Beyazperde.com’un Sinema Kulübu Tanışma Toplantısı etkinliğinde hep birlikte izlediğimiz film bu yılın en çok konuşulanlarından.
Kaui Hart Hemmings’in “The Descendants” romanından uyarlanan filmin yönetmeni Alexander Payne. Kendisinin, çocuksu ve sorunlar karşısında ne yapacağını bilemeyen erkekleri anlattığı öyküler tadından yenmez.

Yönetmenlerin kaderi bir önceki filmleri ile karşılaştırılmalarıdır. “The Descendants”, aynı Sideways, About Schmidt gibi dış dünyadan kopup anlatımın içine girdiğiniz, hüzünlendirirken gülümseten bir film. Üstelik Paris, je t’aime’de izlediğimiz “14e arrondissement” gibi söylenmeyenleri bir duruş veya bir bakışla anlatabilecek kadar vurucu.
Gelelim filmin konusuna;
Filmin açılışında; Hawaii’de yaşadığımız için hayatımızın daha yaşanır ve kolay, acılarımızın daha kolay unutulacağını düşünüyorsunuz diyerek yakınmaya başlayan Matt King (George Clooney) işleri yüzünden ailesini ihmal eden bir avukattır. Adanın toprak zengini olan ailesi yüzünden zengindir ancak ailesine harcayabilecekleri kadar para verip – harcayamayacakları kadarını saklı tuttuğu için biraz da cimri. İşleri yüzünden ihmal ettiği karısı Elizabeth (Patricia Hastie) bir tekne kazasında düşüp başını vurunca bitkisel hayata girer ve Matt’de kendi ekseninde yaşadığı bitkisel hayatından dışarı çıkmak zorunda kalır. Küfürbaz ve hırçın kızı Scottie (Amara Miller) ile sorunlar yaşamaya başlar, buna alkol ve kendinden büyük erkeklerle birlikte olan diğer kızı Alex (Shailene Woodley) eklenir. Zaten eşi ile de uzun zamandır sorunlar yaşamakta olan Matt, üç farklı nesle ait dişi ile ne yapacağını bilemez.

Bir yandan yaptığı hataların farkındadır ve düzeltmeye çalışır ancak hayatını kolaylaştıran, sorumluluklarını hafifleten eşinin bitkisel hayattan çıkamayacak oluşu yükünü taşıyamayacağı kadar ağırlaştırır. Eşinin kaza geçirmeden önce kendisini aldattığını ve boşanmak istediğini öğrenince vicdan azabı, kırgınlık ve öfkenin yanına kıskançlık da eklenir. Hayatı boyunca yedek bir ebeveyn olarak çocuklarından ve sorumluluklarından uzak yaşayan Matt, hem kızlarıyla arasını düzeltmek hem de duygularını kontrol etmek zorundadır.
Beş dalda Oscar adayı olan film, 115 dakika boyunca gözünüzün önünden akıp gidiyor. Hem gülümsetip hem de duygulandıran bu durum komedisine Hawaii’nin muhteşem manzarası ve müzikleri eşlik ediyor. Oyunculuklar çok başarılı. George Clooney, kadınlarla ne yapacağını bilemeyen, büyümemiş ebeveyn Matt rolü ile filmi sürüklüyor. Yüksek bel pantolon, abuk desenli gömlekler giyse bile hala çok yakışıklı 🙂 Alex rolü ile Shailene Woodley’i çok beğendim. Özellikle havuz sahnesi çok vurucuydu, izlerken tıkandığımı hissettim. “The Descendants” iki saat boyunca kendi dünyanızdan kopacağınız güzel bir film, mutlaka izleyin.
Bu güzel etkinlik için Beyazperde.com ailesine ve güzel sohbetleri için Sinema Kulübu üyelerine teşekkürler.





