Bende derin bir hayal kırıklığı yaratan, 2025 yapımı spor-dram türündeki Marty Supreme Filmini sizin için izledim ve yorumladım.
2025 yapımı spor-dram türündeki Marty Supreme, bağımsız Amerikan sinemasının son yıllardaki en dikkat çekici isimlerinden Josh Safdie imzasını taşıyor. Safdie, daha önce kardeşiyle birlikte yönettiği Uncut Gems ve Good Time ile yoğun tempolu, huzursuz edici ve karakterin ensesine yapışan bir anlatı kurmuştu. Bu kez solo bir projeyle karşımıza çıkması, doğal olarak beklentiyi yukarı taşıdı.
Kaotik enerjiyi spor dünyasına taşıma fikri ilk anda heyecan verici görünüyor. Ancak ortaya çıkan sonuç vaat ettiği sertlik ile sunduğu dramatik yapı arasında kararsız kalıyor.
Marty Supreme Filmi Konusu
Film, masa tenisi dünyasında sivrilen, hırslı ve sıra dışı bir sporcunun yükseliş hikâyesini merkezine alıyor. Hikâye; rekabet, şöhret, para ve kimlik arayışı etrafında ilerliyor.
Marty karakteri yetenekli ama kontrolsüz. Hırsı neredeyse takıntı düzeyinde. Zaman zaman etik sınırları zorlayan, çevresini araçsallaştıran bir figür olarak çiziliyor. Film yüzeyde bir spor yükseliş öyküsü gibi görünse de arka planda Amerikan başarı mitinin kırılganlığını ve “kazanma” kültürünün psikolojik bedelini işlemeye çalışıyor.
Safdie’nin önceki işlerinden alışık olduğumuz elde kamera kullanımı, dar kadrajlar ve tansiyonu yüksek sahneler burada da mevcut. Ancak dramatik bütünlük konusunda aynı tutarlılık hissedilmiyor.
Marty Supreme Filmi Oyuncu Kadrosu

Başrolde Timothée Chalamet yer alıyor ve Marty karakterine hayat veriyor. Film boyunca kamera çoğunlukla onun yüzünde. Fiziksel dönüşüm, yoğun mimikler ve kontrollü öfke patlamaları performansın temel araçları hâline geliyor.
Gwyneth Paltrow, Marty’nin kariyerinde kritik bir rol oynayan, stratejik düşünen ve sektörel güç dengelerini temsil eden bir figür olarak konumlanıyor. Karakteri daha çok sembolik bir işlev görüyor; sistemin yüzü gibi.
Tyler, the Creator, spor dünyasının dışındaki kültürel alanı temsil eden daha renkli bir karakterle hikâyeye dâhil oluyor. Enerjik ama dramatik derinliği sınırlı bir yan figür.
Larry ‘Ratso’ Sloman ise hikâyenin güç ve para eksenini temsil eden yan karakter olarak filmde yer alıyor.
Filmin asıl sürprizi ise Marty’nin kız arkadaşı Rachel Mizler rolüyle Odessa A’zion. Daha az yazılmış bir karaktere hayat verse de sahneye her girişinde dramatik dengeyi değiştiriyor.
Timothée Chalamet Bu Rolde Neden Parlamıyor?
Chalamet daha önce Call Me by Your Name ve Dune gibi yapımlarda çok katmanlı performanslar sundu. Duygusal kırılganlık ile içsel çelişkiyi aynı anda taşıyabildi.
Marty Supreme’te ise performans fazlasıyla hesaplı duruyor. Rol, ödül sezonunda kullanılabilecek sahnelerle dolu: yüksek sesli yüzleşmeler, fiziksel yorgunluk anları, dramatik monologlar. Teknik açıdan kusur yok. Ancak duygusal bağ zayıf. Karakterin iç dünyasını hissetmek yerine, performansın kendisini izliyoruz. Kamera oyunculuğu görünür kılmaya çalışıyor. Bu tercih de doğal akışı sekteye uğratıyor.
Filmin En Parlak Noktası Odessa A’zion

Odessa A’zion, filmde nefes alınan alanı yaratıyor. Abartısız ve doğal bir performans sergiliyor. Karakteri daha az dramatize edilmiş olmasına rağmen daha gerçek görünüyor.
Onun yer aldığı sahnelerde film bir anlığına sakinleşiyor ve insani bir ton yakalıyor. Hikâyenin en organik anları bu bölümlerde ortaya çıkıyor.
Filmden akılda kalan tek sahici enerji de büyük ölçüde ona ait.
Marty Supreme Filmi Yorumu
Bazı yapımlar hikâye anlatma ihtiyacından doğar. Bazıları ise ödül sezonu takvimine göre şekillenir. Marty Supreme ikinci kategoriye daha yakın görünüyor. İzlerken aklımda sürekli aynı soru vardı: Bu gerçekten anlatılması gereken bir hikâye mi, yoksa stratejik olarak tasarlanmış bir prestij projesi mi?
Safdie’nin Uncut Gems ve Good Time dönemindeki kirli ve kontrolsüz enerjisi burada steril kalmış. Stil korunmaya çalışılmış: elde kamera, dar kadraj, kaotik ritim. Ancak o ham gerçeklik hissi eksik. Gerilim varmış gibi kuruluyor, derinlik ima ediliyor; hikâye ise sık sık boşluk veriyor.
Hikâyedeki Kopukluklar Dikkat Çekici
Marty’nin motivasyonları parçalı ilerliyor. Bir sahnede obsesif bir başarı makinesi, hemen ardından travmatik bir iç kırılma yaşayan figür. Bu geçişlerin dramatik altyapısı yeterince kurulmadığı için karakter gelişimi sıçramalı ilerliyor.
Senaryo dönüşümü inşa etmek yerine sonucu gösteriyor. Aradaki psikolojik yolculuk atlanıyor. Yükseliş montajları, dramatik yüzleşmeler ve sembolik final sahnesi yerli yerinde. Ancak tüm bu yapı taşları bir araya geldiğinde sahici bir bütünlük oluşmuyor.
Film kötü sayılmaz. Teknik olarak güçlü, temposu yer yer etkileyici. Fakat kalbe temas etmiyor. Hikâye anlatmaktan çok etkileyici görünmeye odaklanmış bir izlenim bırakıyor.
Benim için duygusal bağ kurulamayan, dramatik olarak dağınık ve zaman zaman zorlanmış bir deneyim oldu. Safdie’den daha cesur bir risk, Chalamet’den daha derin bir içsel performans beklerdim.
Filmin hafızada kalacak tek tarafı Odessa A’zion’un varlığı. Geri kalanı ise ödül sezonu afişlerinde yerini alacak bir prestij projesi hissi veriyor.


