Lisbon, 10–13 Kasım tarihleri arasında teknoloji dünyasının nabzını tuttu. Web Summit 2025‘in ardından öne çıkan başlıkları yazımda bulabilirsiniz.
Yaklaşık 71 bin katılımcı, 2.700’ün üzerinde girişim ve rekor seviyedeki yatırımcı ilgisiyle tamamlanan Web Summit 2025 sonrasında geriye net bir tablo kaldı. Yapay zekâ artık yalnızca teknik bir konu olarak görülmüyor; ekonomiden jeopolitiğe, toplumsal dönüşümden kurumsal stratejilere kadar her alanda yön belirleyen ana güç hâline geldi.
Etkinliğin büyüklüğü rakamlara bakıldığında rahatlıkla anlaşılıyor. On binlerce katılımcının aynı çatı altında buluşması, girişimlerin artan ilgisi ve yatırımcıların yoğun temposu, küresel teknoloji ekosisteminin hâlâ güçlü bir dinamizme sahip olduğunu gösteriyor. Lisbon bu dört gün boyunca yalnızca Avrupa’nın değil, dünyanın en yoğun inovasyon sahnesine dönüştü.
Yapay zekâ başlığının neredeyse tüm oturumların merkezine yerleşmesi dikkat çekici bir tablo oluşturdu. Kod yazabilen, konuşmayı anlayabilen, fiziksel dünyada hareket edebilen yeni nesil sistemlere yönelik ilgi her sahnede kendini gösterdi. “Vibe coding” yaklaşımıyla geliştiricinin niyetini anlayıp ürünü kendi kendine inşa eden çözümlerden, otonom ajan mimarilerine uzanan geniş bir ekosistem tartışıldı. Aynı zamanda yapay zekânın veri merkezlerinden ev içi robotlara kadar uzanan gerçek yaşam uygulamaları, bu dönüşümün artık soyut bir gelecek öngörüsü olmaktan çok somut bir ekonomi yarattığını ortaya koydu.
Ana Tema: Yapay Zekâ Her Yerde
Etkinliğin açılışında verilen mesaj son derece netti. Yapay zekâ, “geleceğin vaadi” olarak görülen erken dönemini geride bıraktı ve doğrudan politik ve ekonomik güç mücadelelerinin merkezine yerleşti. Açılış konuşmalarında sahneye çıkan en ileri seviye insansı robotların büyük bölümünün Çinli şirketlerden gelmesi, küresel teknoloji liderliğindeki güç kaymasının artık sahnede görünür hâle geldiğini hatırlatan çarpıcı bir ayrıntı olarak öne çıktı.
Yapay zekâ başlığında birkaç ana akım sürekli karşımıza çıktı. Geliştiriciye her detayı soran klasik platformlardan, niyeti anlayıp ürünü kendi kendine inşa etmeye çalışan “vibe coding” yaklaşımına doğru bir geçiş anlatıldı. İşin sadece kod üretmekle sınırlı kalmadığı, iş dağılımını üstlenen otonom ajan mimarilerinin de bu dönüşümün parçası hâline geldiği vurgulandı. Bu tablo, geliştirmenin artık yalnızca satır satır kod yazmaktan ibaret olmayan, niyet ve bağlamı merkeze alan bir sürece evrildiğini gösteriyor.
Konuşmalarda yapay zekânın yalnızca metin ya da kod üretmediği, giderek fiziksel dünyaya indiği örneklerle aktarıldı. Limanlarda araç süren, fabrikalarda hat üzerinde dolaşan, ev içi robotlara güç veren sistemler, AI altyapısının artık ekranın içinden çıkıp sahaya indiğini gösteren güçlü örnekler olarak paylaşıldı. Bu çerçevede yapay zekâ, dijital ürünlerin arka planında çalışan görünmez bir teknoloji olmaktan uzaklaşıp şehir hayatının, lojistiğin, üretimin ve ev içi gündelik deneyimlerin dokusuna işleyen bir altyapı katmanına dönüşüyor.
