesine geçen hikâyeler
“Kent Kadınları Yeni Kimlikler ve Dayanışma Anlatıları” oturumunda Yekta Kopan moderatörlüğünde İrem Sak ve Melisa Sözen sahnedeydi.
İrem Sak, Gain’de yayınlanan Modern Kadın dizisine Sivas’tan İstanbul’a uzanan kendi yolculuğundan beslenen gerçekçi bir ton kattığını anlattı. Modern kadını tek bir kalıba sıkıştırmayan, çoğul ve çok katmanlı bir temsilin önemine dikkat çekti.
Melisa Sözen ise kadın karakterlerin uzun yıllar boyunca ağırlıklı olarak dram, mutsuzluk veya sert güç temsilleri üzerinden yazıldığını; kadın sinemacıların artmasıyla birlikte hikâyelerin çeşitlendiğini söyledi. Seyircinin daha sahici kadın hikâyeleri talep ettikçe dönüşümün hızlandığını vurguladı.
Oturum boyunca hem kadın hem erkek karakterlerin objeleştirilmesine yönelik eleştiriler, ekranda şiddetin daha sorumlu biçimde temsil edilmesi gerekliliği ve markaların cesur desteklerle yaratıcı ekosistemi beslemesinin önemi öne çıktı.
Değişen demografi, sıkışan fırsat penceresi ve markalar için okuma rehberi
“Türkiye İçin Yeni Demografik Fırsatlar” oturumunda gazeteci Ozan Gündoğdu, Türkiye’nin hızla değişen demografik yapısını analiz etti.
Ortanca yaşın 2000’li yılların başında 27 iken bugün 34’e yükselmesinin, “genç nüfus ülkesi” tanımından uzaklaşmanın önemli bir göstergesi olduğunu anlattı. Doğurganlık oranlarının 1950’lerde kadın başına 6 çocuk seviyesinden günümüzde 1,5’in altına gerilemesi, önümüzdeki 15 yılda yaşlanma sürecinin daha da hızlanacağına işaret ediyor.
Gündoğdu, çalışma çağındaki nüfusun azalmasının üretim kapasitesi, emeklilik sistemi ve büyüme üzerinde yaratacağı baskıya değindi; Türkiye’nin demografik fırsat penceresinin giderek daraldığını, bu nedenle verimlilik artışı, dijitalleşme ve teknolojik yeniliklerin zorunlu hâle geldiğini vurguladı. Eğitim kalitesinin yükseltilmesi, kadınların iş gücüne katılımının artırılması ve yaşlı nüfusun üretken biçimde topluma entegre edilmesi, sürdürülebilir kalkınmanın kritik başlıkları arasında yer aldı.
Gençlerin aidiyet yerine bireyselliğe, mülkiyet yerine deneyime yöneldiğini söylemesi ise markalar açısından yeni jenerasyonu anlamak için önemli bir çerçeve sundu.
Yapay zekâ fırtınasını insan yaratıcılığıyla hacklemek
“Yapay Zekâ Fırtınasını İnsan Yaratıcılığıyla Hack’le” başlıklı oturumda Bonin Bough, markaların teknoloji ve yaratıcılığı nasıl birlikte konumlandırabileceğine dair somut örnekler paylaştı.
Dünyanın ilk 3D print Oreo projesi gibi öncü işlerle teknolojinin sadece verimlilik için değil, yaratıcılık için de katalizör olabileceğini gösterdi. “AI’ı biz değiştirmiyoruz, AI bizi değiştiriyor” ifadesiyle, yapay zekânın iş modellerine ve pazarlamaya etkisinin derinliğini ortaya koydu.
Bugün işletme okullarının çok küçük bir kısmında AI eğitimi verildiğini hatırlatarak, gelecekte rekabeti kazanacak olanların “yapay zekâyı ustalıkla kullanan insanlar” olacağını vurguladı. Genel çerçeveyi ise “AI bir araç, yön veren insan yaratıcılığıdır” cümlesiyle özetledi.
Stefan Sagmeister’dan karamsarlık çağında umutlu veri okuması
“Finally, Something Good” oturumunda Grammy ödüllü tasarımcı Stefan Sagmeister, dünyanın aslında pek çok alanda ileri gittiğini hatırlatan etkileyici bir sunum yaptı.
