Yeni bir seri ile 2012 yılında karşımıza çıkan Örümcek Adam kısa bir aradan sonra ikinci bölümü ile vizyona girdi.
Yeteneklerini elde edişi ve gücünü keşfedişine tanık olduğumuz Peter (Andrew Garfield), genç yaşta bir kahraman oluşunun sorumluluğu – güçlükleri ile mücadele etmektedir.
Öyle ki mezuniyet törenine bile son anda yetişir. Halası May (Sally Field) ise Peter’ın üniversite masrafları için ek iş arayışındadır. Güzel ve akıllı sevgilisi Gwen (Emma Stone) ise hayatındaki güçlü iki kadından diğeridir.

Bir yandan Gwen’e duyduğu aşk, diğer yanda Gwen’in babasına verdiği “onu tehlikelerden koruma” sözü Peter’ı bir çıkmaza sokar. Gwen’i kendinden uzaklaştırarak verdiği sözü tutmayı dener. Gwen üniversite eğitimine yoğunlaşırken, Peter New York’u daha güvenli bir şehir yapmak için mesaisine devam eder.
Bu sırada Gwen’in de çalıştığı Oscorp’da elektrik mühendisi olarak çalışan ve tam bir örümcek adam hayranı olan Max (Jaime Foxx) korkunç bir kaza geçirir ve elektriğe hükmeden ve kendisine Electro adını veren birine dönüşür. Örümcek adam Peter, kendisini takıntı haline getiren Electro’dan şehri korumak için amansız bir mücadeleye girişir.

Tüm bunlar yetmezmiş gibi Peter’ın geçmişine dair ortaya çıkan yeni ipuçları ve babasının ortağının oğlu ve çocukluk arkadaşı Harry Osborne’nun (Dane DeHaan) genetik hastalığından kurtulmak için Örümcek Adam’ın kanına muhtaç oluşu ile hikayemiz derinleşir.

142 dakikalık uzun sayılabilecek süresi ile İnanılmaz Örümcek Adam 2 zevkle izlenen ama fazlaca yenilik ve sonraki bölüm için heyecan uyandırmayan bir anlatımla ilerliyor. Marvel karakterlerinin son dönemlerde güçlü yapımlarla ve sağlam senaryolarla ortaya konmasının ardından Örümcek Adam’ın bu haliyle cılız kaldığını söylemek mümkün. Senaryo güçlü olmayınca, ne kadar efekt kullansanız, yeni oyuncu ve karakterlerle heyecan – renk katmaya çalışsanız bile olmuyor… Bununla ilgili olarak Kaptan Amerika’nın beni çok şaşırttığını hatırlatırım 🙂

Filmin yönetmen koltuğunda serinin ilk filminde olduğu gibi yine Marc Webb’in oluşu, kahramımıza hala Peter diyebilmemizin baş sebebi. Karakterin aktarılışı duygulu ama aksiyon sahneleri özel efektlerle boğulduğu için bizi gerçeklerden uzaklaştırıp bir çizgi film izliyormuş hissine sebep oluyor. Öte yandan Örümcek Adam’ın hareketleri kuşkusuz artık çizgi romanda gördüğümüz orijinllikte yansıtılıyor. Binalar arası ağlar örerek ilerlemesi daha heyecan verici ve gerçekçi görünüyor ama yetmiyor.

İlk filmde çok sevdiğim Andrew Garfield’ı ise bu defa diğer oyuncuların gölgesinde bulduğumu söylemek isterim. Jaime Foxx’u ve hayat verdiği karakteri Electro’nun hakkını vermek lazım. Onun olduğu sahnelerde heyecanlandım ve muhteşem müzikler eşliğinde izlediğim sahneler kusursuzdu. Harry Osborne rolüyle Dane DeHaan’ın oyunculuğu da başarılıydı. Kendisini Chronicle’dan sonra ilk defa izledim. Eğer hayranı olduğunuz bir karakterin filmini izlerken, kötü adamlar sizi daha çok heyecanlandırıp, etkiliyorsa orada bir durup – düşünmek lazım.
Sonuç olarak genç bir sinerji ile ortaya konan İnanılmaz Örümcek Adam 2, önceki seriden çok daha başarılı olmasında rağmen beklentilerimin altında ama keyifle izlenen bir film olmuş. Meraklılarının kaçırmamasını önerir, bir gelenek olarak film bittikten sonra salondan hemen ayrılmamanız gerektiğini hatırlatmak isterim.

Not : Orijinal halini izlemek için para ödediğimiz filmi dublajlı izlemek bizim için büyük hayal kırıklığıydı. İzlediğimiz sinema salonunun görevlisi “haklı olduğumuzu” onaylamanın dışında bir şey yapamadı. Salonda en az üç kişi telefonuyla filmi kayıt etti ve salonun neredeyse dörtte biri yaşı çok küçük çocuklardan oluşuyordu. Sinemanın tekelleşerek, dayatma şeklinde bize sunulması hiç hoşuma gitmiyor. Cinemaximum’un fiyatlarını yükseltirken, hizmet konusunda gittikçe kötüleşmesi beni sinemadan soğutuyor. Sadece izlemezsem çatlarım duygusu ile filmler konusunda seçici davranarak sinemaya gitmek ve her gidişimde çıkabilecek sıkıntıları en başından düşünmek gerçekten çok yorucu.



