Instagram’da Canlı Yayın Açtınız mı?

Digital Age Dergisi Haziran – Temmuz 2020 sayısı için pandemi döneminin gözdesi “Canlı Yayınları” odağa alan özel bir makale kaleme aldım.

Instagram’da Canlı Yayın Açtınız mı?

Hepimizin pandemi süresince yaşadığı ve uzun süre hatırlayacağı, acısıyla tatlısıyla ilmek ilmek işlediği kişisel bir hikayesi var. Başlangıcı, süreci, geldiğimiz nokta ve ötesi… işin içine sosyal medya dahil olunca tüm bu hikayeler birleşiyor, mobil cihazlarımız üzerinden takip edebileceğimiz hikayeler bütünü haline geliyor.

İki gün sonra bir bakıyorum ki web siteleri tek bir tweet’te anlatılabilecek web sitesine paragraflarca metin eklemiş, SEO odaklı hale getirip otorite olma telaşına girmiş. Bunu görünce amma fırsatçılar diye düşünerek gözlerimi deviriyorum. Geçmişe dönük düşününce ise, verdiğim bu tepkinin ne kadar insani olduğunu ve sürecin gidişatı ile ilgili benim hakkımda ne çok şey söylediğini fark ediyorum.

Bu yazımda pandemi süreci boyunca sosyal medya üzerinden yaptığım gözlemleri, başta canlı yayınlar olmak üzere kullanıcı tepkilerini, hayatımıza gittikçe daha sağlam yerleşen sosyal medya gündemini ve canlı yayın yapmayı düşünenler için önerilerimi özetlemeye çalışacağım.

Hazırsanız başlayalım.

Sizin hikayeniz nasıl başladı ve ilerledi?

Hepimizin pandemi süresince yaşadığı ve uzun süre hatırlayacağı, acısıyla tatlısıyla ilmek ilmek işlenmiş kişisel bir hikayesi var demiştim. Şimdi sizin de bireysel hikayenizi düşünmenizi ve yakın geçmişe doğru yaptığım bu yolculuğa eşlik etmenizi isterim.

Geneli özetleyerek başlayalım;

Bazıları en başından beri kişisel hikayesini açık bir kitap yapıp çevresine okutma ve yaşatma telaşındaydı, bazıları en iyi yaptığı işe odaklanmaya ve üretmeye çalıştı, bazıları ise fırsat vardı ve ben bunu değerlendiremedim deyip hayıflandı.

Verdiğimiz insani tepkileri sınırsız, tanımlar ise yetersiz…  

Kabul edelim ki, kaygısı, üzüntüsü, endişesi ve tedirginliği ile birlikte bu süreç bir parça bile olsa çoğumuza iyi geldi.

Durduk ve düşünmeye daha fazla zaman bulduk, hayatı biraz yavaşlattık. Zamanı bol bulunca nerede ve nasıl değerlendireceğimizi şaşırdık. İşlerimizi yürütebilmenin, hayata devam edebilmenin yeni yollarını aradık. Tam odaklanmıştık ki sakin ekranlarımızın neredeyse hiç susmayan kuşları “canlı yayınlara” mesai harcadık.

Kimimiz, “herkes evde ve elinde telefonu ile” işte şimdi tam zamanı “beni ve nasıl biri olduğumu izlemeli” dedi. Kimimiz “o yapmış neden bende yapmayayım” diye heveslendi, kimi ise konfor alanının dışında çıkmayı kabul etmedi ve belki canlı yayın yapanları eleştirdi.

Hislerimiz ve tepkilerimiz farklı farklıydı.

Canlı yayın yapanların ve izleyenlerin çilesi

Canlı yayın yapanları fırsatçı olarak gördük, cesaretinden dolayı imrenir olduk, canlı yayınım var gel izle diyerek ajanda atanlardan yaka silktik, bu akşam canlı yayın var deyip umutsuzluk ve yalnızlığımıza ara verdik.  