Enerji tüketimi ve altyapı konusu da aynı derecede yoğun tartışıldı. Modellerin artan enerji iştahı, veri merkezlerinin sürdürülebilirliği ve fotonik tabanlı yeni donanım yaklaşımları birçok panelin omurgasını oluşturdu. Özellikle yüksek performanslı sistemlerin, enerji hatlarından soğutma altyapısına kadar uzanan geniş bir resimde yeniden düşünülmesi gerektiği ifade edildi. Donanım dünyasında yaşanacak yeniliklerin, yalnızca daha güçlü modelleri mümkün kılmakla kalmayacağı, aynı zamanda iklim hedefleri ve maliyet baskıları açısından da belirleyici olacağı dile getirildi.
Günün sonunda yapay zekâ, hem ürün tasarımında hem de ulusal stratejilerde “zorunlu” bir başlık olarak karşımıza çıkıyor. Portekiz’in açıkladığı ulusal yapay zekâ stratejisi, egemen bulut altyapısına verdiği önem ve 2030’a kadar iki milyondan fazla kişiye dijital yetkinlik kazandırma hedefi bu resmin içinde ayrı bir yere sahip. Bu hedefler, yalnızca teknoloji geliştirme planı olarak okunmuyor; ülkenin jeopolitik konumunu, yatırım cazibesini ve iş gücü profilini yeniden tanımlama çabasının da işaretleri olarak değerlendiriliyor.
Regülasyon, Veri ve Egemenlik Tartışmaları
Web Summit 2025’te sahnede yalnızca teknoloji şirketleri yoktu; düzenleyiciler, veri otoriteleri ve politika yapıcılar da en az girişimler kadar görünürdü. Avrupa Komisyonu’nun teknoloji egemenliği, güvenlik ve demokrasi alanlarından sorumlu isimleri, yapay zekâ regülasyonu ve etik çerçeveler üzerine yoğun panellere katıldı. Bu panellerde, yeni kuralların nasıl tasarlandığı kadar hangi değerleri korumayı hedeflediği de ayrıntılı biçimde ele alındı. İrlanda Veri Koruma Komisyonu temsilcileri ise inovasyon hızına yetişmeye çalışan veri koruma rejimlerinin zorlandığı alanları ve hangi noktalarda daha proaktif adımlar atılması gerektiğini örneklerle paylaştı.
Tartışmaların doğal olarak iki kritik soruda düğümlendiğini söylemek mümkün. İlk soru, regülasyonun inovasyon hızına nasıl uyum sağlayacağı sorusuydu. Yapay zekânın beraberinde getirdiği yanlılık, mahremiyet, şeffaflık ve güvenlik riskleri konuşulurken, regülasyonun yalnızca “frene basmak” için değil, yön tayin etmek için var olduğu vurgulandı. Hedef, teknolojiyi baskı altına almak değil; toplumsal faydayı, bireysel hakları ve piyasa istikrarını koruyan çerçeveler oluşturmak olarak tanımlandı.
İkinci soru ise egemen bulut ve “sovereign AI” kavramlarının nereye evrileceğine odaklandı. Özellikle Avrupa ülkeleri, verinin nerede tutulduğu, hangi hukuk rejimine tabi olduğu ve kimin kontrolünde bulunduğu sorusuna daha net yanıt arıyor. Portekiz gibi ülkelerin egemen bulut ve ulusal yapay zekâ altyapılarına yatırım yapması, bu arayışın somut yansımalarını oluşturuyor. Bu yatırımlar, yalnızca teknik kapasiteyi artırma girişimi olarak görülmüyor; aynı zamanda jeopolitik ağırlığı, pazarlık gücünü ve dijital çağda stratejik bağımsızlığı güçlendirme çabasının da temel parçaları hâline geliyor.
Ödeme Sistemleri, Fintek ve “Sıfır Gecikmeli Para”
Sahnede ve kulislerde en çok konuşulan başlıklardan biri anlık ödemeler ve “zero-delay money” kavramı oldu. Etkinliğin açılışında Brezilya’nın ücretsiz ve anlık ödeme ağı PIX, ücret modeliyle çalışan geleneksel sistemler üzerinde küresel baskı unsuru olarak tanımlandı. Aynı oturumda Polonya’nın yükselen girişim ekosistemiyle “yeni Avrupa’nın poster ülkesi” olarak anılması, yükselen pazarların finansal inovasyon üzerinden nasıl konumlandığını gösteren çarpıcı bir örnek oluşturdu.