İnsanların geleceğe dair algılarını ölçen kısa bir anketle başlayan konuşma, toplu karamsarlık halini görünür kıldı. Ardından Birleşmiş Milletler verileriyle, demokratik yönetim oranlarından çocuk ölümlerindeki düşüşe kadar birçok alanda gerçekleşen iyileşmeyi paylaştı. Kendi aile hikâyesinden örneklerle, normal kabul edilen pek çok trajedinin artık istisnai hâle geldiğini anlattı.
Sagmeister, tasarım pratiğinde de bu iyileşme süreçlerini görünür kılmaya odaklandığını belirterek, “Sosyal medyada daha az, kitapların içinde daha çok zaman geçirin” önerisiyle geleceğe dair daha dengeli, veri temelli bir bakış açısı sundu.
Dijital pazarlamanın yeni denklemi: kültür, veri, yaratıcılık
“The Art and Science of Digital Marketing” oturumunda Moderatör Ece Ademoğlu’nun yönettiği panelde Seren Çankırı, Arda Genç ve Meta CMO’su Alex Schultz’un katkılarıyla dijital pazarlamanın dönüşen dinamikleri konuşuldu.
Arda Genç, Eren Perakende’nin dönüşüm hikâyesini anlatarak convenience ve trust kavramlarının perakendenin merkezine yerleştiğini aktardı. Gen Z’nin klasik kitlesel iletişimle bağ kurmadığını fark ettikleri noktada House of SuperStep ile kültür odaklı modele geçtiklerini paylaştı.
Seren Çankırı, pazarlamanın finansal etkisini netleştiren çerçevelerle marka gücünün fiyatlama cesaretine katkısını anlattı. Creator ekonomisinin markalar için vazgeçilmez bir alan hâline geldiğini vurguladı ve “Mesajın markadan mı yoksa içerik üreticisinin hayatından mı geldiği hemen anlaşılıyor” cümlesiyle samimiyetin önemini öne çıkardı. Panelin genel mesajı; sürdürülebilir dijital başarının, kültürü doğru okuyan yaratıcı ekipler ile veriyi ustalıkla kullanan teknolojik yapıların buluşmasıyla mümkün olduğu yönündeydi.
Barbie’den sokak kültürüne: Mattel’in yarattığı kültürel evren
“İkonik Bir Marka Sokak Kültürüyle Buluşursa” oturumunda Sleiman Dayaa, Ruth Henriquez ve Nazlı Selin moderasyonuyla Mattel’in yaratıcılık ve kültür odaklı vizyonu konuşuldu.
Barbie’nin yıllar içinde nesillerle kurduğu duygusal bağın, son dönemde filmle birlikte küresel bir pop kültür dalgasına dönüşmesi ve “Barbiecore” akımını yaratması, markanın kültürü okuma becerisinin güçlü bir örneği olarak öne çıktı. Mattel’in sadece ürün üreten bir şirket değil, karakterler ve hikâyeler üzerinden kültürel anlam inşa eden bir yaratıcı güç hâline gelmesi, markalaşma açısından dikkat çekici bir vaka olarak sahneye taşındı.
Hikâye, cesaret ve insan hafızası: Kevin Chesters’ın perspektifi
“Tek Kral, Hep Kral Yaşasın Hikaye” oturumunda Kevin Chesters, teknoloji ne kadar değişirse değişsin insan beyninin çalışma biçiminin hâlâ hikâyeye ihtiyaç duyduğunu vurguladı.
“Her şey bitti” söylemlerinin, çoğu zaman geleceği satmaya çalışan bir söylem ekonomisinin ürünü olduğunu anlattı. Reklamcılığın “sona geldiğine” dair yıllardır süren iddialara karşılık sektörün trilyon dolarlık hacmine dikkat çekerek, felaket senaryolarının cazibesini sorguladı.
Chesters, bir bilginin hikâye içinde anlatıldığında çok daha fazla hatırlandığını, hikâyelerin beyinde gerçek deneyim gibi işlendiğini ve duyguyu tetiklediği için kararlarımızı doğrudan etkilediğini söyledi. Markalar için temel dersin, hedef kitlenin her şeyden önce insan olduğunu unutmamak ve kendi hikâyelerini en yalın, en tutkulu, en hipnotik hâliyle anlatmak olduğunu vurguladı.
Türkiye gündemi, adalet duygusu ve ekonomik anlatı ihtiyacı
“Türkiye Gündemi Ufuk Çizgisini Arayan Ülke” oturumunda Özge Öner, ekonomiyi sadece kur, faiz ve enflasyon tablolarına sıkıştıran bakış açısını sorguladı.
