Tatil kitabı olarak belirlediğim “Şu Hayatta Kaç Arkadaş Lazım” kafamızda soru işaretleri bırakan, merak ettiğimiz – acaba mı dediğimiz günlük hayatımıza dair durumlara bilimsel yorumlar yapan bir kitap.
Kitabın yazarı Robin Dunbar, antropoloji ve evrimsel psikoloji konusunda uzman bir yazar. Dunbar Sayısı olarak bilinen 150 konusunda araştırmaları var. Bu teori genel olarak kişinin ilikilerinde istikrar tutturabilmesi için oluşturduğu çevre çemberinin 150 kişi ile sınırlandırması ilkesine dayanıyor.
Kitap, bir sürü soruya bilimsel yanıtlar sunuyor. Örneğin;
- Erkeklerle kadınlar renkler konusunda neden bir türlü anlaşamaz?
- Beyniniz annenizden mi, yoksa babanızdan mı geliyor?
- Hamilelikte sabah bulantısı iyi bir şey olabilir mi?
- Obama’nın seçimden zaferle çıkacağı neden daha en başından belliydi?
- Çoğumuz Cengiz Han’ın soyundan mı geliyoruz?
- Annelerin konuştuğu bebekler neden daha çabuk gelişim gösterir?
- Siyahlar neden süt içemez?
- İlaçlar, hastalıkları önlemede ne kadar başarılı?
- Daha akıllı olmak, daha uzun ya da sağlıklı yaşamamızı sağlar mı?
- Sevgilinizin sizi aldatmayacağına nasıl emin olursunuz?
… gibi.
Kitabı okumam oldukça uzun sürdü, dili yalın olmasına rağmen zaman zaman kafa karıştırıcı olabiliyor. Kitap notlarımdan bazılarını sizlerle paylaşıyorum.

Dunbar Sayısı;
İnsanın yürütebileceği sosyal ilişki sayısının sınırını temsil eden sayı 150 kişilik bir gruptur ve bu durum Dunbar Sayısı olarak adlandırılır. İş dünyasında ise organizasyon teorisi ele alındığında kabul gören genel kavramlardan biri; 150’den az çalışanı olan organizasyonların karşılıklı ilişki temelinde iyi işlendiği, ama sayı bölündüğünde verimli bir çalışma sağlamak için resmi hiyerarşi ihtiyacının doğduğudur.
Sosyologlar 150- 200 civarında kritik bir eşiğin var olduğunu, eşitliği aşan şirketlerde orantısız bir işe devamsızlık ve hastalık durumu gözlemlendiğini söylerler.
Oluşturduğumuz çevremizden mevcut kişilere ait çemberimizde, beş kişilik iç çemberimizin haftada en az bir, 15 kişilik iç çemberimizde ayda bir, 150 kişilik çemberimizde ise en az bir defa yakınlık yaşarız. En yoğun ilişkiyi iç çemberimizi oluşturan 5 kişi ile yaşarız. Diğer çember katmanlarındaki kişilerle yaşadığımız his yoğunluğu sırasıyla azalır. Belli bir yakınlık düzeyinde tutabileceğimiz insanların sayısının bir sınırı vardır. En yakın çevremize sığdırabileceğimiz kişilerin sayısı bile bellidir. Yaşamımıza yeni birini dahil ettiğimizde ona yer açmak için birisinin, bir sonraki seviyeye düşmesi şarttır.