Bir açıdan sosyal medyanın en başlangıcına döndük.

Sosyal medya yeni keşif alanları açtı, meslekleri çeşitlendirdi, eğlenmemizi kolaylaştırdı, yeni kariyer oluşumlarına ilham verdi, birbirimizle bağ kurmanın ve bu bağı korumanın yeni yollarını keşfetmemizi sağladı. Derken zaman yetersiz geldi, sürekli kayan ekranları takip ederken odağımızı yitirdik, bazen sosyal medyada vakit geçirmeyi zaman kaybı olarak niteledik. Pandemi ile birlikte evlere kapanınca ve sosyalleşmekten uzak kalınca, dört elle bağlantılarımıza ve hesaplarımıza sarıldık.

Süreç burada bir parça sarpa sardı.

Bazılarımız daha sessiz olmayı, daha azı ile yetinmeyi öğrendi ve rahatsız edilmek istemedi. Bazılarımız bu süreç yüzünden duygusal bunalıma girdi. Unutuluyor olmak, yalnız olmak, sosyal bağlarından kopuyor olmak, dört duvar arasında iyice yalnızlaşmak, verimliliğinin düşüyor olması, işini kaybetme korkusu ve bir bilinmezliğe gidiş kaygılar ile birlikte arayışları artırdı.

Tüm bunların karşısına;

  • Sağlığımızın tehlikede oluşunu,
  • Bazılarımızın sevdiklerini kaybediyor oluşunu,
  • Tepkisiz ve kayıtsız kalamayacağımız politik gündemlerin yoğunluğunu,
  • Ezici bir şekilde hissettiğimiz ekonomik baskıyı,
  • Kalabalık ailelerin ve birden fazla çocuğa sahip bireylerin kendilerine ayıracakları en ufak bir vaktin bulamayışını,
  • İnsanların hayati bir ihtiyaç olmasına rağmen doğaya çıkamamasını, birbirine dokunamamasını ve günün yirmi dört saatinde dört duvar arasında kaygıyla boğuluyor oluşunu da ekleyin.

Sosyal medyada hep bir ağızdan önce birbirimize film, dizi, kitap özelinde tavsiyeler vermeye başladık.

Hamura dokunmayan evde ekmek yapmayan neredeyse kalmadı, pillow challenge başladı ama o kadar da tutmadı. Dijital içeriğe olan talep, tepe noktasına ulaştı ve tıklanmalar katlandı.

Dijital ortamda gezilebilen sergiler, okuma arşivlerini, online eğitim ve kütüphanelerini genel erişime açan üniversiteler, dünyayı peşinden sürükleyen sanatçıların online verdiği konserler ve daha onlarca eğitici – eğlendirici kaynak, sosyal mecralar aracılığıyla tüketmek isteyenlere “sorgusuz – sualsiz – ücretsiz” ulaştırıldı.

Ardından canlı yayınlar geldi.

Konser verenler, yemek yapanlar, konuk ağırlayanlar, takipçileri ile söyleşenler, magazini odağına alan canlı yayınlar, eğlence programları ve daha onlarca renklilik ekranlarımıza düştü. Herkes yeteneğini gösterme ve bu yeteneğinin unutulmaması derdindeydi.

Sosyal medya evet bol kremalı bir pastaydı, pazarlamanın merkeziydi, gelir modeli yaratılabilen bir alandı ama en başından beri eğlenceye de yer vardı. Gücünü bu çeşitlilikten, benzer duyguyu paylaşan gruplardan, etkileşim ve katılımın yoğunluğundan alırdı. 

Canlı yayınlar sosyal medyayı ikiye böldü.

İkiye bölünen bu grupları birazdan irdeleyeceğim ama onun öncesinde dijital dünyada ve sosyal medyada tüm bunlar olurken, gittikçe dev bir sosyal akış ekranına dönüşen televizyon yayınlarından da bahsetmeden olmaz.  