Ekonominin aslında ilişkileri, motivasyonları ve adalet duygusunu inceleyen bir sosyal bilim olduğunun altını çizdi. Adam Smith’in sık atıf yapılan Ulusların Zenginliği kadar Ahlaki Duygular Kuramı’nda geçen “görünmez izleyici” kavramını da merkeze alarak, içimizdeki adalet hissinin ekonomik kararları düşündüğümüzden çok daha fazla etkilediğini anlattı.
Gelir dağılımındaki bozulma, ortalama gelir ile ortanca gelir arasındaki makas ve sanayi bölgelerinde artan eşitsizliklerin, büyümenin topluma homojen biçimde yansımadığını gösterdiğini ifade etti. Sadece para politikasına bağlanan, üretimi geri plana iten yaklaşımların uzun vadeli risklerini anlattı. Türkiye’nin ufuk çizgisini yeniden görebilmesi için adalet, üretim ve kurumsal yapı ekseninde yeni bir ekonomik anlatıya ihtiyaç duyduğunu vurguladı.
Son günün ruhu: mana arayışı, sıradanlığa itiraz ve yaratıcı cesaret
Brand Week Istanbul’un son günü, felsefeden müziğe, toplumsal trendlerden yapay zekâya uzanan geniş bir düşünsel yelpazeyle ilerledi.
Ahmet İnam, “Makina Hesap Yapar, İnsan Mana Arar” konuşmasında insanın temel ihtiyacının anlam inşa etmek olduğunu vurguladı. Modern dünyanın hızının bireyi kendi sorularından uzaklaştırdığını; mana sağlığının fiziksel ve psikolojik sağlık kadar yaşamsal bir ihtiyaç olduğunu anlattı.
Adam Morgan, “Sıradanlığın Dudak Uçuklatan Maliyeti” başlıklı konuşmasında markaların gerçek rakibinin sadece sektör oyuncuları değil, insanların dikkatini çalan tüm içerik evreni olduğunu söyledi. Sıradan işlerin asıl maliyetinin görünmezlik olduğunu, duygusal bağ kuran sahnelerin marka iletişiminde stratejik avantaj sağladığını anlattı.
“Hikâye, Cesurların İşidir” söyleşisinde Başar Başaran ve Can Yılmaz, karakter merkezli yeni anlatı çağını eğlenceli bir tonla tartışarak, sahicilik ve cesaretin hikâye kurgusundaki rolünü öne çıkardılar.
Yapay zekâ ile yaratımın demokratikleşmesi
“Yapay Zekâ Yaratıcılığı Nasıl Demokratikleştiriyor” oturumunda Ozan Sihay, farklı AI üretim araçları üzerinden metin, görsel, video ve ses üretimindeki dönüşümü anlattı.
Artık resim ya da tasarım bilgisi olmadan yalnızca yazarak karakterler ve videolar üretmenin mümkün hâle geldiğini, bunun da yaratıcı üretimin giriş bariyerini ciddi biçimde düşürdüğünü ifade etti. Bu yeni dönemde, “ne üretildiği” kadar “hangi niyetle, hangi hikâyeyle üretildiği”nin de önem kazandığını vurguladı.
TikTok, hız ve ölçek çağında yaratıcı yeniden yazım
“The Creative Rewrite by TikTok” oturumunda Arda Erdik ve Nüzhet Algüneş, TikTok’un Content Suite, AI Avatar ve Image to Video/Text-to-Video gibi araçlarının, markalar için ölçeklenebilir ve ekonomik bir üretim modeli sunduğunu anlattı.
AI’ın şaşırtma gücünü yeniden tanımladığını, buna rağmen yaratıcı zekâya duyulan ihtiyacın azalmadığını, aksine güçlendiğini vurguladılar. Dijital iletişimin geleceğinin hız, içgörü ve teknoloji üçlüsü etrafında yeniden yazıldığı net biçimde ortaya çıktı.
Teoman’ın varoluşla imtihanı ve sahnenin ötesindeki disiplin
“Bir Rockstar’ın Varoluşla İmtihanı” oturumunda Teoman, Yekta Kopan moderasyonunda hem sahnedeki rock yıldızı hem de günlük hayattaki sakin ve disiplinli hâlini anlattı.
