Türkiye, fiziki kıymetli madenlerin dağıtık defter teknolojisiyle dijital olarak temsil edilmesine yönelik yeni kuralları belirledi. Düzenlemenin kapsamını, henüz yanıtlanmayan soruları ve fintek sektörüne açabileceği alanları sizin için derledim.
Hazine ve Maliye Bakanlığı, fiziki karşılığı Darphane veya Borsa nezdinde saklanan kıymetli madenlerin dijital ortamda temsil edilmesi için ilk hukuki çerçeveyi kurdu. Düzenleme önemli bir kapı açıyor. Ancak bireysel yatırımcının hemen kullanabileceği tamamlanmış bir dijital altın ürünü henüz bulunmuyor. Asıl işleyiş, Borsa tarafından hazırlanacak uygulama esaslarıyla ortaya çıkacak.
Türkiye, altını blockchain üzerine taşımaya hazırlanıyor ama kripto para piyasasına bırakmıyor.
29 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan değişiklik, finansal varlıkların dijitalleşmesi açısından önemli bir eşik oluşturuyor. Fiziki karşılığı Darphane veya Borsa nezdinde saklanan işlenmemiş kıymetli madenlerin dağıtık defter teknolojisi üzerinden temsil edilmesine hukuki alan açılıyor.
Dijital varlığın oluşturulması ve Borsa’da işlem görmesi Hazine ve Maliye Bakanlığının uygun görüşüne bağlanıyor. Kayıt, transfer ve uygulama esaslarını ise Bakanlığın görüşünü alan Borsa belirleyecek. Mevcut dijital kıymetli madenlerin Borsa’ya taşınması da aynı izin sürecinden geçecek.
Tebliğin kesin olarak getirdiği kurallar
Düzenlemenin kapsamını doğru anlamak için önce metinde açıkça yer alan şartlara bakmak gerekiyor.

Dijital kıymetli madenin birebir fiziki karşılığı bulunacak. Dayanak oluşturan işlenmemiş kıymetli maden, Darphane veya Borsa nezdinde saklanacak. Varlığın belirli bir saflık derecesine ve ağırlığa sahip olması gerekecek.
Dijital kayıtlar dağıtık defter teknolojisi altyapısına sahip bir sistem üzerinde tutulacak. Sistem, dijital kıymetli madenlerin Borsa üyeleri arasında transferine imkân sağlayacak.
Fiziki kıymetli madenin dijital kıymetli madene dönüştürülmesini ise 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında faaliyet gösteren merkezi takas kuruluşları yapabilecek.
Hem dijital varlığın oluşturulması hem de Borsa’da işlem görmesi için Hazine ve Maliye Bakanlığının uygun görüşü aranacak. Kayıtların nasıl tutulacağına ve uygulamanın nasıl işleyeceğine ilişkin kuralları da Bakanlığın görüşünü alan Borsa hazırlayacak.
Çerçevenin temelinde dört unsur bulunuyor.
Fiziki karşılık, kurumsal saklama, merkezi dönüşüm ve Bakanlık gözetimi.
Bu dört unsur, Türkiye’nin serbest token ihracı yerine kontrollü bir piyasa altyapısı kurmayı tercih ettiğini gösteriyor.
Bir kilogram altın gerçekten bin parçaya bölünebilir mi
Dijital altını anlatırken sık kullanılan örneklerden biri, bir kilogramlık altının blockchain üzerinde bin dijital birime ayrılması.
Teknik açıdan böyle bir ürün tasarlanabilir. Bir dijital birim bir gram altını temsil edebilir. Daha küçük birimler oluşturulması da mümkün olabilir.
Ancak yayımlanan tebliğ herhangi bir bölünme oranı belirlemiyor.
Bir dijital kıymetli madenin kaç gramı temsil edeceği, en küçük işlem miktarının ne olacağı veya yatırımcıların hangi büyüklükte alım yapabileceği açıklanmış değil.