Uzun zamandır çift ekranlı hayatlar yaşıyoruz.

İkincil ekran dönemi uzun zamandan beri genel bir kullanım alışkanlığına dönüştüğü malumunuz. Ortaklaşa bakılan, gözün gördüğü ana ekran televizyon iken, tercihe ve ruh durumuna göre belirlenen, aklın ve odağın daha çok kaydığı ikincil ekranlarımız ellerimizde. Hal böyle iken televizyonlar hamle yaptı, sosyal medyanın etkileşim yaratma konusundaki öncü unsurları hashtagler, anketler gibi özellikler program yayınlarında kullanıldı.

Pandemi süresince bu gözler iki lafı bir araya getiremeyen ve halk üzerinde infial yaratan konuklar da gördü. Yanlı haberler ve yayınlara ek, ömrümüzde duymadığımız ve belki umurumuzda da olmayan dernek başkanlarının açıklamalarına şahit olduk.

Yeni normal tıpkı dijital dönüşüm gibi ağızlara sakız oldu.

Sunucular ve muhabirler “o ne yapmalı – bu ne yapmalı” soruları ile şekillenen haber ve program yayınları ile birlikte, yaşamın olmadığı bomboş sokakları televizyon ekranına taşıdı. Bir standart olarak seçilen Taksim, Beşiktaş, Kadıköy ve Üsküdar meydanlarının insandan yoksun köşelerini, bir başına güneşlenen sokak hayvanlarını, köprü girişlerinde araç kontrolü yapan güvenlik güçlerini izletmek, televizyonların benimsediği tek yeni normal oldu. Çeşitlilik, haber alma özgürlüğü bir kenara atıldı, sokağa çıkma yasağının olmadığı şehirlerde neler olduğunu öğrenemedik, hiç görmediğimiz ilçe ve şehirlerde hayatın nasıl devam ettiğini, oradaki insanların düşüncelerini bilemedik. Oysa bunu gerçekleştirmek hiç bir zaman olmadığı kadar kolaydı. Bu kadar çok doktoru ekrana çıkarmak, kendi aralarındaki çekişmeleri izlemek ve bu kadar tıbbi bilgiye maruz bırakılmak hepimize fazla geldi. Zaten kaygılarımız ve gelecek endişelerimiz artmıştı, duygularımıza tercüman olacak, kendimizi ifade etmemizi kolaylaştıracak ve ruhumuza iyi gelecek kişilerden uzaklaşmıştık.

Sosyal medya iyi ki vardı, tek tük başlayan Canlı yayınlar ile birlikte seçeneklerimiz de arttı.

View this post on Instagram

Evlilik sultanlıktır

A post shared by alperkul (@alperkul) on

Canlı Yayın Neydi?

Canlı yayınları esasen Ağustos 2016’dan beri kullanıyorduk. Hikayeler bölümünün bir parçası olarak sunulan canlı yayınlar, günümüzde instagram ekranlarını canlandıran, algoritmalardan etkilenmeyen, hayata dair çeşitlilik sunan, o anı yaşamayı mümkün hale getiren, dahil olabildiğiniz gibi etkisini de büyütebileceğiniz, üstelik o etkiyi anlık olarak ölçebileceğiniz bir alandı.   

Tek ekrana sığan onlarca özellik

Instagram tek bir ekrana onlarca özelliği sığdıran, insanların ne düşündüğünden çok nasıl yaşadıklarını merak ettiğimiz, erişim ve etkileşimin daha kolay ve daha az maliyetli olduğu bir sosyal mecra. İçerisinde daha uzun zaman geçirilmesi yönünde geliştirmeler yapılıyor, yapılmaya da devam ediyor.

Görsel odaklı oluşundan mütevellit ekranı kaydırdıkça daha çok yoran bir yapısı var. Öte yandan bu görüntüler üzerinde durup düşünmemizi gerektirmiyor.