Yalnız mısın bu gece?
Karşı cins seçimlerimizi yaparken Darwin, omzumuzdan bakar. Geleneksel toplumlarda erkekler genç ve doğurgan kadınların peşinden giderken, kadınlar statü ve varlık sahibi erkekleri arar.
Bir dizi araştırma sonucuna göre;
Kadınlar erkeklerde sert çene hattı ve belirgin çene gibi cinsel olgunluk gösteren özelliklerin yanı sıra, iri göz, küçük burun gibi özellikleri beğeniyorlar. Kadınlarda beğenilen özellik ise; iri göz bebeği, aralıklı gözler, yüksek elmacık kemikler, küçük çene, küçük üst dudak – kalın alt dudak… Bu özelliklerin çoğu çocuklara ait özelliklerdir ve gençlik – doğurganlık göstergeleridir.
Erkekler ayrıca; yumuşak – parlak saçlar ve ten, ince bir bel ve geniş kalçalara ilgi duymaktadır. Bu özellikler kadındaki yüksek östrojen seviyesinin ürünleridir.

Tatlı bir öpücük!
Freud ve yoldaşları öpüşmenin sadece bebekliğe dönüşün bir türü ve anne memesini emme zevkinin derinlere gömülü bir ansı olduğunda ısrarcıdır. Yetişkin öpüşmesinin böyle bir şeyden kaynaklanıyor olabileceğini düşünmek zor değildir.

Tekeşli Beyin;
Beynimiz davranışlarımızı koşullara göre ayarlamamızı sağlayarak bizi tabiattaki diğer canlıların maruz kaldığı evrimsel devirmenin en ağır etkilerinden kurtulmak üzere tasarlamıştır.
Beynimiz toplam vücut ağırlığımızın sadece yüzde ikisini teşkil eder. Aldığımız enerjinin ise yüzde yirmisini tüketir. Memelilerde vücut ölçüsüne kıyasla en büyük beyne sahip olan türler, tekeşli çiftleşenlerdir.
Kadınların yaklaşık üçte biri ilk bakışta dünyayı dört temel renkle görürken, erkekler dünyaya sadece standart (kırmızı, mavi ve yeşil) renklerle bakar. Kadınlar ise bu renklerin fazladan birer tonunu görür. Maymunlarda ise dişiler üç renk görürken erkekler iki renk görür. Her türde kadınlar kırmızıya duyarlıdır. Renk körü erkeklerin genellikle göremediği renk kırmızıdır.

Dedikodu neden iyidir?
Kadınlar ve erkeklerin tercih ettiği sohbet konuları farklıdır. Kadınlar sohbetlerinde genellikle sosyal ağlarına hizmet eden konular bulur. Herkesin neler yaptığından haberdar olmak onlar için önemlidir.
Buna karşılık erkeklerin sohbetleri reklam kokar. Ya kendileri hakkında ya da çok bildiklerini iddia ettikleri konular hakkında konuşup – böbürlenirler. Tek bir kişiyle konuşarak başkalarının nasıl davranabileceklerini, karşılaştığınızda onlara nasıl davranmanız gerektiğini ve konuştuğunuz kişinin üçüncü şahıslarla ilişkilerini dedikodu sayesinde kolayca öğreniriz.
Erkekler kendi ilişki ve deneyimleri hakkında konuşmaya yatkınken, kadınlar daha çok başkalarının ilişki ve deneyimleri hakkında konuşmayı tercih ederek – sosyal kaynaşma anlamında kendilerini geliştirirler.

Beş anne adayından dördü hamileliklerinin ilk üç ayında kusma ve yemekten tiksinme deneyimi yaşarlar. Bulantısı olan kadınlar daha iri ve kemikli bebekler doğurur. Bunun sebebi ise annenin ne yemesi gerektiği konusunda bebeğin annesiyle çekişmesidir. Kısacası sabah bulantısı aslında bebeğin kendisine iyi gelmeyebilecek besinleri yemekten annesini uzak tutma çabasıdır.
…..
Aslında meraklı bir milletiz ancak okumaya zaman ayıramıyoruz. Toparlayıcı bilgileri sunmak zor olmasına rağmen NTV bilim yayınları bunları bir çatıda topluyor. Hep magazin, hep roman, hep macera olmaz – bilimsel yayınları okumaya da ihtiyacımız var. Bu güzel kitabı öneriyor, sakin bir zamanda okumanızı tavsiye ediyorum.