Düzenleme ayrıca bireysel yatırımcının bu ürüne doğrudan nasıl ulaşacağını da tanımlamıyor. Banka uygulamaları, aracı kurumlar, Borsa üyeleri veya farklı finansal kanallar üzerinden bir erişim modeli kurulabilir. Şu aşamada bunların tamamı olası senaryolar arasında yer alıyor.
Bu yüzden bir kilogram altının bin dijital birime bölünmesi konuyu anlaşılır hale getiren bir örnek olarak kullanılabilir. Resmî ürün tasarımı gibi sunulmaması gerekiyor.
Birim büyüklüğü, fiyatlama, işlem kanalları ve yatırımcı erişimi Borsa’nın hazırlayacağı esaslarla netleşecek.
Kullanılan teknoloji hukuki kimliği tek başına belirlemiyor
Tebliğin en dikkat çekici bölümü, dijital kıymetli madenin nasıl sınıflandırıldığı.
Düzenleme, söz konusu varlığı sermaye piyasası aracı, sermaye piyasası araçlarına özgü haklar sağlayan kripto varlık veya kripto varlık platformlarında işlem gören varlık olarak nitelendirmiyor.
Dijital kıymetli maden, “gayri maddi varlık” niteliğinde ayrı bir alana yerleştiriliyor.
Bu tercih önemli bir ayrımı görünür hale getiriyor.
Bir varlığın dağıtık defter teknolojisi üzerinde tutulması, onu otomatik olarak Bitcoin veya Ether ile aynı hukuki sınıfa taşımıyor. Teknoloji kayıt ve transfer yöntemi olarak kullanılabiliyor. Varlığın hukuki niteliği ise dayanağına, sağladığı haklara, işlem gördüğü piyasaya ve düzenleyici çerçeveye göre belirleniyor.
Altının dijital temsili burada serbest dolaşıma açılan bir kripto para gibi ele alınmıyor. Fiziki rezervi bulunan, kurumsal saklama altında tutulan ve Borsa üyeleri arasında transfer edilebilen ayrı bir varlık modeli oluşturuluyor.
Fintek sektörü açısından en önemli mesajlardan biri tam olarak burada.
Dağıtık defter teknolojisi artık yalnızca kripto varlık piyasasının kullandığı bir altyapı olarak görülmüyor. Geleneksel finansal varlıkların kayıt ve transfer süreçlerinde de kullanılabilecek kurumsal bir teknoloji katmanına dönüşüyor.
Blockchain ile dağıtık defter aynı şey gibi okunmamalı
Kamuoyundaki yorumlarda düzenlemenin altını blockchain üzerine taşıdığı sık sık dile getiriliyor.
Hukuki metinde kullanılan ifade ise “dağıtık defter teknolojisi”.
Dağıtık defter teknolojisi, blockchain altyapılarını da içine alan daha geniş bir kavram. Tebliğ Ethereum, Solana veya başka bir halka açık ağın kullanılacağını söylemiyor. Sistemin açık bir blockchain üzerinde çalışacağı sonucu da metinden çıkarılamıyor.
Borsa üyelerine ve yetkili kuruluşlara açık, izinli bir dağıtık defter ağı kurulması mümkün olabilir. Mevcut finansal piyasa altyapılarına bağlanan kapalı devre bir sistem de tercih edilebilir.
Ağ yapısı, kayıt standardı, cüzdan modeli ve teknik güvenlik kuralları henüz açıklanmadı. Tebliğ, bu ayrıntıları Borsa’nın hazırlayacağı düzenlemelere bırakıyor.
Dolayısıyla şimdilik “blockchain tabanlı altın tokenı” gibi kesin tanımlar kullanmak yerine “dağıtık defter teknolojisiyle temsil edilen dijital kıymetli maden” ifadesini tercih etmek daha doğru.
Teknik altyapı açıklandığında blockchain kelimesinin ne ölçüde kullanılabileceği de netleşecektir.
Bakanlık onayı sistemin merkezinde yer alıyor
Düzenleme, dijital kıymetli madenin oluşturulmasını doğrudan piyasa oyuncularının kararına bırakmıyor.
Dönüşümün merkezi takas kuruluşları tarafından yapılması gerekiyor. Borsa’da işlem aşamasına geçilebilmesi için de Hazine ve Maliye Bakanlığının uygun görüşü aranıyor.
Tebliğin yürürlüğe girmesinden önce dijital kıymetli madene dönüştürülmüş varlıkların Borsa’da işlem görebilmesi de aynı izin şartına bağlanıyor.
Böylece mevcut projelerin yeni kuralların dışında kalmasının önüne geçiliyor. Daha önce oluşturulan dijital varlıkların da saklama, dönüşüm ve işlem yapısı bakımından düzenleyici incelemeden geçmesi gerekecek.
Kamusal gözetimin güçlü tutulması yatırımcı güveni açısından önemli olabilir. Yine de Bakanlık uygun görüşünü sınırsız bir devlet garantisi gibi okumamak gerekiyor.
Düzenleme, sürecin hangi kurumların denetiminde ilerleyeceğini belirliyor. Olası kayıp, saklama sorunu, teknik arıza veya piyasa riskleri karşısında yatırımcıların hangi korumalara sahip olacağı henüz açıklanmış değil.
Garanti, sigorta, sorumluluk paylaşımı ve yatırımcı tazmin mekanizmaları uygulama esaslarında ayrıca ele alınmak zorunda.
KMTS neden aynı düzenlemenin içinde bulunuyor
Tebliğin ikinci önemli bölümü Kıymetli Maden Takip Sistemiyle ilgili geçiş hükümlerinden oluşuyor.
Başvuru değerlendirme süreci devam eden belirli Türkiye yerleşik tüzel kişilere KMTS kapsamında üretim zorunluluğu getiriliyor. İlgili rafinerilerin bir ay içinde Darphane’ye kayıt için başvurması gerekiyor.
Darphane’nin kayıt onayının ardından daha önce üretilmiş ve henüz satılmamış standart işlenmemiş kıymetli madenlerle basılı kıymetli madenlerin de bir ay içinde sisteme kaydedilmesi isteniyor.
Burada bütün rafinerilere aynı anda getirilen genel bir yeni yükümlülükten söz etmek doğru olmaz. Geçici madde, önceki düzenleme kapsamında Bakanlığa başvurmuş ve değerlendirmesi devam eden belirli kuruluşları kapsıyor.
KMTS zaten Darphane tarafından yürütülen bir kayıt sistemi. Rafinerilerin, üretim tesislerinin ve ürün bilgilerinin sistemde tanımlanmasına yönelik usul ve esaslar daha önce yayımlanmıştı.
Dijital kıymetli maden ile KMTS hükümlerinin aynı tebliğde buluşması anlamlı.
Dağıtık defter üzerindeki kaydın güvenilir olabilmesi için dayanak oluşturan fiziki varlığın da doğru tanımlanması gerekiyor. Saflık, ağırlık, üretici, ürün kaydı ve saklama bilgisi netleşmeden dijital temsil tek başına yeterli güven yaratamaz.
KMTS fiziki madenin kayıt disiplinini güçlendiriyor. Dağıtık defter sistemi ise dijital varlığın transfer ve kayıt katmanını oluşturuyor.
Aradaki bağlantının teknik olarak nasıl kurulacağı henüz açıklanmadı. Yine de iki kayıt dünyasının birbirine yaklaştığı görülüyor.
Bu düzenleme bir RWA adımı sayılabilir mi
Gerçek dünya varlıklarının tokenizasyonu, fintek sektöründe RWA olarak adlandırılan geniş bir alanın parçası.
Altın, tahvil, fon payı, gayrimenkul hakkı veya ticari alacak gibi fiziksel ya da geleneksel finansal varlıkların dijital kayıtlar üzerinden temsil edilmesi bu başlık altında değerlendiriliyor.
Yeni tebliğ “RWA” veya “tokenizasyon” ifadelerini kullanmıyor. Hukuki metnin tercih ettiği kavram “dijital kıymetli maden”.
Buna rağmen düzenlemeyi Türkiye’nin RWA alanındaki en somut adımlarından biri olarak yorumlamak mümkün.
Çünkü ilk kez fiziki karşılığı bulunan bir varlığın dağıtık defter teknolojisi üzerinde temsil edilmesi, kurumsal dönüşüm süreci ve Borsa işlemi aynı hukuki çerçevede buluşuyor.
Buradaki RWA tanımı resmî bir sınıflandırmadan çok sektörel bir yorum.
Bence düzenlemenin gerçek değeri de havalı bir tokenizasyon söyleminden gelmiyor. Fiziki varlık ile dijital kayıt arasında denetlenebilir ve hukuken tanınan bir bağ kurulmasından geliyor.
RWA piyasalarının en zor sorusu teknolojinin nasıl çalışacağı kadar basit.
Ekranda görünen dijital kaydın karşılığındaki varlık gerçekten orada mı?
Türkiye’nin yaklaşımı, cevabı Darphane veya Borsa nezdindeki saklama ile merkezi takas sürecinde arıyor.
Küresel dijital altın modellerinden nasıl ayrılıyor
Dünyada fiziki altına dayalı dijital ürünler uzun süredir kullanılıyor.
PAX Gold ürününde her PAXG, Londra’daki profesyonel kasalarda saklanan bir ons yatırım sınıfı altını temsil ediyor. Paxos, rezerv yapısına ilişkin düzenli raporlar ve bağımsız doğrulama belgeleri yayımlıyor. Token farklı blockchain ağlarında transfer edilebiliyor.
Tether Gold tarafında da her XAUT bir ons fiziki altınla ilişkilendiriliyor. Rezervlerin varlığına ilişkin doğrulama raporları paylaşılıyor.
Türkiye’nin yeni çerçevesi ise farklı bir dağıtım mantığı kuruyor.
Merkezde özel ihraççının halka açık ağlarda dolaşan tokenı yerine Darphane veya Borsa’daki fiziki saklama, merkezi takas kuruluşu, Borsa üyeleri ve Bakanlık uygun görüşü bulunuyor.
Bu fark Türkiye’deki modelin “devlet garantili token” olduğu anlamına gelmiyor. Tebliğ böyle bir güvence tanımlamıyor.
Daha doğru ifade, kamusal piyasa kurumlarının merkezde olduğu kontrollü bir dijital kıymetli maden yapısının kurulmaya hazırlanması olur.
Küresel ürünler cüzdanlar ve kripto platformları üzerinden daha geniş bir dolaşım alanı sunabiliyor. Türkiye’nin modeli ise ilk aşamada kurumsal piyasa altyapısı ve Borsa üyeleri arasındaki transferle sınırlandırılıyor.
Hangi yaklaşımın daha güçlü olduğu kullanım amacına göre değişebilir. Açık ağlar erişimi büyütebilir. Kurumsal altyapı ise kayıt, gözetim ve uyum tarafında daha sıkı bir başlangıç sunabilir.
Yastık altındaki altın hemen dijitalleşmeyecek
Düzenlemenin ardından en çok kullanılan söylemlerden biri yastık altındaki altının dijital ekonomiye kazandırılacağı yönünde.
Türkiye’de hanelerin elindeki altın miktarına ilişkin farklı tahminler bulunuyor. Kesin ve güncel bir resmî envanter olmadığı için tek bir rakamı mutlak gerçek gibi kullanmak sağlıklı olmaz.
Daha önemlisi, yayımlanan tebliğ evlerdeki altını sisteme toplayan bir mekanizma tanımlamıyor.
Düzenleme belirli saflık ve ağırlığa sahip işlenmemiş kıymetli madenleri kapsıyor. Fiziki karşılığın Darphane veya Borsa nezdinde saklanmasını şart koşuyor.
Evde tutulan bilezik, çeyrek altın, ziynet ürünü veya farklı ayardaki madenlerin bu sisteme doğrudan girmesi mümkün görünmüyor. Önce teslim, analiz, saflık tespiti, standartlaştırma ve kurumsal saklama gibi süreçlerin kurulması gerekir.
Bu süreçlerin hiçbiri yeni tebliğde ayrıntılandırılmıyor.
Dijital kıymetli maden altyapısı ileride yastık altındaki tasarruflar için yeni bir kanal sağlayabilir. Ancak düzenlemenin tek başına evlerdeki altını finansal sisteme taşıyacağını söylemek için erken.
İnsanların fiziki altını sisteme teslim etme kararını teknoloji kadar güven, maliyet, mahremiyet, vergi algısı ve geri alma hakkı belirleyecek.
Bankalar için olası alanlar nerede oluşabilir
Tebliğ bankalara hazır bir dijital altın ürünü sunma yetkisi vermiyor. Perakende müşteriye yönelik dağıtım modelini de açıklamıyor.
Buna rağmen bankalar ileride kurulacak piyasanın önemli dağıtım kanallarından biri olabilir.
Bankacılık uygulamalarında dijital kıymetli maden bakiyesi gösterilebilir. Yetkili kurumlar üzerinden alım ve satım emirleri iletilebilir. Fiziki karşılığı doğrulanabilen yeni tasarruf ürünleri geliştirilebilir.
Dijital kıymetli madenlerin kredi teminatı olarak kullanılması veya kurumsal işlemlerde mutabakat varlığına dönüşmesi de konuşulabilecek senaryolar arasında.
Ancak bunlar tebliğin yürürlüğe soktuğu uygulamalar değil.
Teminat değeri, risk ağırlığı, muhasebe yöntemi, müşteri varlıklarının saklanması ve bankaların işlemdeki rolü ayrıca düzenlenmek zorunda.
Borsa’nın uygulama esasları açıklanmadan bankaların hangi ürünleri geliştirebileceği konusunda kesin bir hükme varılamaz.
Fintekler için fırsat token çıkarmaktan ibaret görünmüyor
Yeni düzenleme fintek şirketlerine doğrudan dijital kıymetli maden ihraç etme hakkı tanımıyor.
Dönüşüm merkezi takas kuruluşlarına bırakılıyor. Borsa işlemi Bakanlık uygun görüşüne bağlanıyor. Transfer alanı Borsa üyeleri üzerinden tanımlanıyor.
Finteklerin olası rolü daha çok teknoloji ve hizmet katmanlarında ortaya çıkabilir.
Kurumsal sistemlerin birbirine bağlanması, dijital kimlik, işlem izleme, rezerv mutabakatı, güvenli cüzdan altyapısı, siber güvenlik ve düzenleyici raporlama yeni piyasanın ihtiyaçları arasında yer alabilir.
Müşteri deneyimi tarafında da sade arayüzler, portföy takibi, otomatik birikim planları ve kurumlar arasında veri aktarımı gibi alanlar oluşabilir.
RegTech şirketleri için özellikle güçlü bir ihtiyaç doğabilir. Fiziki rezerv ile dijital arzın sürekli eşleştirilmesi, şüpheli işlemlerin izlenmesi ve kayıtların kurumlar arasında tutarlı kalması ciddi bir teknoloji yükü yaratacaktır.
Bütün bu alanlar şimdilik potansiyel taşıyor. Hangi şirketlerin sisteme hizmet verebileceği, gereken lisanslar ve dış hizmet koşulları henüz açıklanmadı.
Fintek ekosistemi açısından gerçek fırsat, dijital varlığı çıkarmaktan çok güvenli biçimde çalışmasını sağlayan altyapıyı kurmak olabilir.
Dijital temsil likiditeyi tek başına getirmeyecek
Bir varlığın dijital hale gelmesi, otomatik olarak güçlü bir piyasaya kavuşacağı anlamına gelmiyor.
Transfer teknik olarak hızlanabilir. Küçük birimlere bölünme mümkün olabilir. Kayıt süreçleri sadeleşebilir.
Buna karşılık yeterli sayıda alıcı, satıcı ve piyasa yapıcı bulunmadığında likidite zayıf kalabilir. Alış ve satış fiyatı arasındaki fark açılabilir. Fiziki altınla dijital kıymetli madenin fiyatı arasında sapmalar oluşabilir.
Bu nedenle işlem saatleri, fiyat referansı, piyasa yapıcılık, fiziki dönüşüm ve arbitraj mekanizmaları büyük önem taşıyor.
Tebliğ bu konuları düzenlemiyor.
Borsa İstanbul’un mevcut kıymetli maden piyasası deneyimi güçlü bir başlangıç noktası sağlayabilir. Ancak dijital ürünün ne kadar likit olacağını teknolojiden çok piyasa kuralları ve katılımcı sayısı belirleyecek.
Dijital kayıt hareket kabiliyeti sağlar. Likiditeyi ise gerçek alım ve satım talebi oluşturur.
Fiziki dönüşüm hakkı güveni belirleyebilir
Dijital kıymetli madenin yatırımcı açısından en önemli özelliklerinden biri fiziki varlığa dönüşüm modeli olacak.
Yatırımcı elindeki dijital birimi fiziki altına çevirebilecek mi?
Dönüşüm yalnızca Borsa üyelerine mi açık olacak?
En düşük teslim miktarı ne kadar olacak?
İşlem, saklama ve teslim ücretleri nasıl hesaplanacak?
Altın hangi biçimde teslim edilecek?
Tebliğ bu sorulara cevap vermiyor.
Fiziki dönüşüm hakkı bulunacaksa koşulların erişilebilir ve açık biçimde anlatılması gerekir. Yüksek minimum teslim miktarı, bireysel kullanıcıların bu imkândan yararlanmasını zorlaştırabilir.
Fiziki teslim yolu kurulmayacaksa yatırımcının dayanak varlık üzerindeki ekonomik ve hukuki hakkının nasıl tanımlandığı ayrıca önem kazanacaktır.
Dijital altının güveni yalnızca kasada altın bulunmasına dayanmaz. Yatırımcının o rezervle arasındaki hukuki bağın anlaşılır olmasına da bağlıdır.
Şeffaflık zincir üzerindeki kayıtla tamamlanmıyor
Dağıtık defter teknolojisi, işlemlerin izlenebilir ve değiştirilmeye karşı dayanıklı biçimde kaydedilmesine yardımcı olabilir.
Ancak fiziki altın zincirin dışında kalır.
Rezervin gerçekten saklanıp saklanmadığı, aynı varlığın birden fazla dijital kayda dayanak yapılıp yapılmadığı ve saklama koşullarının yeterli olup olmadığı ayrıca denetlenmek zorunda.
Yeni sistemin güvenilirliği için dijital arz ile fiziki stok düzenli olarak karşılaştırılmalı. Rezerv raporlarının hangi sıklıkla hazırlanacağı ve kamuoyuyla ne ölçüde paylaşılacağı açıklanmalı.
Bağımsız kontrolün rolü de önemli olacak.
Yatırımcı ekranında gördüğü dijital varlığın karşılığının kasada bulunduğunu nasıl doğrulayacak?
Bu soruya yalnızca “blockchain üzerinde kayıtlı” cevabı vermek yeterli olmaz.
Dağıtık defter dijital hareketi gösterir. Fiziki rezervin güvenini saklama, denetim ve hukuki haklar sağlar.
Henüz yanıt bekleyen temel sorular
Yeni tebliğ yönü gösteriyor. Piyasanın günlük işleyişine ilişkin ayrıntıların büyük bölümü açıklanmayı bekliyor.
Hangi kıymetli madenlerin ilk aşamada sisteme alınacağı bilinmiyor. Kullanılacak dağıtık defter altyapısı belirtilmedi. Dijital birimlerin büyüklüğü ve teknik standardı açıklanmadı.
Bireysel yatırımcının erişim kanalı, işlem saatleri, fiyatlama yöntemi, piyasa yapıcılar ve ücretler henüz belli değil.
Fiziki teslim, geri dönüş, rezerv raporlaması ve yatırımcı haklarına ilişkin kurallar da yayımlanmadı.
Vergi ve muhasebe uygulaması konusunda özel bir hüküm bulunmuyor. Dijital kıymetli madenlerin teminat, ödeme veya kurumsal mutabakat aracı olarak kullanılıp kullanılamayacağı da netleşmedi.
Dolayısıyla 29 Temmuz tarihli düzenlemeyi tamamlanmış bir dijital altın piyasası gibi okumamak gerekiyor.
Karşımızda hukuki başlangıç noktası var.
Ürünün gerçek yapısı, Borsa’nın hazırlayacağı uygulama esasları ve yetkili kurumların geliştireceği hizmetlerle ortaya çıkacak.
Türkiye kontrollü tokenizasyon yolunu seçiyor
Dünyadaki birçok dijital varlık projesinde süreç teknoloji şirketleriyle başladı. Ürün önce geliştirildi, piyasa oluştu ve düzenleyiciler daha sonra devreye girdi.
Türkiye ters yönde ilerliyor.
Önce hukuki sınır çiziliyor. Fiziki saklama noktaları belirleniyor. Dönüşümü yapabilecek kurumlar tanımlanıyor. Borsa işlemi Bakanlık görüşüne bağlanıyor. Teknik ve operasyonel kurallar daha sonra hazırlanıyor.
Yaklaşım ürün geliştirme hızını sınırlayabilir. Buna karşılık saklama, kayıt ve gözetim tarafında daha güvenli bir başlangıç sağlayabilir.
Benim açımdan düzenlemenin en önemli tarafı, dağıtık defter teknolojisini finansal sistemin dışına itmemesi.
Teknoloji Darphane, Borsa ve merkezi takas altyapısının bulunduğu kurumsal piyasa düzeninin içine alınıyor. Böylece dijitalleşme ile geleneksel finans arasında daha somut bir köprü kuruluyor.
Türkiye altının dijital temsiline kapı açarken kontrolü baştan kamusal piyasa kurumlarının çevresinde tutmayı seçiyor.
Asıl sınav uygulama esaslarında başlayacak
Dijital kıymetli maden düzenlemesi Türkiye’nin RWA yolculuğu açısından önemli bir başlangıç.
Yine de başarısını tebliğin kendisi belirlemeyecek.
Borsa’nın hazırlayacağı kurallar, yatırımcıya sunulan haklar, işlem maliyetleri, fiziki dönüşüm yolu ve rezerv şeffaflığı sistemin geleceğini belirleyecek.
Kullanıcı yeni ürünü mevcut altın hesaplarından, fonlardan veya Darphane Altın Sertifikası’ndan daha kullanışlı bulmalı. Kurumlar teknik entegrasyonun yanında sağlam bir güven modeli kurmalı.
Daha hızlı transfer tek başına yeterli olmayacak.
Daha düşük maliyet, açık mülkiyet hakkı, güvenilir saklama, şeffaf fiyat ve kolay erişim birlikte sunulmak zorunda.
Düzenleme henüz yastık altındaki altını ekonomiye kazandıran hazır bir mekanizma kurmuyor. Bankalara yeni ürün izni vermiyor. Fintekleri token ihraççısı olarak yetkilendirmiyor. Programlanabilir altın veya dijital teminat uygulamasını başlatmıyor.
Bunların gerçekleşebilmesi için daha fazla düzenleme, ürün tasarımı ve piyasa altyapısı gerekiyor.
Yine de önemli bir eşik geçildi.
Türkiye, fiziki kıymetli maden ile dağıtık defter kaydı arasındaki hukuki bağlantıyı ilk kez bu kadar açık biçimde tanımladı.
Şimdi gözler Borsa’nın hazırlayacağı uygulama esaslarında olacak. Çünkü kapının açılması önemli bir başlangıç. İnsanların güvenerek kullanacağı gerçek bir finansal ürün yaratmak ise hikâyenin asıl bölümünü oluşturacak.