Etkinliğin üçüncü gününde anlık ve sınır ötesi ödemeler, ClearBank ve Brite gibi oyuncuların katıldığı panellerde ayrıntılı biçimde masaya yatırıldı. Bankaların İngiltere’de işlemlerin yaklaşık yüzde 97’sini iki saniye civarında sonuçlandırabildiği hatırlatılırken, asıl zorluğun mutabakat ve dolandırıcılık kontrollerinin de aynı hızda çalışmasını sağlamak olduğu vurgulandı. Ödeme hızının tek başına yeterli olmadığı, risk yönetimi, müşteri koruması ve regülasyon uyumunun da bu yeni hız standardına ayak uydurması gerektiği açık bir mesaj hâline geldi.
Avrupa’da SEPA ve ulusal ödeme rayları arasındaki parçalı yapı da tartışmaların önemli bir parçasıydı. Banka hesabından doğrudan ödeme imkânı sunan “Pay by Bank” modellerinin yükselişi, bu parçalı yapıyı kullanıcı deneyimi tarafında bir avantaja çevirmeyi hedefliyor. Kimlik doğrulamanın banka altyapısı üzerinden gerçekleşmesi, dolandırıcılık riski ve ücretlendirme modelleri açısından yeni bir denge yaratıyor. Panel konuşmalarında bu modellerin, kartlı ödemelere alternatif bir rekabet hattı oluşturup oluşturamayacağı tartışıldı.
Sınır ötesi tarafta ise stabilcoin ve tokenize mevduat temelli altyapılar, uyumsuz ödeme raylarını atlayarak daha hızlı ve izlenebilir bir çözüm sunan seçenekler olarak öne çıktı. Özellikle USDC/EURC tabanlı iş birlikleri, bankaların regüle çerçevede blokzincir altyapısına daha açık hâle geldiğini gösteren örnekler arasında sayıldı. Bu çözümler, hem likidite yönetimi hem de şeffaflık açısından finansal kurumlara yeni opsiyonlar sunuyor.
Fintek merceğinden bakıldığında ortaya çıkan mesaj son derece net. Anlık ödemeler, “güzel bir özellik” kategorisinden çıkıp, dolandırıcılık yönetimi, operasyonel verimlilik ve regülasyon uyumu ile birlikte yeni bir rekabet standardı hâline geliyor. Bu standarda uyum sağlayabilen oyuncular, önümüzdeki yılların ödeme ekosisteminde daha güçlü bir konuma yerleşmeye hazırlanıyor.
Yaratıcı Ekonomi ve Döngüsel İnovasyon
Web Summit 2025, kod, finans ve altyapı tartışmalarından ibaret bir etkinlik olmadı. Yaratıcı ekonomi ve döngüsel inovasyon da bu yıl güçlü bir şekilde sahneye taşındı. TikTok yıldızı Khaby Lame, tenis şampiyonu ve girişimci Maria Sharapova ve Lovable AI CEO’su Anton Osika, platformların, spor dünyasının ve yazılım girişimlerinin yapay zekâ ile nasıl yeniden şekillendiğini kendi deneyimleri üzerinden anlattı. Bu konuşmalar, bireysel marka inşasının, platform dinamiklerinin ve teknolojik araçların birbirine nasıl geçtiğini berrak biçimde gösterdi.
Etkinlik raporlarında içerik üreticilerin profesyonelleşmesi, markalarla ilişkilerin yeniden tanımlanması ve “creator economy”nin niş bir alan olmaktan çıkıp ana akım bir endüstriye dönüşmesi öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. Ajanslar, markalar ve üreticiler arasındaki iş birliklerinin, klasik reklam modellerinden çok daha uzun vadeli ve veri odaklı ilişkilere evrildiği anlatıldı. İzleyici davranışını gerçek zamanlı takip eden analitik araçlar, hem içerik stratejisini hem de ticari modelleri dönüştürüyor.
Döngüsel inovasyon tarafında ise perakendede yeniden kullanım, sürdürülebilir ürün tasarımı ve döngüsel iş modelleri konuşuldu. “Circular innovation” başlığı altında toplanan bu oturumlarda, özellikle “circular retail” ve veri odaklı pazarlama pratikleri öne çıktı. Markaların sürdürülebilirliği yalnızca bir iletişim teması olarak değil, iş sonuçlarıyla doğrudan ilişkili bir performans göstergesi olarak görmeye başladığı anlatıldı. Ürünlerin karbon etkisini ve yaşam döngüsünü izlemek için kullanılan veri altyapıları, hem regülasyonla uyum açısından hem de tüketici beklentilerini karşılama bakımından kritik önem taşıyor.
