1 Mart’ta ülkemizde vizyona giren ancak benim izleme şansı bulamadığım Beautiful Creatures & Muhteşem Yaratıklar, fantastik ve romantik yanı ağır basan oldukça sanatsal bir film.
Başta Alacakaranlık Serisi ile aşık atmaya çalışan bir görüntüde ilerleyen film, açıkçası beni şaşırttı. Hatırlayacağınız üzere, Alacakaranlık çokları tarafından alaya alınmasına rağmen benim çok sevdiğim bir seri.
Kami Garcia ve Margaret Stohl’un çok satan Beautiful Creatures kitabından, senaryo yazarı ve yönetmen Richard LaGravenese tarafından uyarlanan filmin gelelim konusuna;
Kendisine göre dünyanın en sıkıcı güney kasabalarından birinde mütevazi yaşamını sürdüren Ethan (Alden Ehrenreich), uyku sorunları yaşayan ve ailevi sorunları bulunan talihsiz liseli bir gençtir. Starbucks’ın bile olmadığı! bu kasabada, tek hayali üniversite kazanarak ardına bakmadan buradan kaçmak olan Ethan’ın hayatı, akıllı, asi ve sivri dilli Lena’nın (Alice Englert) okula başlaması ile değişir. Lena daha önceleri de alışık olduğu üzere, yeni başladığı okuldan dışlanır. Pabuç gibi diliyle lafını esirgemeden konuşan Lena kısa sürede bir sürü düşman kazanır.
Ethan, amcası Macon (Jeremy Irons) ile birlikte yaşayan ve Bukowski kitapları okuyan Lena’ya çok geçmeden tutulur. Lena ise; git dedikçe gelen, sivri diline katlanabilen Ethan’a kayıtsız değildir.
Lena’nın elinde bulunan ve sürekli geri sayan dövmesi, sinir nöbetleri geçirdiğinde dersliklerin camlarını indirmesi ile bir sonraki sahneleri merakla bekleriz. Lena’nın ailesi ve tüm soyunun aslında büyücü olduğunu öğreniriz. Annesini kısa süre önce bir trafik kazasında kaybeden, babası ise hayata küsen Ethan için ise, bu bir sorun değildir. Kara sevdaya tutulan çiftimizi, ne yobazlık ve cehalet dolu çevreleri, ne de Lena’nın katı ve korkutucu amcası engelleyemez.
Günler geçer ve ailenin karanlık tarafı daha da belirginleşir. Kurallara göre 16 yaşını dolduran bütün genç cadılar iyi veya kötü taraf arasından birini seçmelidir. Lena’nın 16 yaşını doldurmasına çok az bir süre kalmıştır. Aile büyüklerinin bazıları iyiliği seçebileceğini iddia ederken, büyük bir kısmı ise lanetin başladığı ve Lena’nın istese de istemese de karanlık tarafta, kötülerle birlikte yer alacağını iddia etmektedir. Oysa Lena kendisinden büyük cadılardan bile daha da güçlü büyü yeteneğine sahiptir.
Hem 16 yaş ve seçim sancısı, hem de Ethan’a olan aşkı karşısında bocalayan Lena bundan sonra acaba ne yapacaktır… Sonrasında olaylar olaylar
124 dakikalık filmimiz, karakterler, kimi zaman muhteşem oyunculuklar, görüntü yönetimi ve Ethan’ın gözünden anlatılan sahnelerde kullanılan karanlık sahneler açısından oldukça başarılı bir yapım. Açıkçası başı sonundan belli, sıradan bir gençlik & vampir filmi diye geçiştiren yanılır. Baştan sona ilginç karakterler, anlatımın esprili bir dille süslenmesi, görüntülerin cazibesi etkileyici. Ancak yönetmenin karışık kafası sebebiyle zaman zaman çok sıkan, sona bağlanmayan ama bir türlü de yarıda bırakılamayan bir film bu.
Filmi izlenebilir kılan en büyük etken oyunculuklar. Dev bir kadro izliyoruz aslında. Genç oyuncular Alden Ehrenreich ve Alice Englert’in enerjisi tutmuş ve günümüz gençliği düşünüldüğünde aşırı uçlarda olmalarına rağmen sevimliler. Mrs. Lincoln / Sarafine rolü ile Emma Thompson, Macon amca rolü ile (Jeremy Irons), kuzen Ridley Duchannes rolü ile Emmy Rossum ve Amma rolü ile Viola Davis tadından yenmiyor. Özellikle Emma Thompson bir başka…
Ama ortada muhteşem yaratıklar yok, karanlık bir aile ve romantik bir aşk öyküsü var. Giyinik sevişme sahneleri, sevişen çiftlerin etrafında dönen timsahlar, Ethan’ın bir türlü ortaya çıkmayan babası… gibi soru işaretleri ortada duruyor. Fakat buna rağmen klişe ve bayat bir film değil, üstelik izlenmesi gereken enteresan bir film.
İzlemeyi düşünenler için şimdiden iyi seyirler diyor, filmin fragmanı ile sizi baş başa bırakıyorum 😉










