Türk ilaç sektörünün lideri Abdi İbrahim, 100’üncü kuruluş yıldönümünü, dünyanın en büyük ressamlarından biri olarak kabul edilen Van Gogh’un eserlerini bugüne kadar hiç deneyimlenmemiş yepyeni bir formatta sunan Van Gogh Alive Dijital Sanat Sergisi ile kutluyor.

Van Gogh – Alive, üretken sanatçının 1880 – 1890 yılları arasındaki çalışmalarını, Sensory4 teknolojisinde, ışık – ses – hareket ve renklerin dansını birleştirerek sunuyor. 3000’den fazla eserin görülebildiği sergide, yüksek çözünürlüklü kırk projeksiyon cihazı kullanılarak ve görüntüyle bütünleşen müziğin birleşimi ile eşsiz bir platform oluşturulmuş.

Karaköy Liman 3 No’lu Antrepo’da sunulan Van Gogh Alive için özellikle hafta sonları uzun bilet kuyrukları oluştuğunu hatırlatmakta fayda var. Sergi alanına ulaştığınızda karanlık bir koridordan geçiyorsunuz – gözünüz alışınca ise sizi bir renk şöleni bekliyor. Dahilik ve delilik arasına gidip gelen sanatçının eserleri tüm ihtişamıyla; dev ekranlarda, duvarlarda, kolonlarda, tavanda ve hatta yere sabitlenmiş panolarda akıp gidiyor. Tavsiyem görüntüleri ayakta izlemek yerine, oturarak izlemeniz. Alanın her bir köşesinde rutin aralıklarla tekrar edilen görüntüler, müziğin de etkisiyle eseri izlemenin ötesinde sanki o sırada yanınızda oluşturuluyormuş gibi hissetmenize sebep oluyor. Bir duvarda eserin bütününü görürken, hemen yan duvarda esere ait bir detay beliriyor, bir kolona yansıyan el yazıları ise ressamın o döneme ait tuttuğu notlardan oluşuyor. Her zaman tematik çalışmış ressamın, esere veya yaşam felsefesine ilişkin sözleri de duvardaki görüntüyle bağlantılı olarak değişip, detaylarla büyülüyor.

Van Gogh’un eşsiz tarzı ve kullandığı renklerin coşkusu, teknolojinin desteğiyle benzersiz bir deneyim yaşatıyor. Sadece eserleri izlemekle kalmıyor, ressamın bu süreçte yaşadığı; Arles, Saint Rémy ve Auvers-sur-Oise’da geçirdiği zaman sırasındaki düşüncelerini, duygularını ve ruh halini çok yakından gözlemliyorsunuz.

Eserlerin kareografi, teknoloji, müzik ve ışık oyunuyla sunumu, geleneksel sanata duvarda bakmak yerine, anlamayı, hissetmeyi ve bütünü görmeyi sağlıyor. Sanki duvara yansıyan tablonun yanında uzun süre kalırsanız o eserde bir yeriniz olacağını düşünüyorsunuz, görüntüler ve ışık oyunları elinizin üzerinden kayıp geçiyor.

İlk hareket Hollanda betimlemesi ile başlıyor, daha karanlık ve ressamın alışagelen stilinden farklı olarak insanların, manzaraların ve natürmortların bastırılmış, dünyevi tonlarını izliyoruz.

Daha sonraki geçişler Paris’e ait. Parak renkler, çiçekler, bahçeler ve meyve sepetleri tablolara dönüşüyor. Güney Fransa Arles ise ressamın en mutlu olduğu ve en fazla eseri ürettiği yer. Daha sonra Ayçiçekleri serisi başlıyor ve Japon sanatına olan sevgisini tablolara yansıtıyor. Bu arada yan duvarlara yansıyan ressama ait sözlerden ve belgelerden inden akıl hastalığına doğru hızla ilerlediğini gözlemliyoruz. Hayatının son 10 yılında yazdığı 902 mektup aracılığıyla ressamın düşüncelerinin arasında gezinmek hem ürkütüyor hem de eserlerini ve o dönemi anlamamızı kolaylaştırıyor. Son olarak ise akıl hastanesine yattığı dönemde ürettiği eserleri izliyoruz; boşluk duygusu, yıldızlı geceler, geniş manzaralar gözümüzün önünde bir film şeridi gibi geçiyor.

Bu eşsiz deneyimin olumsuzlukları da var elbette. Örneğin biletinizi biletix’ten almadıysanız anlamsız bir kuyruğa giriyorsunuz ve uzun süre bekliyorsunuz. Sergi alanına geldiğinizde minik bir flyer dışında yazılı broşür yok. Eserin sunulduğu alanda ise zeminin düz olmadığı kirişler ambiyansı zaman zaman bozuyor. En fenası ise birbirimize duyarsızlığımız. Siz tam anlamıyla eserin içine dalmışken çocuk arabasını iteleye iteleye vurdumduymaz bir şekilde önünüzden geçen ailelere hazır olun. Üstelik bir düğün salonu şenliğinde duvarlara tırmanmaya çalışan, oradan oraya koşturan çocuklara, karanlık olduğu için kolunuzun bacağınızın çocuk darbeleriyle ezilmesine hazırlanın. Bir tek görevli, tek bir ebeveyn bile bu konuda duyarlı değildi.

Abdi İbrahim firmasının 100. Yılını bu kültür –sanat şöleniyle kutlaması gerçek vizyonunun göstergesi. Umarım tüm büyük firmalara örnek olur.
Van Gogh – Alive; bin resmin tek bir hikaye anlattığı, çarpıcı bir sanat ve teknoloji şöleni. Üstelik eserlere dokunup – ellerinizden kayıp gitmesini izleyebilirsiniz. Teknolojinin kullanımı ile bambaşka bir platforma taşınan bu sanat şölenini, bu sergi ötesini ilk fırsatta ziyaret edin.
Starry Night (interactive animation) from Petros Vrellis on Vimeo.



