Boris Vian’ın başyapıtı L’Écume des jours & Günlerin Köpüğü’nden, Michel Gondry tarafından uyarlanan filmi çok ama çok uzun zamandır bekliyordum.
Fransız müzisyen ve yazar Boris Vian’ın bu sürrealist ve şiirsel romanını okuyanlar bilirler. Her satırını şaşkınlıkla karşılayıp, gözünüzde canlandırırsınız.

Günlerin Köpüğü’nü okuyan herkesin, karakterler ve anlatılan olağanüstü dünya ile ilgili kafasında çekmeye çalıştığı bir filmi mutlaka vardır 🙂 Boris Vian’ın iki günde yazdığı söylenen 256 sayfalık romanı, böyle bir etki yaratır. Daha önce okuduklarınıza benzemez… Böyle bir eseri, en az onun kadar sürrealist bir bakışı olan Michel Gondry’den başkası sinemaya uyarlasa yazık olurdu diyerek büyük bir heyecanla filmi izledim.

Filmin konusuna gelince;
Çılgın icatlar yapan, genç ve varlıklı bir adam olan Colin (Romain Duris), sevimli ev faresi ve becerikli ve karizmatik uşağı Nicholas’la (Omar Sy) birlikte yaşamaktadır. Arada evine uğrayan arkadaşı Chick’in (Gad Elmaleh) dışında pek kimseyle görüşmez. Bir arkadaş partisinde tanıştığı Chloe (Audrey Tautou) adlı genç kızla tanışıp, aşık olunca hayatı değişen Colin, Chloe’ye evlenme teklif etmekte gecikmez. Görkemli ve muhteşem bir düğünle evlenen ikilinin mutluluğu, balayında sekteye uğrar.

İnce, narin, sevimli Chloe hastalanır ve akciğerinde bir nilüfer çiçeği olduğu ortaya çıkar. Bu acı veren ve nadir görülen hastalığın tek çaresi ise hastanın çevresini çiçeklerle donatmaktır. Kısa süre sonra Colin, Chloe’nin tedavi masraflarını karşılayamaz hale gelir. Parasının tükenmesinde hırsız ve Jean-Sol Partre takıntılı arkadaşı Chick’in de katkısı vardır. Colin, Chloe’ye taze çiçek alabilmek için yeni bir iş arayışına başlayınca hayat iyice zorlaşır ve hazinleşir…
Gelelim filmi izledikten sonra sesli düşündüklerime…

Bu fantastik hikayeyi; bambaşka bir bakış açısı, animasyon kurguları ve plastik sanatlardaki dehası ile süsleyen Michel Gondry, bizi hem gülümsetip hem de hüzünlendirdi. Okuduğumuz gerçek üstü dünyayı harika müziklerle, belki okuduklarımızın da ötesinde hayat bulan canlı objelerle izletti. Kendisini filmde Doktor Mangemanche olarak da izledik. Gondry kuşkusuz en sevdiğim yönetmenlerin başında gelir. Yaratıcılığını ve dehasını her ne kadar eşsiz olarak kabul etsem bile romanı okurken hissettiğim; içime oturan, o sarsıcı aşk hikayesini sonuç olarak izleyemedim.

İlk yarısını gülümseyerek ve okuduklarımın canlandırılmış halini görmekten mutlu bir şekilde karşıladığım filmde, ikinci yarı sıkıntılı başladı. Bir solukta okuduğum roman, bu kadar başarılı hatta beklediğimin üzerinde başarılı şekilde gözümün önünde canlanınca sonu da öyle toparlansın istedim ama olmadı. Bir solukta okuduğum ama 90. dakikadan sonra ne yaptın sen diye sıkılmaya başlayarak tamamladığım film, yine de benim için çok özel olarak kalacak.

Müzikle birlikte yuvarlaklaşan oda, kokteyl piyanosu, daktilolara yazı yazan sıra halinde oturmuş insanlar, Colin’ın şahane evi, farenin hareketleri, Colin’in buz patenini yaptığı sırada telefonla görüşürken duvarların bir anda sıkışması, mutlu anların bitişiyle giderek küçülen – çirkinleşen ve en sonunda da neredeyse farenin minyatür evi kadar küçülen ev… bunları hafızamızdan çıkartmamız mümkün değil.

Sanırım filmde bir süre sonra bitmeyecek telaşesi yaşanmış ve bir noktadan sonra başta titizlikle oluşturulan her ayrıntı, sonlara doğru bütünsel olarak tam kurgulanamamış ve belki de eserin özünden çıkmış.
Oyunculuklar konusunda ise kafamda yarattığım narin ve kırılgan Chloe ile Audrey Tautou ‘yu örtüştüremedim. Tautou‘ya hayat pek adil davranmamış ve cildi çok erken yaşlanmış. Buruşmuş dudak üstleri ile inandırıcılıktan yoksun oyunculuğu ne yazık ki beni memnun etmedi. Intouchables ile yükselişte olan Omar Sy ise Nicholas rolü ile filme çok yakışmıştı. Romain Duris ise Colin rolü ile çok orta karardı, benim hayalimdeki Colin’i hep Adrien Brody gibi biri canlandırmıştı…
Her ne olursa olsun bu film % 100 Michel Gondry filmi ve mutlaka izlenmeli 🙂
Bu tapılası yönetmenin aşağıdaki filmlerini de mutlaka izleyin.
Eternal Sunshine of the Spotless Mind
Kendisi harika video kliplere de hayat vermiş birisi. Bulabilirseniz “The work of director Michel Gondry” ‘i mutlaka edinin 🙂