Uzun videolar için IGTV, rengarenk, eğlenceli ve bambaşka dinamikleri olan Hikayeler ile çeşitlilik sunuyor.

İfadelerin daha kısa cümlelerle yapıldığı, emojilerle renklenen, hashtaglerde buluşulan, paylaşımları detay incelemenin dışında göz atmayı tercih ettiğimiz ve kimin ne düşündüğünü o kadar da önemsemediğimiz bir platform kullanıyoruz.

Instagram’da Canlı Yayın

Instagram kullanıcılarını küçük görmeyin!

Yıl içerisinde en fazla güncelleme ve yeniliğe onlar tabii tutuldular. Kolay adapte oluyor, yenilikleri uyguluyorlar. Siz canlı yayınlara başlamadan çok önce onlar vardı ve muhtemelen bu konuda sizden daha deneyimliler. Rol model seviyor, kendileri gibi olanı takip etmeyi tercih ediyorlar. Dikkatlerini çekmeniz kolay, ama sosyal hayatlarında kalıcı olmak için çok çabalamanız gerekiyor.  

Canlı yayınları seven kadar,” bir ben açmadım yeter artık” diye tepki gösterenler oldu. Ben sizleri canlı yayın konusunda cesaretlendirecek olan, ancak yayınlar konusunda bir parça bıkkınlık yaşayan taraftayım.

Öncelikle yayınların neden sevilmediğiyle başlayalım.

Canlı yayınları neden sevmedik?

Kullanıcı deneyimi ve yayın yapanların bıktırıcı tutumu.

Hemen her platformda canlı yayın özelliği var ve bundan rahatsızlık duyan pek yoktu öte yandan konu Instagram canlı yayınları olunca durum değişti.

Platformun tasarımı görsel ağırlıklı paylaşımları ve dolayısıyla ekranı hızla kaydırma – kaydetme üzerine geliştirilmişti. Daha fazla vakti olanlar için Keşfet ve Hikayeler, hatta Öne Çıkanlar özelliği konumlandırılmıştı. İşin içinde bir de canlı yayınlar girince ve aktif yoğun kullanılınca bir parça taciz edildiğimizi hissettik. Sakin ve kontrolümüzde olan ekranlarımızın kontrolümüzden çıktığına şahit olduk. Herkesin canlı yayın yapma hevesi ve bildirimlerin ardı arkasının kesilmemesi sebebiyle rahatsızlık duyduk.

Düşünün ki aynı anda canlı yayın yapan 10 arkadaşınız veya takip ettiğiniz kişi var. Yayına başladıkları saat genellikle 21-22:00 aralığında. Telefonunuzu belki fırlatıp kırmak istediğiniz bir zaman dilimi. Tam telefonu elinize alıyorsunuz o canlı yayın yaptı, bu canlı yayın yaptı bildirimleri. Bildirimi kapatmak istiyorsunuz bir bakmışsınız hop canlı yayına dahil olmuşsunuz. Canlı yayın yapan kişilerin bağlantıları kopuyor, yine bildirimler açısından başa dönüyoruz. Öncesinde aldığınız WhatsApp, Mail ve DM mesajlar ile yayınım var hatırlatmalarını da unutmamalı.

Bu sirkülasyon can sıkıyor, çünkü bencilce olduğunu, fazlaca ben ben ben hissi verdiğini ve alanınıza müdahale edildiğini düşünüyorsunuz. Sırf canlı yayınlar sebebiyle bildirim ayarlarınızı değiştirmek istemiyor, belki bunu nasıl yapacağınızı bilmiyorsunuz. Zaten ekranlarla yakın ilişkiniz artmış olduğu için dikkat dağınıklığını daha yoğun yaşıyorsunuz. O an ne yapıyorsanız uzaklaşıyorsunuz.

İlginç bulmadık veya sıkıldık.

