Asghar Farhadi’nin yazıp yönettiği “Jodaeiye Nader az Simin / Bir Ayrılık” Berlin Film Festivali’nde “En İyi Film”, “En İyi Erkek Oyuncu” ve “En İyi Kadın Oyuncu”, İngiliz Bağımsız Film Ödülleri ve New York Film Eleştirmenleri Birliği tarafından “En İyi Yabancı Film” ödüllerini kazanan ilk İran filmi. Son olarak geçtiğimiz hafta verilen Oscar ödüllerinde “En İyi Yabancı Film” ödülünü de alan filmi dün izledim.
123 dakikalık süresi boyunca gözümü ve gönlümü geri alamadığım film, dram öğeleri içerisinde İran’ın günümüz koşullarına ait hayat öykülerini gözler önüne seriyor.

Yönetmen filmin daha ilk sahnesinde bizi yargıç (hoca) koltuğuna oturtuyor. Ekrana yüzleri dönük bir şekilde ayrılma isteklerini dile getiren bankacı Nadir ve öğretmen Smin, bazen öfkeli – bazen birbirlerine saygılı bir diyalog içine giriyor. İzleyici olarak bizlere, kültürel yabancılaşma içinde olan ve kızıyla birlikte yurtdışında yaşamak isteyen Smin’e mi, yoksa aile düzenini bozmak istemeyen ve hasta babasına bakmak zorunda olduğunu düşünen Nadir’e mi hak vermek gerektiğini düşündüren bir sahne bu…

Mahkeme sonrasında Smin eve gelir ve eşyalarını toplar, 11 yaşındaki kızları Termeh annesiyle gitmek istemez. Bilir ki annesi o olmadan ülke dışında çıkamayacaktır. Nadir ise Alzheimer hastası babası ve kızı ile baş başa kalır. Çalışmak zorunda olduğu için hasta babasına bakacak bir bakıcı tutar. Razieh isimli bakıcı adayı aldığı ücreti beğenmemesine rağmen küçük kızı ile birlikte gidip geleceği bu işi kabul eder. Sorunlar daha ilk gün başlar. Hasta baba altını ıslatmıştır ancak şeriat kanunları gereği Razieh hasta adama dokunamamaktadır. Uyuşmazlık sonucu ayrılmaya karar veren çiftin hayatı sonraki günlerde iyice karışır. Beklenmedik şekilde gelen kaza, hırsızlık suçlaması ve ölüm, öyküyü bambaşka bir boyuta taşır.

Şeriat kanunlarının hüküm sürdüğü toplumun günahtan ölesiye korkması, hem uzak olduğumuz bu dünyaya endişeyle bakmamızı hem de iç içe geçmiş öykülerde yargıç olarak bizlerin karar veremeyecek bir duruma sürüklenmesine sebep oluyor. Öykü ilerledikçe kimin ya da hangi tarafın haklı olduğunu bir türlü bulamıyor ve bundan vazgeçiyorsunuz.

Öykü öyle gerçek ve başarılı ki kimseyi yargılayamıyorsunuz. Hikaye alıp sizi başka bir dünyaya sürüklüyor. Acıtan filmleri tercih etmememe rağmen bu filmi sevdim. Yargıç rolüne bürünmek ve hikayeyi baştan sona bu duyguyla izlemek ilginçti.

Kusursuz, doğal oyunculukları, sade ve etkili yönetmeni ile içe oturan bu bambaşka film hala gösterimde. Fırsat bulursanız mutlaka izleyin.
Onun dışında neredeyse herkes ödül almış ama benim filmde en çok beğendiğim oyuncu Hodjat rolü ile Shahab Hosseini oldu.