Yaratıcı ekonomi ve döngüsel inovasyonun ortak paydasını hikâye anlatımı ve veri oluşturuyor. İçerik üreticiler için veri, kitlenin nabzını tutmanın ve anlatıyı doğru zamanda doğru kanala taşımanın ana aracı hâline geliyor. Döngüsel inovasyon tarafında ise veri, ürünün gezegene bıraktığı izi ve marka vaadinin ne ölçüde karşılandığını ölçebilmenin tek yolu olarak öne çıkıyor.
Startuplar, PITCH Sahnesi ve Çin Tartışmaları
Web Summit 2025’in nabzını tutan ana alanlardan biri her zaman olduğu gibi startup sahnesiydi. PITCH yarışmasının kazananı, şirketlere en uygun hibe programlarını bulup başvuru süreçlerini yapay zekâ ile otomatikleştiren Portekiz merkezli Granter oldu. Girişimin amacı, hibe bulma ve başvuru sürecini hem hızlandırmak hem de daha akıllı hâle getirmek olarak anlatıldı. Bu model, kamu desteklerinin ve hibelerin daha erişilebilir, daha şeffaf ve daha verimli kullanılmasına yönelik önemli bir adım olarak sunuldu.
Yarışmanın ikincileri arasında, eğitim kurumları için yapay zekâ destekli altyapı sunan Nijerya merkezli VarsityScape ve pazarlama yatırımlarını anlamlandırmaya odaklanan İngiltere merkezli SegmentStream yer aldı. Bu örnekler, hem eğitimde dönüşümün hem de pazarlama analitiğinin yapay zekâ ile nasıl katmanlandığını gösteren iki farklı uç nokta sundu. Eğitimde kapsayıcılık ve erişim, pazarlamada ise bütçe verimliliği ve performans ölçümü, bu girişimlerin odaklandığı temel alanlar olarak öne çıktı.
Bu yıl ilk kez düzenlenen China Summit pisti, küresel iş birliği ve inovasyonun yeni örneklerini tartışmak için ayrılmış özel bir alan sundu. Çinli şirketlerin insansı robot gösterileri ve gelişmiş yapay zekâ demoları, “Batı dışı” inovasyon merkezlerine dair algıyı önemli ölçüde etkiledi. Hem sahnede hem de fuaye alanında görülen bu örnekler, teknoloji yarışının artık yalnızca Silikon Vadisi ve Avrupa merkezli okunamayacağını hatırlattı.
Startup programına katılan binlerce girişim, yalnızca yatırımcılarla tanışma fırsatı bulmakla kalmadı. Kurumsal firmalar, kamu temsilcileri ve küresel medya ile de yoğun bir temas kurdu. Web Summit bu anlamda, ürün-pazar uyumu arayan ekipler için birkaç güne sıkıştırılmış yoğun bir laboratuvar işlevi gördü. Girişimciler, sahnede yaptıkları kısa sunumlarla yalnızca yatırım aramadı; aynı zamanda pazar geri bildirimi topladı, potansiyel iş ortaklıklarının zeminini yokladı ve kendi hikâyelerini küresel izleyici karşısında sınama fırsatı yakaladı.
Türkiye Pavilyonu ve Yerel Ekosistemin Mesajı
Türkiye, Web Summit 2025’te önceki yıllara kıyasla daha organize ve daha görünür bir şekilde yer aldı. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın ortaklığıyla kurulan Türkiye pavilyonunda Apollo, Catchpad, Craftgate, Goldframer, Octoxlabs, Palgae ve Pricing Coach gibi yedi girişim, SaaS’ten finansal teknolojilere, seyahatten konaklamaya, sürdürülebilirlikten temiz teknoloji ve güvenlik çözümlerine, spor ve fitness odaklı uygulamalardan oluşan portföylerini küresel yatırımcılara tanıttı. Bu alan, ziyaretçilerin Türkiye’nin girişimcilik kapasitesini tek bakışta görebildiği yoğun bir vitrin işlevi gördü.
Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı A. Burak Dağlıoğlu’nun paylaştığı rakamlar, Türkiye girişimcilik ekosisteminin son dönemde nasıl ölçek büyüttüğünü net biçimde ortaya koydu. 2010–2019 döneminde 927 turda toplam 660 milyon dolar yatırım alan Türk girişimleri, 2020 sonrası 5,5 yılda 2.117 yatırım turunda 5,6 milyar dolar seviyesine ulaştı. Yıllık ortalama 1 milyar dolar bandına yerleşen bu hacim, Türkiye’nin küresel yatırımcı radarında istikrarlı bir oyuncu hâline geldiğini gösteren somut bir veri olarak yorumlandı.
“Turcorn” sayısının artacağı yönündeki mesaj, Web Summit sahnesinin genel ruhuyla da uyumlu bir çerçeve çizdi. Konferans genelinde yükselen pazarların ve güçlü genç nüfusa sahip ülkelerin rolü sık sık vurgulanırken, Türkiye’nin bu anlatı içindeki yeri de daha belirgin bir hâle geldi. Hem girişim sayısı hem de yatırım hacmi açısından yakalanan ivme, önümüzdeki dönemde Türkiye menşeli markaların global arenada daha sık anılacağına işaret eden önemli bir gösterge olarak kayda geçti.
Web Summit 2025’ten Çıkan Ana Dersler
Web Summit 2025’i fintek, yapay zekâ ve içerik dünyası merceğinden topladığımızda, karşımıza birkaç net sonuç çıkıyor. İlk olarak yapay zekâ, strateji seviyesine taşınmış durumda. Artık panellerde yapay zekâ, ayrı bir niş başlık olarak değil; enerji, güvenlik, veri, regülasyon ve iş modeli tartışmalarının temel bileşeni olarak konuşuluyor. Sektörlerin dönüşümü, bu teknolojiyi nereye konumlandırdıklarıyla ölçülüyor.
İkinci olarak, ödemeler “sıfır gecikmeli” çağın eşiğinde. Brezilya’daki PIX örneğinden Avrupa’daki anlık ödeme raylarına, oradan stabilcoin ve tokenize mevduat çözümlerine uzanan çizgi, önümüzdeki beş yılda ödeme sistemleri tarafında yaşanacak dönüşüm için güçlü sinyaller veriyor. Hız kadar güvenlik, şeffaflık ve regülasyon uyumu da bu dönüşümün merkezine yerleşiyor.
Üçüncü olarak, yaratıcı ekonomi ve döngüsel inovasyon iş modellerini yeniden tanımlıyor. Creator economy profesyonelleştikçe, markalarla kurulan ilişkiler ve gelir modelleri de değişiyor. Döngüsel ekonomi ise perakendenin ve markaların sürdürülebilirlik ajandasını soyut söylemlerden çıkarıp somut ürün ve hizmetlere, ölçülebilir performans göstergelerine dönüştürüyor.
Dördüncü sonuç, girişimler için Web Summit’in hâlâ en güçlü vitrinlerden biri olması. PITCH kazananı Granter gibi girişimler, birkaç gün içinde küresel görünürlük ve yatırımcı güveni kazanma fırsatı yakalıyor. Türkiye pavilyonundaki girişimler de aynı sahnede yer alarak ürün-pazar uyumlarını test ediyor, uluslararası ağlarını genişletiyor ve kendi hikâyelerini küresel izleyiciye aktarıyor.
Beşinci başlık ise jeopolitik ağırlığın doğuya kaydığı bir dönemde, egemen yapay zekâ ve veri politikalarının önem kazanması. Çin, Brezilya ve Orta-Doğu ile Doğu Avrupa ekseni, hem yapay zekâ hem de ödeme sistemleri tarafında yeni güç merkezleri olarak sahneye çıkıyor. Avrupa ise egemen bulut ve regülasyon çerçevesiyle oyunun kurallarını tanımlama arayışını sürdürüyor.
Web Summit 2025, teknolojide bir sonraki dönemin yalnızca yeni araçların konuşulduğu bir dönem olmadığını açıkça gösteriyor. Asıl gündem, bu araçların enerji sistemlerinden ödeme altyapısına, regülasyondan içerik ekonomisine kadar her katmanda yarattığı dönüşüm. “Web Summit 2025’in ardından” geriye kalan en kritik soru ise güçlü biçimde ortada duruyor: Yapay zekâ, anlık ödemeler ve yaratıcı ekonomi aynı eksende buluşurken, hem şirketler hem de ülkeler bu yeni düzende kendi hikâyelerini ne kadar ikna edici şekilde anlatabilecek?