Odaklı olan yayınları ve konukları ilginç bulmadık. Sürekli benzer konuları, aynı tempoyu ve yüzleri görmekten sıkıldık. Konu “dahil olmadan izlemek” ise canlı yayın maalesef cılız bir tercih haline geldi. Yayınlara gelen yorumları basit bulduk, gir – çık yapan izleyicileri saymaya çalışırken ne konuşulduğunu unuttuk. Sürekli yayın gördüğümüz için sıradanlaştırdık, tükettik ve en nihayetinde hevesimizi yitirdik.  

Ekranlarımızın kontrolünü karşı tarafa vermek istemedik.

Canlı yayınlardan rahatsız olmamızın bir diğer tarafı yeni bir alışkanlık edinmeye başlamamız ile ilgili. Her ne kadar canlı yayını izlemek bir tercih olsa bile, ekranı kaydırmak temel alışkanlığımızdı. Hem yorumlara bakmak, hem konuşanları dinlemek, ben ne yazsam diye düşünmek bize fazla geldi. Ekranın köşesindeki sayaca eklenmek ve ekran kontrolümüzü karşı tarafa vermek istemedik.

Tehdit olarak algıladık.

Canlı yayınlar öyle çok ilgi gördü ve konuşuldu ki, dijitale emek veren ve bu emeği ile kazanç sağlayanlar tarafından da eleştirildi. Hızlı ilgi görüyordu, basitti ve emek verilmediği düşünülüyordu, emek verilse bile ücretsizdi, dijitalde yapılan işleri değersiz gösteriyordu. Şimdilik kuru gürültü gibi görünüyordu, öte yandan sonrasında dayatılacak yeni bir zorunluluk olabilirdi. Konfor alanından çıkmak istemeyenler için elbette bu bir riskti.

Zamanımızı boşa harcattığını hissettik.

Sosyal medyanın ne kadar çok zamanımızı aldığın biliyor, bundan rahatsızlık duyuyorduk. Pandemi sürecinde ise daha fazla boş zaman bulduk. Elimize geçen zamanın gerekliliğini ve bize ne kadar iyi geldiğini hissettik. Canlı yayınlar bu yeni kazancımızı elimizden alıyormuş gibi geldi. Tıpkı televizyon programları gibi gereksizdi ve hatta daha niteliksizdi.

Canlı yayın yapanları fırsatçı olarak gördük.

Canlı yayın yapmak bazen bir gövde gösterisi gibi algılandı, bazen ise vasat bulunulup aşağılandı. Herkesin verimlilik ve verimlilik düşüşünden bahsetmesiyle birlikte “izlenmezsem, okunmazsam, dinleyici bulamazsam, tıklanmazsam, görülmezsem yok olurum” paniği ile tutunulan bir daldı.

Kontrolsüz ve sakıncalı bulduk.

Canlı yayınlar tıpkı hikayeler gibi kontrolsüzdü. Genele açık izlenen yayınlarda verilen bilgiler, kullanılan dil, ürün yerleştirmeleri, marka tanıtımları pek sorgulanmıyordu. Pandemi döneminde gıda takviyelerinin reklamını yapan ve yoğun eleştiri alan celebrity’lere olan güven zaten azalmıştı. Yayınların sayısı arttıkça, geçmiş mevcut kaygılarımız eklenen yenileri ile birlikte hep canlı kaldı.

Instagram’da Canlı Yayın

Canlı yayınları neden sevdik ve ilgi gösterdik?

Pandemi dönemi boyunca kısıtlandık, kapalı alanlarda yaşadık, televizyonları açtığımızda başka dünyalarda yaşadığımızı, kaygılarımızın arttığını ve birbirimizden koptuğumuzu hissettik.

Bilgimizi tazelemek için daha çok okuduk ama bunu web sitelerini tıklayarak yaptık. Sosyal medyada var olmak, yaşama tutunmak ve ilişkilerimizi taze tutmak için her zamankinden daha elzem hale geldi.

