Sektörümüzün en havalı etkinliği Webrazzi Fintech 2025 bu yıl 14. kez gerçekleşti. Etkinliğe katılamayanlar için panellerden aldığım notları, konuşmacıların söylemleriyle birlikte derlemede bir araya getirdim.
Finans Sektörü Webrazzi Fintech 2025’te neler konuşuldu?
Webrazzi Fintech 2025, bu yıl da teknoloji ve finans dünyasının nabzını tuttu. 1200’den fazla katılımcı, 34 konuşmacı ve 18 sponsorla gerçekleşen etkinlik 2026’ya uzanan stratejik yol haritasını da netleştirdi.

Webrazzi Fintech, sektörü bir araya getiren en güçlü platformlardan biri olmayı sürdürüyor. 10 Aralık’ta Wyndham Grand İstanbul Levent’te düzenlenen etkinlikte açılışı Webrazzi Kurucu ve CEO’su Arda Kutsal yaptı. Kutsal, Webrazzi’nin 20. yılına yaklaşırken konferans serisinin 2026 itibarıyla daha da genişleyeceğini, yeni temalar ve daha zengin içeriklerle ekosisteme yön vermeye devam edeceklerini açıkladı.

Sahneye çıkan her panelin, finansal teknolojilerin geleceğine dair ayrı bir pencere açtığını söyleyebilirim. Yatırım ortamının dönüşümü, ödeme sistemlerindeki hızlanma, bankacılık ve e-ticaret entegrasyonları, platform ekonomisinin yükselişi, yapay zekânın ödeme ve risk yönetimindeki etkisi, KOBİ finansmanı, regülasyonun yeni çerçevesi ve sektörün 2026 stratejileri tartışmaların ortak eksenini oluşturdu.
Webrazzi Fintech 2025, hem kurumlar hem girişimler hem de regülasyon tarafı için “2026’ya hazırlanma” mesajının en net duyulduğu etkinliklerden biri olarak öne çıktı.
Aşağıda, gün boyunca izlediğim tüm panel ve oturumların öne çıkan başlıklarını, konuşmacıların söylemlerini ve kendi notlarımı bulabilirsiniz.
Panel ve oturumlara gelince…
Finanstan E-Ticarete Yolculuk

“E-ticaret artık fintech’in doğal uzantısı haline geldi.” – Mehmet Bülent Kutacun
Webrazzi Kurucu ve CEO’su Arda Kutsal’ın moderasyonunda gerçekleşen oturumda Mehmet Bülent Kutacun, Pazarama’nın finans kökenli bir yapıdan teknoloji odaklı bir e-ticaret platformuna dönüşümünü ayrıntılarıyla anlattı. Kutacun, konuşmasına bankacılık altyapısının Pazarama’ya sağladığı stratejik avantajlara değinerek başladı. Online siparişlerden ödeme çözümlerine, saha operasyonlarından dijital kartlara kadar birçok ürünün finansal mühendislik temeliyle geliştirildiğini ifade etti.
Kutacun’a göre e-ticaret sektörü artık yalnızca ürün satışıyla sınırlı bir iş alanı değil. Ödeme çözümleri, yapay zeka akışları, dijital cüzdanlar ve veri bazlı öneri sistemleri bu sektörün doğal parçaları haline geldi. “Bugün internete giriyorum demiyoruz. Yapay zeka da böyle olacak; altyapıda görünmez biçimde çalışacak” diyerek teknolojinin asıl değerinin müşteriye hissettirmeden sunulan kolaylıkta olduğunu vurguladı.
Pazarama’nın farklılaşma alanları arasında kadın girişimcileri destekleyen projeler, KOBİ’lerin finansmana erişimini kolaylaştıran modeller, otomotivden markete kadar genişleyen ödeme çözümleri ve QR tabanlı hızlı tahsilat araçları yer alıyor. Kutacun, “e-ticaretin içinde artık bir finans kuruluşu gibi davranmak gerekiyor” diyerek platformun fintech DNA’sını özetledi.
Şirketin büyüme stratejisinin merkezinde ise güçlü iş birlikleri bulunuyor. Kutacun, “teknoloji sadece kendimiz için geliştirdiğimiz bir şey değil” diyerek hem yazılım hem operasyon tarafında diğer şirketlere ürün ve altyapı sağladıklarını, Pazarama’nın arkasındaki teknolojiyi farklı markalara da konumlandırdıklarını söyledi. Bu anlayışın bir parçası olarak imece, çeşitli pazar yeri projeleri ve markaların kendi uygulamalarının backend geliştirmeleri gibi çalışmalar yürüttüklerini aktardı.
Pazarama’nın yatırım yaptığı iki girişim olduğunu belirten Kutacun, şirketin fintech ve e-ticaret ekseninde dikeyde uzmanlaşmış ekiplerle yeni ürünler geliştirdiğini, ödeme ve lojistik süreçlerini tamamen yeniden tasarladığını ifade etti. Ona göre stratejik etki yaratan asıl unsur, bu teknolojiyi tek bir markanın tekelinde değil, iş birliği içinde tüm ekosistemin gelişimine katkı sağlayacak şekilde açmak.
Kutacun konuşmasını şöyle özetledi: e-ticaret pazarı hızla büyüyor, ancak rekabet artık sadece ürün çeşitliliğinde veya teslimat hızında değil; finansal teknolojileri doğal biçimde entegre eden, yapay zeka ile deneyimi dönüştüren, veriyi stratejik kullanan şirketler avantajı elinde tutacak. Pazarama da bu doğrultuda fintech kaslarını stratejisinin merkezine koyarak ilerlemeyi sürdürecek.
Birlikte 10 Yıl: Fintech Ekosistemini Dönüştüren Ortaklıklar

“Ödeme deneyimini tek bir temas noktasına indirgediğinizde, ticaretin tüm akışı farklı bir hız kazanıyor; büyümeyi artık bu hız belirliyor.” Paycell CEO’su Serhat Dolaz
“Verinin doğruluğu ile fiyatın şeffaflığı birleştiğinde, müşteri güveni sadece korunmuyor, uzun vadeli sadakate dönüşen sağlam bir etki yaratıyor.” Doğuş Grubu CEO Ofis İş İlişkileri Yönetimi ve Sürdürülebilirlik Grup Müdürü Esra Adalı Ayas
“Çoklu ödeme yöntemlerini doğru kurgulamak, pazar yerlerinde nakit akışını yöneten görünmez güç haline geldi; KOBİ’ler bu sayede daha sürdürülebilir bir finansal zemine kavuşuyor.” Trendyol Grubu CFO’su Yasin Canki
“Birlikte 10 Yıl: Fintech Ekosistemini Dönüştüren Ortaklıklar” başlıklı panel, Paycell CEO’su Serhat Dolaz’ın moderasyonunda, Türkiye’de platform ekonomisinin nasıl dönüştüğüne dair kapsamlı bir perspektif sundu. Dolaz’ın açılışı, yalnızca on yıllık bir iş birliğinin kutlanması anlamına gelmedi; aynı zamanda ödeme teknolojilerinin, lojistiğin ve dijital müşteri deneyiminin ortak bir zeminde buluştuğu döneme de işaret ediyordu. Dolaz’ın vurguladığı gibi, bundan yaklaşık 16–20 yıl önce atılan adımlar, bugün Türkiye’de fintek ile ticaretin aynı ruhla şekillendiği güçlü bir altyapıya dönüşmüş durumda.
İlk söz, Doğuş Grubu CEO Ofis İş İlişkileri Yönetimi ve Sürdürülebilirlik Grup Müdürü Esra Adalı Ayas’a verildi. Ayas, 2022–2025 döneminin yalnızca ticaret hacminin büyümesiyle değil, veri doğruluğu, fiyat şeffaflığı ve müşteri deneyiminin yeniden tanımlandığı bir dönüşümle geçtiğini aktardı. Milyonlarca kullanıcıya ulaşan bu yapıda, talebin dalgalandığı dönemlerde fiyatlama mekanizmalarının müşteri beklentileriyle doğru hizalanmasının kritik önem taşıdığını belirtti. Ayas’a göre perakende, gastronomi, otomotiv ve daha pek çok sektör artık yalnızca ürün sunmuyor; güvenilir, hızlı, kesintisiz dijital etkileşimler üzerinden rekabet ediyor.
Panelin ikinci bölümünde Trendyol Grubu CFO’su Yasin Canki, Trendyol’un ölçeği üzerinden sektöre yayılan etkileri detaylandırdı. Ona göre ödeme, platformdaki ilk temas noktası olduğu için tüm müşteri yolculuğunun ritmini belirleyen aşama haline geldi. Hız, güvenlik ve doğru tasarlanmış akış, müşterinin aynı platformda kalıcı olmasını sağlayan temel unsurlar arasında. Canki, Trendyol’un aktif satıcı ağının 250 bini aştığını hatırlatarak, bu kadar geniş bir topluluğun KOBİ finansmanı açısından ödeme çözümlerine ne kadar bağımlı hale geldiğini örneklerle anlattı. Kredi seçenekleri, temassız işlemler, çoklu ödeme yöntemleri ve uluslararası operasyonların gerektirdiği altyapı, 2025 sonrası için stratejik bir eşik olarak görülüyor.
Serhat Dolaz, panel boyunca ödemeyi yalnızca bir teknik süreç olarak değil, platform ekonomisinin ana taşıyıcısı olarak konumlandırdı. Ona göre müşterinin bir kez “hızlı ve sorunsuz” ödeme deneyimi yaşaması, platformun tüm diğer hizmetlerine geçişi de kolaylaştırıyor. Paycell’in geliştirdiği çözümler; akıllı fiyatlama, kart güvenliği, veri bütünlüğü, çoklu kanal ödeme yönetimi gibi alanlarda sektöre referans oluşturuyor.
Panelin ortak mesajı, ticaret ile fintekin artık birbirinden ayrılmadığı yönündeydi.
Ödeme sistemleri, pazar yerleri, lojistik ağlar, restoran ekosistemleri, tüketici uygulamaları ve sürdürülebilirlik stratejileri aynı altyapının parçaları haline gelirken; bu kümelenme yeni rekabet alanını tanımlıyor.
Üç konuşmacının da altını çizdiği kritik nokta şu şekildeydi:
Ticaret büyümesi, artık yalnızca ürün çeşitliliği veya hızla ölçülmüyor. Asıl fark; veriyi doğru yöneten, fiyatlamada şeffaflığı sağlayan, ödemeyi sorunsuzlaştıran ve tüm bunları tek bir platform deneyimi içinde birleştirebilen oyuncularda ortaya çıkıyor.
Paycell, Trendyol ve Doğuş Grubu’nun kesişim noktasında ise finansal teknolojilerin ekonominin görünmeyen altyapısı haline geldiği bir gelecek var. Panel, bu dönüşümün sadece 10 yıllık bir yolculuk olmadığını; gelecek on yılın da aynı iş birlikleriyle yeniden şekilleneceğini hatırlatan güçlü bir kapanışla sona erdi.
2026 Perspektifi: Türkiye’nin Dönüşen Ekonomisi ve Yeni Yollar

“Türkiye’nin asıl ivme kazanacağı yer, teknolojinin finans, lojistik ve veri ekonomisiyle kesiştiği yeni değer alanları olacak.” Arda Ermut
Webrazzi Fintech 2025 sahnesinde Arda Kutsal’ın bu kez karşısında Türkiye Varlık Fonu Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Arda Ermut vardı. “2026 Perspektifi: Türkiye’nin Dönüşen Ekonomisi ve Yeni Yollar” oturumunda Ermut, hem Varlık Fonu’nun portföyüne hem de Türkiye’nin önümüzdeki iki–üç yıl için fırsat alanlarına odaklanan samimi ama bir o kadar da stratejik bir çerçeve çizdi.
Ermut, Türkiye Varlık Fonu’nu anlatırken önce yapının ölçeğine ve çeşitliliğine dikkat çekti. Telekomünikasyondan sigortaya, şans oyunlarından altyapıya uzanan sekiz farklı sektörde 30’un üzerinde şirketten söz etti. Türk Telekom ve Turkcell tarafında yapılan yeniden yapılanmaların, 5G yetkilendirmesi ve fiber imtiyazının uzatılması gibi adımların, aslında sadece tekil şirket kararları olmadığını; Türkiye’nin dijital altyapı ve veri ekonomisi hedefiyle uyumlu bir “zemin hazırlığı” olduğunu vurguladı. Şans oyunları alanında ise illegal yapılarla rekabet ederken kamu gelirlerini artırma ve aynı zamanda veri güvenliğini koruma çabasının zorluğuna değindi.
2026’ya giderken fırsat başlıkları sorulduğunda Ermut’un cevabı netti: teknoloji yoğun üretim, dijital altyapı ve veri ekonomisinin lojistik ve finansla buluştuğu alanlar. Türkiye’nin jeostratejik konumu, genç ve dinamik nüfusu, tarihsel “hayatta kalma refleksi” ve kriz yönetimi tecrübesi, ona göre artık soyut bir avantajdan çıkıp, yatırımcı açısından somut değer üreten bir kümeye dönüşüyor. Sanayi ve makine devrimlerinde kaçan fırsatların ardından, internet ve yapay zekâ ekseninde şekillenen yeni dönemin Türkiye için kaçırılmaması gereken bir “fırsat penceresi” olduğunu hatırlattı.
Finans tarafında ise Ermut, Türk bankacılık sisteminin uzun yıllardır yüksek enflasyon ve dalgalı kur ortamında sınanmış yapısının bugün fintech ekosistemi için güçlü bir zemin sunduğunu belirtti. Uluslararası bankaların Türkiye’de edindiği deneyimin, Türk yöneticileri global rollere taşıdığını; aynı dayanıklılığın şimdi ödeme sistemleri, açık bankacılık, dijital cüzdanlar ve yapay zekâ destekli finansal ürünler üzerinden fintech alanında yeniden üretileceğini anlattı. Regülasyon kurumlarının tecrübesi ve İstanbul Finans Merkezi’nin hem regülatörleri hem bankaları hem de fintech girişimcilerini aynı fiziksel ekosistemde buluşturacak olması, Ermut’un gözünde 2026’ya giderken en kritik kaldıraçlardan biri.
İstanbul Finans Merkezi’ni anlatırken sadece bir gayrimenkul projesinden söz etmedi; 50 bin kişilik bir finans ve teknoloji kümelenmesinden, finansal hizmet ihracatı için yaratılan yeni imkânlardan ve fintech girişimcilerinin karar vericilere daha hızlı erişebileceği bir “yakın temas alanı”ndan bahsetti. Kamu bankaları, Türkiye Sigorta, katılım finans yapıları ve Varlık Fonu’nun fonların fonu modeliyle girişim sermayesi tarafına attığı adımların, önümüzdeki dönemde doğrudan yatırımlarla tamamlanacağını ekledi.
Oturum boyunca Ermut, teknolojik yatırımların dalgalar hâlinde ilerlediğini; bir dönem “patlama”, ardından “ayakların yere basması” evresinin geldiğini, Türkiye’nin bu döngüde moralini kaybetmeden, insan kaynağını ve bölgesel ağlarını akıllıca kullanması gerektiğini hatırlattı. Afrika uçuş örneğinde olduğu gibi, bugün siyasi veya stratejik görünen kararların birkaç yıl içinde yüksek kârlılık ve küresel rekabet gücü sağlayabildiğini söyledi. Benzer bir hikâyeyi telekom, dijital altyapı, veri ekonomisi ve fintech alanlarında da yazabileceklerini, önemli olanın bu adımları zamanında atmak olduğunu vurguladı.
Son bölümde Arda Kutsal’ın “AI, fintech, e-ticaret… Her şey birbirine karıştı, belki de artık ‘teknoloji’ demek yeterli” tespiti üzerinden devam eden sohbet, Türkiye Varlık Fonu’nun rolünü bir kez daha netleştirdi: Varlık Fonu, hem kamu hem özel sektör refleksleriyle hareket eden hibrit yapısıyla, Türkiye’nin bu yeni teknoloji ve fintech dalgasında fırsatı kaçırmaması için “arkadaki stratejik zemin”i kurmaya çalışıyor. Ermut’un mesajı özetle şu çizgideydi: Türkiye’nin potansiyeline yönelik ilgi yüksek, insan kaynağı hazır, coğrafi ve finansal altyapı olgunlaşıyor; şimdi mesele, bütün bu bileşenleri 2026 perspektifine uygun, katma değer odaklı bir hikâyede buluşturabilmek.
2025’te Dijital Finansın Nabzı ve Reklam Yarışı

“Fintek kullanıcılarının sadakati tarihin en yüksek seviyesine ulaştı.” — İdil Kesten
Webrazzi Fintech25 sahnesinde konuşan Gemius Ülke Müdürü İdil Kesten, Türkiye’de dijital finans ekosisteminin ulaştığı ölçeği, kullanıcı davranışındaki dönüşümü ve markalar arasındaki reklam rekabetini kapsamlı bir veri setiyle değerlendirdi. Kesten’in sunumu, yalnızca 2025’in genel resmini sunmakla kalmadı; aynı zamanda kategori bazında hangi oyuncuların yükselişte olduğunu, hangi segmentlerin hız kaybettiğini ve kullanıcı sadakatinin en yoğun olduğu alanları da ortaya koydu.
Kesten konuşmasına, Gemius’un ölçümleme kapsamını hatırlatarak başladı. Bankacılık platformlarının ziyaretçi hacminden kripto uygulamalarındaki kullanıcı davranışına, bankasız bankacılık modellerinden katılım bankalarının büyümesine kadar dijital finansın tüm bileşenlerini ölçen geniş bir veri altyapısına sahip olduklarını vurguladı. Ardından 2025’in ilk on ayına ait veriler ışığında Türkiye dijital finans ekosisteminin ulaştığı kullanıcı büyüklüğünü paylaştı: Aylık ortalama 43 milyon ziyaretçi. Kesten’e göre bu rakam birçok Avrupa ülkesinin toplam nüfusundan daha büyük ve Türkiye’nin dijital bankacılıkta uzun süredir öncü bir penetrasyona sahip olduğunun güçlü bir göstergesi.
Sunumun devamında segment bazlı tablo netleşti. Ödeme sistemleri 18 milyon kullanıcıya ulaşırken, yalnızca dijitalde faaliyet gösteren bankasız bankacılık modellerinin toplam ziyaretçi hacmi 14 milyon seviyesinde. Kripto platformları ise dalgalı piyasa koşullarına rağmen ortalama 9 milyon kullanıcıyı aylık olarak çekmeyi başarmış durumda. Kesten bu noktada dikkat çeken bir veri paylaştı: Kripto sitelerinde ortalama oturum süresi 74 dakika. Bu süre, tüm finans kategorileri arasında en yüksek kullanıcı bağlılığının kripto ekosisteminde oluştuğunu gösteriyor.
Bankacılık kategorisinde sıralamalar geçen yıla benzer şekilde şekillendi. 2025’te en fazla ziyaret edilen banka yine Garanti oldu; ardından Ziraat Bankası ve İş Bankası geliyor. Ancak trafik tarafındaki tablo reklam yatırımlarıyla birleştiğinde farklı bir rekabet resmine dönüşüyor. Kesten’in açıklamasına göre 2025’in en büyük reklam yatırımını Akbank gerçekleştirdi. Bu yatırımın sonuçları hem marka görünürlüğüne hem de sıralamadaki konumlanmaya doğrudan yansımış durumda.
Bankasız bankacılık tarafında ise çarpıcı bir durum söz konusu. Pazar büyüyor ve yeni oyuncular ekleniyor olmasına rağmen toplam ziyaretçi sayısında bir gerileme görüldü. Kesten, bunun temel nedeninin kategorinin en büyük platformlarından birinin reklam yatırımlarını azaltması olduğunu belirtti. Reklam hacmindeki bu daralma kullanıcı trafiğine de yansımış; bu da reklam görünürlüğünün dijital finans kategorilerinde kullanıcı davranışıyla ne kadar doğrudan ilişkili olduğunu gösteriyor.
Katılım bankalarının verileri sunumun dikkat çeken bölümlerinden biriydi. Aylık ortalama 7 milyon kullanıcıya ulaşan segment yalnızca büyümesiyle değil, yüksek sadakat oranlarıyla öne çıkıyor. Kuveyt Türk ve Vakıf Katılım gibi markaların sadakat oranları yüzde 70–80 bandında. Kesten bu bulguyu “Bir kullanıcı katılım bankasını benimsediğinde diğer platformlara geçiş neredeyse hiç olmuyor” şeklinde özetledi. Türkiye’de en yüksek marka bağlılığının bu segmentte görüldüğünü belirtti.
Ödeme sistemlerinde Papara hâlâ liderliği koruyor ancak Kesten’in vurguladığı önemli değişim Paycell’in hızlı yükselişi. Ziyaretçi hacmini ciddi şekilde artıran Paycell, reklam yatırımlarıyla da segmentte öne çıkmış durumda. Hepsipay ve diğer telko tabanlı çözümlerin de kategoriye canlılık getirdiği ifade edildi.
Kripto kategorisi 2023’teki zirvesinin ardından 2024’te düşüş yaşamış olsa da 2025’te yeniden güçlü bir yükseliş momentumu yakalamış görünüyor. Lider platform Binance TR; onun ardından Binance Global, Paribu ve BTC Türk geliyor. Bu kategoride Garanti BBVA Kripto’nun yalnızca iki aylık verisine rağmen listeye girmeyi başarması ve reklam yatırımıyla sektörün en görünür markalarından biri haline gelmesi ayrıca vurgulandı.
İdil Kesten sunumu şu değerlendirmeyle kapattı: Türkiye’de dijital finansın her kategorisi büyüyor; rekabet yalnızca teknoloji ve ürünlerle değil, görünürlükle kazanılıyor. Reklam yatırımı azaldığında kullanıcı trafiği hızla eriyor, artırıldığında ise pazar payı belirgin biçimde değişiyor. 2025’in finansal dijital rekabeti, kullanıcı sayısının büyüklüğü kadar markaların görünürlüğü koruma becerisiyle şekilleniyor.
Fintech 2025: Yeni Dengeler, Yeni Fırsatlar

“Fintech yatırımlarında belirsizlik devam ediyor fakat Türkiye, yeni dikeylere yayılan iş modelleriyle 2025’te dikkat çekici bir momentum yakaladı. Sinem Cantürk,
KPMG Türkiye Fintech ve Dijital Finans Lideri Sinem Cantürk, “Fintech 2025: Yeni Dengeler, Yeni Fırsatlar” sunumunda küresel fintech yatırımlarının pandemi sonrası seyrini, 2025’in ilk yarısındaki tabloyu ve hem dünya hem Türkiye için öne çıkan fırsat alanlarını özetledi.
Küresel tablo söz konusu olduğunda “Para pahalı, seçicilik yüksek“
Cantürk, KPMG’nin küresel Pulse of Fintech araştırmasının 2025 ilk yarı sonuçlarına göre fintech yatırımlarının düşüş eğilimini sürdürdüğünü anlattı.
- 2024 ilk yarıda 2.255 işlem / 51,9 milyar dolar olan hacim,
- 2025 ilk yarıda 2.216 işlem / 44,7 milyar dolar seviyesine geriledi ve 2020’den bu yana en düşük noktaya indi.
Bu gerilemenin arkasında savaş ekonomisi, ticaret gerilimleri, yüksek faiz ortamı ve kur oynaklığı gibi başlıklar yer alıyor. Cantürk, yatırımcıların artık “büyüme pahasına büyüme” yerine kârlılık ve stratejik uyum odağıyla hareket ettiğini vurguladı.
Bölgesel dağılımda:
- Amerika kıtası 26,5 milyar dolarlık hacimle liderliğini koruyor; hacim gerilese de “merkez” rolü sürüyor.
- Avrupa, netleşen regülasyonlar ve stratejik birleşmelerin etkisiyle 13,7 milyar dolarlık hacimle olumlu ayrışıyor.
- Asya-Pasifik ise Çin’in geri planda kalması ve yeni oyuncuların sınırlı etkisiyle yalnızca 4,3 milyar dolarda kalarak son 10 yılın en zayıf performansını sergiliyor.
En büyük 10 işleme bakıldığında ABD merkezli işlemler hâlâ ağırlıkta. Listeye dijital varlık şirketlerinin ve B2B fintech modellerinin daha görünür biçimde girdiği, ayrıca 1 milyar dolar bandındaki işlem sayısının arttığı bir dönem fotoğrafı ortaya çıkıyor. Cantürk, bunu “seçici de olunsa, doğru modele inanıldığı anda daha büyük ticket’lara çıkılabildiğinin işareti” olarak yorumladı.
Cantürk, küresel fintech gündemi için yedi ana öngörüyü şöyle çerçeveledi:
- Yapay zeka ajanları dönemi: Veriyi yorumlayan çözümlerden, insan müdahalesi olmadan karar alıp uygulayabilen otonom yapay zeka ajanlarına geçiş hızlanacak.
- Dijital varlıkların yeni rolü: Stablecoin ve dijital varlıkların yalnızca yatırım aracı olarak değil, özellikle sınır ötesi ödemelerde ana enstrüman olarak kullanıldığı modeller öne çıkacak.
- Mega oyuncular ve konsolidasyon: Uçtan uca hizmet vermek isteyen büyük oyuncular, niş “point solution” üreten teknoloji şirketlerini satın alarak ölçek büyütecek; tek başına kalan dikey oyuncular için hayat zorlaşacak.
- RegTech & SupTech ivmesi: Regülasyona uyumun sade, izlenebilir ve ölçülebilir hale gelmesi hem RegTech hem de denetim otoritelerini destekleyen SupTech çözümlerini hızlandıracak.
- Gömülü finansın yeni dikeyleri: E-ticaret ve perakendenin ötesinde, seyahat, sağlık ve mobilite gibi sektörlerde gömülü finans örnekleri daha görünür hale gelecek.
- Likiditeye dönüş işaretleri: 2026’da kârlı büyüyen unicorn fintech’lerin halka arzlarıyla yatırımcı tarafında bir “hasat dönemi” beklentisi var; bu da erken aşama fintech’lere yeni sermaye iştahı olarak yansıyabilir.
- Otonom siber güvenlik: İnsan müdahalesi olmadan tehditleri tespit edip yanıt verebilen otonom siber güvenlik çözümleri, önümüzdeki dönemde gündemin üst sıralarına yerleşecek.
Türkiye’nin Globalden ayrışan güçlü fintech hikayesi
“Fintech yatırımlarında küresel hacim gerilese de Türkiye, 2025’te hem işlem adediyle hem yatırım büyüklüğüyle olumlu ayrışan, olgunlaşma eşiğine gelmiş bir ekosistem fotoğrafı veriyor.” Sinem Cantürk
Cantürk, sunumun ikinci bölümünde Türkiye fintech ekosistemine odaklandı. KPMG’nin Türkiye start-up yatırımlarını çeyreklik izleyen raporuna göre fintech’ler 2025’te global tablodan ayrışan bir performans ortaya koydu:
- 1. çeyrek: 12 işlem, 23,4 milyon dolar; işlem adedi açısından güçlü, hacim olarak ikinci sırada.
- 2. çeyrek: İşlem sayısı 5’e inse de hacim 78,1 milyon dolara çıkarak ilk çeyreğin üç katına ulaştı.
- 3. çeyrek: 7 işlem ve 94,9 milyon dolarlık hacimle fintech, Türkiye start-up ekosisteminde lider kategori haline geldi.
Cantürk, özellikle Midas yatırımının ekosistem için bir “umut çıpası” oluşturduğunu, GoTech ve Form gibi oyunculara yapılan yatırımların da Türkiye’de para transferi odaklı modellerin ötesine geçildiğinin önemli göstergeleri olduğunu vurguladı. Harcama odaklı çözümlerden yatırım ve varlık odaklı modellere doğru kayışın başladığını, önümüzdeki dönemde Türkiye’de de yapay zeka destekli ürünler ve dijital varlık çözümlerinin yatırım gündeminde daha fazla yer alacağını belirtti.
Fintech’leşen Sektörler: Yeni İş Modelleri ve Oyun Planı

“Influencer ekonomisinin hızına uygun finansal çözümler üretmezseniz, büyümeyi kaçırırsınız.” — Kerem Arseven
“Lojistikte herkes peşin öder, vadeli tahsil eder; bu döngüyü ancak fintech kırabilir.” — Burak Şerbetçi
Webrazzi Fintech25 sahnesindeki “Fintech’leşen Sektörler: Yeni İş Modelleri ve Oyun Planı” oturumunda moderatör Gülben Yağcı’nın konukları Influencer Finance Kurucu Ortağı & CEO’su Kerem Arseven ile Kamyonda Kurucusu Burak Şerbetçi oldu. Yağcı, fintech’in yalnızca finans kurumlarının değil, her sektörün dönüşümünde kritik bir rol oynadığını belirterek söze başladı.
Gülben Yağcı’nın “Influencer Finance nasıl ortaya çıktı, hangi ihtiyacı çözüyorsunuz?” sorusuna Kerem Arseven şu şekilde yanıt verdi: Influencer dünyasının çok hızlı ve anlık kararlarla ilerlediğini, içerik üreticilerinin nakit akışı tarafında ciddi kırılmalar yaşadığını söyledi. Uzayan ödeme vadeleri nedeniyle içerik üreticilerinin hem kişisel harcamalarda hem içerik yatırımlarında zorlandığını anlattı. Influencer Finance’in bu noktada devreye girerek “anında nakde erişim” sağlayan bir finansal cüzdan işlevi gördüğünü ifade etti.
Arseven, bu modelin yalnızca Instagram fenomenlerini değil, Netflix ve Amazon gibi platformlara proje üreten ekipleri, selebritileri, sporcuları ve mikro influencer’ları da kapsadığını belirtti. Türkiye’nin içerik üretiminde lider ülkelerden biri olduğunu, bu nedenle işlem hacminin hızla büyüdüğünü söyledi. Influencer Finance’in Azerbaycan’da da operasyonlara başladığını ve bölgesel büyümenin devam edeceğini vurguladı.
Yağcı’nın aynı soruyu lojistik dikeyinden yönelttiği Kamyonda Kurucusu Burak Şerbetçi, sektöre dair sorunları çocukluğundan itibaren gözlemlediğini söyleyerek konuşmasına başladı. Ödeme vadelerinin yıllardır temel sorun olduğunu, 7 yaşında babasının ofisinde duyduğu “ödeme gelmedi” cümlesinin bugün bile değişmediğini ifade etti. Lojistiğin doğası gereği hizmet veren tarafın tüm masrafları peşin ödediğini, ancak ödemeyi çok daha geç tahsil edebildiğini belirtti.
Şerbetçi, lojistik sektörünün %80–85’inin bireysel kamyon sahiplerinden oluştuğunu, bu nedenle bankacılık mesaisine erişimin ve finansal okuryazarlığın oldukça düşük olduğunu vurguladı. Bu boşluk nedeniyle finansmana ulaşmanın çoğu zaman mümkün olmadığını, Kamyonda’nın tam da bu noktada çözüm sunduğunu söyledi.
Kerem Arseven’e influencer ekosisteminde geleneksel finans ürünlerinin neden yeterli olmadığı sorulduğunda, içerik üretimine özgü “anlık trend yakalama” ihtiyacını örnek gösterdi. Bir destinasyona ya da ürüne bugün erişemeyen influencer’ın içeriğinin üç ay sonra değerini yitirdiğini, dolayısıyla finansmana erişimin zamanında sağlanmasının kritik olduğunu anlattı. Mikro influencer’ların günlük ihtiyaçlardan kira ödemeye kadar uzanan geniş bir skalada erken ödemeye ihtiyaç duyduğunu belirtti.
Burak Şerbetçi, “sahanın nabzını nasıl tutuyorsunuz?” sorusuna, lojistik ekosisteminin oldukça kompakt ve birbirinden haberdar bir topluluk olduğunu belirterek yanıt verdi. Fısıltı gazetesi etkisinin çok güçlü olduğunu, bir firmanın ödeme yapmamasının saatler içinde tüm sektör tarafından bilindiğini söyledi. Kamyonda’nın hem sektör içindeki mevcut işlerinden hem de bu doğal bilgi akışından yararlanarak hızlı kararlar alabildiğini ekledi.
Şerbetçi, Türkiye’nin lojistik hacminin bugün 100 milyar dolar seviyesinde olduğunu, coğrafi konum ve yeni rotalar nedeniyle birkaç yıl içinde üç kat büyümenin, on yıl içinde ise yedi kata yakın bir ölçeğin mümkün olduğunu ifade etti. Bu büyümenin her adımında finansal teknolojilerin zorunlu bir ihtiyaç hâline geldiğini söyledi.
Kerem Arseven ise influencer ekonomisinin büyümesinin fintech çözümlerini daha da görünür kılacağını belirtti. “Fintech her yerde” diyerek sektörün cirosu büyüdükçe finansmana erişim, erken ödeme, güvence ve veri analitiği gibi alanlarda çok daha fazla ürünün ortaya çıkacağını ifade etti.
Oturum, her iki girişimin de kendi sektörlerinde finansal erişim sorunlarını çözen, yeni nesil dikey fintech modellerinin başarılı örnekleri olduğu vurgusuyla tamamlandı.
450 Milyar Dolarlık Fırsat: İşgücü Ekonomisi

“İşgücü ekonomisinde 450 milyar dolarlık dev bir akış var ve bu alanı teknolojiyle yeniden tanımlamak mümkün.” — Umut Özbağcı
Datassist CEO’su Umut Özbağcı, sahneye Datassist’in hikâyesiyle başladı. 1999’da kurulan şirketin, “bordro” gibi çoğu kişi tarafından sıkıcı görülen bir alanı nasıl yıllar içinde bir inovasyon platformuna dönüştürdüğünü anlatarak söze girdi. Özbağcı’ya göre mesele, sadece bordro üretmek değildi; bordro verisinin işveren ve çalışan için yaratabileceği gerçek değeri görmekti. Bu bakış açısı zamanla Datassist’i, yalnızca operasyonel bir hizmet sağlayıcısı olmaktan çıkarıp iş gücü ekonomisinin veri merkezine dönüştürdü.
Özbağcı, 2019’da Datassist’e katıldıktan sonra Türkiye bordro yapısının zorluklarını teknolojiyle sadeleştirmeye odaklandıklarını söyledi. Bu dönemde okuduğu “The Promise of Payroll APIs” makalesinin büyük bir kırılma yarattığını aktardı. Bu makale, bordro bilgisinin sadece kapalı devre bir üretim süreci değil; API’ler aracılığıyla değer yaratan bir katmana dönüşebileceğini gösteriyordu. Bunun üzerine Datassist, bordro bilgisini modüler bir teknoloji altyapısı hâline getirme kararı aldı ve Filika ortaya çıktı.
Özbağcı bu dönüşümü şöyle anlattı:
Filika, payroll alanındaki tüm bilgi birikimini API formatına taşıyan bir yapı olarak kuruldu. Böylece bir şirketin bordro bilgisine ihtiyaç duyan her uygulama, ürün veya fintech çözümü bu know-how’a anında erişebilir hâle geldi. Özbağcı’ya göre bu sadece bir teknik dönüşüm değil; bordro bilgisinin finansal hizmetlerin merkezine taşınmasını sağlayacak stratejik bir kırılım.
Geçtiğimiz yıl yine Webrazzi Fintech sahnesinde bu dönüşümün ilk adımlarını duyurduklarını hatırlatan Özbağcı, Türkiye’de iş gücüne dokunan tüm regülasyonları API ekosistemine bağladıklarını söyledi. Bu altyapının yalnızca fintech’lerin kredi, kart veya POS ürünlerini değil, maaş akışını ve iş gücü odaklı finansal enstrümanları da kapsayacak yeni bir alan açtığını anlattı.
Bu çalışmaların sonucunda Datassist, Fingate iş birliğiyle Türkiye’nin ilk erken hak ediş erişimi çözümünü hayata geçirdi. Özbağcı, bu modeli şöyle özetledi:
– Çalışan, herhangi bir onaya ihtiyaç duymadan o güne kadar hak ettiği ücrete erişebiliyor.
– İşverenin nakit akışı bozulmuyor; bordro süreci ay sonunda otomatik olarak kapanıyor.
– Regülasyon, iş hukuku ve bordro tarafındaki tüm kritik yapı Datassist tarafından güvence altına alınıyor.
Özbağcı, “iki ay içinde onlarca şirketin ürünü kullanmaya başladığını” söyleyerek bu alandaki talebin hızla büyüdüğüne dikkat çekti. Ona göre bu sadece bir fintech ürünü değil; işveren–çalışan ilişkisinde güveni artıran yeni bir finansal erişim modeli.
Sunumun finaline doğru Özbağcı, küresel iş gücü ekonomisine işaret ederek tabloyu şöyle çerçeveledi:
Türkiye’de yalnızca 2024 yılında maaş, SGK, vergi, yemek kartı, özel sigorta ve yan haklar dahil 450 milyar dolarlık bir akış gerçekleşti. Globalde ise bu hacim trilyonlarca dolara ulaşıyor. Bu büyüklüğün, fintech’ler ve teknoloji şirketleri için kaçınılmaz bir fırsat alanı olduğunu vurguladı.
Özbağcı kapanışı şu çağrıyla yaptı:
“Bu iş sadece bordro değil; iş gücü ekonomisinin kalbine dokunan devasa bir değer alanı. Birlikte üretebileceğimiz çözümler varsa, 7/24 mesaj atın. Tanışır, konuşur, problemi birlikte çözeriz.”
“Fintech ile Çalışan Deneyimini Yeniden Tasarlamak: Kolay Avans Modeli”

“Hak edilmiş ücrete erişim, çalışan deneyiminde yeni bir sayfa açıyor.” Alper Akcan
“Finansal stres küçümsenen bir konu ama çalışan bağlılığının en kritik belirleyicilerinden biri.” Sure Ulutaş
Webrazzi Fintech sahnesinde gerçekleşen “Fintech ile çalışan deneyimini yeniden tasarlamak” oturumunda moderatör koltuğunda Arda Kutsal, konuk sandalyesinde ise Fingate Kurucu CEO’su Alper Akcan ile Melon Lumolead Kurucusu Sure Ulutaş vardı. Sohbet, fintek ile insan kaynakları süreçlerinin kesiştiği özgün bir alanı ele aldı: çalışanların hak ettikleri ücrete maaş gününü beklemeden, gerçek zamanlı ve faizsiz erişim sağlayabilmesi. Tartışmanın merkezinde Kolay Avans modeli, finansal refah, çalışan motivasyonu ve yapay zeka destekli kişisel finans yönetimi yer aldı.
Oturumun açılışında Arda Kutsal, Kolay Avans’ın ortaya çıkış motivasyonunu sorması üzerine Alper Akcan şu şekilde konuştu:
Fintek yaklaşımının özü, finansal hizmetleri kullanıcının ihtiyaç duyduğu ana taşıyabilmek. Ona göre yıllardır bordrolu çalışanlarda tekrar eden bir sorun vardı: ani nakit ihtiyacının şirkete bildirilmesi, onay süreçleri ve çalışan açısından çoğu zaman mahremiyet kaybı. Bu nedenle Fingate ekibi, “çalışan hak ettiği ücrete neden sadece ayda bir kez erişiyor?” sorusunu merkeze alarak bir çözüm geliştirdi.
Akcan modeli şu çerçevede anlattı:
Çalışan, bordro sistemine bağlı yapı üzerinden o güne kadar hak ettiği tutarı gerçek zamanlı görüyor ve talep ettiği anda bu tutara erişebiliyor. İşverenin nakit akışı etkilenmiyor çünkü avans tutarı şirket tarafından değil, anlaşmalı banka tarafından karşılanıyor. Ay sonunda bordro kapanırken kullanılan tutar mahsuplaştırılıyor. Akcan’ın ifadesiyle, “amaç borç yaratmak değil, çalışanı ani ihtiyaç anlarında rahatlatan kontrollü bir finansal alan sunmak.”
Arda Kutsal’ın “Dünyada benzer modeller var mı?” sorusuna Alper Akcan şu şekilde cevap verdi:
ABD’de, Avrupa’da ve Avustralya’da erken hak edişe erişim çözümleri çok yaygın, çoğu pazarda milyar dolarlık aylık hacimlere ulaşmış durumda. Türkiye’de bankasız ilerlemek mümkün değil ancak mevcut model düzenlemelerle uyumlu hâle getirilerek hayata geçirildi ve bugün 20’nin üzerinde kuruma ve yaklaşık 5.000 çalışana ulaştı.
Söz Sure Ulutaş’a geldiğinde Arda Kutsal, modelin çalışan deneyimine etkisini sordu. Ulutaş şu değerlendirmeyi yaptı:
Finansal stres, çalışan deneyiminde uzun zamandır görünmez kalan ama etkisi en yüksek başlıklardan biri. Global araştırmalar, çalışan stresinin üçte birinin finansal kaynaklı olduğunu gösteriyor. Ulutaş, geleneksel avans sürecindeki mahremiyet sorununun çalışanı psikolojik olarak zorladığını anlattı; zira çalışan hem yöneticisine hem bordro ekibine hem de finans ekibine kişisel bir ihtiyacı açıklamak durumunda kalıyordu. Ona göre Kolay Avans, “hem mahremiyeti koruyan hem de güven duygusunu artıran bir araç.”
Ulutaş ayrıca modelin İK açısından yarattığı üç önemli etkinin altını çizdi:
- Çalışan bağlılığını güçlendirmesi
- Finansal stresi azaltarak performansı olumlu etkilemesi
- Çalışana “yanındayız” mesajını veren somut bir refah uygulaması olması
Arda Kutsal’ın geleceğe yönelik beklentileri sorması üzerine Alper Akcan şu yanıtı verdi:
Yakın dönemde hedef, Kolay Avans’ı kişisel finans danışmanlığına dönüşen bir platforma çevirmek. Açık bankacılık verileri ve yapay zeka desteğiyle çalışanların bütçe yönetiminde farkındalık kazanabileceğini, harcama alışkanlıklarını analiz edebileceğini ve ihtiyaç anlarında doğru finansal rehberliği alabileceğini anlattı. Akcan’a göre nihai hedef, çalışanlara “finansal sağlık” sunmak.
Sohbetin son bölümünde Arda Kutsal, modelin regülasyon boyutuna işaret ederek bu alanda ne tür sınırlar bulunduğunu sordu. Akcan şu değerlendirmeyi yaptı:
Türkiye’de erken hak ediş ödemeleri banka aracılığı olmadan yapılamadığı için her işlem mevzuatla tam uyum içinde ilerliyor. Ayrıca çalışanların avansa bağımlı hâle gelmemesi adına yıllık kullanım sayısı, tutar limiti ve maaş oranı gibi koruyucu mekanizmalar oluşturduklarını belirtti.
Sure Ulutaş bu noktaya ek yaparak finansal stresin enflasyon dinamikleri nedeniyle arttığını, özellikle son iki yılda avans taleplerinin şirketlerde belirgin şekilde yükseldiğini söyledi. Üniversite ödemesi, kira veya sağlık giderleri dışında “yatırım fırsatı kaçırmamak için avans talebi” gibi yeni davranışların ortaya çıktığını da aktardı. Bu durumun çalışan davranışında yeni bir sayfa açtığını vurguladı.
Yapay Zekada Değer Odaklı Yaklaşım

“Yapay zekâda fark yaratanlar, modaya uymaya çalışanlar yerine işine gerçekten anlam ve değer katanlar olacak.” Zeynep Erdoğan
Architecht Kurumsal Mimari ve Yapay Zekadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Zeynep Erdoğan, sahneye “yapay zekâ”yı bir heves alanı değil, somut iş değeri üreten bir araç olarak konumlandıran net bir çerçeveyle çıktı. Konuşmasına Gartner’ın teknolojik olgunluk eğrisine atıf yaparak başladı. Son dönemde yapay zekâ alanında beklentilerin neden bu kadar şiştiğini anlatmak için, 100 milyon kullanıcıya ulaşma hızını gösteren listeyi hatırlattı: otomobil için 33 yıl, telefon için 15 yıl, internet için 6 yıl, WhatsApp için 3 yıl, Instagram için 2,5 yıl gerekirken, ChatGPT sadece iki ayda bu eşiği geçti. Üstelik hiçbir kampanya, eğitim ya da kılavuz olmadan, doğrudan kullanıcı merakıyla.
Erdoğan’a göre işte tam bu hızlı yayılım, herkesin elinde telefonunda çalışan bir modelin olması, kurumlarda beklenti seviyesini aniden yukarı taşıdı. Yönetimler, çalışanlar, müşteriler “Yapay zekâ bize ne zaman fayda sağlayacak?” sorusuna cevap ararken; Architecht tarafında GPU savaşları, bulut yerine iç kaynaklarla çözüm arayışları, analitik ve üretken yapay zekâya ayrı odaklanan iki farklı ekip yapısı ortaya çıktı. Fakat asıl mesele, teknolojinin hızı değil, o teknolojiye yüklenen anlam. Erdoğan’ın temel mesajı:
“Teknolojiyi merkeze koyarak, sadece trend olduğu için iş yaparsanız sürdürülebilirlik zorlaşır.”
Örnek olarak bir dönem sıkça konuşulan blockchain projelerini hatırlattı. “Blockchain ile bir şey yapalım” motivasyonunun güçlü olduğu, fakat “Kime hangi değeri üretiyoruz? Bunu kim sahiplenecek, kim yönetecek?” sorularının zayıf kaldığı projelerin kalıcı olamadığını söyledi. Tuşlu telefonlardan akıllı telefonlara geçerken firmaların “en küçük, en ince, en katlanabilir” yarışına girdiği dönemleri hatırlattı; Apple’ın ise yarışın kuralını değiştirip deneyimi merkeze alarak oyunu çevirdiğini vurguladı. Yapay zekâ için de benzer bir kırılmanın eşiğinde olduğumuzu düşünüyor.
Erdoğan’ın önerdiği çerçeve “değer odaklı yapay zekâ yaklaşımı”. İlk adımda teknik detay yok; iş ihtiyacı ve hedeflenen etki var. Bankacılıkta en pahalı kaynağın hâlâ insan olduğunu, dolayısıyla operasyonel verimlilik, hızlı ve doğru karar alma, çağrı merkezi ve operasyon ekiplerindeki tekrar eden işlerin azaltılması gibi alanların büyük fırsat sunduğunu anlattı. Burada kullanıcıyı, sahadaki ekipleri, ekranlara bakan operasyon çalışanlarını dinlemenin önemine dikkat çekti. Rutin hâline gelen işlerde zamanla oluşan “bakar körlük” hissinin, iyileştirme fırsatlarının görünmesini zorlaştırdığını söyledi.
İkinci adımda, belirlenen ihtiyaca uygun ölçülebilir metrikler tanımlanmasını savundu: maliyet tasarrufu, dolandırıcılık tespitinde hız ve isabet oranı, risk kararlarında doğruluk, işlem sürelerinde kısalma gibi göstergeler. Ancak değer ve metrikler netleştikten sonra üçüncü adımda teknoloji seçimine geçilmesi gerektiğini vurguladı. Kimi senaryoda basit bir otomasyon bile işin yarısını çözerken; başka bir senaryoda asistan, chatbot ya da iş akışına gömülü robotik süreç otomasyonu tercih edilebilir. Son aşamada ise pilot projelerle deneme, sonuçları takip etme ve ölçekleme döngüsü devreye giriyor.
Erdoğan konuşmasını, yapay zekânın artık finansal teknolojiler için bir “artı özellik” değil, temel bir ihtiyaç olduğu tespitiyle tamamladı. Ancak kazananların, “Ürünlerimizde yapay zekâ da var” demekle yetinenler olmayacağını açıkça söyledi. Ona göre asıl fark; “Hangi problemi, hangi değer önerisiyle çözüyorum, bu çözüm kimin hayatını nasıl kolaylaştırıyor?” sorularına net yanıt verebilen ve yapay zekâyı tam da bu noktada konumlandıran oyuncularda olacak.
AI ile Liderlik Takımlarını Dönüştürmek

“Yarın için en güçlü avantajımız, teknolojiyi iyi bilen ve iş amacını net gören liderleri İstanbul’da yetiştirip globale taşımamız.” Emre Danacı
ING Hubs Türkiye CEO’su Emre Danacı, konuşmasına hem kendi kariyer yolculuğunu hem de ING’nin global stratejisini özetleyerek başladı. 2003’ten beri ING’de çalıştığını, kurum içinde sürekli üretme, kendini yenileme ve “yeni versiyonlarını bulma” imkânı bulduğunu anlattı. Ardından, gündemin merkezine yerleşen o soru geldi: “Yapay zekâ işleri elimizden mi alacak, yoksa işleri yeniden mi tanımlayacak?” Danacı’ya göre cevap, insanı merkeze alan bir dönüşüm tasarımıyla yakından ilişkili.
ING, bugün Filipinler, Slovakya, Polonya ve Romanya’dan sonra Türkiye’de kurulan beşinci hub ile global stratejisinde önemli bir adım atmış durumda. 15 Şubat 2024’te sekiz kişilik çekirdek bir ekiple başlayan ING Hubs Türkiye, bir yıl içinde 250 kişilik bir yapıya doğru ilerliyor. Bu ekibin 120’si yapay zeka, 110’u teknoloji alanında görev yapıyor ve dokuz ülkede toplam 40 milyon ING müşterisine %100 ihracat modelinde hizmet veriyor. Erdoğan, bunu ülke açısından da stratejik bir kazanım olarak görüyor; Türkiye’de yetişmiş nitelikli insan kaynağının, global bir oyuncunun dönüşümünde aktif rol alması, İstanbul’u doğal bir yetenek merkezine dönüştürüyor.
Danacı’ya göre asıl odak, sadece yapay zeka modelleri geliştirmek değil, amaç odaklı bir etki zinciri kurmak. Bunu anlatmak için “mutfak” benzetmesini kullanıyor: Dünyanın her yerinde erişilebilir hâle gelen bulut platformlar, araç setleri ve kodlama ortamları, mutfaktaki profesyonel ekipmanlara benziyor. Gerçek fark, aynı ekipmanı kullanan şefler arasında ortaya çıkıyor. ING Hubs Türkiye’nin misyonu, doğru araçlarla buluşan yetenekli ekiplere, farklı ülkelerin veri setleri, müşteri davranışları ve iş kültürleriyle harmanlanmış zengin bir “malzeme evreni” sunmak. Sonrasında iş, deneyim ve sürekli deneye-yanıla öğrenen çevrimlere kalıyor.
Bu öğrenme döngüsünü, “sadece kod yazan analistler” yerine, işi anlayan ve iş hedefiyle teknik çözümleri birleştiren yeni nesil liderler üzerinden tarif ediyor. Kodlama ve matematik, Danacı’ya göre artık “hijyen faktör”; olmazsa olmaz ama tek başına fark yaratmayan beceriler. Asıl aranan profil; bir problemi işin içinden görebilen, iş etkisini ölçebilen, veriden ürettiği içgörüyü karar süreçlerine taşıyabilen, aldığı geri bildirimle modelini ve yaklaşımını sürekli güncelleyebilen kişiler. Bu nedenle ING Hubs Türkiye yalnızca model üreten bir fabrika değil; geleceğin veri odaklı ürün liderlerini ve takım liderlerini yetiştiren bir okul rolü de üstleniyor.
İnsan kaynağı tarafında da yine veri odaklı bir yaklaşım benimsenmiş durumda. Danacı, HR ekibiyle birlikte işe alımdan kariyer yolculuğuna kadar süreçlerin analitik bakış açısıyla tasarlandığını, bir yıl içinde 23 arkadaşın farklı ülkelere transfer edildiğini ve global rollere taşındığını anlattı. Böylece İstanbul’dan kalkan kariyerler, Amsterdam’dan Varşova’ya uzanan geniş bir coğrafyada ING’nin dönüşümünü besliyor.
Konuşmanın finalinde Danacı, teknoloji kullanımının artık niyetle tanımlandığını vurguladı. Yapay zekâ ve otomasyon, tek başına rekabet avantajı yaratmıyor; fark, “Bu araçları hangi amaçla ve hangi etkiyi yaratmak için kullanıyoruz?” sorusuna verilen yanıtta ortaya çıkıyor. ING Hubs Türkiye ise bu soruya, global bir oyuncunun yapay zeka ve teknoloji stratejisinin kalbinde yer alacak yeni liderleri İstanbul’da yetiştirerek cevap veriyor.
Değişen Yatırım Dünyasının Dinamikleri

“Yatırım, rakamlardan ibaret teknik bir işlem olmaktan çıkıp güvene ve duygusal dayanıklılığa dayanan çok katmanlı bir deneyim alanına dönüşüyor.” Hülya Türkmen
Garanti BBVA Yatırım Genel Müdürü Hülya Türkmen, sahneye çıktığında klasik bir yatırım sunumundan çok, yatırımcı davranışlarının dönüşümüne odaklanan bir çerçeve çizdi. Anlattığı dünya, mevduat, altın ve döviz gibi geleneksel araçların ötesinde; 7/24 açık olan, anlık fiyat hareketleriyle nabzı hızlanan, bilgi, teknoloji ve davranış psikolojisinin iç içe geçtiği son derece hareketli bir arena.
Türkmen, geçmiş dönemde yatırımın nasıl konumlandığını hatırlatarak başladı. Uzun yıllar boyunca yatırım, hem dünyada hem Türkiye’de “çok parası ve çok bilgisi olanların işi” olarak görülüyordu. Yatırım, birikimin uzantısıydı; önce belli bir birikim yapılır, sonra bunun küçük bir bölümü uzun vadeli yatırım araçlarına ayrılırdı. Yatırım kararları ağırlıklı olarak uzun vadeli hedeflerle, görece sabırlı bir bakış açısıyla alınırdı. Fakat bu paradigma, son birkaç yıl içinde kökten değişti.
Bu değişimin arkasında birkaç büyük dalga var: ekonomik koşulların sertleşmesi, dijital altyapının gelişmesi, yatırım uygulamalarının yaygınlaşması ve bilginin sosyal mecralar üzerinden herkesin cebine girmesi. Artık yatırım, yüksek giriş bariyerli, az kişinin bildiği sofistike bir uğraş olmaktan çıktı; “yatırımın demokratikleştiği” bir evreden söz ediyoruz. Türkmen’in altını çizdiği gerçek şu: Artık bin lirasıyla da, bir milyon lirasıyla da yatırım yapmak isteyen herkes kendini bu dünyanın parçası olarak görüyor.
Rakamlar da tabloyu destekliyor. 2019’da Türkiye’de 1,2 milyon civarında hisse senedi yatırımcısı varken, 2023’e gelindiğinde bu sayı 8,5 milyona ulaştı. Bu artışta düşen faizlerin ve halka arzların cazibesinin payı var; fakat asıl önemli olan, yatırım dünyasına giren yeni kitlenin profili. En büyük büyüme 20–30 yaş aralığında; eğitim ve gelir seviyesi bakımından son derece heterojen, teknolojiye hâkim, dijital deneyimlere alışkın, risk algısı daha esnek bir yatırımcı kuşağı söz konusu. Kadın yatırımcıların payı da bu dönemde hissedilir şekilde yükselmiş durumda.
Türkmen, bu yeni yatırımcıyı “bilgisi çok, filtresi sınırlı” ifadeleriyle tanımladı. Sosyal medyadan, arkadaş çevresinden, yatırım gruplarından akan bilgi miktarı yüksek; fakat doğru ile yanlışı, stratejik olan ile gürültüyü ayırmak kolay değil. Bu kuşak için yatırım, hem kısa vadeli kazanç arayışının, hem de uzun vadeli finansal özgürlük hedefinin aynı anda yürütüldüğü bir alan hâline geldi. Günlük harcamaları, aylık ihtiyaçları, borçları ve geleceğe dönük planları aynı portföy içinde yönetmeye çalışan bir yatırımcı profili var.
Bu dünyanın belki en az konuşulan ama en güçlü katmanı, duygular. Hülya Türkmen’e göre hisse senedi yatırımı artık sadece “risk/getiri dengesi” ile tanımlanmıyor. Yatırımcılar, ortak oldukları şirketlerle manevi bir bağ kuruyor; iyi haberlerle seviniyor, kötü haberlerle hayal kırıklığı yaşıyor. Borsada aktif olmak birçok kişi için “cool” bir kimlik unsuru hâline geldi. Doğru zamanda doğru hamleyi yapmak, kazancını paylaşmak, çevresinde bu alana mesafeli duranlara karşı hafif bir gurur hissetmek bu deneyimin parçası.
Peki yatırım kurumları bu yeni gerçeklik karşısında ne yapıyor? Garanti BBVA Yatırım, kendi önceliklerini üç başlık altında topluyor. İlk başlık, yatırımcıyı merkeze alan deneyim tasarımı. Yatırımcıların işlem yaptığı her anda, gerek web ve mobil kanallarda gerek yatırımcı destek merkezinde, rehberlik hissi veren ve güven duygusunu pekiştiren bir yapı kurulmaya çalışılıyor. İkinci başlık, yatırım danışmanlığının dijitalleşmesi. Farklı risk profilleri, hedefler ve beklentilere sahip yatırımcılara özel, doğru zamanda doğru derinlikte rehberlik sunabilmek için yapay zeka ile insan danışmanlığının içgörüleri bir araya getiriliyor. Böylece yeni yatırımcı dalgasının duygusal dalgalanmalarını yönetirken, daha deneyimli yatırımcılara strateji geliştirmeye odaklanabilecekleri alanlar açılıyor.
Üçüncü başlık ise teknolojiyi sadece erişimi kolaylaştıran bir araç olarak değil, stratejik bir değer unsuru olarak ele almak. Garanti BBVA Yatırım’ın E-Trader uygulaması, son dönemde hem kullanıcı arayüzü hem veri altyapısı hem de yatırım fikirlerini besleyen içerik tarafında kapsamlı bir dönüşüm içinde. Yeni dönemde yatırımcıların kendi stratejilerini daha rahat uygulayabilecekleri, teknik ve temel veriye daha güvenilir biçimde ulaşabilecekleri, rehberlik araçlarının daha görünür hâle geleceği bir tasarım hedefleniyor.
Türkmen konuşmasını, yatırımın artık yalnızca teknik bir eylem değil, güvene, farkındalığa ve sürdürülebilir katılıma dayalı bir deneyim alanı olduğu vurgusuyla tamamladı. Burada amaç, her dalga geldiğinde borsaya girip çıkan kalabalıklar yaratmak yerine, yatırım dünyasında kendine sağlam yer edinmiş, duygusal dayanıklılığı desteklenen, uzun vadeli bakış açısı güçlenmiş bir yatırımcı kitlesi oluşturmak.
Kişisel Finans Yönetiminde Yeni Dönem: Finansal Zeka

“HangiKredi’nin hedefi, kullanıcıların karşısına sadece ürün listeleri çıkaran bir platform yerine herkes için kişiselleştirilmiş bir finansal asistan koymak.” Onur Oğuz
Webrazzi Yönetici Editörü Arden Pabuççiyan ile HangiKredi CEO’su Onur Oğuz, bu kısa sohbet bölümünde hem 2025’in zorlu finans iklimini hem de HangiKredi’nin “finansal zeka” vizyonunu masaya yatırdı. Oğuz, sözlerine genel tabloyu çizerek başladı: 2025, finans sektörü açısından erişimin zorlaştığı, maliyet baskısının arttığı, bireylerin kredi ve mevduat ürünlerine ulaşmak için daha fazla araştırma yapmak zorunda kaldığı bir yıl oldu. Böyle dönemlerde, kullanıcıyla banka arasına doğru tasarlanmış bir köprü kurabilen oyuncuların önemi hızla artıyor.
HangiKredi tam burada devreye giriyor. Onur Oğuz, platformu sadece kredi karşılaştırma sitesi olarak değil, bankaların ürünlerini şeffaf biçimde kullanıcıya taşıyan bir dağıtım katmanı olarak tanımlıyor. Artık bankalar, yalnızca kendi kanalları için değil, HangiKredi üzerinden gelen kullanıcılar için de özel tasarlanmış teklifler ve limitler kurguluyor. Bu durum, HangiKredi’yi bir anda finansal ürünlerin vitrininden, stratejik bir müşteri edinme ve segment yönetimi platformuna dönüştürmüş durumda.
Sohbetin doğal akışı kısa sürede yapay zekâya geldi. Oğuz, 2025’in HangiKredi açısından daha çok altyapı ve yetkinlik inşa yılı olduğunu anlattı. Şirket içinde kurulan güçlü analitik ve yapay zeka ekipleri, aynı holding çatısı altında bulunan Kariyer.net, Sigortam.net, Emlakjet gibi markalarla kurulan bağlardan da besleniyor. Bu sinerji, önümüzdeki dönemde hem iç süreçlerde hem de son kullanıcıya dokunan ürünlerde daha görünür etkiler yaratacak.
Onur Oğuz, HangiKredi’yi artık sadece bir kredi karşılaştırma platformu olarak görmediklerini, “finansal zeka” kavramıyla tarif ettikleri daha geniş bir çerçeveye taşıdıklarını anlattı. Kullanıcılar, platform üzerinden yalnızca “en düşük faiz” ya da “en uzun vade” peşinde koşmak yerine, piyasaya ilişkin özet yorumları, yatırım araçlarıyla ilgili temel içgörüleri ve kişisel finanslarına dair ipuçlarını hızlıca görebiliyor. Oğuz’un altını çizdiği nokta şu: Zaman herkes için kıymetli ve kullanıcı, sabah işe giderken ya da gün içinde kısa boşluklarda aldığı bilgilerle finansal yönünü çizebileceği pratik bir arayüz istiyor.
Yapay zekâ bu resimde kritik bir oyuncu. HangiKredi, içerik üretiminden skorlamaya kadar birçok alanda yapay zekâdan faydalanıyor. Ancak Onur Oğuz, güvenlik ve regülasyon çerçevesinin altını kalın kalemle çiziyor. Finans sektöründe “her şeyi yapay zekâya bırakan” bir yaklaşımın riskleri yüksek; bu nedenle HangiKredi, yapay zekâyı kontrollü alanlarda, insan gözetimiyle ve mevzuata uyumlu biçimde kullanmayı tercih ediyor. Özellikle kredi ve ürün önerilerinde, hem bankaların risk iştahını hem de kullanıcıların uzun vadeli finansal sağlığını koruyan dengeli bir yapı hedefliyorlar.
Pabuççiyan’ın “Finansal zeka sizin için ne ifade ediyor?” sorusuna Oğuz’un cevabı, bu vizyonu daha da netleştiriyor. HangiKredi’nin hedefi, kullanıcının karşısına kişiselleştirilmiş bir finansal asistan çıkaran bir yapı. Kullanıcının bankalardaki verileri, harcama alışkanlıkları, arama geçmişi ve talep ettiği ürünler analiz edilerek; hangi bankanın hangi ürününün o kullanıcıya daha uygun olacağı, hangi kartla hangi harcamada avantaj elde edebileceği, kredi planını nasıl yapılandırırsa daha sürdürülebilir bir yapı yakalayacağı gibi sorulara, sade ve anlaşılır cevaplar sunulmak isteniyor. Açık bankacılık altyapısı burada oyunun kurallarını değiştirecek araçlardan biri olarak görülüyor.
Onur Oğuz’a göre önümüzdeki dönemde krediye erişim konusu Türkiye’de daha da merkezî hâle gelecek ve skorlama kavramı gündemde sıkça yer alacak. HangiKredi, bu ortamda kullanıcıya yalnızca “şu bankadan şu faize kredi alırsın” demekle yetinmeyen; bunun yerine, harcama alışkanlıklarını, kart tercihlerinin etkisini, limit kullanımını, taksit davranışlarını analiz ederek finansal okuryazarlığı destekleyen bir platform olmak istiyor. 2026 ve sonrasında hedef, bugün farklı sayfalara dağılmış olan özellikleri, açık bankacılık ve gelişmiş analizler sayesinde tek bir bütüncül “finansal zeka” deneyiminde birleştirmek.
Sohbet; Webrazzi Fintech sahnesinde geçen yıl yapılan görüşmeye atıfla, gelecek yıl tekrar buluşma dileğiyle tamamlandı. Onur Oğuz’un anlattıkları, Türkiye’den çıkan ve milyonlarca kullanıcıya dokunan dijital finans girişimlerinin artık yalnızca yerel başarıyı değil, ürün vizyonunu, veri stratejisini ve yapay zekâ yetkinliklerini global ölçekte test eden yeni bir eşiğin kapısında olduğunu gösteriyor.
Türkiye’de fintech yatırım ekosisteminde 2026 fırsatları

“Finansal teknolojinin dikeyleri genişliyor; keşfedilmemiş alanlar 2026’nın fırsat penceresi.” Hasan Sami Bayansar
“Türkiye’den çıkan girişimlerin başarı eşiği artık global ölçekte test ediliyor.” Sabrican Zaim
Webrazzi Fintech25 sahnesindeki “Türkiye’de fintech yatırım ekosisteminde 2026 fırsatları” paneli, fintech girişim sayılarından büyüme alanlarına, yatırımcı beklentilerinden regülasyon etkilerine kadar geniş bir çerçevede ilerledi. Oturumu Ankara Tekmer CEO’su İmran Gürakan yönetti; konuşmacılar Hasan Sami Bayansar (Insha Ventures) ve Sabrican Zaim (Pars VC) kendi perspektiflerinden kapsamlı değerlendirmeler paylaştı.
Gürakan, oturuma 2025’in finansal teknoloji dünyası için yoğun ve dalgalı bir yıl olduğunu belirterek başladı. Startup Search verilerine atıfta bulunarak Türkiye’de toplam 1.016 fintech girişimi bulunduğunu, bunların 826’sının aktif, 130’unun ise kapanmış olduğunu aktardı. 2025 yılı boyunca 32 girişime yatırım yapıldığını, bu sayının Türkiye için hâlâ güçlü bir hacme işaret ettiğini söyleyerek oturumun çerçevesini çizdi.
Gürakan’ın ilk sorusu, 2025’te operasyonel olarak oldukça yoğun bir dönem geçiren Hasan Sami Bayansar’a yöneltildi. Bayansar, 2025’in kendileri için önemli bir yıl olduğunu, daha önce temelleri atılan işlerin olgunlaştığı bir dönem yaşadıklarını belirtti. Birleşmeler, şirket satın almaları ve başarısız projelerden çıkarılan derslerle 2025’in Insha Ventures açısından “toparlama ve konsolidasyon” yılı olduğunu ifade etti.
Insha Ventures’ın beşinci yılına girdiğini ve artık hem kurum içi girişimcilik projelerini hem de fintech yatırımlarını aynı çatı altında yöneten bir yapıya dönüştüklerini anlattı. Ancak Bayansar, yatırım hacminin 2023 ve 2024’e göre gerilediğini, bunun ekonomik koşullardan kaynaklandığını aktardı. Yatırımcı iştahının iç ve dış zorluklar nedeniyle azaldığını, buna rağmen Türkiye’de fintech’in diğer sektörlere kıyasla hâlâ güçlü durduğunu ekledi.
Bayansar, 2026 için odaklandıkları alanları anlatırken finansın az dokunulmuş segmentlerine dikkat çekti. Leasing, faktoring, freight financing, aracı kurum teknolojileri, kripto altyapıları ve stok finansmanı gibi nispeten geri planda kalan niş alanların büyük potansiyel taşıdığını söyledi. Ayrıca kredi skorlama ve veri temelli yapay zeka uygulamaları gibi modellerin yeni dönemde daha fazla önem kazanacağını belirtti. Türkiye’nin elektronik para transferi, FAST ve dijital bankacılık kasları sayesinde küresel rekabette çok güçlü olduğunu ancak kripto ve akıllı kontrat tabanlı finansal teknolojilerde daha hızlı ilerlenmesi gerektiğini vurguladı.
Son olarak Bayansar, sağlık finansmanı, ameliyat giderlerinin dijital finansman çözümleri ve medikal harcamalara yönelik modellerin 2026’da öne çıkacağını söyledi. Regülasyonların yerleşmesiyle kripto alanında da yenilikçi ürünlerin görüleceğini aktardı.
Gürakan’ın yönelttiği ikinci soruda söz alan Sabrican Zaim, Pars VC’nin fintechleşen geleneksel işlere yatırım stratejisini anlattı. Zaim, 2025’e oldukça temkinli girdiklerini çünkü global ölçekte yatırım sermayesinin daraldığını söyledi. “Paranın olmadığı yerde yatırım yapmak çok zor” diyerek süreci özetledi.
Pars VC’nin portföyündeki girişimlerin büyük bölümünün lojistik ve kamyon dikeyi gibi ciddi finansman ihtiyacı olan alanlarda faaliyet gösterdiğini belirten Zaim, bu sektörlerde bankalarla anlaşmalar, F masrafları ve tedarik finansmanı gibi süreçlerin girişimciler için önemli engeller yarattığını ifade etti. Ekip olarak hem nakit desteği hem de operasyonel destekle bu kümeleri güçlendirdiklerini söyledi.
Gürakan’ın Türkiye’de fintech girişim sayısının düşmesi üzerine yönelttiği soruya Zaim şu karşılığı verdi: Fintech’in sadece ödeme ve elektronik para şirketlerinden ibaret olmadığını, “influencer finance, aracı kurum teknolojileri, tüketici kredisi inovasyonları, B2B finans platformları ve niş finans dikeylerinin tamamının fintech kapsamına girdiğini” vurguladı. Bu nedenle girişim sayısındaki düşüşün fintech’e olan ilginin azaldığını göstermediğini, pazarın çeşitlilik kazandığını ifade etti.
2026 beklentilerine gelirken, Zaim Türkiye’nin sadece Türkiye’ye odaklanan işlerle global oyuncu çıkarmasının zor olduğunu belirtti. Çok erken aşamada bile girişimcileri uluslararası pazarlara hazır hale getirdiklerini, hem girişimleri hem de iş birliklerini çoklu coğrafyalarda test ettiklerini anlattı. Yatırım yaptıkları tüm şirketlerin finansal operasyon kaslarını detaylı analiz ettiklerini, “hem girişimcileri hem de teknoloji sağlayıcılarını skorlama” yöntemini yoğun olarak kullandıklarını söyledi.
Türkiye’nin regulasyon ve altyapı konusunda çok güçlü olduğunu ancak ekosistemin önemli bir eşiğe geldiğini ifade eden Zaim, 2026’da daha fazla yatırım, daha fazla global açılım ve dikeyleşen yeni fintech modellerinin ortaya çıkacağını öngördüğünü belirtti.
Türkiye’de fintech yatırım dinamikleri 2024–2025 arasındaki yavaşlama döneminin ardından daha seçici ama daha kaliteli bir büyüme eksenine oturuyor. Veri tabanlı finansman, yapay zekâ ile güçlenen skorlama modelleri ve sektörlerin “fintekleşmesi” olarak tanımlanan yeni dikeyler, 2026’da hem yatırımcı hem girişimci tarafında güçlü bir momentum yaratma potansiyeline sahip.
Panelin ortaya koyduğu temel içgörü şu: Türkiye’de fintech artık yalnızca ödeme ve e-para başlıklarından ibaret bir alan değil; reel sektörün finansal akışlarını dijitalleştiren, global ölçekli modelleri önceleyen ve veri merkezli çalışan geniş bir ekosisteme dönüşüyor.
Milyonlarca kullanıcıya ulaşmanın formülü BaaS ve UX

“Premium bankacılığı herkes için erişilebilir kılan bir BaaS modeli kurduk.” Yiğit Çağlayan
Webrazzi Fintech25 sahnesinde gerçekleşen “Milyonlarca kullanıcıya ulaşmanın formülü BaaS ve UX” başlıklı sohbette, Webrazzi Kurucu ve CEO’su Arda Kutsal ile Getir Finans Kurucu CEO’su Yiğit Çağlayan, servis bankacılığı ve kullanıcı deneyiminin nasıl bir araya geldiğini anlattı.
Yiğit Çağlayan – Getir’in süper uygulama yolculuğundan servis bankacılığına
Yiğit Çağlayan, Getir Finans hikâyesinin başlangıç noktasını anlatırken dört buçuk yıl öncesine döndü. O dönemde Getir’in Türkiye’de pek çok şehre yayılmış, yemek, çarşı ve taksi gibi ürünleriyle süper uygulama olma yolunda ilerlediğini hatırlattı. Bu resimde eksik kalan halkayı ise finansal hizmetler olarak tanımladı; para transferi, ödeme ve birikim ürünleri olmadan “süper uygulama” tanımının eksik kaldığını söyledi.
Bu ihtiyaç görünce, doğal refleksin bir banka kurmak gibi göründüğünü, ancak yaptıkları fizibilite çalışmasında yüz milyonlarca dolarlık yatırım ve uzun yıllar zarar yazmayı gerektiren bir tabloyla karşılaştıklarını paylaştı. Yatırımcı iştahı, global piyasa koşulları ve regülasyon dinamikleri yan yana konulduğunda, ekibin yönünü Banking as a Service tarafına çevirdiğini vurguladı.
Buradan sonra kurguyu şöyle özetledi:
- Getir Finans, ürün ve deneyim tarafını üstleniyor.
Müşteri yolculukları, fiyatlama, arayüz, kampanya ve teklif tasarımı Getir Finans ekibinin alanında. - Paranın yönetimi ve regülasyon tarafı FibaBanka’da.
Bilanço, mevduat, yasal yükümlülükler, denetim ve lisans gerektiren tüm yapı banka üzerinden ilerliyor.
Çağlayan bu modeli anlatırken, dünyadan örnek olarak Chime ve bazı pazarlarda Revolut benzeri BaaS kurgularını anımsattı. Getir Finans’ı bir Neobank ruhuna sahip, servis bankacılığıyla çalışan finansal platform olarak tanımladığını söyledi; uzun vadede modelin evrilebileceğini ancak bugün için FibaBanka ile DNA düzeyinde uyum yakaladıklarını özellikle vurguladı.
Ikea analojisi ve “premium bankacılık herkes için” yaklaşımı
Çağlayan, ürün tasarımında ilham aldıkları çerçeveyi anlatırken Ikea analojisini kullandı. Ikea’nın tasarım odaklı mobilyayı herkes için karşılanabilir hale getirdiğini, Getir Finans’ta da benzer bir mantıkla ilerlediklerini söyledi:
- Bankalarda genellikle yüksek mevduata sahip müşterilere sunulan avantajlı faiz ve ücretsiz işlem haklarını,
- Getir Finans’ta segment ayrımı olmadan tüm kullanıcılara açmayı hedeflediklerini anlattı.
Amaç, “premium bankacılık” diye tarif edilen deneyimi, Getir Finans kullanıcıları için standart hizmete dönüştürmek. Bu çerçevede rekabetçi mevduat getirisi, düşük maliyetli para transferi ve sade arayüzü bir paket gibi düşündüklerini aktardı.
Kullanıcı deneyimi tarafında ise e-ticaret dünyasındaki pratiklerden beslendiklerini, tıklama sayısını azaltan, akışı hızlandıran tasarım tercihleriyle müşterinin ürünü keşfetmesini kolaylaştırdıklarını söyledi. Verilere göre bir kullanıcı üç kez para transferi yaptıktan sonra, düzenli ödemelerini ve para hareketlerini kademeli biçimde Getir Finans’a taşımaya başlıyor.
Çağlayan, Getir Finans’ın kısa sürede 1 milyon kullanıcı eşiğini aşan bir ölçeğe ulaşmasını örnek göstererek, başarıda üç bileşenin altını çizdi:
- Getir markasına duyulan güven,
- Yirmi milyona yaklaşan kullanıcı tabanının sağladığı dağıtım gücü,
- Finansal ürünü taşıyan sade ve hızlı kullanıcı deneyimi.
Kutsal, Getir’in pandemi döneminde kullanıcıların pek çok gündelik ihtiyacını çözen bir marka olarak, finansal ürün tarafında da “muhtemelen iyi çözümler sunar” algısı yarattığını söyledi. Çağlayan da bu noktada hiç geleneksel medya kampanyasına çıkmadan, ağırlıklı olarak Getir uygulaması içi iletişim ve marka güveni üzerinden büyüdüklerini belirtti.
Türkiye pazarının beklentisi – Tek ürünle var olmak zor
Yiğit Çağlayan, Türkiye’deki bankacılık rekabetine dikkat çekerek, burada yalnızca hesap açıp kart veren sınırlı modellerle başarıya ulaşmanın zorlaştığını ifade etti. Türk bankalarının ürün zenginliği ve teknolojik kasları nedeniyle, kullanıcının zihninde artık çok daha yüksek bir beklenti seviyesi oluştuğunu anlattı:
- Sadece kart veya sadece hesap sunan ürünler yetersiz bulunuyor.
- Mevduat, kredi, döviz, ödeme ve fatura işlemleri gibi temel ihtiyaçların hepsinde anlamlı bir teklif sunmak gerekiyor.
Çağlayan, küresel örneklerde tek ürüne odaklanan kimi Neobank’lerin bugün yatırımcı eleştirisiyle karşılaştığını, faiz geliri yaratamayan dar modellerin sorgulandığını hatırlattı. Türkiye’de de kullanıcıların “tek işini iyi yap” yaklaşımını, geniş ürün yelpazesi ile birlikte görmek istediğini, yani hem uzmanlık hem bütünlük beklediğini söyledi.
Getir Finans’ın BaaS modeli, Türkiye’de bankacılık lisansı almadan ölçekli dijital bankacılık yapmanın mümkün olduğunu somut biçimde gösteriyor. FibaBanka üzerinden kurulan servis bankacılığı altyapısı, Getir’in yaygın kullanıcı tabanı ile birleşince, iyi tasarlanmış bir kullanıcı deneyiminin ne kadar hızlı büyüyebileceğini ortaya koyuyor. Önümüzdeki dönemde bu örnek, hem bankalar hem de büyük platformlar için, “marka gücü artı BaaS artı UX” formülünü daha sık gündeme getirecek.
“Ekosistem Bankacılığı: Nakit Akışını Yeniden Tasarlamak”

“Grubun tüm bankaları ve finansal iş ortaklarını tek platformda birleştirerek tedarikçilerin nakit akışını yeniden kurguluyoruz.” — Bulut Arukel
“MoneyPay ile başlayan PF deneyimimizi Nakitera ile tedarikçi finansmanına taşıdık; birkaç firmayla başlayan yapı bugün 100’ün üzerinde tedarikçiyi kapsıyor.”— Ferit Cem Doğan
Webrazzi Fintech25 sahnesinde gerçekleşen “Ekosistem Bankacılığı: Nakit Akışını Yeniden Tasarlamak” başlıklı özel sohbette Nakitera Genel Müdürü Bulut Arukel ve Migros Mali İşler İcra Kurulu Üyesi Ferit Cem Doğan, Anadolu Grubu’nun tedarik zincirini merkeze alan yeni nesil tedarikçi finansmanı yaklaşımını anlattı. Sohbet, grup içi nakit akışının nasıl yeniden tasarlandığını, bankalarla kurulan yeni ilişki modelinin ve verinin bu resimdeki rolünün altını çizdi.
Ferit Cem Doğan, Nakitera’nın hikâyesini anlatırken önce MoneyPay ile başlayan e-para ve payment facilitator işine döndü. Anadolu Grubu’nun CCI ve Efes gibi geniş distribütör ağlarına sahip şirketlerinde, tahsilat ve alacak yönetimi tarafında yıllardır benzer sorunları gözlemlediklerini aktardı.
Bu noktada sorunun yalnızca likiditeye erişim olmadığını, tedarikçilerin “kaç bankaya ulaşabildim, yeterince rekabetçi teklif alabildim mi, limitim var mı yok mu” gibi sorulara da yanıt aradığını söyledi. Nakitera ile birlikte grubun kendi kredi limitini kullanarak tedarikçilere daha destekleyici bir borçlanma yapısı sunduklarını, böylece hem erişimi kolaylaştırdıklarını hem de maliyetleri daha öngörülebilir hale getirdiklerini ifade etti.
Doğan, tedarikçi finansman çözümüne 3–5 firma ile başladıklarını, bugün 100’ün üzerinde tedarikçinin platformu aktif olarak kullandığını belirtti. Nakitera’nın, bu ölçeklenmeyle birlikte yalnızca bir finansman aracı olmaktan çıkıp, grup için stratejik bir ekosistem bileşeni haline geldiğini vurguladı. Ona göre, Anadolu Grubu’nun Migros, CCI, Efes ve diğer şirketlerinde kurulan iskelet, ilerleyen dönemde daha geniş iş birliklerine alan açacak güçlü bir temel oluşturuyor.
Bulut Arukel, Nakitera’yı anlatırken önce ekosistem bankacılığı kavramına işaret etti. Klasik yaklaşımda her şirketin tek tek bankalarla görüştüğü, tedarikçilerin kendi çabalarıyla finansmana ulaşmaya çalıştığı parçalı modelin artık sürdürülebilir olmadığını söyledi.
Nakitera ile Anadolu Grubu’na ait platformda birden fazla bankanın aynı anda konumlandığını, tedarikçilerin bu bankaların tekliflerini tek ekrandan görebildiğini ve kendi nakit ihtiyacına en uygun çözümü seçebildiğini anlattı. Arukel, bugün çift haneli sayıda banka ile çalıştıklarını, bu yapının hem grup içi hem grup dışı tedarikçiler için önemli bir likidite köprüsü kurduğunu ifade etti.
Migros’un tedarik zincirine dair verdiği örneklerde, raflardaki ürünlerden arkadaki lojistik akışa, oradan ham madde tedarikçisine uzanan kesintisiz bir döngü olduğunu hatırlattı. Bu döngüde akan verinin, Nakitera ile birlikte artık yalnızca operasyonel süreçleri değil, finansal planlamayı da besleyen stratejik bir varlığa dönüştüğünü söyledi.
Arukel’in altını çizdiği başka bir nokta da, platformun veri ve yapay zekâ ile desteklenen gelecek fazları oldu. Tedarikçi davranışları, ödeme alışkanlıkları ve grup içi işlem hacimleri üzerinden üretilecek içgörülerle, ilerleyen dönemde dinamik limit yönetimi, riskin daha iyi fiyatlandığı modeller ve büyüme stratejisini destekleyen senaryolar tasarlamayı hedeflediklerini paylaştı.
Sohbetin sonunda Arukel, Nakitera’yı yalnızca bir tedarikçi finansman çözümü olarak değil, “Holding’in distribütör ağı için tasarlanmış, bankalarla reel sektörü aynı masada buluşturan bir ekosistem bankacılığı katmanı” olarak tanımladı. Ferit Cem Doğan da bu yaklaşımın Migros ve Anadolu Grubu şirketlerinde nakit akışını daha öngörülebilir hale getirerek tedarikçilerle olan ilişkinin niteliğini güçlendirdiğini vurguladı.
Ekosistem bankacılığı, Türkiye’de PF modellerinin açıklığını kapatmakla kalmıyor; tedarik zincirinin tüm akışını veri odaklı bir düzene taşıyor. Nakitera’nın yaklaşımı, platform ekonomisinin finansman tarafında nasıl bir ölçeklenme yaratabileceğine dair güçlü bir işaret. Migros gibi büyük perakende oyuncularının bu modele entegre olması ise 2026’da tedarikçi–banka etkileşiminin çok daha analitik ve rekabetçi bir zemine taşınacağını gösteriyor.
Bankacılığın yapay zeka ajandası ve 2026 beklentileri

“2026, bankacılıkta yapay zeka destekli yeni bir dönemin kapısını aralayacak.” — Mustafa Aydın
Webrazzi Fintech25’te Ahmet Buğra Ferah’ın konuğu olan BDDK Bilgi Sistemlerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Mustafa Aydın, bankacılık sektörünün son bir yıldaki dönüşümünü, dijital bankaların yükselen etkisini ve 2026’da yapay zekâ odaklı yeni düzenlemelerin çerçevesini değerlendirdi. Aydın’ın aktardıkları, önümüzdeki dönemde finans sektöründe nasıl bir rekabet zemininin şekilleneceğine dair kritik ipuçları sunuyor.
Son bir yılda dijital bankaların sayısının altıya ulaşmasıyla birlikte sektörün rekabet dinamiklerinin köklü biçimde değiştiğini vurgulayan Aydın, servis modeli bankacılığının artık “finansın her yerde olduğu” bir yapıya dönüştüğünü ifade etti. Gömülü finans, görünmez finans ve embedded finans gibi kavramların artık teorik başlıklar olmaktan çıkıp sahada karşılık bulduğunu, bankaların dijital kanallardan çok daha geniş kullanıcı kitlelerine eriştiğini anlattı. Bu dönüşümün bankacılık rekabetini 2026’da tamamen yeni bir seviyeye taşıyacağını belirtti.
Aydın, yapay zekânın bankacılık sektöründe giderek merkezî bir rol oynamaya başladığını, ancak bu gelişimin yalnızca hız ve otomasyon yarışı olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. Bilgi güvenliği, model şeffaflığı, açıklanabilirlik ve önyargı kontrolleri gibi kritik başlıkların yeni dönemin temel kriterleri olduğunu vurguladı. Bu doğrultuda BDDK’nın 2026’da iki farklı modelle ilerleyeceğini dile getirdi: yönetişimi güçlendiren düzenlemeler ve sektör genelindeki yapay zekâ modellerinin ortak bir çatı altında değerlendirilmesini sağlayacak teknik yapı.
Konuşmasının en dikkat çekici bölümlerinden birinde Aydın, Kredi Kayıt Bürosu ile birlikte kurulacak yeni test ve doğrulama alanını açıkladı. Bu yapının, bankaların kullandığı yapay zekâ modellerini standartlaştıran, güvenlik seviyelerini değerlendiren ve sektöre ortak bir referans noktası sunan bir mekanizma olacağını ifade etti. Böyle bir yapının dünyada çok az örneği bulunduğunu, Türkiye’nin bu alanda öncü pozisyon üstlenebileceğini belirtti. 2026’da yapay zekâ destekli bankacılık uygulamalarının daha olgun bir zemine taşınacağını, doğuştan yapay zekâ bankası gibi kavramların da artık somutlaşması için gereken altyapının oluştuğunu aktardı.
Mustafa Aydın’ın değerlendirmeleri, Türkiye’nin 2026’da klasik dijitalleşme ajandasından çıkarak yeni bir yapay zekâ rekabetine girmekte olduğunu gösteriyor. Servis modeli bankacılığı, dijital bankaların ölçeği ve yapay zekâ tabanlı risk modellerinin standardizasyonu, sektörü Avrupa ve Orta Doğu’daki örneklerden farklı bir konuma taşıyabilir. Özellikle Kredi Kayıt Bürosu iş birliği ile kurulacak test ve doğrulama yapısı, yapay zekânın güvenlik, şeffaflık ve açıklanabilirlik boyutunu kurumsal bir seviyeye çıkaran kritik bir adım niteliği taşıyor. Bu çerçeve, 2026’da bankacılık rekabetini yalnızca ürün ve fiyat odaklı olmaktan uzaklaştırarak teknik olgunluk, model güveni ve veri kalitesi eksenine taşıyan güçlü bir dönüşümün habercisi olabilir.
“Fintech’te 2026’da neler göreceğiz?”

“Ödeal artık yalnızca bir ödeme kuruluşu değil, bütünleşik finansal servis modeli kuruyoruz.” — Fevzi Güngör
“2026, tokenizasyonun gerçek ürünlere dönüştüğü bir yıl olacak.” — İlker Sözdinler
Webrazzi Fintech25 sahnesinde Arda Kutsal’ın konukları Ödeal Kurucu Genel Müdürü Fevzi Güngör ve Oleka Capital Yönetici Ortağı, eski Birleşik Ödeme ve Moka United CEO’su İlker Sözdinler oldu. Sohbet, fintek girişimciliğinden yatırımcılığa geçişi, Türkiye fintek ekosisteminin son bir yılda geçirdiği dönüşümü ve 2026’ya uzanan yapay zeka ile tokenizasyon ajandasını odağına aldı.
İlker Sözdinler, Birleşik Ödeme ve Moka United tarafındaki birleşme sürecinin ardından CEO’luk görevinden ayrıldığını, yönetim kurulunda devam ederken artık yatırımcı şapkasıyla sahnede olduğunu anlattı. Türkiye’de erken aşama için 3–4 milyon dolar bandında kaynak bulmanın eskisine göre çok daha mümkün hale geldiğini, asıl boşluğun 10–20 milyon dolar arası “growth” yatırımlarda ortaya çıktığını söyledi. Oleka Capital’i tam da bu boşluğu dolduracak, Türkiye ve bölgedeki ölçeklenme aşamasındaki şirketlere odaklanan bir yapı olarak konumlandırdıklarını vurguladı.
Sözdinler, küresel fintek fotoğrafına bakarken son iki yıldaki değerleme dalgalanmasını da hatırlattı. 2023’te ciddi değer kaybı yaşayan büyük finteklerin, geçen yıl operasyonel olarak kendini kanıtladığını ve kârlı modele geçtiğini, 2025–2026 döneminde yeni halka arz ve satın alma dalgalarının bu zeminde şekilleneceğini belirtti. Regülatörlerin Türkiye’deki adımlarına da özel bir parantez açarak, son dönemde BDDK ve TCMB’nin sektörü temizleyen, gri alanları daraltan hamlelerinin fintek ekosistemi açısından kritik bir eşik yarattığını, sürdürülebilir büyümenin bu sayede mümkün hale geldiğini ifade etti.
Küresel trendler tarafında ise özellikle stablecoin ve tokenizasyon başlıklarına dikkat çeken Sözdinler, Birleşik Arap Emirlikleri, Latin Amerika ve Afrika gibi bölgelerde gerçek ürünlere dönüşen örneklerin hızla çoğaldığını aktardı. BlackRock’ın tokenize fon örneği gibi kurumsal hamlelerle bu alanın olgunlaştığını, Türkiye’de de dijital Türk lirası ve tokenizasyon projelerine henüz yeterince yoğunlaşılmadığını, fintek kurucularının Merkez Bankası’nın açtığı alanı daha cesur kullanması gerektiğini söyledi. Regülasyon teknolojileri tarafında ise Onlayer gibi oyuncuların, sıkılaşan uyum kurallarıyla birlikte daha da önem kazanacağını belirtti.
Fevzi Güngör ise sahneye, son bir yılda ödeme kuruluşları tarafında yaşanan regülasyon etkisini ve rekabet dengesini anlatarak çıktı. Sektörde “ne olduğu herkes tarafından bilinen” bir tablo varken, BDDK ve TCMB tarafındaki adımların oyuncu sayısını rasyonel bir seviyeye çektiğini, bu durumun güven ve itibar açısından büyük önem taşıdığını söyledi. Rekabeti şirketleri büyüten ve zenginleştiren bir katalizör olarak gördüğünü, eşit koşullar sağlandığında rakiplerin hızını izleyip kendi süreçlerini iyileştirmek için ekip olarak günlerce çalıştıklarını anlattı.
Ödeal’ın organizasyon yapısına da değinen Güngör, 500’lü seviyelerden 700’lere uzanan bir ekip büyüklüğüne geldiklerini, üretimden saha operasyonuna kadar çok katmanlı bir yapı yönettiklerini belirtti. Ödeme kuruluşu kimliğinin ötesinde, servis bankacılığı ve iş ortaklıklarıyla birlikte entegre bir çözüm üretmeye odaklandıklarını; işletmelere sadece POS vermekle kalmayıp, hesap ve kredi tarafını da aynı deneyime bağlayan “bütünleşik servis” modelleri üzerinde çalıştıklarını aktardı. Amaçlarının, ödeme adımını müşterinin zihninde görünmez hale getirip, güvenliği koruyan ama sürtünmeyi minimumda tutan bir altyapı kurmak olduğunu vurguladı.
Güngör, yapay zekâ konusuna bakışlarını anlatırken kritik bir eşik çizdi. Maliyet avantajı sağladığı için yapay zekâ kullanmanın tek başına yeterli olmadığını, müşteri deneyiminde insan temsilciden daha iyi hissettiren çözümler üretmedikçe bu alana agresif geçiş yapmayacaklarını söyledi. Orta vadede esas sorunun, “şirketlerin ne kadar yapay zekâ kullandığı” sorusundan çıkıp, “müşterinin kendi yapay zekâ asistanına nasıl ulaşacağımız” sorusuna evrileceğini belirtti. Ödeal’ın içeride “e-agent” ile müşterilerin sorduğu soruları, davranış kalıplarını ve zaman içindeki değişimleri analiz eden bir yapı kurduğunu, yarın finansal tekliflerin önce bu yapay zekâ katmanına anlatılması gerekeceğini dile getirdi.
Panelin kapanışında söz yine Türkiye fintek ekosisteminin konumuna geldi. Güngör, Türkiye’de bankacılık kökenli çok sağlam bir altyapı, kamu zararı yaratmamış, ölçeklenmiş fintek örnekleri ve yüksek regülasyon bilinci bulunduğunu hatırlatarak, İstanbul’un bölgesel bir fintek başkenti olma potansiyelini güçlü bulduğunu söyledi. Sözdinler de benzer bir noktadan hareketle, Türk finteklerinin gözünü yalnızca Londra ve ABD gibi zor pazarlara dikmek yerine, yakın coğrafyada daha cesur bir şekilde ofis açıp lisans alabilecekleri pazarlar bulunduğunu, 2026 ve sonrasında bölgesel açılımı başaramayan oyuncuların fırsat kaçıracağını dile getirdi.
Dinlediğimiz son panel, Türkiye fintek ekosisteminin ilginç bir eşiğe geldiğini gösteriyor. Bir yanda İlker Sözdinler’in temsil ettiği “exit sonrası growth yatırımcılığı” kanadı, 10–20 milyon dolar bandındaki finansman açığını kapatarak yerli girişimlerin bölgesel oyuncuya dönüşme şansını artırıyor. Diğer yanda Fevzi Güngör’ün anlattığı bütünleşik servis bankacılığı, yapay zekâ katmanları ve görünmez ödeme deneyimi, ödeme kuruluşlarını yalnızca POS sağlayıcısı olmaktan çıkarıp finansal işletim sistemi rolüne yaklaştırıyor. 2026’ya giderken tokelaştırma, stablecoin ve dijital para projelerine daha fazla odaklanan, aynı zamanda müşterinin kendi yapay zekâ asistanıyla konuşan ürünler tasarlayan fintekler, bu yeni dönemin gerçek kazananları arasında yer alacak gibi görünüyor.
Bu kadar uzun içeriği kim okuyacak bilemiyorum 😅 ama ben yazmaya ve paylaşmaya üşenmiyorum.
Bloğumda Webrazzi Fintech’in yazılı tarihine aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
Bu sene Webrazzi Fintech’e kendisine fintek yancısı konumlaması yapan eşimle katıldım. Notlarımda sürçülisan olduysa şimdiden affola.

Seneye görüşmek üzere.


