İntikam Üçlemesi ile tüm dünyada hayranlık uyandıran Chan-wook Park, yeni filmi Stoker ile geri döndü. 2007 yılında 26. İstanbul Film Festivali’nin konuğu olarak İstanbul’a gelen yönetmenin bu ilk Hollywood macerasını merak ve heyecanla bekliyordum 🙂
Beyazperde.com’un davetlisi olarak dün gece ön gösterimine katıldığım Stoker, yönetmenin ilk İngilizce filmi. Her sahnesi tablo gibi işlenmiş, zaman zaman temposu düşmesine rağmen merak duygusunu hep canlı tutan, kült olmaya aday…
Prison Break’la tanıdığımız Wentworth Miller’ın senaryosunu yazdığı filmin gelelim konusuna;
En küçük sesleri bile duyabilen ve dokunulmaktan hoşlanmayan, içe dönük Indie Stoker (Mia Wasikowska) 18.yaş gününde babasını bir araba kazasında kaybeder. Kutlama yapacakları gün ev, tam bir matem havasına bürünür. Alkole düşkün annesi Evelyn (Nicole Kidman) ile bir başına kalan Indie’nin hayatı, cenazede aniden ortaya çıkan amcası Charlie’nin (Matthew Goode) eve yerleşmesiyle garip bir hal alır.
Evelyn bir süre sonra Charlie’yi eşinin yerine koyar ve ona alışır. Indie ise durumdan rahatsızlık duymasına rağmen, amcası ile arasındaki telepatik bağ şaşırtıcı ve ürkütücüdür.
Evin kahyası Mrs. McGarrick ortadan kaybolur ancak ev halkı bunu umursuyor görünmez. Taziye için gelen Indie’nin halası Gwendolyn Stoker, Charlie’yi evde görünce tedirgin olur ve Evelyn’i uyarmak ister ancak ciddiye alınmaz, evden neredeyse kovularak gönderilir. Birkaç saat sonra hala, Charlie tarafından belindeki kemerle öldürülür.
Indie ise ne annesi ne de okuldaki arkadaşları ile duygusal bir kurmamak konusunda kararlıdır. Tek arkadaşı babasının yokluğu bile onu fazla etkilemiş görünmemektedir. Amcası Charlie, günler geçtikçe annesi ve kendisi üzerinde cinsel olarak etkisini gösterir ve bir aşk üçgeni başlar. İşler bundan sonra iyice karışır ve aile üzerindeki sır perdesi aralanır.
Chan-wook Park, büyük bir yönetmen. Tekniği ve bakış açısı çok estetik. Filmin her karesi tablo gibi… India’nın hayal dünyası, kullanılan mekan ve ışık, başarılı kurgu beni çok etkiledi. Ancak film boyunca anlamlandıramadığım pek çok detay havada kaldı. Bunları kendi doldurmam gereken boşluklar olarak kabul etmem mümkün değil. Zaman zaman tempoyu düşük bulmama rağmen ilk sahneden son sahneye kadar hep bir merak duygusu içerisindeydim. India’yı masum bir çocuk olarak kabul ederken, ortaya çıkan gizli ve karanlık yüzü, istekleri… beni gerçekten tedirgin etti.
İnsanın içine işleyen piyano ve saç fırçalama sahnesi, daha önce de benzerlerini izlememize rağmen; duş, kemer ve telefon kulübesi sahneleri ise bu filmdeki bakış açısı ile uzun zaman belleklerimizde yer edecek.
Indie’nin en küçük sesleri duyabilmesi ve onun algılarıyla izlediğimiz sahneler ise filme fantastik bir etki yapmasına rağmen, bütününe baktığımda bana alakasız göründü. Aynı şekilde örümcek sahnelerini de kafamdaki öyküye bir türlü oturtamadım ama, hep bir sürpriz bekledim…
Sonuç olarak Stoker ailesinin genetik olarak sorunlu olduğunu, Charlie’nin ise saplantılı ağabey sevgisini İndie’ye yönelttiğini, yaşanan her şeyin aslında ön görüldüğünü söylemek mümkün. Erkek figürü olarak baba, Indie’nin ihtiyaçlarını biliyor ve öldürme arzusunu avcılık ile doyuruyor. Diğer erkek figürü amca ise, İndie’yi kendine eş olarak seçmiş ve arzularını gerçekleştirme konusunda onu destekleyip geliştiriyor.
Filmde insana benzeyen tek figür ise anne. Kabul etmem gerekir ki Nicole Kidman’ın oyunculuk yapabildiğini unutmuşum. Teatral ve abartılı bulduğum bir iki sahne haricinde müthişti.
Mia Wasikowska ve Matthew Goode ise robot karakterleri canlandırmak konusunda fazla bir çaba içerisine girmek zorunda olmadıkları için rahatlardı.
Clint Mansell’ın & In Full Bloom
Filmin müzikleri ise görüntülere kattıkları anlam açısından gerçekten çok değerli. Clint Mansell’ın “In Full Bloom” ve Emily Wells’in film için bestelediği “Becomes the Color” muazzam eserler. “I’m Not Formed By Things That Are of Myself Alone” ise başrol oyuncusu Mia Wasikowska tarafından seslendirilmiş. Çok sevdiğim Nancy Sinatra ve Lee Hazelwood’un seslendirdiği “Summer Wine” ı tekrar dinlemek ise bana ayrı bir keyif verdi. Vaktiniz olursa aşağıdaki çalışmalara göz atın 🙂
Emily Wells & Becomes the Color
Nancy Sinatra & Lee Hazelwood “Summer Wine”
I’m Not Formed By Things That Are of Myself Alone & Mia Wasikowska
Ben filmi tekrar izleyeceğim, size de tavsiye ederim 🙂 Beyazperde.com’a ön gösterim imkanı sağladığı için teşekkürler.











