Phantom Thread Filmi if İstanbul’da görücüye çıktı. Bu sene pek çok dalda adaylığı bulunan bu özel yapımı izledim ve sizler için yorumladım.
Phantom Thread Filmi
Phantom Thread Oscar adayları arasında en beğendiğim film oldu. Temposu düşük olmasına rağmen oyunculuklarıyla, yönetimiyle, müzik ve konseptiyle, kusursuz anlatımı ve görsel ihtişamıyla büyüleyici bir yapım izlediğimi söylemek isterim.
Belleklerden çıkmayacak bambaşka bir aşk hikayesini anlatan filmin konusuna gelince.

Phantom Thread Filmi Konusu
1950’lerin savaş sonrası Londra’sında, İngiliz modasının merkezinde, kraliyet ailesini, film yıldızlarını, mirasyedi kadınları ve sosyeteyi giydiren Woodcock Evi ile tanışıyoruz.
Reynolds, sadece kadınlar için tasarlayan ve çekiciliği sebebiyle fazlaca kadın hayranı olan oldukça soğuk biridir. Hayatına giren kadınlardan ilham alarak tasarlayan ve işi bittiğinde onlardan umarsızca ayrılan Reynolds, müzmin bekar düzenine tam bir rutin içinde devam etmektedir.

Rahmetli annesinin saçının telini ceketinin iç kısmına dikecek kadar (hastalık derecesinde) annesine bağlı, daima haklı bulduğu ablası Cyril’in (Lesley Manville) sözünden çıkmayacak kadar kendine güvensiz, çevresindeki pek çok şeyden rahatsızlık duyacak kadar takıntıları olan Woodcock, son ilişkisinden kurtulmanın ve başarılı bir defileyi tamamlamanın rahatlığı ile kısa bir seyahate çıkar.

Kaldığı otelde garsonluk yapan Alma (Vicky Krieps) uzun boyu ile Woodcock’un hemen ilgisini çeker. Alma’da kendisinden çok hoşlanmıştır, akşam buluşmak için sözleşirler. İlk buluşma Alma’nın beklediği gibi olmaz ve bir test aşamasında olduğundan habersizdir. Kaba ve gürültülü bir taşra kızı olmasına rağmen kısa sürede Woodcock’un ilham perisi ve sevgilisi olarak kalıcı bir yer edinir. Önceleri kontrollü ve planlı bir insan olan Reynolds, özenle düzenlediği hayatının bu aşkla altüst olduğunu görür. Ancak Alma iradeli, inatçı ve mücadelecidir. Daha fazlasını elde etmek için kendi planlarını yapar, olayla gelişir.

Phantom Thread Filmi Oyuncuları
Müzik ile bağını koparmayan, ruhumuza en iyi gelen yönetmenlerden Paul Thomas Anderson’ın yazıp yönettiği yapım “The will be blood” ile yarışır nitelikte iz bırakıyor. Daniel Day-Lewis, Lesley Manville ve Vicky Krieps’in başarılı oyunculukları ile alıp götürdüğü film, kuşkusuz yılın en başarılı ve etkili işlerinden biri. Tempo olarak sıkıcılığın sınırlarında gezmesine rağmen izlediklerinizin büyüsüyle filmi soluksuz izliyorsunuz.
Daniel Day-Lewis’i izlemeyi özlemişiz. Reynolds Woodcock karakteri için aylarca terzilik eğitimi alan Day-Lewis, kuşkusuz gelmiş geçmiş en iyi aktörlerden biri. Bakışları, tavırları ve duruşu çok etkileyici, onun bir moda efsanesi olmadığına inanmak çok zor. Phantom Threat’in son filmi olduğunu açıklamıştı, umarım bu kararından geri döner.

Film, aşkın binbir türlü hallerinden birini konu alıyor. Takıntılı ve aşırı düzenli, üst tabakaya tasarım yapan ünlü terzinin karşısına çıkan, kaba ve inatçı, genç garson Alma rolünde Vicky Krieps’i izliyoruz. Alma’nın evde beyaz önlüğünü giyip diğer terzi kadınların arasına karıştığı ve sıradanlaştığı anlar, ardından önlüksüz gezdiği ve kıyafetlere ilham noktası oluşturduğu anlar Krieps’in etkileyici oyunculuğu ile hafızamıza kazınıyor. Kendisini kabul ettirme çabaları filmin en duygulu sahnelerini oluşturuyor. Vicky Krieps’in bir oyuncu olarak adaylıklarda yer bulamamsı üzücü. Çok taze, duru ve etkili bir oyuncu.

Woodcock Evinin unutulmaz bir diğer karakter ise Reynolds’un kardeşi ve mentoru Cyril’den başkası değil. Lesley Manville bu karaktere adeta ruhunu vermiş. Film boyunca onun kontrollü duruşunun ve bakışlarının etkisinde kalıyorsunuz. Arka planda bu üç karakterin çatışmasını konu alan yapım için Cyril karakterinin tam bir denge sağladığını ve bunda Lesley Manville’in kusursuz oyunculuğunun etkisinin büyük olduğunu söylemek mümkün.
Paul Thomas Anderson…
Paul Thomas Anderson’ın doğal ışığı kullanımı, görüntü yönetimi, kesintisiz sahnelerinin vuruculuğu ders niteliğinde.
Anderson anlatımda gittikçe ritmini artırırken, merakımızı da canlı tutuyor. Bazı sahnelerde Alfred Hitchcock etkisini gözlemlemek mümkün. Woodcock karakteri bi parça Norman Bates’i de hatırlatıyor.

En iyi film, en iyi yönetmen, en iyi erkek oyuncu, en iyi yardımcı kadın, en iyi film müziği, en iyi kostüm tasarımı oyuncu kategorisinde Oscar adaylığı bulunan film, tüm dalda adaylıkları hakediyor. Tüm yıl yapılan ve aday gösterilen yapımların arasında kalitesi, naifliği ve anlatımıyla pırıl pırıl parlayan çok özel, unutulmaz bir film olmuş Phantom Thread. Bence en iyi kurgu ve en iyi kadın oyuncu adaylığı da hakkıymış.
Ruhunuza çok iyi gelecek, derin diyalogları ve eşsiz görsel anlatımı ile unutulmazlarınız arasına girecek bu filmi mutlaka izlemenizi öneririm.
Şimdiden hepinize iyi seyirler dilerim ????
Phantom Thread Filmi Fragmanı
Phantom Thread Filmi Müzikleri
Filmin Soundtrack’i muhteşem ???? Jonny Greenwood’a şapka çıkarmak lazım ????