Canlı yayınlar ise yaşama, hayata ve geleceğe tutunmak için renkli bir yol sundu. Fırsat eşitliği yarattı, kendimizi iyi hissettirdi, yalnız olmadığımızı düşündürdü, seçenekler sundu, yeni bir iletişim kanalı yarattı, yaratıcılıkların ve performansların sergilenmesine imkân sağladı.

Pastanın gittikçe küçüldüğü sektöre öyle bir krema servis etti ki, o krema her daim taze tutulması ve hızlı tüketilmesi gereken, renkli ve albenisi olan, kremaya parmağı daldırmaya cezbeden bir sostu.  

Canlı yayınlar hangi duygularımızı tetikledi?

  • Dahil olma istediği
  • Onay alma ihtiyacı
  • Dikkat çekme beklentisi
  • Başarılı olma hissi
  • Önemsendiğini hissetme
  • Önemsediğini hissetme
  • Birlikte olma, bir gruba dahil olma
  • Etki yaratma gücünü keşfetme
  • Potansiyelini büyütme çabası
  • Fırsatı kaçırmama

Hal böyle olunca canlı yayın yapanları ve izleyenleri yargılayıp, eleştirebilir misiniz?

Hem de nasıl yaparsınız, zaten yapıyorsunuz ve bu sizin hakkınız, yeter ki hakarete vardırmayınız.

Canlı yayınları sevenleri ve sevmeyenleri birleştirecek tek şey empati. Sosyal medya ilk önce sizi kendinize sorgulatan, kontrolü yine size veren, neredeyse sınırsız tercihler sunan mecralar bütünü. Nasıl kullanacağınız, nelere odaklanacağınız, kimleri takip edip – kimlerin sizi takip edebileceğini kontrol edebileceğiniz özünde bir iletişim kanalı. Üstelik gücünü ve etkisini her geçen gün büyüten bir dijital pazarlama kanalı.

Güçlü iletişimi ve pazarlamayı canlı yayınlar aracılığıyla kullanmayacaksınız da ne yapacaksınız?

Hedef kitleniz burada, konum bazlı erişiminiz mevcut, etkinizi katlayacak o boş zaman dilimini bulmuşsunuz, şimdiye dek başarılı – başarısız örnekler üzerinden bir fikir oluşturmuşsunuz, sıra geliyor kendi canlı yayınınızı başlatmak için cesaret bulmaya.

Ardından teknik 1-2 detay dışında, kendinize kurallar koymanız, pazarlama adımları üzerinden bir yayın kurgulamanız ve eğer dilerseniz yayınlarınıza katılacak konuklar bulmanız yeterli.

Canlı Yayın Yapmaya Başlamadan Önce Aman Dikkat!

Canlı yayın kurallarınızı koyun

  • Burada RTÜK yok. Yayınınızın sorumluluğunu üstlenin ve kendi kurallarınızı oluşturun, birilerinin sizi eleştirmesini veya uyarmasını beklemeyin.
  • Bilgisi yok, fikri çok olan kalabalığa eklenmeyin. 
  • Hakaret ve taciz etmeyin.
  • Uzmanlık alanınız değilse özellikle sağlık, eğitim, siyaset ve çocuklarla ilgili konulardan uzak kalın.  
  • Çocuklar toplumsal olarak korunmaya muhtaçlar. Ailesi bile olsanız çocuklarınızı yayınlardan uzak tutun.
  • Kendinizi kaybetmeyin, ilgi budalası olmayın.
  • Her ne kadar dikkat dağıtsa bile izleyici yorumlarını kapatmayın.
  • Instagram kullanıcılarını küçümsemeyin, aptal yerine koymayın. En fazla yenilik sunulan ve güncellemenin geldiği bir platforma adapte olduklarını ve tüm bu özellikleri kullanmaktaki cesaretlerini hep hatırlayın. Talep etmede fütursuz, sizi eleştirirken acımasız olabilirler. Seçeneklerinin bol olduğunu, eğlenceyi ve yaşama dair her şeyi sevdiklerini, çabuk sıkıldıklarını da unutmayın.

