Uzun zamandır modern sanat koleksiyonu için ziyaret etmek istediğim Perili Köşk için nihayet vakit ayırabildim. Aynı zamanda Borusan Holding Yönetim Kurulu üyelerinin ofis binası olarak kullandığı binayı anlatabilmek güç. Karşı kaldırımdan bakıldığında bile eşsizliği ve heybetiyle ile büyüleyen bu binayı sizler için gezdim.

Perili Köşk, boğaz içinin eşsiz manzarasına komşuluk ettiği yetmiyormuş gibi, Borusan Sanat Koleksiyonu’nun sergilendiği eserlere ev sahipliği yapıyor. Yani dünyanın en zengin ve sanatla içi içe ofis binası. Binayı sadece hafta sonları saat 10:00 dan itibaren ziyaret edebiliyorsunuz. Küratör Dr. Necmi Sönmez’in yaşayan bir müze haline dönüştürdüğü binada, temizlik görevlisi olarak çalışmak bile bence büyük bir şans. Güvenlik sebebiyle ne yazık ki fotoğraf çekmenin yasak olduğu binada giriş ücreti 10 TL. Öğretim görevlisi, öğretmen ve öğrencilerin indirimleri bulunuyor. Tüm gün boyunca 5 rehberin gözetiminde ziyaret edilebilen köşkün giriş katında güneş enerjisi le çalışan ve aldığı enerjiyi sese dönüştüren bir eser karşılıyor. Tüm yıl boyunca harcadığımız enerjiden fazlasını güneşin bir ayda ürettiğini düşünürsek eserin önemini daha iyi kavramış oluruz. Binada tüm katlarda bir parçası bulunan füturistik aydınlatmanın da yine enerjisini güneşten aldığını ve ofisleri aydınlattığını söylemeden geçemeyeceğim.

Teknoloji ve sanatın iç içe geçtiği yerleştirmelerde eş zamanlı olarak hem koleksiyon hem de geçici sergiler organik bir biçimde sunulmuş. Borusan Sanat Koleksiyonu ise binanın en üst katından – ofis katlarına doğru resim, fotoğraf ve multimedia destekli eserler olarak bulunduruluyor. İlk ziyaret edilen bölüm fotoğraf, video, heykel ve yerleştirme alanında yapıt veren İspanyol sanatçı Daniel Canogar’ın “Tagos nehri”adlı eseri. 100’den fazla pet şişenin tavandan sarkıtılarak ve animasyon tekniği ile projeksiyon cihazlarından yansıması sonucu duvarlarda müthiş bir renk denizi bizleri karşılıyor.

Hemen yan tarafında bulunan “Gelgit” isimli eserde ise yine çevre kirliliği vurgulanmış. Doğayı kirleten insanlar ve doğal olmayan tüm atıklar suyun içerisinde hareket ediyormuş hissi vererek tasfir edilmiş. Bir sonraki yerleştirme ise “Akış”. Temizlik için kullandığımız, banyo – lavabo – küvet gibi nesnelerin adeta tuval gibi kullanıldığı yerleştirmede projeksiyon cihazı yardımıyla yansıtılan animasyonun yardımıyla hareket eden insan figürleri akan su yardımıyla gözümüzün önünde canlanıyor. Figürler kah lavaboya tutunmak için çabalarken, kah küvetin içerisinde süzülerek atık deliklerine doğru kayıyorlar. Çevre kirliliği kadar su tasarrufunun önemine dikkat çeken bu eser çok etkileyici. “Meyil” adlı video yerleştirmesi ise rögar kapakları ile yerde oluşturulan alanlara yansıtılan videolardan oluşuyor. Temizlik atıklarının, nehre tutunmuş çocuk figürlerinin ayaklarımızın altında canlandığı yerleştirme yine aynı sanatçıya ait. Sonraki eser ise “Basınç” adını taşıyor ve eski madeni boruların içerisinden geçen sıcak ve soğuk suyun renkli ve sesli yansımasından oluşuyor.

Perili Köşk’ün en önemli mimari özelliklerinden biri de her katın aynı yüksekliğe sahip olması. Eserleri yerleştirildiği katlarda görmek için en üst kata çıktığımızda, Borusan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Kocabıyık’ın ofisi ile karşılaşıyoruz. Bir yanda duvarda gördüğümüz eserleri incelerken öte yanda raflarda dizili kişisel fotoğrafları görünce burasının kanlı canlı ama muhteşem bir ofis olduğunu daha iyi kavrıyoruz. Ahmet bey göründüğü kadarıyla hem müzik sever, hem de sanata olduğu kadar teknoloji ve tasarıma da meraklı birisi. Ofisler insanların kişilikleri hakkında çok şey söyler. Odanın köşesinde Bang Olufsen ürünlerini görünce çok etkilendiğimi söylemek isterim.

Holdingin kurucusu ve onursal başkanı Asım Kocabıyık’ın ofisinin girişinde ise bizi Abdurrahman Öztoprak’a ait bir eser karşılıyor ve bakmaya doyamayacağınız bir görüntü oluşturuyor. Toplantı odasındaki duvar resimleri ve endüstriyel malzemenin kullanıldığı neon heykeller, video yerleştirmeleri, bu müthiş koleksiyona ait fotoğraf ve tablolar ofis odalarından koridorlara kadar tüm binayı yaşayan bir müze olarak hissetmenizi sağlıyor. Ofis çalışanlarına ait masalar kişisellikten uzak ve çok derli toplu – her hafta sonu misafir ağırlayan ev kadınları gibi tetikte olmak zor olmalı 🙂

Üst düzey yönetici katlarından aşağıya doğru inildiğinde ise tüplü monitörlerden bizi izleyen bir çift göz çok ironik. “Patron tepemizden bakıp, bizi daima izliyor!”, ofis çalışanlarının bir üst kata çıkmadan önce çok iyi düşünmesinde fayda var, ben oldukça tehditvari buldum bu çalışmayı doğrusu. Bakınca gerçekten silkelenip kendinize geliyorsunuz, ziyaretçiler içinde bile bu duyguyu veriyor olması enteresan. Basit ve etkili.

Toplam 9 kattan oluşan binadaki eserler tek tek anlatmak isterdim ama ne yazık ki bu mümkün değil, sadece gözünüzü değil – gönlünüzü de doyuruyorsunuz. Alt ofis katlarında gördüğümüz sonsuzluk yerleştirmesi inanılmazdı, yine ofis katlarında gördüğümüz dijital çerçevede sıkışıp kalmış kadın görüntüsünü, “sürekli değişim” ilkesiyle sensör ve mercekler sayesinde bir adımımızdan bile etkilenerek hareket eden ayna heykeli hala gözümün önünde canlanıyor. Çağdaş sanatın başarılı örneklerinin büyüsüne kapılmamak mümkün değil.
Son olarak, Rumelihisarı’nın tarihsel açıdan en önemli binalarından biri olan Perili Köşk 1995 – 2000 yılları arasında Mimar Hakan Kıran tarafından restore edilmiş ve boş kalan katlarının rüzgarlı havalarda uğuldaması sebebiyle “perili” diye bilindiğini belirtmek isterim. Gerçi böyle muhteşem bir bina perili olsa ne olur, zaten içerisinde bulunduğunuz her an başka bir dünyada olduğunuzu hissediyorsunuz. Eserleri anlat anlat bitmez, yaşamak ve gördüklerinizi unutmamak için “Perili Köşk”ü mutlaka ziyaret edin.



