1988 yılında ülkemizde yayınlandığında bir fenomene dönüşen RoboCop, sinemalara geri döndü döndü.
Uzun zamandır beklediğimiz film, ilk çevrimin gölgesinde kalmasına rağmen yeni bir bakış açısı ve siyasi mesajlar eşliğinde sunuluyor.

Filmimizin konusunda gelince,
2028 yılındayız. Amerika, başka ülkeleri kontrol altına almak için OmniCorp.un robotlarını kullanmaktadır. Ülke sınırları dışında rahatça kullandıkları bu robot askerler, içinde insan unsuru bulunmadığı için senato tarafından kabul görmez. Bu durum OmniCorp.u (Omni Consumer Products) zarara sürükler ve şirket yöneticileri robotlarının Amerika’da da kullanılabilmesi için yeni bir çare aramaya başlar.
Ülke genelinde bunlar yaşanırken, Detroit’li idealist polis memuru Alex Murphy (Joel Kinnaman) ortağı Jack (Michael K. Williams) ile birlikte bir suç şebekesinin peşindedir. Şebeke liderini ele geçirmek üzereyken kimlikleri açığa çıkar ve kendilerini büyük bir tehlikenin içerisinde bulurlar. Jack yaralanır, Alex ise bombalı bir saldırı sonucu tanınmaz hale gelir.
Robotlarını ülke sınırları içerisinde kullanmaya kararlı olan OmniCorp başkanı Raymond Sellars (Michael Keaton) bu durumu fırsat bilir ve Dr. Dennett Norton (Gary Oldman) ‘ı yeni bir çalışma yapmak için ikna eder. Vücudunun yarısını kaybetmiş Alex, yeni proje için ideal bir denektir ve eşi Clara’dan (Abbie Cornish) onay almak kolay olur.

Dr. Dennett Norton, Alex’i robot teknolojisinin bir sonraki adımı olarak geliştirir ve ondan yarı insan yarı robot polis prototipi yaratır. Böylelikle durdurulması neredeyse imkansız olan ve suçluları yakalamaya programlanan RoboCop ortaya çıkar. İlk testlerde alınan sonuçlar başarılıdır ve Omni Corp gururla yeni projesinin basına tanıtmak ister. Tüm suç dosyaları belleğine yüklenirken aksaklık çıkar, Dr. Norton Alex’in duygularını %2 ye çekerek neredeyse devre dışı bırakır ve olaylar gelişir.

Brezilyalı yönetmen José Padilha’nın bakış açısıyla izlediğimiz RoboCop, yiğit, fedakar kahramanımızı bambaşka bir pozisyona taşımış. RoboCop’un başlangıcını dramatik bir şekilde, abartmadan – uzatmadan anlatmış. Alex’ten arta kalan parçaları gördüğümüzde hepimizin içi cız etmiştir sanırım. O nasıl “beni kimse böyle görmesin” dediyse, biz de içimizden aynı şeyi söyledik. Önceden insancıl tepkileri ile gönlümüzü kazanmış, suçluları tam zamanında yakalayabildiği için kahramanımız olmuştu. Şimdi onunla ilgili çok fazla detay biliyor ve üzülüp, acıyoruz. Robocop’u ilk defa izleyecek olanlar belki bu duyguyu taşımaz.
İlk yarısı kımıldamayacak kadar sıkıcı – ikinci yarısı aksiyonla birlikte biraz hareketlenen filmimiz, özellikle verdiği siyasi mesajlar ve şu lanet Amerika’nın tüm dünyaya yaşattıkları ile ilgili sağlam vurgular yapıyor. Pazarlamada medyanın kullanımını, çıkarlar, ihanet, yasa koyanların suç çeteleriyle işbirliği… hepsi RoboCop’ta kendine yer buluyor.
İzlediğimiz aslında çok uzak bir gelecek değil, hepimizin kaygıları var. Filmimiz bu haliyle evet keyifle izleniyor ama belleklerimizden kolayca silineceğini de biliyoruz. Keşke yeniden çevrilmeseydi, RoboCop’u eski hali ile hatırlasaydık. Oyunculuklar çok iyi – senaryo başarılı, anlatım net ama bazen ne yaparsan yap olmuyor, bu defa da öyle öyle… Siz yine de RoboCop’a bir şans verin ve izleyin, en azından gelecekle ilgili söyleyecekleri – mesajları var ama Robocop hayranıysanız, izleyin ve unutun gitsin.