Dijital Pazarlamanın Gücünü Arkanıza Alın

En nihayetinde yayınlarınızı daha fazla kişinin izlemesini ve ilgi göstermesini istersiniz. Bunu sağlamak için aşağıdaki beş temel adımı uygulamayı atlamayın.

Hedeflerinizi Belirleyin

Hedef belirlemeden yola çıkmanız daha ilk adımda tökezlemenize sebep olur. Yayınınızda temel olarak neyi başarmak istiyorsunuz? Daha fazla izleyiciye ulaşmayı mı, yeni takipçiler edinmeyi mi, bilinirlik sağlamaya mı, ilgi çekmeyi mi veya farkındalık oluşturmayı mı hedefliyorsunuz. Bunların tümünü hedeflemeyi herkes ister ama tek bir yayınla bunu sağlamanız zordur. Odaklı gitmek, tek bir konu belirlemek sizin için güvenli bir başlangıç ortamı sunar.

Takipçi Kitlenizi İnceleyin

Canlı yayınlar takipçileriniz ile bağ kurmak ve bu bağı geliştirmek konusunda da yardımcıdır. Elbette yapacağınız yayın mevcut bağınızı koparmanıza da sebep olabilir.

Riskleri ortadan kaldırmak için bu soruları kendinize sorun; Hedef kitlenizde kimler var, takipçileriniz kimlerden oluşuyor ve sizden beklentileri neler? Bu yayın ile onlara ne sağlayacaksınız, onlardan nasıl bir katkı bekliyorsunuz?

Stratejinizi Kurgulayın

Hedefleriniz doğrultusunda yayın yapacağınız (ilgi çekmek istediğiniz) grubu belirlediniz. Olası beklentilerini not aldınız. Şimdi geliyoruz yayını kurgulamaya. Seçtiğiniz başlığın alt kategorileri neler, tıkandığınız anda hangi konulara başvuracaksınız. Yayın kaç dakika sürecek, konuk olarak kimler dahil edilecek. İlgiyi canlı tutmak için neler yapacaksınız. Yayın kesintisi, konuğun geç gelmesi, dikkatinizin dağılması gibi olasılıkları da düşünmelisiniz. Elimden geldiği şekilde başarılı bir yayın yaptım hissini yaşamanız, kendinize güvenerek bu işe başlamanız için bu kurguyu eksiksiz yapmalısınız. Yayın saatini belirlerken herkesin yayında olduğu saatler yerine daha sakin bir zaman dilimini tercih edin. İlerleyen zamanlarda ise istatistik bölümünü kullanarak erişim gün ve saatlerinizi inceleyerek yeni bir zamanlama yapabilirsiniz.

Instagram algoritması nasıl çalışıyor?

Şu anda kullandığımız mevcut algoritma kullanıcıları daha uzun süre uygulamada tutabilmek için; en çok hangi hesapların beğenildiğini, en çok hangi tür mesajlarla ilgilenildiğini, hangi tür mesajların arkadaşlarınızın ilgisini çektiğini ve yorum yoğunluğunun daha fazla olduğu paylaşımları dikkate alıyor.

Eğer paylaşımınız başlangıçta çok fazla ilgi çekmiyorsa, ekran boyunca aşağılara itilerek, hedef kitlenizin daha da azına gösterilerek ömrünü tamamlıyor.

