Her yeni filmde bizi heyecanlandıran ve artan kalitesi ile sonrası için sabırsızlandıran X-Men serisi, Geçmiş Günler Gelecek “Days of Future Past” ile vizyonda.

Gelecekten geçmişe dönme hikayesinin anlatıldığı bu bölümde mutantlar, neredeyse durdurulması imkansız sentineller tarafından avlanıyor ve soyları tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor.

Filmin konusunu kısaca anlatmak gerekirse;
2023 yılındayız, acımasız Sentinel’lerin yarattığı vahşeti izliyoruz. Mutantlar zor durumda, her ne kadar kendilerini savunmaya ve bir arada kalmaya gayret etseler bile sentineller kaşısında çaresizler… Saldırıları durdurmak üzere ezeli düşmanlar Magneto (Ian McKellen) ve Profesör (Patrick Stewart) güçlerini birleştirerek bir plan yapıyor. Kitty Pryde (Ellen Page) sayesinde yapılacak zamanda yolculuk bu kurtarma planının temelini oluşturuyor. Trask Industries’in deneyler sonucu ürettiği Sentinel’lerin yapım aşamasına engel olacak ve mutantların soylarını koruyacak bu zamana yolculuk çok tehlikeli. Kendisini iyileştirebilen Wolverine ise (Hugh Jackman) 50 yıl öncesine gideceği yolculuk için gönüllü oluyor. Görevi sentinellerin yaratıcısı Dr. Bolivar Trask’ı (Peter Dinklage) öldürerek mutantların felaketine sebep olan Mystique’e (Jennifer Lawrence) engel olmak.

Yedinci X-Men filmimiz; hem tüm X-Men yıldızlarını bir araya getiren hem de hikayenin özüne bağlı kalarak kurgulanan senaryosu ile seriyi kusursuz bir şekilde devam ettiriyor.. 130 dakika boyunca temponun neredeyse hiç düşmediği film, yaratıcı ve etkileyici aksiyon sahneleri ile de dikkat çekiyor. Bunun en büyük sebebi, her mutantın özelliğini – birbirine bağlı güçlerini ve sentinellerin ihtişamını bizi boğmadan, eşit – abartısız aktaran Bryan Singer. İlk iki X-Men filminin de yöneten Singer, müthiş bir geri dönüş yapmış. Filmimiz, hikayenin özünü oluşturan ağır konuları ritmi bozmadan sindirmememize ve zihnimizde yerleştirmemize izin vererek ilerliyor.

Yazımı spoiler’a boğmak istemiyorum, uzun bir aradan sonra gördüğümüz karakterler hüzünlendiriyor. Filmin en güzel sahnelerinden biri Quicksilver’ın mutfak sahnesi, hem ağırlaşan konuyu hafifleterek eğlence katıyor hem de tadından yenmez bir görsel şölen sunuyor. Magneto ile ilişkilendirilen geçmişi ise oldukça çarpıcı. Aslında film hakkında yazacak çok şey var ama bazen yazmadıklarım yazacaklarım kadar önemli olabiliyor, yani hevesinizi kırmak – heyecanınızı bölmek istemiyorum.

Kusursuz oyunculuklar tüm seriye şapka çıkartıyor ve karakterlerin onlar için de ne kadar saygın olduğunuzu bizlere hatırlatıyor. Filmde tüm denge bu saygı üzerine kurulu, unutulan karakterler ve bazı soru işaretleri de var ama jenerik sonrası izlediklerimiz izleyeceklerimizin de müjdesini veriyor.

Genç profesör rolüyle James McAvoy büyülüyor. Jennifer Lawrence ise Mystique rolüyle kendini çok geliştirmiş. Her ne kadar bu filmde karakter olarak geri kalmış gibi gözükse de Magneto rolüyle Michael Fassbender’ı da etkili buldum. Hugh Jackman, Peter Dinklage, Evan Peters’ı da anmamak olmaz. Oyunculuk adına hepsinin ayrı emeği ve katkısı var…

Hikayemiz baştan yazılıyor, kayıtsız kalmanız imkansız 🙂
Filmden çıkınca tüm seriyi baştan izlemek ve gelecekten geçmişe uzananan bu yolculuğun kilit noktalarını keşfetmek için büyük bir istek duyacaksınız. Şimdiden iyi seyirler…



