Merakla beklediğimiz “Jobs” vizyona girdi, çoğumuzun hayal kırıklıklarını da beraberinde getirdi.
Steve Jobs’ın teknolojik hayatımıza getirdiği değişim ve yenilikler malum. Üstelik hayatını tüm evreleriyle bildiğimiz bir deha. Dolayısıyla böyle birinin hayatını filme çekmek, tepkilere de göğüs gerebilecek olgunluğu gerektirirdi.
24 Şubat 1955 yılında doğan ve yedi yıl boyunca mücadele ettiği pankreas kanserine yenilen Jobs’ı, henüz 56 yaşındayken kaybetmiştik. Ölümünün ardından, onu daha yakından tanımamıza kaynaklık eden Walter Isaacson’ın yazdığı Steve Jobs kitabı elimizden düşmemişti. Kitabın sayfalarını çevirdikçe onu daha yakından tanımış ve “yaşıyor olsaydı” demekten kendimizi alıkoyamamıştık.
Modern zamanların unutulmaz kahramanı Steve Jobs’ın etkileyici yaşam öyküsü, prömiyerini bu yıl Sundance Film Festivali’nde yapmış ve beğenilmemişti. Jobs’ın hayatının 1971 – 2000 yıllarını kapsayan film; gençlik yıllarından, hayallerinden, hayallerine kavuşmasından ve her şeyin bittiğini düşündüğü anlarda bile yılmadan yoluna devam etmesini ve hep daha iyisini yapma çabasını konu alıyor. Tüm bunlar aktarılırken Apple’ın tarihçesine ait detaylar da anlatılıyor.
Orta karar ancak izlenmesi gereken bir film olarak eksiklerinin çok fazla olduğu, filme olması gereken karakterlerin senaryoya dahil edilmediğini, olayları anlatırken yaşattığı geçiştirme duygusunu dile getirmek mümkün. Elbette film Apple’ı kurduktan sonra yaşananları konu alabilirdi ve bu bizim çok daha fazla ilgimizi çekerdi ancak öğrencilik yılları anlatılırken bile filmde bir temele bağlanmamış olması – gelecekte yapılabilecek bir devam filmi için bile ümit vermiyor.
Yönetmen koltuğunda Joshua Michael Stern’in bulunduğu yapımın senaryosunu Matt Whiteley yazmış. 8,5 milyon dolarlık düşük sayılabilecek bir bütçeyle kotarılan filmin başrol oyuncusu Ashton Kutcher. Diğer rollerde ise Dermot Mulroney, Josh Gad, Lukas Haas, Matthew Modine, J.K. Simmons ve Lesley Ann Warren yer alıyor.
Filmden ilk kareler gelince hepimiz Ashton Kutcher’ın nasıl Jobs’laştığına şaşırdık. Oyunculuğunu fazla tutmamama rağmen filmde rolü ile özdeşleştiğini ve iyi iş çıkardığını söylemem mümkün. Genç yaşta çıplak ayakta okulda dolaşırken uzun ince bacaklarını içe doğru basarak yürüyüşünü, telaşlı oluşunu ve bakışlarını, enerjisini bence iyi yansıtmış. Kendimi en kötüsüne alıştırmıştım oysa 🙂
Yazıma başlarken kendi kendime filmi çok kötülememe kararı almıştım, adının geçmesi bile benim için sonsuz saygıyı hak ediyor. Steve Jobs filmde vurguladığı gibi “Bazıları mümkün olanı görür”… “Sözüm çılgınlara, aykırılara, baş kaldıranlara. Çünkü dünyayı değiştirebileceğini düşünecek kadar çılgın insanlar, dünyayı değiştirebilirler.” Ne kadar ilham verici ve cesaretlendirici sözler bunlar… Keşke filmi yapan ekibi de biraz tetiklese ve bize daha saf ve etkili bir film izletebilseydi.
Son olarak sizinle mutlaka izlemeniz önerdiğim bir videoyu paylaşıyorum. İlk defa Sundance Channel ile izlediğim bu video, Steve Jobs ile yapılan bir röportajı konu alıyor.. İzlerken zaman zaman tutuk bile olsa, ne kadar duygusal olduğunu – sevdiği şeyleri dile getirirken bakışlarının değişmesini, kibirli tavır takındığında yaşadığı hoşnutsuzluğu içinize sindirerek izliyorsunuz. Onu gerçekten yakından tanımak için mutlaka biyografisini okuyun ve “yaşıyor olsaydı” hüznünü hep yüreğinizde taşıyın…