Yayın Takviminizi Oluşturun

Kurgunuz belli, yayın ortaklarınız seçildi, şimdi işe koyulma zamanı. İnsanları taciz etmeden duyuru yapmak ve yayınınıza ilgi çekmek için “Hikayeler” bölümünü kullanmak harika bir seçenektir. Mevcut algoritmalar sebebiyle ana akışınızdaki duyurular zamanında takipçilerinize ulaşmayabilir. Hikayeler bölümünde duyurunuz yapmak konusunda size destek olacak onlarca eklentiden bir veya birkaçını seçebilirsiniz. Geri sayım başlatmak, anket düzenlemek, ön görüş almak, yayın esnasında sürprizler olacağını açıklamak yapabileceklerinizin sadece bazılarıdır. Burada özellikle dikkat etmeniz gereken  ise yayın yapacaksınız diye insanları taciz etmemek, bıktırmamak ve tüm bunları tadında yapmak ile ilgilidir. Yayınınızı kaç kişinin izleyeceğine çok takılmayın, giriş – çıkış yapanlara değil (kullanıcı deneyimi kısmında belirtmiştim, istemeden yayına dahil olan çok fazla kullanıcı var) yayına dahil olup, etkileşim yaratanlara odaklanın. Yayının nerede başladığını ve bittiğini anlamayacaksınız.

Analiz Edin, Tekrarlayın.

Her yayın sonrası analiz etmeyi bir alışkanlık haline getirin. Yayın süresince neleri başardınız, nerelerde zorlandınız. En yoğun etkileşim hangi bölümde oldu, konuğunuza nasıl bir ilgi oldu. (Burada konuk için bir parantez açmak lazım. Yayın yaparken konuğunuzun itibar ve erişiminden de güç alırsınız. Gelen izleyiciler konuğunuz için geldiyse ve sizi ilgi çekici bulmadıysa sadece servis yapan biri olarak kalırsınız.) Yayınlarda bir standart sunmak, sürdürmek ve hatalardan ders çıkarmak ve bunları tekrar etmemek önemlidir. İlgiyi canı tutmak, ancak bu ilgiyi canlı tutmaya çalışırken kendinizi tüketmemek ve izleyenler için açık bir kitap haline gelmemek, psikolojiniz ve mevcut itibarınız için de elzemdir.

Siz yapmazsanız birileri yapacak ve sizlerden onlarca adım önde olacak.

Yazımın başında “bir açıdan sosyal medyanın en başlangıcına döndük” demiştim. Çünkü sosyal ağlar şu anda çok büyüdü ve biz kullanıcılar kalabalıklar arasında yalnızlaştık, yorulduk ve bu ağlar üzerinde birbirimizden koptuk. İlk zamanlarda yakaladığımız sıcaklık ve yakınlıktan, kurduğumuz o temel iletişimden uzaklaştık.

Sosyal medyanın aynı zamanda bir eğlence aracı olduğunu da unuttuk. Elbette bunda algoritmaların, seçenek çokluğunun, zaman darlığının, bıkkınlığın, üreten ve tüketen kullanıcıların beklentisinin büyük bir etkisi var.

Öte yandan sosyal mecralar üzerinde gerçekleşen canlı yayınlar, daha küçük gruplara erişmek, çeşitlilik sunmak, tekrar bağ kurmak ve niche dediğimiz alanlara yönlenmek için cesaretlendiriyor.

Boş zamanımız ve kaynaklarımız ise gün geçtikçe azalıyor. Ağızlarımıza sakız olan dijital dönüşümün sadece şirketler için değil, biz insanlar için de geçerli olduğunu hatırlayalım. Yeniliklere adapte olanlar, ilk kullanmakta cesaretli davrananlar, denemekten bıkmayanlar, faydaya odaklananlar, yaratıcı kullanıcılar ve elbette analiz edip bir sonraki adıma hazırlananlar daima ayakta kalıyor.

Televizyon ve diğer tüm yayınların gittiği yolu görüyoruz, haberinden magazinine, sporundan eğlencesine beslendikleri kanal sosyal medya. Hal böyle olunca konfor alanından çıkmaya, yeni ve taze bir enerji ile yola devam etmeye değmez mi?  

Faydalı olması dileğiyle.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir