Istanbul Slush’D 2026‘da yapay zeka, bankacılığın geleceği, Togg’un girişimlerle iş birlikleri ve finteklerin küresel büyümesi ele alındı. Etkinlikte aldığım notları yazımda bulabilirsiniz.
Bu yıl ikinci kez düzenlenen Istanbul Slush’D, Türkiye’nin girişimcilik ekosistemini dünyanın farklı bölgelerinden yatırımcılar, kurucular ve teknoloji liderleriyle İstanbul’da buluşturdu. 13-14 Ekim tarihlerinde gerçekleşen etkinlikte girişimcilik, yatırım, yapay zeka, finansal teknolojiler ve yeni nesil iş modelleri gibi pek çok başlık ele alındı.
Istanbul Slush’D’ın ilk gününü yerinde takip ettim. Benim özellikle ilgilendiğim oturumlar arasında bankacılığın geleceği, yapay zekanın iş modellerine etkisi, büyük şirketlerle girişimlerin geliştirdiği iş birlikleri ve fintek şirketlerinin farklı pazarlardaki büyüme stratejileri bulunuyordu.
Açılışta yapay zeka ile müzik yapan Mehmet Ünal ve ekibinin canlı performansını izledik. Ardından bankacılığın geleceğini, Togg’un girişimlerle çalışma modelini ve finteklerin uluslararası pazarlardaki fırsatlarını dinledik. Farklı alanlardan gelen konuşmacıların değerlendirmeleri, teknoloji dünyasında yaşanan değişimi çeşitli yönleriyle görme fırsatı sundu.
Gün boyunca takip ettiğim oturumlardan aldığım notları sizin için derledim.
Mehmet Ünal yapay zeka ile sahnedeydi

Istanbul Slush’D’ın açılışında besteci ve yeni medya sanatçısı Mehmet Ünal’ın performansını izledik. Ünal, müzik ile teknolojiyi bir araya getirdiği gösterisine başlamadan önce geliştirdiği enstrümanları ve çalışmalarının arkasındaki hikâyeyi anlattı.
Yaklaşık 10 yıldır üzerinde çalıştıkları enstrümanlardan birinin elektromanyetik alanla etkileşimi sese dönüştürdüğünü belirten Ünal, diğer enstrümanın ise 2019-2020 döneminde NASA ile yürüttükleri özel bir projenin sonucunda ortaya çıktığını söyledi. Atomların ışık spektrumlarını sese dönüştürme üzerine yaptıkları araştırmalardan söz ederken sahnede gördüğümüz renklerin de rastgele seçilmediğini, oksijen atomunun ışık spektrumunu temsil ettiğini anlattı.
Performansın en ilginç bölümü, Ünal’ın uzun süredir geliştirdiği yapay zeka müzisyeni Kozmo ile birlikte sahne almasıydı. Ünal trompet çalarken Kozmo da solo performansıyla müziğe eşlik etti.
Ünal, konuşmasında internetin ilk yıllarına da değindi. İnternetin başlangıçta gazete okumak ve internet sitelerine erişmek için kullanılan bir teknoloji olarak görüldüğünü, sonraki yıllarda bulut sistemlerinin, akıllı telefonların, uygulama mağazalarının ve yeni dijital ekonomilerin ortaya çıktığını hatırlattı. Bugün yapay zeka konusunda da benzer bir dönemde olduğumuzu düşünüyor. Chatbot’lar ve yapay zeka ajanları hayatımıza girmeye başladı ancak bu teknolojilerin gelecekte neleri mümkün kılacağını henüz tam olarak bilmiyoruz.
Müziğin geçirdiği dönüşümü örnek veren Ünal, geçmişte bir eseri dinlemek için müzisyenin performansına ihtiyaç duyulduğunu, kayıt teknolojileriyle müziğin sanatçıdan bağımsız olarak dinlenebilir hale geldiğini, internet ve dijital platformlarla da dünyanın her yerine ulaştığını anlattı.
Yapay zekanın bu yolculukta yeni bir dönem başlatabileceğini düşünüyor. Gelecekte müzik eserlerinin zaman içinde gelişen, deneyim kazanan ve dinleyiciyle etkileşim kurabilen sistemlere dönüşmesi mümkün olabilir. Beethoven’ın Beşinci Senfonisi’nin 200 yıl boyunca deneyim kazanabilen bir yapıya sahip olması halinde bugün nasıl duyulabileceğini sorgulaması da bu düşüncesinin örneklerinden biriydi.
Ünal, Togg ile yollarının yaklaşık 7-8 yıl önce kesiştiğini ve araç içi deneyimi değiştiren teknolojiler üzerinde birlikte çalıştıklarını da anlattı. AI Radio çalışmalarının 2021 yılına uzandığını belirterek etkinlikte mobil uygulamanın da kullanıma sunulduğunu duyurdu.
Yapay zeka destekli müzik performansı, açılış için oldukça farklı bir tercihti. Özellikle müziğin geleceğine ilişkin anlattıkları ve Togg ile yürüttükleri çalışmalar, ilerleyen saatlerde dinlediğimiz mobilite oturumuyla da doğrudan bağlantılıydı.
Istanbul Slush’D bağlantıları büyütmek istiyor

Açılış performansının ardından Istanbul Ignited by Slush’D Kurucu Ortağı ve Başkanı Melisa Çağlar ile Kurucu Ortağı ve CEO’su Şan Yalman sahneye çıktı.
Geçen yıl İstanbul’da ilk kez düzenledikleri etkinliğe başlarken amaçlarının geleceği şekillendiren insanları bir araya getirmek olduğunu anlatan Çağlar ve Yalman, ikinci yılda bu buluşmayı daha geniş bir ekosisteme taşımayı hedeflediklerini belirtti.
Açılış konuşmalarında en fazla üzerinde durdukları konu, girişimcilerle yatırımcılar arasında kurulacak ilişkilerdi. Bir girişimcinin gelecekteki yatırımcısıyla tanışması, bir sohbetin ortaklığa dönüşmesi veya yeni bir fikrin şirketleşme yolunda ilk adımını atması, etkinliğin yaratmak istediği fırsatlar arasında bulunuyor.
İstanbul’un Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasındaki konumunun da girişimcilik açısından önemli avantajlar sunduğunu düşünüyorlar. Farklı kültürlerin, fikirlerin ve pazarların kesiştiği şehirde girişimcilerin ilk günden küresel ölçekte düşünmesini teşvik etmek istediklerini anlattılar.
Yalman, güçlü bir girişimcilik ekosisteminin oluşabilmesi için risk alabilen kuruculara, onlara inanan yatırımcılara, kapıları açmaya hazır iş ortaklarına ve birbirini destekleyen bir topluluğa ihtiyaç olduğunu vurguladı.
Organizasyonun büyümesine ilişkin paylaştığı rakamlar da dikkat çekiciydi. Geçen yıl 10 kişilik bir ekiple çalıştıklarını, bu yıl ise çekirdek ekibin yaklaşık 30 kişiye ulaştığını ve 120 gönüllünün organizasyona destek verdiğini söyledi.
Konuşmalarının sonunda katılımcıları yeni insanlarla tanışmaya, zor sorular sormaya ve planlanmamış görüşmelere açık olmaya davet ettiler. Etkinliğin ilk gününde sahne dışındaki buluşmaların da bu yaklaşımı desteklediğini görmek mümkündü.
Bankacılığın geleceğinde uygulamalar geri çekiliyor

Günün benim için en önemli oturumlarından biri, Endeavor Genel Müdürü Aslı Kurul Türkmen’in moderatörlüğünde, Akbank Dijital Çözümler ve Strateji Genel Müdür Yardımcısı Şebnem Dağ Güven’in katılımıyla gerçekleşen “Life-Centric Finance: Beyond Apps, Beyond Banking” oldu.
Finansal hizmetlerin insanların gündelik yaşamına nasıl entegre olacağı, yapay zekanın bankacılık süreçlerini nasıl değiştirdiği ve bu dönüşümde güvenin nasıl korunacağı ele alındı.
Aslı Kurul Türkmen, oturumun başında yaşam merkezli finans yaklaşımını örneklerle anlattı. Üniversiteye başlayan çocuğunuzun masraflarını karşılamak, otomobil veya ev satın almak, şirket kurmak, başka bir ülkeye taşınmak ya da emekliliğe hazırlanmak gibi yaşamın farklı dönemlerinde finansal hizmetlere ihtiyaç duyuyoruz. Bu nedenle bankacılığın müşterinin hayatındaki gelişmelere göre şekillenmesi giderek daha fazla önem kazanıyor.
Şebnem Dağ Güven de finansal hizmetlerin tasarımında müşteri niyetinin öne çıktığını belirtti. Uzun yıllar boyunca dijital ürünlerde kullanıcıların uygulamada ne kadar zaman geçirdiği ve ne kadar etkileşim yarattığı önemli göstergeler arasında yer aldı. Finansal hizmetlerde ise müşterinin ihtiyacını ne kadar hızlı ve sorunsuz çözdüğünüz belirleyici hale geliyor.
İnsanların sabah uyandıklarında bir bankacılık işlemi gerçekleştirmeyi düşünmediğini hatırlatan Güven, müşterilerin fatura ödemek, kredi kullanmak, ev satın almak veya başka bir ihtiyacını karşılamak istediğini söyledi. Bankanın görevi de bu ihtiyaçların karşılanmasını mümkün olduğunca kolaylaştırmak.
Gömülü finansın gelişmesiyle birlikte finansal hizmetlerin pazar yerlerinde, otomobillerde ve farklı dijital ortamlarda daha fazla yer alacağını belirten Güven, sonraki aşamada sistemlerin müşterinin ihtiyacını bulunduğu bağlama göre değerlendirmesi gerekeceğini anlattı.
Bu dönüşüm mobil bankacılık uygulamalarının işlevini de değiştirecek. Güven’e göre uygulamalar, farklı platformlarda gerçekleştirilen finansal işlemlerin kontrol edildiği, izinlerin yönetildiği ve güvenliğin takip edildiği merkezler olarak önemini koruyacak.
Müşteri finansal hizmeti kullandığı platformun içinde deneyimleyebilecek. Bankacılık uygulaması ise gerektiğinde işlemlerini görebileceği, kararları denetleyebileceği ve müdahale edebileceği bir alan sunacak.
Akbank yapay zekayı nasıl kullanıyor?

Oturumda en fazla not aldığım bölümlerden biri Akbank’ın yapay zeka çalışmalarına ilişkin örnekler oldu.
Şebnem Dağ Güven, yapay zekanın kurumlarda gerçek bir dönüşüm yaratabilmesi için teknolojinin iş süreçlerine entegre edilmesi gerektiğini anlattı. Bir sistemin bilgiyi algılaması, karar vermesi, harekete geçmesi ve sonuçlardan öğrenmesi arasında bağlantı kurulmasının önemini vurguladı.
Akbank’ın yapay zeka ve veri analitiği çalışmalarının uzun yıllara dayandığını belirten Güven, 2016’dan bu yana kullanılan BankingIQ platformundan söz etti. Platformun farklı kanallardaki müşteri verilerini analiz ederek müşterilere yönelik yönlendirmeler, uyarılar ve öneriler oluşturduğunu anlattı.
Bugün bankada kredi kararları, müşteri deneyimi ve operasyonel verimlilik gibi alanlarda yaklaşık 550 gelişmiş analitik model kullanıldığını söyledi.
Çağrı merkezi süreçlerinden verdiği örnek, yapay zekanın günlük operasyonlara nasıl entegre edildiğini göstermesi açısından özellikle dikkat çekiciydi.
Müşteri bankayı aradığında sistem aramanın olası nedenini tahmin edebiliyor. Bu bilgi müşteri temsilcisine aktarılıyor. Görüşme sırasında yapay zeka temsilciye gerekli bilgileri sunuyor, müşterinin duygu durumuna ilişkin değerlendirmeler yapıyor ve risk unsurlarını belirliyor. Görüşme tamamlandıktan sonra da kalite değerlendirme süreci destekleniyor.
Güven, bu teknolojilerin çalışanların karar verme süreçlerini desteklediğini, insan değerlendirmesinin daha fazla değer yarattığı alanlara odaklanılmasını sağladığını anlattı.
Kişiselleştirme çalışmalarında kullanılan veri ölçeği de önemliydi. Güven, yaklaşık 2.500 izinli veri grubunun modellerde değerlendirildiğini belirtti. Burada tekil veri sayısından değil, analizlerde kullanılan veri gruplarından söz ettiğini özellikle açıkladı.
Akbank’ın anlattığı örnekler, yapay zekanın bankacılıkta hangi süreçlerde somut karşılık bulduğunu görmek açısından değerliydi. Özellikle çağrı merkezindeki kullanım, teknolojinin çalışanların günlük iş akışına nasıl dahil edildiğini göstermesi bakımından üzerinde durulmaya değer.
Bankacılıkta güven yeniden tanımlanıyor
Aslı Kurul Türkmen, kişiselleştirmenin müşteriye yardımcı olabilmesi için kontrol ve şeffaflık gerektiğine dikkat çekti. Müşteri kendisine neden bir öneri sunulduğunu anlayabildiğinde ve istemediği bir uygulamayı reddedebildiğinde kişiselleştirme faydalı hale geliyor. Aksi durumda yoğun veri kullanımı rahatsızlık yaratabiliyor.
Şebnem Dağ Güven ise bankacılıkta güven kavramının değiştiğini anlattı.
Geçmişte müşterinin bankaya duyduğu güven büyük ölçüde parasını güvenli bir yerde tutabileceğine inanmasıyla ilişkiliydi. Bugün buna, finansal kuruluşların müşterinin verilerini nasıl kullandığı ve onun adına hangi işlemleri gerçekleştirebildiği de eklendi.
Güven, yapay zekanın finansal hizmetlerdeki kararlarının sonuçlarının başka sektörlere göre çok daha hassas olabileceğini hatırlattı. Bir dijital platformun yanlış film önermesi müşterinin birkaç saatini kaybettirebilir. Yanlış bir finansal önerinin etkisi ise çok daha ciddi olabilir.
Bu nedenle müşteriye sunulacak bir sonraki en uygun işlemin belirlenmesi kadar, müşterinin gerçekten ihtiyaç duyduğu yardımın anlaşılması da önem taşıyor.
Güven’e göre kurumların hangi veriye neden ihtiyaç duyduklarını doğru değerlendirmesi ve müşterinin yararına olacak sonuçlar üretmesi gerekiyor.
Yapay zeka ajanlarının kullanıcılar adına karar alabildiği ve başka ajanlarla etkileşime geçtiği sistemler yaygınlaştıkça bankaların güven, risk yönetimi ve hesap verebilirlik alanlarındaki sorumluluğu da büyüyecek.
Güven’in oturumda dile getirdiği “Güven, gelecekte ürünün kendisi olacak” yaklaşımı, bankacılığın önümüzdeki yıllarda karşılaşacağı değişimi özetleyen en önemli değerlendirmelerden biriydi.
Akbank girişimlerle iş birliğini nasıl geliştiriyor?
Oturumun son bölümünde bankaların girişimcilik ekosistemiyle kurduğu ilişkiler ele alındı.
Şebnem Dağ Güven, bankaların bütün kuralları belirleyerek diğer oyuncuların kendilerine uyum sağlamasını beklediği dönemin geride kaldığını söyledi. Girişimler yeni fikirler ve yenilikçi çözümler geliştirirken bankalar müşteri erişimi, ölçek, güven ve risk yönetimi gibi alanlarda önemli avantajlara sahip.
Akbank’ın bu iki tarafı bir araya getirmek amacıyla yürüttüğü çalışmalardan örnekler veren Güven, 2016’da kurulan Akbank Lab bünyesinde her yıl yüzlerce fikrin değerlendirildiğini anlattı.
Bugüne kadar yaklaşık 60 kavram doğrulama çalışması (POC) gerçekleştirildiğini ve bunların yaklaşık yarısının canlı kullanıma alındığını belirtti.
CASE Campus, Boost the Future ve POC Challenge gibi programların farklı aşamalardaki girişimleri desteklemek amacıyla yürütüldüğünü söyledi. Akbank’ın girişim bankacılığı çalışmaları kapsamında iş planı bazlı finansman, finansal ürünler, mentorluk, düzenlemeler ve destek programları konusunda rehberlik gibi hizmetler sunduğunu da aktardı.
Güven, geleceğin bankacılığına ilişkin değerlendirmesini kişisel bir deneyimiyle tamamladı.
Son iki yıldır uzun mesafe koşularına ilgi duyduğunu anlatan Güven, bankaların bugün hem maraton koşucusu hem de sprinter gibi hareket etmek zorunda olduğunu söyledi. Bankacılık güven, dayanıklılık ve süreklilik gerektiriyor. Ancak teknoloji çok hızlı değiştiği için kurumların uzun soluklu yolculukları sırasında kısa sürede sonuç alabilecekleri adımlar da atmaları gerekiyor.
Güven’e göre geleceğin bankası, müşterinin hayatında işler yolunda giderken mümkün olduğunca görünmez olacak. Kritik bir ihtiyaç ortaya çıktığında ise hemen ulaşılabilir durumda bulunacak.
Togg mobiliteyi teknoloji deneyimi olarak görüyor

Akbank oturumunun ardından “At Eye Level; How Togg and Startups Build and Grow Togg’ether as Equals” başlıklı söyleşide Togg CEO’su Gürcan Karakaş’ı dinledik.
Karakaş, Togg’un kuruluş sürecinden başlayarak teknoloji şirketi olma yaklaşımını, kullanıcı deneyimine verdiği önemi ve girişimlerle geliştirdiği iş birliklerini anlattı.
2018’de yola çıktıklarında otomotiv sektörünün büyük bir dönüşümden geçtiğini belirten Karakaş, araçların artık ulaşım işlevlerinin yanında bağlantılı hizmetler sunan akıllı cihazlara dönüştüğünü söyledi.
Bu nedenle Togg’un kuruluş aşamasında teknoloji şirketi yaklaşımını benimsediklerini, organizasyonu da sektörün gelecekteki ihtiyaçlarını karşılayabilecek şekilde oluşturmayı hedeflediklerini anlattı.
Karakaş’a göre sıfırdan bir şirket kurmanın önemli avantajlarından biri, geçmişten gelen sistemlere ve yerleşik iş yapış biçimlerine bağlı kalmadan hareket edebilmek. Doğru uzmanları bir araya getiren, ekiplerin karar alma yetkisini güçlendiren ve çevik çalışma modelini benimseyen şirketlerin daha hızlı ilerleyebileceğini düşünüyor.
Togg’un geldiği noktaya ilişkin rakamları da paylaştı. Yaklaşık 130 bin Togg akıllı cihazının yollarda olduğunu belirten Karakaş, Türkiye pazarındaki gelişimin ardından Avrupa’ya açılmanın da şirket için önemli bir öğrenme süreci olduğunu söyledi.
Farklı ülkelerdeki kullanıcıların beklentilerini anlamanın küresel ölçekte rekabetçi bir teknoloji şirketi olabilmek için kritik olduğunu vurguladı.
Karakaş, geleneksel otomotiv şirketlerinin inovasyon süreçlerinde büyük laboratuvarlara, test ekipmanlarına ve fiziksel altyapıya yatırım yaptığını hatırlattı. Dijital teknolojilerin yaygınlaşmasıyla birlikte yeniliklerin önemli bir bölümünün şirket dışındaki girişimlerden ve teknoloji ortaklarından da gelebileceğini anlattı.
Bu değişimin Togg’un girişimlerle çalışma yaklaşımını da şekillendirdiğini belirtti.
Togg 2 binden fazla girişimi taradı
Gürcan Karakaş’ın anlattığı iş birliği modeli, oturumun en fazla üzerinde durulan konularından biriydi.
Togg’un girişimlerle sistematik görüşmelere 2019 yılında başladığını belirten Karakaş, o dönemde Silicon Valley’de 18 girişimle bir araya geldiklerini söyledi. Amaçlarının yeni teknolojileri tanımak, girişimlerin hangi aşamaya geldiğini görmek ve ortak geliştirme fırsatlarını değerlendirmek olduğunu anlattı.
Bu süreçte benimsedikleri temel yaklaşımı “aynı göz hizasında çalışmak” olarak tanımladı.
Karakaş, geleneksel otomotiv sektöründe büyük şirketlerle tedarikçiler arasındaki ilişkinin uzun yıllar belirli teknik şartnameler, siparişler ve teslimatlar üzerinden ilerlediğini hatırlattı. Togg’un girişimlerle kurmak istediği ilişkide ise tarafların birbirinin uzmanlığından yararlanmasına ve çözümleri birlikte geliştirmesine önem verdiklerini söyledi.
Girişimin fikri ve uzmanlığı, büyük şirketin sahip olduğu kaynaklarla birleştiğinde her iki taraf için de yeni fırsatlar oluşabiliyor.
Bu nedenle uzun süre birlikte çalıştıkları girişimleri tedarikçi yerine iş ortağı olarak tanımlamayı tercih ettiklerini belirtti. Hatta bazı girişimlerin Togg bünyesinde üst yönetimle aynı katta çalışma alanına sahip olduğunu ve böylece yöneticilere doğrudan ulaşabildiğini anlattı.
Paylaştığı rakamlar bu yaklaşımın ölçeğini de ortaya koyuyor.
Togg bugüne kadar dünya genelinde 2 binden fazla girişimi değerlendirmiş ve 110 POC gerçekleştirmiş.
Karakaş, Plug and Play gibi uluslararası platformlardan ve farklı girişimcilik ağlarından yararlandıklarını, bu sayede yeni teknolojileri ve potansiyel iş ortaklarını takip ettiklerini söyledi.
Girişimlerle çalışma sürecinde her projenin başarılı sonuçlanmadığını da açıkça anlattı.
Karakaş’a göre başarısızlık, yeni bir şey öğrenildiği sürece gelişimin doğal bir parçası. Aynı hatanın tekrar edilmesi ve yürütülen çalışmadan hiçbir sonuç çıkarılmaması ise gerçek başarısızlık.
Girişimlerin gerektiğinde Togg’un kararlarını sorgulamasını ve farklı görüşlerini açıkça paylaşmasını istediklerini de vurguladı. Böylece hem şirketin hem de girişimin sahip olduğu bilgi ve deneyim ortak çalışmaya dahil edilebiliyor.
Büyük şirketlerle girişimler arasındaki ilişkinin sağlıklı kurulabilmesi açısından bu yaklaşımı önemli buluyorum. Çünkü girişimlerin geliştirdiği fikirlere değer verilmesi, ortak çalışmanın niteliğini de doğrudan etkiliyor.
Mehmet Ünal ve Togg iş birliği sahnede karşılık buldu

Gürcan Karakaş, Togg’un girişimlerle yürüttüğü çalışmalardan örnekler verirken günün açılışında izlediğimiz Mehmet Ünal ve ekibinden de söz etti.
Ünal’ın ekibinin Togg’un ilk girişim iş ortaklarından biri olduğunu ve zaman içinde birlikte çalıştıkları alanların genişlediğini belirtti.
Araçların giderek insanların yaşam alanlarının bir parçasına dönüştüğünü anlatan Karakaş, otomobilin eğlence, müzik, alışveriş ve farklı dijital hizmetlerin kullanılabildiği bir ortama dönüşebileceğini söyledi.
Bu kapsamda araç içi müzik deneyimleri, yapay zeka tarafından oluşturulan içerikler ve kullanıcıya özel hizmetler üzerinde çalıştıklarını anlattı.
Özellikle Anadolu’nun müzikal özelliklerinden yararlanan yapay zeka destekli müzik deneyimlerinden söz etmesi dikkat çekiciydi.
Karakaş, veri altyapısının gelecekteki teknolojilere uyum sağlama açısından taşıdığı önemi de vurguladı.
Togg kurulurken üretken yapay zekanın bugün ulaştığı noktayı öngörmenin mümkün olmadığını ancak şirketin veriyi düzenli biçimde yapılandırma, sınıflandırma ve etiketleme yaklaşımını erken dönemde benimsediğini anlattı.
Bütün bu çalışmaların gerekli izinler ve hukuki düzenlemeler çerçevesinde yürütülmesinin önemine dikkat çekti.
Karakaş, Microsoft ile birlikte geliştirdikleri üretken yapay zeka çözümüne de değindi. Araçlarla ilgili teknik bilgilerden, servis süreçlerinden ve farklı veri kaynaklarından yararlanan sistemin kullanıcı sorularına yanıt vermek üzere geliştirildiğini anlattı.
Günün açılışındaki müzik performansıyla Togg oturumunda anlatılan çalışmaların birbirini tamamlaması hoş bir ayrıntıydı. Sabah sahnede dinlediğimiz yapay zeka destekli müzik, birkaç saat sonra bir teknoloji şirketinin kullanıcı deneyimi çalışmalarına ilişkin somut bir örnek olarak yeniden karşımıza çıktı.
Fintek şirketleri farklı pazarlarda nasıl büyüyor?

Günün son bölümünde takip ettiğim oturumlardan biri “The Next Billion Wallets” oldu. İlker Sözdinler’i dinlemek de ayrıca büyük keyifti.
Speedinvest Partneri Deepali Nangia’nın moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda Oleka Capital Yönetici Ortağı İlker Sözdinler, Abhi Ürün Lideri Sarkhail Shahid Bawany ve Fasset Kurucu Ortağı ve CEO’su Mohammad Raafi Hossain yer aldı.
Oturumun gündeminde, Türkiye’den Orta Doğu’ya uzanan pazarlarda finansal teknolojilerin büyüme fırsatları bulunuyordu.

Fintek şirketlerinin uluslararası büyüme stratejilerinde karşılaştığı temel konulardan biri, her pazarın farklı finansal alışkanlıklara ve düzenleyici koşullara sahip olması. Ödeme sistemlerinin gelişmişliği, bankacılık hizmetlerine erişim, kullanıcıların dijital ürünlere yaklaşımı ve yerel düzenlemeler, yeni bir pazara giriş kararında belirleyici olabiliyor.
Bu çerçevede değerlendirilen başlıklar, Türkiye’deki fintek girişimlerinin uluslararası büyüme hedefleri açısından da önem taşıyor. Özellikle Orta Doğu pazarlarında ölçeklenme, yerel koşullara uyum ve finansal hizmetlerin daha geniş kullanıcı gruplarına ulaştırılması, sektörün önümüzdeki dönemde de gündeminde kalacak konular arasında.
Ayrıca farklı farklı pazarlarda büyüme başlığının, gün boyunca dinlediğimiz kullanıcı odaklılık ve ekosistem iş birlikleriyle yakından ilişkili olduğunu düşünüyorum.
Istanbul Slush’D ilk gününden aklımda kalanlar

“The Next Billion Wallets” gün boyunca en çok merak ettiğim oturumlardan biriydi. Ancak ne yazık ki beklediğim gibi takip edemedim.
Oturum, kalabalık ve oldukça gürültülü fuayenin ortasında bulunan Golden Horn sahnesinde gerçekleşti. Ortamdaki uğultudan etkilenmeden konuşmacıları dinleyebilmemiz için katılımcılara kulaklık dağıtıldı. Böylece sahnedeki mikrofonlardan gelen sesi doğrudan kulaklıklarımızdan duyabilecektik. Ancak benim kulaklığımın yalnızca bir tarafı çalışıyordu. Konuşmacıları sağlıklı biçimde duyamadığım ve dudak okuyarak da takip edemediğim için oturumdan istediğim gibi not alamadım, kayıt da yapamadım.
Açıkçası kulaklıklar sorunsuz çalışsa bile o kadar kalabalığın ve gürültünün ortasında bir paneli takip etmenin kolay olacağını düşünmüyorum. Elbette bu tür sahne düzenleri organizasyonun tercihi. Ancak kullanılan çözüm her katılımcı için aynı verimi sağlamadığında, özellikle takip etmek istediğiniz bir oturumu kaçırmak üzücü oluyor.
Etkinlikle ilgili değinmek istediğim bir başka konu da ulaşım. Istanbul Slush’D’ın düzenlendiği Rixos Tersane İstanbul, mimarisi ve atmosferiyle oldukça etkileyici bir mekân. Ancak araçla giriş ve çıkış yapmak gerçekten yorucu. Bölgedeki trafik, dar yollar ve yoğunluk nedeniyle mekana ulaşmak da mekandan ayrılmak da ciddi zaman alıyor. Vale hizmetinin bulunması elbette avantaj ancak çevredeki trafik sorununu çözmüyor.
Toplu taşımayla ulaşım açısından da pek pratik bulduğum bir lokasyon değil. Abarttığımı düşünebilirsiniz ama İstanbul trafiğinde buraya araçla gidip dönmek, insana neredeyse Ankara’ya gidip gelmiş kadar yorucu hissettiriyor. Mekânın şıklığına ve atmosferine söyleyecek sözüm yok, fakat ulaşım deneyimi benim açımdan oldukça sıkıntılıydı.
Benzer bir sorunu GITEX AI Türkiye 2026’nın düzenlendiği İstanbul Fuar Merkezi’nde de yaşamıştık. Büyük etkinliklerde mekânın fiziksel imkânları, sahne düzeni ve atmosferi kadar katılımcıların oraya nasıl ulaşacağı ve etkinlikten nasıl ayrılacağı da önem taşıyor. Özellikle İstanbul gibi trafik sorununun günlük hayatı doğrudan etkilediği bir şehirde bu konunun organizasyon planlamasında daha fazla dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum.
Rixos Tersane İstanbul’da etkinlik düzenlemeyi planlayanların ve burada gerçekleştirilecek organizasyonlara katılacakların ulaşım için fazladan zaman ayırmalarında fayda var.
Bu iki deneyimi de paylaşmak istedim. Çünkü etkinliklerde içerik ve konuşmacılar kadar, katılımcıların oturumları hangi koşullarda takip edebildiği de önemli.
Tüm bunların dışında Istanbul Slush’D’ın ilk gününde takip ettiğim oturumlar, farklı sektörlerdeki teknolojik gelişmeleri ve şirketlerin bu değişime nasıl hazırlandığını görme fırsatı sundu.
Mehmet Ünal’ın yapay zeka destekli müzik performansı, yaratıcı üretimde yeni teknolojilerin nasıl kullanılabileceğine ilişkin ilginç bir örnekti. Akbank’ın bankacılık süreçlerinde yapay zeka ve veri analitiğinden yararlanma biçimi, teknolojinin büyük ölçekli kurumlarda nasıl uygulandığını gösterdi. Şebnem Dağ Güven’in finansal hizmetlerin geleceğine ilişkin değerlendirmelerinde ise müşteri ihtiyaçları, kişiselleştirme ve güven öne çıktı.
Togg CEO’su Gürcan Karakaş’ın girişimlerle çalışma modeline ilişkin paylaştığı örnekler de oldukça değerliydi. Özellikle 2 binden fazla girişimin değerlendirilmesi, 110 POC gerçekleştirilmesi ve girişimlerle eşit seviyede iş ortağı olarak çalışma yaklaşımı, büyük şirketlerin inovasyon süreçlerini nasıl geliştirebileceğine ilişkin somut bilgiler sundu.
Finteklerin farklı pazarlardaki büyüme fırsatlarının ele alındığı oturum da uluslararası genişlemenin gündemdeki yerini hatırlattı.
İlk günün ardından üzerinde düşünmeye değer iki konu var. İlki, yapay zekanın kurumların mevcut süreçlerine nasıl yerleşeceği ve ölçülebilir fayda yaratacağı. İkincisi ise büyük şirketlerin girişimcilik ekosistemiyle kurduğu ilişkilerin ne kadar kalıcı ve üretken olabileceği.
Özellikle Akbank ve Togg oturumlarında paylaşılan uygulama örnekleri, bu sorulara Türkiye’den verilen yanıtları görmek açısından önemliydi.
Istanbul Slush’D’ın ilk gününden aldığım notlar böyle. 🤷♀️ Girişimcilik ekosisteminin farklı oyuncularını aynı ortamda dinlemek ve geleceğe ilişkin değerlendirmelerini karşılaştırmak, yoğun ama keyifli bir günün sonunda güzel bir birikim sağladı.


