Bilgisayar oyunu uyarlaması olan ilk Silent Hill filmin devamı niteliğindeki Silent Hill Revelation 3D olarak vizyona girdi.
Rose (Radha Mitchell ) & Christopher Da Silva (Sean Bean) çiftinin evlat edindiği Heather Mason’ın (Adelaide Clemens ) karanlık geçmişi üzerinden kurgulanan ilk film, karanlık atmosferi – yaratıcı karakterleri ile kült bir korku filmi olarak belleklerimizde yer etmişti.

Yıllar geçti ve Silent Hill, Revelation ile geri döndü. Heather Mason artık liseli bir genç – babasıyla birlikte kaçak bir hayat sürüyor. Sürekli değiştirdikleri şehirler ve evler arkadaş edinmesini engelliyor. 18 yaşını doldurmadan bir gece önce henüz yeni taşındıkları evde kabuslarla geçen bir geceden sonra gittiği okulda, kıyafetleri yüzünden eleştirilince o da altta kalmıyor. Kendisi gibi okulda yeni başlayan Vincent (Kit Harington ) haricinde anlaşabildiği kimse yok. Okula giderken gördüğü adamın hala onu takip ettiğini fark edince panikleyen Heather, bir alışveriş merkezine sığınıyor.

Burada kendisini takip eden adamın dedektif Douglas olduğunu öğreniyor. Dedektif Douglas, kendisini tutan kişilerin amacının kötü olduğunu – kaçması gerektiğini söyledikten sonra Heather’ın gözleri önünde Red Pyramid tarafından öldürülüyor. Eve sığınan Heather, babasının orada olmadığını görünce kaçmak yerine, duvarda kanla yazılı olan Silent Hill’e gitmekten başka çaresi olmadığını anlıyor. Hikaye ilerlerken Heather’ın Alessa’nın iyi yanı olduğunu ve ancak Silent Hill’dekilerin Alessa’yı ortadan kaldırabilmek için Heather’a ihtiyaçları olduğunu öğreniyoruz. Sonrasında ilk filmde izlediğimiz bazı karanlık karakterlerin geçişini izliyoruz.

Gelelim değerlendirme kısmına… Kolay tüketilen, korkutmayı bırakın ürkütmeyen bir Silent Hill izlemek hoşuma gitmedi. Bu defa oyun mantığını filmin içine öyle bir yerleştirmişler ki içine giremediğiniz anlatımdan iyice uzaklaşıyorsunuz. Labirentleri, kabusların içerisinde yaşanan kabusları, sürekli saldıran karakterleri kontrol etmek için eliniz sürekli joystick arıyor.

Hem senaryoyu yazan hem de yönetmen koltuğunda oturan Michael J. Bassett, öyküye yenilik katmadığı gibi, eskiyi de sürekli sömürmüş. İlk filmde yaratık tasarımları yaratıcı ve etkileyiciydi – filmin karanlık havasını bütünlüyordu. Cılız senaryoya, kötü yönetim de eklenince ne yazık ki ortaya böyle bir çorba çıkmış.
Tüm bu olumsuzluklara ek oyunculuklar yerlerde. En son Game of Thrones’da izlediğimiz Sean Bean ve Kit Harington, yeni karakterlerden Claudia Wolf’ü canlandıran Carrie-Anne Moss, Heather rolüyle Adelaide Clemens zorlama oyunculuklarıyla sıkıyorlar.

Filmde yeni olan iki karakterden ahşap örümcek ise gülünç… Dünyadaki tüm poşetleri toplayarak örümcek ağı havası vermeye çalışmakta neyin nesi. İzleyicileri hafife almak – dalga geçmek için mi yapılmış olduğunu düşünmeden edemedim. Claudia Wolf ise yaratıcı bir karakter olmasına rağmen esinlenmeydi, canlılık getirmişti ancak kısıtlı rolü sebebiyle çok az izleyebildik. 3D olarak algılanan kar ve küllerin üzerimize yağması ise evet bu başarılıydı, ama başka da içeriğe katkısı olan bir sahne yoktu. Ses ve müzik iyice Silent Hill oyununu hatırlatınca film koptu – başarılı fragmana rağmen bir sabun köpüğü olarak tarafımdan hatırlanmamak üzere unutuldu :/



