Ölümsüzler: Tanrıların Savaşı “Immortals” 11.11.11 tarihinde tüm dünyada aynı anda vizyona girdi. Real 3D bir sinema salonunda izlediğim filme bayıldım. Benzersiz sanat tarzıyla “The Fall” ve “The Cell” ile gönlümüzde taht kuran Tarsem Singh bu defa da “Immortals”‘a ruhunu vermiş.

Tarsem’in, renkleri kullanımı, sanatsal bakış açısı ve detayları yakalamadaki inceliği kimsede yok. Akıp giden kareler boyunca, unutulmaz görüntüler ve incelikle işlenmiş detaylar içinize işliyor. Görüntüler öyle başarılı ki eksik ve biraz zayıf kalmış görünen hikayenin üstünü kapatıyor. Kahramanlar üzerine kurgulanmış öyküde detaylara dalıp 110 Dakikanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz.
Muhteşem bir açılış sahnesiyle başlayan öykü, M.Ö. 1228 ‘de, Antik Yunan Uygarlığında geçiyor ve annesiyle yaşayan sıradan bir köylü olan Theseus’un (Henry Cavill) hikayesi üzerine odaklanıyor.

Acımasız Kral Hyperion’un Titanları hapsedildikleri yerden kurtarmak ve savaş tanrısı Ares’e ait olan kayıp Epirus Yayı’nı bulabilmek için çevresini kan gölüne çeviriyor. İnsanların azabını gökyüzünden izleyen tanrılar bu savaşa müdahale etmek istiyor ancak Zeus, tarafsız olmaları gerektiğini söyleyip Hyperionlar ve insanların problemi kendi aralarında çözmesi gerektiğine karar veriyor. Zeus’un tanrıları ve toprakları korumakla görevlendirdiği ve yetiştirdiği Theseus, geleceği gören Virgin Sybelline’in de yardımıyla bu acımasız savaşta insanların lideri olarak yerini alıyor. İzlemek isteyenler için daha fazla detay vermeyeceğim 🙂 Kahinlere, savaş kostümlerine, alttan ısınan boğa işkencesine, giriş sahnesindeki Titanlara ve Kral Hyperion’a özellikle dikkat edin.

300, özellikle savaş sahneleri ve teatral olarak nitelendirebileceğim oyunculukları ve karanlık sahnelerle belleğimde yer almıştı. Immortals ise benim için bir bütün olarak yılın en iyi filmi. Acımasız kral rolündeki Mickey Rourke çok başarılı. Hayran olduğum kostüm tasarımcısı Eiko İshioka bu kadar detayı nasıl yakalamış – inanılmaz. Eiko İshioka’nın Tarsem’in renkli dünyasını yansıtan bir ayna olduğunu söylemek çok da abartılı sayılmaz sanırım.
Bu görsel şöleni, iyi bir Real 3D salonda tekrar tekrar izleyin, ben öyle yapacağım. Her izleyişinizde belleğinize yerleşecek farklı bir sahne bulacağınızdan eminim. “The Fall” ve “The Cell” ‘de de aynısı olmuştu. Tanrı Tarsem’i ve Eiko’yu korusun.



