Gotik ve etkileyici jeneriği ile, sonuna eklenen Avcı hikayeye nasıl bir yenilik getirdi acaba diye merakla beklediğimiz Pamuk Prenses ve Avcı “Snow White and the Huntsman“ vizyona girdi.

Filmin konusu bildik. Kötü kalpli cadı Ravenna (Charlize Theron), eşinin yasından çıkamamış kralı hayalet ordunun yardımı ile tuzağa düşürüp bir gecede evlenmeye ikna eder. Sonu ölümle biten gerdek gecesinden sonra surların kapısını açarak ordusunu içeriye alan Ravenna, ülkenin tek hakimi olarak tahta geçer. O sırada küçük bir kız olan çilli Pamuk Prenses (Kristen Stewart) ise zindana atılır. Güzelliğim en büyük silahımdır diyen kraliçe Ravenna, sıkıldıkça sihirli aynasına sorar “Ayna ayna söyle bana, benden daha güzeli var mı bu dünyada”… Aynadan bir civa gibi süzülerek çıkan güzellik ölçer ise yanıtlar, “En güzel sizsiniz, insan bakmaya kıyamaz – tütütütü maşallah” diye.
Güzelliği ve sihirleri ile mutlak hakimiyet kurmaktan başka derdi olmayan kraliçenin kendisine çok benzeyen erkek kardeşi ise en büyük yardımcısıdır. Gerçi film boyunca arada kardeş dalaşı yapıp, vay ben senin için şunu yaptım – bunu göze aldım diye atışıyorlar ama kardeşler arasında olur, normaldir. Ravenna’nın güzellik masraflarından iyice fakirleşen halk, refah dolu günlerini özlemelerine rağmen karanlık güçlerden korkarak yaşamaktadır. Kraliçe ise yüzünde oluşan her kaz ayağı için ülkedeki masum kızların gençliğini ve güzelliğini içine derin derin çekmektedir.

Günler geçer ayna bu defa acı gerçeği dile getirir, Ravenna’dan daha güzeli Pamuk Prenses’tir, sonsuza dek hakimiyet ve güzellik için prensesin kalbinin yenmesi vaciptir. Kraliçe kardeşi Finn’e (Sam Spruell) prensesi getirmesi için emir verir ancak Finn prensesi elinden kaçırır. Karanlık ormana dalan prenses bataklıktaki zehirli gazları soludukça, ağacı – çamuru karanlık güçler gibi algılayıp korkup siner ve uykuya dalar. Kraliçe, karanlık ormanda prensesi bulması için sarhoş ve hırsız ancak yetenekli avcıyı (Chris Hemsworth) tehditle bile olsa görevlendirir, toplanan ekip ormana dalar. Pamuk prensesi öldürmeye kıyamayan avcı, kurtarmaya karar verir. Böylece prenses ve avcı, yedi cücelerin rehberliğinde perilerin sihirli ormanında şarkı söyleyerek ve bizleri sıkıntıdan patlatarak vakit geçirip -dinlenmeye başlarlar. Avcıdan aldığı 30 saniyelik savaş savunma tekniği dersi ile Joan of Arc’a dönüşen prenses, kraliçenin kumpasıyla sihirli elmayı ısırır ve ölüm uykusuna dalar. Filmdeki erkek kahramanlar ise sıraya girerek prensesi öpmeye başlar. Klişeler klişeler…

Pamuk Prenses ve Avcı farklılıklarına rağmen ne yazık ki sıradan bir uyarlamanın dışına çıkamamış. Ödüllü reklam filmi yönetmeni Rupert Sanders ilk sinema denemesinde görselliğe ön plana çıkarırken alakasız serpiştirilmiş sahnelerle izlenmesi zor bir film yapmış. Aynı filmde fantastik, drama, aksiyon, mizah, üstüne bir de müzikal öğeler eklerseniz bunun gibi bir çorba çıkıyor işte. Kötü senaryoya bir de zorlama oyunculuklar eklenince en başından itibaren filmin içine giremiyorsunuz.

Farklı olarak sunulan aynanın ihtişamı, karanlık güçler – dev ve sihirli peri ormanındaki karakterler, aslında gerçek hayatta cüce olmayan cüceler, savaşçı avcı, dövüşçü prenses karakterleri ve kötü kalpli kraliçenin kostümleri ne yazık ki filmi kurtarmıyor. Rupert Sanders’ın Tarsem’den öğreneceği çok şey var.
Bu arada Charlize Theron’un pençe aksesuarlarına bayıldım, satılsa ilk kullanan ben olurum.