Genç yaşlarda Sartre ve Camus ile başlayan varoluşsal sorgulamalarının bugün hâlâ üretiminin merkezinde yer aldığını söyledi. Erken kalkan, düzenli çalışan, konser sayılarını bilinçli biçimde sınırlayan bir yaşam rutini sayesinde hem sahne enerjisini koruduğunu hem de içsel dengesini güçlendirdiğini paylaştı.
Müziğe hem sanatçı hem iş insanı gözüyle bakması, kişisel markasını stratejik biçimde yöneten yaratıcı profillerin iyi bir örneği olarak akılda kaldı. Gün, Harun Tekin ve Koray Candemir’in “Şakalı Akustik” performansıyla müziğin sıcak enerjisine teslim oldu.
Brand Week Istanbul 2025’te akılda kalanlar
Brand Week Istanbul 2025, yoğun bir konferans maratonu olmasının yanında pazarlama ve iletişim dünyası için kapsamlı bir röntgen işlevi gördü.
Yapay zekânın hayatın her alanına nüfuz ettiği bu dönemde festival, teknolojinin yaratıcı cesareti ortadan kaldıran bir otomasyon değil, stratejik zeka ile birleştiğinde büyümeyi ve hikâye anlatımını güçlendiren bir araç olduğunu gösterdi. Spor, sanat, ekonomi, demografi, kadın hikâyeleri ve kapsayıcı pazarlama başlıkları, markaların artık yalnızca ürün ve hizmet anlatmadığını; kültür, değer ve anlam inşa etmeye çalıştığını ortaya koydu.
Bu yılın Brand Week’i, üç güçlü mesaj verildi:
İlki, veri ve yapay zekâ ne kadar gelişirse gelişsin, insan beyninin hikâyeye, adalet duygusuna ve anlam arayışına verdiği reaksiyon köklü biçimde değişmiyor.
İkincisi, “sıradanlık” artık pahalı bir konfor alanı. Dikkatin bu kadar parçalandığı bir çağda, ortalama işlerin maliyeti, çoğu zaman kampanya bütçesinin çok üzerinde bir görünmezlik bedeli yaratıyor.
Üçüncüsü ise markaların geleceği, sadece yeni teknolojileri ne kadar hızlı entegre ettikleriyle değil, bu teknolojileri hangi insan hikâyeleri, hangi toplumsal duyarlılıklar ve hangi etik çerçeve ile birleştirdikleriyle şekilleniyor.
Brand Week Istanbul 2025, tüm bu başlıkları aynı sahnede buluşturarak reklam, pazarlama, içerik ve iş dünyasının önümüzdeki yıllarda tartışacağı gündemin ana hatlarını oldukça net biçimde çizdi.
Bloğumda Brand Week Istanbul ile ilgili onlarca içerik var. Geçmişte neler yaşandığını hatırlamak isterseniz buradaki link kullanabilirsiniz.
Reklam ve iletişim sektörü, belki de tarihinin en çetin dönemlerinden geçiyor. Ekonomik sıkışma, daralan bütçeler, hızla değişen teknolojik dinamikler ve nitelikli insan kaynağını elde tutma mücadelesi yalnızca ajansları değil, reklamverenleri, medya planlamacılarını, içerik üreticilerini ve PR ekosisteminin tüm paydaşlarını adım adım zorluyor. Ülkedeki geniş ölçekli belirsizlikler, yaratıcı endüstrilerin yükünü daha da artırıyor. Öğretmenlerin, gençlerin, emekçilerin, hekimlerin, emeklilerin yaşadığı zorlukların bir benzeri bu sektörün çalışanlarında da farklı biçimlerde karşılık buluyor; herkes kendi çapında büyük bir mücadele veriyor. Tam da böylesi bir atmosferde, yaratıcılığı, umudu ve kolektif üretme gücünü diri tutan bir organizasyonun ayakta kalması hiç kolay değil. Brand Week İstanbul’un her yıl yeniden inşa ettiği bu sahne, ekiplerin emeği sayesinde soluk alıyor. Bu nedenle, tüm bu yükün arasında üretmeye devam eden Pelin Özkan’a ve ekibine ayrı bir teşekkür borçluyuz. Dayanıklılıkları, enerjileri, cesaretleri sektörün geleceğine duyulan inancı da ayakta tutuyor. Dilerim bu güç ve kararlılık hiç eksilmez; Brand Week İstanbul her yıl yaratıcılığa, düşünceye ve umutlara alan açmayı sürdürür.



