Yekta Kopan’ın 2011 yılında kısa öykülerden oluşan kitabını bir solukta bitirdim. Hepsi birbirinden değerli öyküden oluşan satırlar insanın içine işliyor.
Garip bir şekilde satırların bazılarını yazarın kendi sesinden dinliyormuş gibi okuyorsunuz, o kadar etkileyici. Fazla içli oldukları için düğümlenebilirsiniz, sakin bir zamanınızda okuyun yoksa aniden beliriveren “Seni çok özledim” cümlesi dibe vurmanıza sebep olur benden söylemesi.

Kitabın içinde not aldığım ve tekrar tekrar okuduğum öykülerden bir tanesininden alıntı yapmadan olmaz.
Fil Mezarlığı
…
“Bu yorgun saatlerde değil, gün ışığının tazeliğinde sev beni. Bu gece değil, yarın sabah öp beni. “
Öpüşmedik. Avuç içine düşmüş bir civa damlası benzeri aktın uykuya. Rüyalar aleminin en uzak sahillerinde taş kaydırmaya gittin. Biraz izledim seni; uykunun ağırlığı yüzünden uzak tutmak istercesine çenene dayadığın ellerini.
Sevgilim. Gecenin bir yarısı öldüm ben. Nedenini anlayamadım, sana söylerler mutlaka.
…
Mutlu öldüm ben, hatta mutluluktan öldüm ben.
…
Ah bir de öpüşseydik sen uyanmadan. Keşke. Güzel olurdu değil mi? Bu gecenin sabahına ulaşamayacağımı gün doğmadan öleceğimi bilsek öpüşürdük belki. Öpüşürdük. Dilin dilime değerdi.



